‘BDP'lilere yönelik haberler gazetecilik etiğine aykırı’

(Ekin KARACA / Bianet)

 

Takvim'de BDP'li Kürkçü'nün tatiliyle ve Sabah'ta Tuğluk'un çantasıyla ilgili çıkan haberleri değerlendiren gazeteciler ve akademisyenler, söz konusu haberlerde haber değeri olmadığını ve gazetecilik etiğine aykırı olduğunu söylediler.

 

Takvim gazetesinin iki gündür BDP Milletvekili Ertuğrul Kürkçü'nün sevgilisiyle tatilde çekilmiş fotoğraflarını manşetten vererek "Dağda kucak, plajda yatak" başlığını kullanmasını, Sabah gazetesinin Bağımsız Milletvekili Aysel Tuğluk'un Çağlayan Adliyesi'nde görülen KCK duruşmasına "Louis Vuitton" marka çantayla gelmesinde haber değeri görmesini, gazetecilik etiği açısından gazetecilerle ve öğretim üyeleriyle konuştuk.

 

İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevda Alankuş, gazetelerin akılları sıra, muh(a)bire dönüşen "vatandaş gazeteciliği" marifetiyle, "yaman çelişki" peşinde oldukları görüşünde.

 

Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç Dr. Esra Arsan ise Takvim gazetesinin insanların birbirini sevmesini, birbirine dokunmasını, beraber tatil yapmasını utanılacak bir şey gibi aktardığını, demek ki söz konusu "gazetecilerin" kısır bir hayal dünyası olduğunu ifade etti.

 

Tuğluk'un çantasında haber değeri görülmesini de eleştiren Arsan, "Bir vekilin eşyası, giysisi de o vekilin kamu parasını harcayarak yasadışı bir iş yaptığı anlamına gelmeyeceği için haber değeri taşımaz" dedi.

 

Habertürk gazetesinden Balçiçek İlter, Ertuğrul Kürkçü'nün özel hayatının hedef alınmasının gazetecilikle yakından uzaktan ilgisi olmadığını söylerken, Radikal'den Tuğrul Eryılmaz, bu tür haberleri yapanların gazeteci olmadığını, yapılanın da gazetecilik olmadığını ifade etti.

 

Anadolu Üniversitesi, İletişim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İncilay Cangöz, Takvim gazetesinin Kürkçü'nün tatil haberiyle kadın bedenini denetlemeye çalışan eril politikaya basın etiğini hiçe sayarak, birey hak ve özgürlüklerini yok ederek çok vulgar bir üslupla destek verdiğini söyledi.

 

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanvekili Turgay Olcayto ise hak haberciliğini ilke edinen gazetecilerin daha çok birbirlerine sarılması ve ilkeli yayıncılık etrafında birleşmeleri gerektiğini belirtti.

 

ARSAN: SEVMEK, DOKUNMAK UTANILACAK BİR ŞEY GİBİ AKTARILIYOR

Dijital dünyanın gelişmesiyle birlikte sıradan yurttaşların da görüntüleri medyaya servis etmesiyle bir tür "ajan yurttaş" gazeteciliği gündeme geldi. Bir vekil evliyse ve eşini aldatıyorsa bu dünyanın her yerinde haber değeri taşır. Çünkü insanlar aldatan kişinin kamuyu da aldatabileceğini düşünür.

 

Ama gazetecilik etiği açısından bekar birinin sevgilisiyle tatil yapmasının hiçbir haber değeri yoktur. Milletvekillerinin bazı şeylere dikkat etmesi gerekir ama burada dikkat edilmesini gerektirecek bir şey de yok.

 

Burada insanların birbirini sevmesini, birbirine dokunmasını utanılacak bir şey gibi aktarılıyor. Demek ki aslında bizim gazetecilerimizin çok kısır bir hayal dünyaları var.

 

KCK davası haberinde Aysel Tuğluk'un çantası da konu ediliyor. Bir vekilin eşyası, giysisi de o vekilin kamu parasını harcayarak yasadışı bir iş yaptığı anlamına gelmeyeceği için haber değeri taşımaz.

 

Bu vekilin kamu için toplanmış bir fonu kendi yararına harcadığını ispatlarsınız veya bu çanta bir şirketten hediye gelmiştir ve o vekil de o şirket lehine iş yapmıştır, bunu ispatlarsanız, bu gazeteciliktir. Burada BDP'ye karşı kampanya yürütülüyor. Abdullah Gül'ün karısı Hayrünisa Gül'ün kullandığı çanta da haber olmuştu ama kimse "Nasıl kullanır" demedi.

 

O gazetenin bağlı olduğu grubun kadın dergileri Louis Vuitton tanıtımı yapmıyor mu? Neden o zaman Aysel Tuğluk bu çantayı taşıyınca mesele oluyor?

 

Hedef gösterme, polisin verdiği bilgilerden yola çıkarak bire bir bunu araştırmadan haber yapmak artık Türkiye basınında çok yaygınlaştı. BDP vekilleri için "bunlar kötü, ahlaksız" söylemini destekleyecek bir alt yapı hazırlayacak psikolojik savaşın aracıdır bu yapılanlar.

