25 Haziran 2011 Cumartesi 14:38
Vah medyanın haline, vah vah vah!

Can Dündar NTV’de görünmeyişini kendi web sitesindeki Günce’sinde yazdı. Her ne kadar, Yani kovulmadım; istifa da etmedim; birkaç programla birlikte erken tatile girdim’ dese de, anlattıkları medyanın içerisine düşürüldüğü durumun vehametini yeterince ortaya koyuyor.

 

İşte Can Dündar’ın yazdıkları:


Uzuuun ve yorucu bir yılın sonunda (bizim yılsonumuz yaz başı oluyor, öyle değil mi) tatile attım kendimi…

“Tatil” dediğime bakmayın; “Rutin çalışmalara ara verip daha verimli çalışabilmek için sahile indim” demek daha doğru…

Son dönem yaşadıklarımın basındaki yansımalarını siteden izlemişsinizdir.

Burada biraz dertleşmek isterim:

 

* * *     

 

Birkaç yerde daha söyledim:

NTV’de 5 yıldır program yapıyorum.

Meslekte 30 yılı aştım. Bu kadar huzurlu çalıştığım bir başka işyerim olmadı.

Yöneticilerden ve çalışanlardan sadece dostluk ve destek gördüm. Ve bunu söylerken de hep kulak mememi çekiştirip tahtalara vurdum. Nazar olacak diye korktum.

Muhtemelen pek çok ricayı, itirazı, baskıyı göğüslediler; bana yansıtmadılar. Bana ve arkadaşlarıma rahat bir çalışma alanı sundular.

Onlara şükran borçluyum.

Öte yandan, ben de bu krediyi kötüye kullanmamaya gayret ettim. Şahsi fikirlerimi gazetedeki köşemde ifade ederken, NTV Ana Haber’in, kurumsal bir kimliği temsil ettiğinin bilinciyle herkese eşit mesafede durmaya, subjektif yorumlarımı habere karıştırmamaya özen gösterdim.

Bunun, düşünen-yazan bir insan için ciddi bir ikilem olduğunu tahmin edersiniz.

Yine de büyük oranda üstesinden geldiğimizi düşünüyorum. Gelen olumlu tepkiler, izlenme oranları ve özellikle son aylarda artan ödüller bunun yansımaları…

 

* * *

 

Seçim döneminde bu ince çizgiyi korumak birkaç nedenle zorlaştı:

Öncelikle ortam çok gerginleşti. Tahammül sınırları daraldı.

Karşıt görüşten iki konuğu ağırlayıp medenice tartışabilme imkânı kalmadı.

“Onunla çıkmam, tek gelirim”,

“Onları çağırırsanız bizi unutun”,

“Gelirim ama şu şartla” pazarlıkları, dayatmaları başladı.

Siyasetçiler elde kronometre “Kim ne kadar çıktı”yı ölçer oldu. “Kime, hangi soru neden soruldu” meselesi soruşturuldu. Sonuçlar, kötü niyet arayan bir kuşkuculukla değerlendirildi.

Bu arada hükümet üyelerinin icraat anlatma iştahı kabardı.

Bir yandan da örgütlü izleyici tepkisi ile muhalif konuklar ve “sakıncalı konular”, psikolojik baskı altına alındı.

Kutuplaşma doruğa çıkarken taraf olanların işi kolaydı; asıl zorluk, NTV gibi bunca zaman herkes nezdinde itibarlı bir pozisyonu koruyabilmiş olanlarındı.

Hepimiz zorlandık:

Patronundan yöneticisine, editöründen muhabirine kadar…

Beğenmediği yayın organlarının sahibini Maliye kanalıyla en ağır şekilde cezalandıran bir iktidar karşısında hangi patron dik durabilir ki?

Yöneticiler, yazarlar, programcılar, her attıkları adım, yazdıkları yazı, çıkardıkları konukla, çalıştıkları kurumu riske attıklarını hissederek nasıl gazetecilik yapabilir ki?

Böyle bir baskıya kim, ne kadar direnebilir ki?

 

* * *

 

Son turda, alıngan ve talepkâr siyasetçilerin müdahalesi hepten yoğunlaşınca, sezon boyunca hiç yaşamadığımız zorlukları yaşamaya başladık: Konu tercihinden, konuk seçimine kadar…

Üzerinde yürüdüğümüz ip, kopmak üzereydi. Sadece NTV’de bizlerin değil; tüm medyanın ve gazetecilerin…

İşte bu ortamda, birkaç programın erken tatile çıkarılmasından sonra, ben de hem kanalı sıkıntıya sokmamak, hem kendimi korumak adına bu “imkândan” yararlanmak istedim. Erken tatil talep ettim.

Uzun süre dış müdahalelere karşı bana kanat geren kanal yönetimi de anlayış gösterdi ve öngörülenden 3 hafta önce tatile girdim.

Yani kovulmadım; istifa da etmedim; birkaç programla birlikte erken tatile girdim.

 

* * *

 

Bundan sonra ne olur?

Açıkçası bilemiyorum.

Bunun cevabı ne bende ne NTV’de…

Bunun cevabı, medya düzeninin böyle gidip gitmeyeceğinde…

Eğer bu zihniyet ve bu yapıyla devam edilecekse, hakkıyla gazetecilik yapabilme imkânı hiç kalmayacak demektir. Muhtemelen “son haberciler” de piyasadan çekilecek ve ciddi kanallar eğlence sektörüne yönelecektir.

Öte yandan birkaç yazıda belirttiğim gibi, yılıp bırakmanın, “mevzileri boşaltmanın” da kolaycılık olduğunu düşünüyorum.

Koşulları zorlamamız gerektiğine inanıyorum.

Ve bunun şartlarını araştırıyorum.

 

* * *

 

Bir yandan da, evet, son birkaç yazdır yaptığım gibi, tatilde yalın ayaklı, saçlı sakallı bir inzivaya hazırlanıyorum.

Yeni bir kitap çalışması için kolları sıvadım, kaynaklarımı masama sıraladım, kalemi elime aldım.

“Lüsyen”, geçen yıl böyle bir inzivadan çıkmıştı. Her şey yolunda giderse yakında yeni bir kitapla karşınızda olacağım.

Arada yine gelişmeleri yazarım.

Bilvesile hepinize iyi bir yaz dilerim.

 

(NOT: Bu arada Twitter’da aktif bir hesabım olmadığını, buradan bir kez daha hatırlatayım. Birileri benim adıma özlü sözler yazıp tartışmalar yürütüyor, tebrikleri kabul ediyor, randevu dağıtıyor. Yasal yolları deniyorum, aman kanmayın!)

Demokrat Haber'in notu: Bizim twitter hesabımıza buradan ulaşabilirsiniz:)))
http://twitter.com/#!/DEMOKRATHABER

 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderene aittir.