İstanbul-Kandil hattında Erbil

Murat Karayılan ile yaptığı söyleşiyi kendi sitesinden yayınlayan (BURADA >>>>) Avni Özgürel izlenimlerini ise Radikal’deki köşesinde ele aldı:

 

İSTANBUL-KANDİL HATTINDA ERBİL
Her ne sebepten bilinmez, Kandil denildiğinde Türkiye’deki genel algı kuş uçmaz, kervan geçmez sarp fakat önemsenecek oranda büyüklüğünden söz edilemeyecek kaya yığınıdır... İstanbulluların “Çamlıca Tepesi kadar değil herhalde...” diye düşünebildiği; Ankaralıların gözünde Altındağ’dan hallice Elmadağ cesametinde diye canlanan; benim de yıllar önce olsa olsa Uludağ ya da Erciyes büyüklüğünde zannedip “Neden TSK vuramıyor” diye homurdandığım ama rahmetli Org. Eşref Bitlis’in gösterdiği haritaya bakınca şaşırıp kaldığım yer Kandil... Hakkâri’ye 60 kilometre mesafede, Irak ve İran’a uzanan kısmıyla Lüksemburg genişliğinde; yani 3000 kilometrekare... Ve PKK’nın 1000 kilometrekaresini kontrol ettiği dağ silsilesi... 

 

Barzani’nin Erbil’i
Toz bulutunun örttüğü Erbil’e indiğimde doğrusu önceki gidişlerimden farklı bir manzarayla karşılaşmadım... Şehir kelimenin tam manasıyla şantiyeye dönmüştü. Oteller, AVM yapıları, ana caddelerde boydan boya uzanan çoğu Türkiye’den giden malların satıldığı mağazalar, asfalt çalışmaları vs. Beş sene önce senaryosunu yazdığım Büyük Oyun adlı sinema filminin çekimi için giden ekibin kaydettiği görüntülerin yerinde yeller esiyordu. Şehir içinde en geniş arazi Neçirvan Barzani’nin ikametgâhının da olduğu güvenlik duvarlarıyla çevrili yer... Yüzlerce dönüm... Irak savaşı sırasında burayı Celal Talabani kontrol etmiş ama Barzani’nin isteği üzerine Türkiye Talabani’ye orayı tahliye ettirmiş.

 

Kuzey Iraklı Kürtlerin Barzani’nin liderliğinden ve idaresinden hoşnut olmaları için her sebep mevcut dersem yalan olmaz. Hemen her evde en az bir kişiye şehit ailesi vs. denilerek maaş verilen, herkese 20 bin $ uzun vadeli konut kredisi açılan –ayda 100 $ taksitle-, peşmerge kadrosuna alınanlara ayda bir hafta nöbetçilik yaptırılıp 800 $ maaş verilen yer Irak. Evlere un, şeker, yağ, baklagiller gibi temel gıda maddelerinin yanı sıra ayda 30 litre benzinin bedava verildiği yer... Kısacası insana ‘Daha ne olsun’ dedirten bir bölge...

 

Barzani bunu şan olsun diye, bonkörlüğünden yapmıyor tabii. Kuzey Irak, her gün onlarca insanın bombalı saldırılarda hayatını kaybettiği Bağdat çevresi ve diğer kentlerle kıyaslandığında Irak’ın ‘muhalefetten arındırılmış’, huzurlu sayılabilecek tek bölgesi. Elektrik problemi var. Büyükçe jeneratör alıp kendi oturduğu sitedeki evlere sayaçla elektrik satan ‘müteşebbisler’ var burada. 4 amperi 10 bin dinar!.. Bir not da benzin fiyatlarıyla ilgili... Erbil’de mazot benzinden pahalı. En cüsselisinden Toyota Land Cruiser’in fiyatı 40 bin $ Kuzey Irak’ta.

 

Kuzey Irak’ta gazetecilik yapan, Türk-Kürt yakınlaşmasına yönelik girişimlerin neredeyse tamamında görev almış Rebwar Kerim’le otelde buluşup birlikte bir kafeye gidiyoruz. Erbil’de yeni açılan ve halihazırda en lüks otel olarak bilinen, Koç grubunun ‘Divan’ının önünden geçip benzerine İstanbul’da Bebek’te, Etiler’de, Nişantaşı’nda rastlayabileceğiniz şık bir yer. Kızlı erkekli gruplar masalarda, fonda günün moda şarkıları var.