 

BALÇİÇEK İLTER: HABERCİLİK DEĞİL

Ertuğrul Kürkçü'nün özel hayatının hedef alınmasının gazetecilikle yakından uzaktan ilgisi yok. Zaten alanlarımızın daraldığı şu günlerde gazetecilik açısından ciddi bir sınavdan geçiyoruz, bari bel altı vurmayalım.

 

Kürkçü'yü eleştirebiliriz ama adabıyla, ne söylediğimizden çok nasıl söylediğimiz önemli... Yapılanı sadece Kürkçü'ye değil yanındaki arkadaşına da ayıp olduğunu düşünüyorum.

 

Gelelim Aysel Tuğluk'un çakma çantasına... Dünyanın her yerinde bu bir magazin siyasi haberidir. Ama çifte standartlı olmayacaksın... Soldan başlayıp sağa kadar, kim ne takıyor ne giyiyor diye herkesi ifşa etmeye başlayacaksın. Aksi takdirde altında başka şeyler ararım, habercilik bu listeye girmez bile.

 

ALANKUŞ: AKILLARI SIRA BULDUKLARI "YAMAN ÇELİŞKİ"NİN PEŞİNDELER

Türkiye'deki rejimin meşruiyeti günden günde azalıyor. Bir ara Kürtlerin içinde olmadığı bir süreçle Kürt "sorunu" çözümlenmeye yeltenilmişti, nicedir ondan da vazgeçildi. Bu arada vazgeçmekle neler olup biteceğinin bilgisi hükümetin elindeymiş ki, "şehitliğin" tanımı sivilleri de kapsayacak şekilde genişletildi.

 

Düşünün Türkiye öyle bir ülke ki, ölümleri önlemek yerine, ölümleri kutsamayı böylelikle kabul edilir kılmayı, ölü seviciliği, bunlarla ilgili hiç bir sorumluluk üstlenmemeyi, sorumluluğu hep "öteki" tarafa atmayı tercih ediyor.

 

Sadece bu değil tabi, meşruiyeti çoktandır kalmamış bir rejimde -İslamcısı, laikçisi her kesimiyle- iktidar edenlerin bu türden hegemonik mücadelesi tüm gücüyle sürüyor. Kıro'dan, Kart kurt'tan daha yeni Kürt'e varmışlardı ki -ötekini kendi eşiti görmeye zihni, dili, gözü katlanamayan "sömürgeci, beyaz, batılı" adamın toplumsal bilinçdışı hep böyle sızar işte "üst" dile- "Dur hele sen kim oluyorsun ki"ye geçildi hep birlikte. Yani kendilerini "beyaz" sananlar da dahil bütün orta, alt sınıflarların da seferberliğiyle.

 

Artık "Sen kim oluyorsun da Bodrum'da tatil yaparsın" mı istersiniz "Sen kim oluyorsun da 'Lui Vitton' çanta kullanırsın", o tutmayınca, "Bir milletvekili nasıl olur da taklit çanta kullanır"a kadar...

 

Üstelik, sadece en büyük ötekimiz Kürtlere karşı değil, onlarla bu diğer kimselerin duymadığı politik sorumlulukla dayanışan herkese karşı. (Bkz. misal önce Pınar Selek, sonra Büşra Ersanlı).

 

Şimdi de Ertuğrul Kürkçü ve geçen yıl Bengi Yıldız'a yapıldığı gibi; "Siz kim oluyorsunuz da..." retoriğinin iki versiyonunu temsil etmek üzere ile Aysel Tuğluk ile aynı sayfa paylaştırılarak.

 

Akılları sıra buldukları "yaman çelişki"nin peşindeler. Üstelik, bu arada her biri muh(a)bire dönüşen (zaten ülkemizdeki hegemonik gazeteci geleneğinin muhabir ile muhbirin aynı kökten gelmiş olduğunu yeterince kanıtlamış olması yetmezmiş gibi) "vatandaş gazeteciliğinin" marifetiyle.

 

Yok, bunu bizim BİA olarak "Yurttaş gazeteciliği" olarak çevirdiğimiz gazetecilikle karıştırmayın -onlar karıştırıyorlar çünkü- Hem zaten biliyorsunuz, Kürşat Bumin bir kere söylemişti: "Bizde yurttaş yok, vatandaş var."

 

Burada artık magazin basınının marifetiyle çok ucuz bir pazarlama taktiğine dönüşen ve de "özel hayatın gizliliğinin" ihlali biçimindeki en basit hak ihlalinden söz etmiyoruz. Daha önce sanırım -şimdiden yazılarını özlemeye başladığımız Yıldırım Türker'in Bengi Yıldız "olayı" vesilesiyle yazmış olduğu gibi -"birilerini" ve de onlara yakın duranları "insan olma" kategorisine yakıştıramamaktan söz ediyoruz. Çünkü sonuçta, tatildeki haliyle "gündeme bomba gibi düşürdükleri" yine muh(a)bir işgüzar tatilci tarafından rahat bir tatil yapsınlar diye Meksika'ya gittiklerinde, sahilde "öpüşürken yakalanan" Kenan Doğulu ve Beren Saatçi çifti değiller.

