Avni Özgürel’in Kandil izlenimleri: PROTOKOLLER ÇIKIŞ NOKTASI OLABİLİR!

MURAT AKSOY / Yeni Şafak

 

Türkiye'nin en önemli gündemi şüphesiz Kürt sorunu. CHP geçtiğimiz hafta kimsenin beklemediği bir hamle yaptı ve sorunun çözümü için bir yol haritası ortaya koydu. Bu çerçevede AK Parti lideri Başbakan Erdoğan ile görüştü. MHP ve BDP ile de görüşmek isteyen CHP, MHP'den hayır cevabı aldı.

 

CHP'nin hazırladığı öneride bir şart var; Meclis'te tüm partilerin mutabakata varması. MHP'nin hayır cevabı CHP'yi önerisinden vaz mı geçirecek yoksa süreç Başbakan Erdoğan'ın görüşmede Kılıçdaroğlu'na önerdiği formülle en kötü olasılıkla AK Parti+CHP olarak mı devam edecek? Bu hafta Söyleşi-Yorum'da bu soruları Avni Özgürel'e sorduk. Yakın zamanda gittiği Kandil izlenimlerini de paylaşan Özgürel, milliyetçilere çağrı yaptı; "Milliyetçilik, sorunun değil çözümün parçası olmaktır. Bunun için parti yönetimine baskı yapılmalıdır".

 

CHP-AK Parti arasında görüşmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

CHP, uzun süredir iç sıkıntılarıyla meşgul, üstelik Kürt meselesi konusunda kafası hayli karışık. O nedenle CHP'den böyle bir adım beklemiyordum. Kaldı ki Türkiye gündemini uzun süredir Başbakan Erdoğan belirliyor; muhalefet partileri, basın, herkes bunu kabullenmiş görünüyordu. CHP ilk kez inisiyatif almış oldu. Elbette Başbakan Erdoğan olumlu cevap vermese söz konusu çıkış boşlukta kalmaya mahkum olurdu. O açıdan baktığımızda Erdoğan'ı takdir etmek lazım. İki liderin uzun süre meydanlarda, grup toplantılarında sert açıklamalar yaptıktan sonra bir araya gelmesi, Türkiye'de siyasi iklimin yumuşaması açısından olumlu olmuştur. Buluşma bir sonuç doğurur mu, buna şimdiden cevap vermek zor; ama bu kapının aralanması, Başbakan Erdoğan ile Kılıçdaroğlu'nun sadece bir araya gelmesi bile olumlu bir başlangıçtır.

 

MHP'nin bu girişme baştan kapı kapattı. Nasıl olacak bundan sonraki süreç?

Elbette gönül Meclis'te herkesin Türkiye'nin en önemli meselesinin çözümüne bir biçimde katkıda bulunmasını arzu ediyor. Ancak olmadı. MHP sürece destek vermedi. Dolayısıyla bence Başbakan Erdoğan'ın Kılıçdaroğlu'yla görüşmesinde açıkladığı formüle geliyoruz. Neydi o, AK Parti-CHP işbirliğinin sürdürülmesi. Bence bu çok çok önemli ve en kötü senaryoda dahi bu girişimin iyimser olmaya imkan veren tarafı vardır.

 

“AK PARTİ+CHP ÇÖZÜMÜN YOLUNU AÇAR”

Neden?

İktidar partisi ile ana muhalefet partisinin mutabık kaldıkları bir çözüm projesi ortaya çıkarsa buna kim hayır diyebilir? Sayın Kılıçdaroğlu'nun önerisi MHP hayır dediği için uygulanabilirlik şansını yitirdi. Başbakan'ın önerisine gelince son derece gerçekçi. AK Parti+CHP'nin oyları 12 Haziran seçimlerinde yüzde 76'ya yakın oy. Kaldı ki Kürt meselesi gibi devasa bir sorun karşısında AK Parti+ CHP demek yüzde 76'dan çok daha büyük çok daha anlamlı bir tabloyu ifade eder. Benzer sorunları görece aşmış ülkelerde çözümün arkasında bu kadar güçlü irade olmamıştır. Bu gerek AK Parti'nin gerekse CHP'nin kısaca Türkiye'nin kaçırmaması gereken bir fırsat. Sayın Başbakan'ın bu sözü ağzına öyle geldiği için ya da nezaketinden söylediğini düşünmek akla ziyan... Yani bu aşamada CHP'ye düşen, başlattığı girişimi sonuna kadar götürmesi; AK Parti'ye Başbakan'ın CHP'ye yaptığı AK Parti+CHP formülünü hayata geçirme konusunda baskı yapması..

 

Başbakan somut öneride bulundu sanırım...

Evet, iki partinin görüşme heyetinde yer alanlar için birlikte çalışabilirler dedi ki, bu da bence çok önemli. Erdoğan'ın görüşmeye hazırlanırken AK Parti heyetini dikkatle seçtiği anlaşılıyor...