 

Rebwar anlatıyor: “Burası hızla gelişiyor. Ekonomisi gelişiyor, siyaseti yerli yerine oturuyor. Irak’ın yani Bağdat merkezi idaresinin çalkantıları buraya yansıyor. Maliki meselesi, petrol satışlarından kuzeyin payının ödenmesinde aksamalar vs. Ankara’yla ilişkiler fevkalade olumlu bir noktada. Burada Türk yatırımcıdan geçilmiyor. Adım başı bir site inşaatı, otel tesisi var. Üretim alanında arzu edilen hamle yapılabilmiş değil ama bunun için gerekli zemin oluşuyor. Türkiye’yle aramızda tek sorun PKK. İki tarafın en hassas olduğu mevzu bu.” 

 

Kandil... Kandil

Rebwar, Kandil’e gitmek için Erbil’e geldiğimi biliyor elbette. Gelmek için girişimde bulunduktan sonra evet cevabını alıp kendisini aradığımda PKK’nın ‘evet’ cevabı verdiğine inanmakta zorlanmış, Murat Karayılan’la görüşmeyi beklememem konusunda uyarmıştı. Ona göre gerek Türkiye’nin operasyonları gerekse Barzani’nin baskılaması neticesi örgüt eskisi kadar rahat değildi. Keza Amerika’nın bölgeye bakışında PKK dün olduğu yerde değildi. Ben ne zaman Kandil desem deyim yerindeyse Rebwar bir şekilde lafı ağzıma tıkadı. Oraya nasıl gideceğimi, bana kimin rehberlik edeceğini, ne kadar kalacağımı, irtibatı nasıl kurduğumu öğrenmek bile istemedi. Sadece “Gelip otelden mi alacaklar” dedi; o kadar. Onunla birlikteyken beklediğim telefon geldi: “Sabah bir arkadaş gelip sizi alacak.” Rebwar, “Ağabey, erken kalkıp hazırlanırsın.. Ben iznini alayım” diyor. Kalkıp otele dönüyoruz.

 

Temiz, odalarında bütün Türk kanallarının ayarlı olduğu televizyon bulunan bir otel burası. Erkenden yatağa giriyorum. Zira kuvvetli bir ihtimalle sabah oldukça erken bir saatte almaya gelecekler.

 

Saat 06.00’da ayaktayım. Otelin kahvaltı salonuna iniyorum, benden başka kimse yok. Neden sonra geliyor çalışanlar. Hayırdır, neden ayaklandın bu saatte, diyorlar bakışlarıyla. Benim gözüm ise ana caddede otelin önünde duran araçlarda. Otel görevlisi beni odada arar bulamaz diye inip resepsiyondaki kişiye birilerinin beni almaya geleceğini, restoran salonunda olduğumu tembih ediyorum. Kahvaltı bitiyor. Saatler geçiyor. 08.00, 09.00, 10.00... Saat 14.00’te lobide otururken otel görevlisi gençten birine beni işaret ediyor. Hasan!..

 

Hasan, Türkiyeli bir Kürt. Yıllar önce PKK’ya katılmış, Kuzey Irak’a gelmiş ancak evlenip dağdan inmiş. Şimdi şoförlük yaparak geçimini sağlayan iki çocuklu bir aile reisi. Silahı elinden bırakmış olsa da örgütün güvenine sahip biri Hasan. Kendisine itimat edildiğinin göstergesi, Kandil’e gerek gazetecilik gerek sair maksatlarla yapılan ziyaretlerde karşılayıcı mevkiinde olan, keza servis hizmeti veren kişinin o olması... Gazetecilik dışında sebeplerle ziyaret deyince Türk, Iraklı, Amerikalı ve sair ülke siyasetçisinden istihbaratçısına pek çok kişinin zaman zaman farklı sebeplerle Kandil’e gitmek durumunda kaldığını unutmamak lazım.

 

Arazi vitesli bir aracı var Hasan’ın, onunla yola çıkıyoruz. “Geç saate kalmadık mı” diye soruyorum. “Bilemem, al dediler geldim” diyor. Ve açıklama yapıyor; aslında Kandil’e kısa bir yol da olduğunu ancak o yolda Barzani’nin adamlarının çok sıkı kontrol yaptıklarını, Kandil’e özellikle gazeteci ziyaretini engellemek istediklerini söylüyor. “O yüzden biraz dolambaçlı yani uzun yoldan gideceğiz. Çevirme olacağını sanmıyorum ama şayet olursa Türkiye’den PKK’ya kaçmış olan kardeşini aramaya geldiğini söyleyeceğim.” İtiraz etmeyi gerektiren bir şey değil yani. Ve yola revan oluyoruz... 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.