 

Ne yaman bir çelişki değil mi? "Tatil yapıyorlar". Esasen bu rejimin meşruiyetini yeniden tesis etme fırsatını temsil ederken yeniden Meclis'ten kovulmaya çalışılırlarken 'temsilci' oldukları hatırlanmıyor da, tatile çıktıklarında "temsilci" oldukları hatırlanıyor ve de temsil ettiklerinin gözünden (hadi bu hiç sevmediğim sözü kullanayım) "sözde" düşürülmeye çalışılıyorlar. Bu arada, Kürkçü ile birlikte genç bir kadının bedenine ve özel hayatına dair muhbirlik ve 'tecavüz' konusuna burada girmeyeyim.

 

OLCAYTO: HAK HABERCİLİĞİNİ İLKE EDİNENLERİN BİRBİRİNE SARILMASI LAZIM

Ülkede artık nasıl gazetecilik yapıldığına bu yaşa gelmiş bizler bile şaşırıyoruz. Yapılan, hedef gösterme ve nefret söylemini manşete taşımaktır. Özellikle BDP üzerinde oynanan oyunlar çok çirkin.

 

Kamuoyunu bu anlamda yönlendirme gibi bir hedef edinmişler. Bunlar evrensel gazetecilik kurallarına uyan şeyler değil, meslek ilkeleriyle bağdaşan şeyler değil. Ama artık bir anlamda alıştık. Bu tür iktidara yaranma çabaları acaba bu mesleği nereye götürecek diye bakıyoruz.

 

Bu yayıncılıkla baş etmek çok zor. Türkiye'de temel insan hak ve özgürlükleri korunmuyor bir kere. Bu korunmadığı sürece yapacağınız çok fazla bir şey yok. Dava açacaksınız, dava sürecek, bir süre sonra güme gidecek. Bir basın kuruluşuna dava açmak da insanın içinden gelmiyor. Bana yapılsa şahsen aynı şeyi düşünürüm. En azından hak haberciliğini ilke edinen gazetecilerin daha çok birbirlerine sarılması ve ilkeli yayıncılık etrafında birleşmeleri lazım. Mücadeleyi bu yöne sevk edebiliriz.

 

ERYILMAZ: SERVİS EDİLMİŞ VE YAPILMIŞ

Böyle bir konuda konuşulmaz. Bunu yapan gazeteci değil, yapılan gazetecilik değil. Üstünde konuşulacak bir konu değil. Bu yayıncılık anlayışı falan da değil. Bu bir yerden alınan ve emirle yapılan bir haber. Bu servis edilmiş ve yapılmış. Çok ayıp.

 

CANGÖZ: HABERCİLİK AÇISINDAN YÜZ KARASI

Türkiye'de yasal yollardan ve demokrasi içerisinde yapılmış bir seçimle mecliste halkı temsil hakkını kazanmış bir milletvekili, "Hür doğdum, hür yaşarım. İnsan gibi yaşarım. Hayatımdan, bedenimden utanmam. Şerefsizlere teslim olmam. Ne şiddet ne yalan yenebilir beni" yazdı. "Beden"de hak ve söz sahibi olma şimdilik kadınların meselesi çünkü kadın bedeni üzerinde söz söyleme, politika üretme ve denetim yetkisi erkekler kendilerinde sanıyorlar. Namus bahaneli cinayetler, kürtaj ve sezaryen yasaklamaları veya çok çocuk yapma telkinleri, şiddet, tecavüz, küfür gibi erkek edimlerinin çoğu kadınları bedenleri üzerinden sindirme politika ve çabalarıdır.

 

Takvim gazetesi de Mersin milletvekili Ertuğrul Kürkçü'nün tatil haberiyle kadın bedenini denetlemeye çalışan eril politikaya basın etiğini hiçe sayarak, birey hak ve özgürlüklerini yok ederek çok vulgar bir üslupla destek vermektedir. Türkiye'deki habercilik açısından çok üzücü ve yüz karası haberlerden bir tanesidir. Her ne kadar bu haberle hiç de gazetecilik misyon ve vizyonuyla uyuşmayacak şekilde siyasal iktidarın BDP eleştirilerine hizmet etme amacı taşısa da bu temel amaç yine bir kadın bedeni "yıpratılarak" yapılmaya çalışılmaktadır.

 

Kürkçü'nün sevdiği kadının kimliği, onların özel günlerdeki paylaşımları sadece ikisini ilgilendiren ve tümüyle onların özel alanlarında kalması gereken bir durumdur. Ancak tüm ülkeye yayın yapan bir gazetenin bir kadının kimliğini böylesi deşifre etmesi ve plaj görüntülerini yayınlaması kuşkusuz Takvim'in yazdığı gibi bir gazetecilik başarısı değil, siyasal iktidara yaranma çabasıdır. Bu yaranma çabası da kadın bedeni yıpratılarak yapılmaya çalışılan hayli ucuz, düzeysiz ve basın etiğinin çok uzağında bir "haber"dir. Bu üslup ve politika, sadece haberin aktörlerini değil biz kadınları da çok üzmekte ve yaralamaktadır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.