 

Peki MHP, CHP'nin bu girişimine neden baştan kapıyı kapattı?

Bence büyük hata yapıyorlar. Hele hele sürece baştan karşı çıkmak, konuşmaya şans tanımamak bence siyaseten savunulacak bir pozisyon değil. Bana göre Türkiye'de Kürt meselesinin çözümünde birinci derecede rol oynaması gereken, proje geliştirmesi icabedenler milliyetçiler.. MHP'nin bu görevden kaçınmasını anlamak zor.. Etle tırnak gibiyiz deyince et ve tırnak gibi davranmak lazım.. Bu parti idam cezasını kaldırarak bir anlamda Abdullah Öcalan'ı kurtardı, keza BM ikiz sözleşmelerini imzaladı. Yani Kürt meselesinde pek çok hak ve özgürlüğün yasal düzlemde gerçekleşmesine katkıda bulundu. Birilerinin MHP'ye attığı bu imzaları hatırlatması lazım. Bu konuda milliyetçilere önemli görevler düşüyor.

 

“MİLLİYETÇİLİK ÇÖZÜMÜN PARÇASI OLMAKTIR”

Ne gibi?

MHP'yi eleştirmekten ve dışlamaktan ziyade tavrını anlamaya çalışmak ve ikna edici bir dil kullanmak lazım. Bunu medyanın, MHP tabanının yapması lazım. MHP elbette milli duyarlılıklar istikametinde kaygıları yansıtmaya çalışıyor, bir tür sosyal paratoner görevi görüyor. Herkesin üretilecek çözüm projesini onaylaması da gerekmez. MHP'ye benim söylediğim, 'Gel ne söylenirse evet de..' değil.. Aksine gel itirazlarını dile getir; sorunun konuşulduğu zeminden kaçma.. MHP'de yanlış gördüğüm budur. Anayasa komisyonu örneği önümüzde duruyor. Ne farkı var? MHP'nin konuşmaktan rahatsız olduğu konuların varlığından söz edilirse orada da var.. Neden çekilmiyorsunuz? Orada BDP var, BDP'nin hepimizin bildiği, öteden beri seslendirdiği talepleri var. Oradan kaçmanın siyasi bedeli olduğunu görüp oturmak; sinir düğümü niteliğindeki meseleyi bir ortamda konuşup diğerinde konuşmaktan kaçmak anlaşılabilir bir tavır değil.. MHP'nin bu meseleyi görmezden gelmesini anlamak mümkün değil. O anlayış çok geride kaldı.. Nasıl laiklik, sorunu var idiyse, Kürt meselesi de var.. Ve bunun adı bu. Kaldı ki sorunun diğer dertlerden farkı şurada ki; ya çözeceğiz ya da çözüleceğiz. Milliyetçi tabana bu yüzden büyük görev düşüyor. Milliyetçilerin birinci görevi bu meselesinin çözülmesi için çalışmak olmalıdır.

 

Taban ile parti yönetimi farklılaşabilir mi?

Hep şunu söylüyoruz değil mi, 'Kürtlerle 11 asırdır beraber yaşıyoruz, etle tırnak gibiyiz'.. Onbir asır beraber yaşadığımız halkın, dilinden mi korkacağız, kültüründen mi korkacağız? Korkmuyorsak ona göre davranmamız lazım. Güneydoğu'da Kürtlerin bir kısmı Kuzey Irak'a gidiyor çalışmaya. Siz bu insanların orada rahat ettiklerini mi düşünüyorsunuz? Hayır. Belki aynı soydan geliyorlar ama hepsi tıpkı Almancılar gibi orda kendilerini farklı hissediyorlar. Rahat ettikleri yer burası, Irak değil. Şehitlerimizi kanınız yerde kalmayacak, diye ebediyete uğurluyoruz.. Bunu nasıl sağlayacağız? Vatanı böldürmeyerek.. Vatan bölünürse şehidin kanı yerde kalır. Milliyetçilik, sorunun çözülmesine karşı olmak değil, tersine çözümün parçası olmaktır.

 

“BDP BAĞIMSIZ DEĞİL”

Gelelim BDP'ye. Sürece katılır mı?

BDP'yi önemli kılan aldıkları oy, Meclis'teki sayıları değil, temsil etikleri irade.. Yani BDP kendinden daha fazla bir şey. BDP bir yönüyle PKK demek, bir yönüyle İmralı demek. BDP'nin bu süreçte olması önemlidir. Çünkü BDP'nin süreçte olması sorunun bir tarafının da sürecin içinde olması demek. Aslında Başbakan Erdoğan'ın önceki gün şart ileri sürmeden yaptığı çağrı sadece Türkiye'deki siyasi aktörlere değil, PKK dahil herkese..

