Ülkece kuşatılmışlıktan kapatılmaya doğru doludizgin bir süreç, yaşanılan/yaşatılan...

Önce toplumun sinir uçları duyarsızlaştırıldı, şiddet sarmalı kalıcı hale getirildi, ölüm kutsandı ve sonunda kötülük sıradanlaştı...

Yıllarca, “Ne istedilerse veren!” irade, kendisine karşı yapılan 15 Temmuz (Valkyrie*) Operasyonu ardından, “ne istedilerse veremeyecek” durumdaki; siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, gazeteler, televizyonlar (hatta çocuk kanalına bile tahammül gösteremeyip), gazeteciler, yazarlar, çizerler, öğretmenler, akademisyenler kısacası kendi bekası için varoluşsal risk olarak gördüğü tüm muhalif kişiler ve kurumları hedefine koydu!

Peki ne uğruna?

Zaten “ne istedilerse yapan!”, ülkeyi babasının çiftliği gibi gören, 1şebeke 15 yıldır iktidarda değil mi?

Büyük bir melanet!

Hizmete himmet ettikleri onca seneden sonra bir kusurumuz varsa affola!

Normal şartlarda cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerinin 2019 yılında yapılacağı ve isterse bir dönem daha seçime girebileceği varsayılırsa; hem cumhurun başkanı hem de fiilen yürütmenin başkanı olarak "ne isterse yapabilecek!" konumundaki reis, bu son anayasa değişikliğini hangi nedenle bu kadar çok arzuluyor acaba?

Çok bunaldıkları için olmasın be reis!

Yerleşik ahlak algısının irrasyonalizasyonundan, cinsiyet ayrımcılığı/homofobi ve kadın düşmanlığından, yolsuzluk ve rüşvetin kurumsallaşmasından, siyasal ve toplumsal kutuplaşmadan, ekonomik gerilemeden, gelir dağılımdaki uçurumun artmasından, yozlaşmış askeri/sivil bürokrasiden, vesayet altına alınan yargıdan, sermayenin el değiştirmesinden, ekosistemin ve tüm canlı habitatının tahribatından (ki en son kendileri bile şehircilik açısından sınıfta kaldıklarını kabul etme noktasına geldiler) sonra; özgürlük ve güvenlik tahterevalinde, katı güvenlikçi paradigmaların dayatılması ile en basitinden demokrasiden ve evrensel insan hakları ilkelerinden bile uzaklaşılarak totaliter bir rejim kurgusuna doğru şanzımanı dağıttık, freni patlattık yokuş aşağı gidiyoruz!

2010-2015 arasında 432 faili meçhul yaşandı, 1299 kişi yargısız infaz edildi.

9 il ve 35 ilçede sokağa çıkma yasağı uygulandı. 78 çocuk, 69 kadın 338 sivil yurttaş yaşamını yitirdi.

2002-2015 arasında 13 bin 928 kadın cinayeti gerçekleşti.

2010-2015 arasında 16-17 yaş arası 232 bin 313 kız çocuğu evlendirildi. 2015'de 15-16 yaş arası 17 bin 789 çocuk doğum yaptı. Çocuk istismarına ait sağlıklı verilere ise ulaşamıyoruz! Sadece davaların katbekat arttığını söylemekle yetinelim.

2008'den bugüne 47 trans birey öldürüldü. 35 trans birey ise intihara sürüklendi.

Efendinin tahakküm içeren pespaye söylemlerine boyun eğişin, müptezel ve sakil bir erdemlilik halinde rıza gösterişinden ötürü değil midir ki; bu ülke bizim değil, bizi öldürmek isteyenlerin ülkesidir, artık!

Kaç HDP/DBP'li belediyeye kayyum atandı, kaç eşbaşkan, partili ve milletvekili tutuklandı? Yargı kararları sabahtan akşama değiştiğinden artık karışmaya başladı!

Cezayir'in Fransa'ya karşı verdiği ulusal kurtuluş mücadelesinde Jean Paul Sartre, Fransız halkını devletlerine karşı sivil itaatsizliğe ve Cezayir halkı ile dayanışmaya çağırınca tutuklanmasını isteyenlere Cumhurbaşkanı De Gaulle, “Sartre Fransa'dır!” diye karşı çıkarken, dünün mağduru bugünün mağrur müstebiti “sen kim oluyorsun!” diyebilir, o halde!

30 bin 470 öğretmen, 3 bin 957 akademisyen, 3 bin 456 hakim ve savcı ihraç edildi.

2002-2015 yılları arasında 184 gazeteci tutuklandı, 2 Şubat 2017 itibarı ile 150 gazeteci halen cezaevlerinde.

112 bin 24 internet sitesi kapatıldı.

Eh tabi kanun hükmünde kararnameleri anayasaya aykırılık açısından bile değerlendirilemeyen olağanüstü 1hal var elimde! Astığım astık, kestiğim kestik, çaldığım düdük size ne?

Düpedüz bir delilik! İçine düşülen cinnet hali, toplumdaki yarılmayı ve sonuçlarını bile düşünmeden; kendinden olmayan, kendi gibi olmayan ve kendi gibi eylemeyen herkesi ve her şeyi şedit bir şekilde yok etmeye odaklanmış bir paranoya içinde, uygulanan cadı avı tam bir amok koşusuna dönüşmüş durumda...

Vicdanlar kurudu mu, izan ve insaf kayboldu mu 1kere; varlık ve yokluk arasında arafta kalırsın!

Vasat bir soysuzluk panayırında, cambaza bakakalıp, büyülenirsin ve bu vasattaki kaçınılmaz olan tek olgu, sonsuz kere hiçliktir...

Estirilen korku ve panik havasıyla, tüm erdemler ve ahlaki normlar değersizleşir... Sütre iner gözlere ve kulaklar duyarsızlaşır çığlıklara; körlük ve sağırlığa alıştın mı 1kere, gayri değme pespayeliğin keyfine!

Sustukça, sıranın önünde sonunda sana da geleceğinin idrakine varmadın mı daha?

Belleklerinize nüfuz eder, üzerimize siner, silik bir kişilik; sen sustukça, o öylece durdukça! Tahakküm ussallaştırılırken, topluca uysallaşırız...

Peki bu durum sürgit devam ettirilebilir mi? Baskı ve zulüm ne kadar sürdürülebilir?

Peki ya, bu sıkışma haline daha ne kadar katlanılabilir?

Ya sıra sana geldiğinde, dayanabilecek misin canım kardeşim?

Yapılan kıyıma, kıyama durma zamanı değil mi, artık?

Hayır deme vakti, gelmedi mi, sence?

________________________

*Bknz. 20 Temmuz 1944'te Adolf Hitler'e yönelik Schwarze Kapelle (Siyah Orkestra) üyelerince yapılan başarısız suikast ve darbe teşebbüsü

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderene aittir.