 

Ne çağrısı?

Başbakan Erdoğan hafta içinde ön şartımız yok, koşul önermeyiz, kim çözüm için ne söylüyorsa dinlemeye hazırız, kim ne getiriyorsa dikkate alırız mealinde bir açıklama yaptı. Türkiye'nin bu kadar sıkıntılı bir döneminde Başbakan'ın bu çağrısı çok önemlidir. Bu çağrı herkes için yani sadece BDP için değil PKK için de çıkış yoludur. Başbakan'ın bu önerileri geçmişte olduğu gibi bazı provokatif eylemlerle sabote edilebilir.

 

“KÜRT SORUNU SADECE PKK DEĞİLDİR”

Yakın zamanda Kandil'deydiniz. Kimle görüştünüz?

Evet yaklaşık 20 gün önce Kandil'e gittim. Orada Murat Karayılan ile görüştüm.

 

Kandil'den nasıl görünüyor?

Karayılan'ın söylediği klasik ifade.. Silah çıkmaz bir yoldur. Bu iş silahla çözülmeyecek. Bu yol, yol değil.. Özeti bu... Yolun sonuna gelindiğini düşünüyor. Türkiye'nin güvenlik güçlerinin sağladığı stratejik üstünlük hiç şüphe yok ki örgütü bunaltmış vaziyette. Keza Türkiye'nin Kuzey Irak'la ilişkilerdeki yakınlaşma da onları tedirgin ediyor. Özetle; şu anda pek çok açıdan Türkiye avantajlı durumda. Ama unutmamak gereken husus şu; bu mesele artık bir bilek bükme meselesi değil. Türkiye PKK'yı yenebilir elbette ama bu Kürt sorununu çözmez. PKK'nın silahlı elemanlarının tamamını yok edebiliriz.. Ama Kürt sorununu yine çözmüş olmayız.

 

Çıkışı nasıl görüyorlar?

Çıkışı Öcalan'a uygulanan tecritin kaldırılmasında ve yeniden müzakerelerin başlatılmasında görüyorlar. Kandil için İmralı hâlâ çok önemli ve yol gösterici. O yüzden Öcalan'a uygulanan tecritin kalkmasını çok önemsiyorlar.

 

Neden?

Çünkü hâlâ lider. Özellikle halk üzerinde etkisi tartışılmaz. Ama şunu da unutmamak lazım Öcalan aynı zamanda Türkiye'nin de şansıdır.

 

PKK içinde farklılaşma var mı?

Ben olduğunu düşünmüyorum. Elbette bireysel farklılıklar olabilir ama ben bunun örgütün genel stratejisi içinde anlamlı olduğunu düşünmüyorum.

 

PROTOKOLLER ÇIKIŞ NOKTASI OLABİLİR”

Siz 2012'de PKK silah bırakabilir demiştiniz...

Dedim ama ancak gerek KCK operasyonları gerekse Oslo sürecinin deşifre olması bunu erteledi. Yine de 2012 daha bitmiş değil. İçinde olduğumuz yıl hâlâ önemli. Bu işin 2013'e kalması çok sıkıntılı olabilir. Çünkü 2013'de AK Parti'nin öncelikleri farklılaşacak. Yerel seçim, Cumhurbaşkanlığı seçimi gibi başka gündemler öne çıkacak. Bence silahları susturma şansımız hâlâ var..

 

Nasıl olacak bu?

Geçen yıl son şekli verilen protokoller önemli ve çözüm için de çıkış noktası olabilir.. Çünkü o protokoller bir günde ya da bir görüşmede değil, 2006 yılından itibaren süren görüşmelerin sonucu. Bunun içinde İmralı ile görüşmeler de var, Oslo sürecindeki görüşmeler de var. Ve bu görüşmelerin hiçbiri kamuoyuna yansıyan ses kayıtlarındaki gibi kolay görüşmeler değil, sert müzakerelerin yapıldığı görüşmeler. Üzerinde 5 yıl uğraşılarak ortaya çıkarılan protokolleri yok saymak bence başa dönmek olur. Bu da bu sürece haksızlıktır..

 

Oslo süreci deşifre olmakla kalmadı, süreç içindekiler şüpheli oldular...

Bu inanılır bir şey değil. AK Parti hükümeti ve Başbakan Erdoğan Kürt sorununu çözmek istiyor, bunun için bazı isimleri görevlendiriyor ve yargı bunları şüpheli sıfatıyla soruşturmaya çağırıyor. Şüphe yok ki hedef bu görevliler değildir, doğrudan Başbakan Erdoğan'dır. Bu sorun çözülmesin anlayışının yansımasıdır.. Bunu yargı bağımsızlığı olarak göremeyiz. Hakan Fidan'a yönelik soruşturma devletin içindeki bir grubun hükümete ve süreç içindeki aktör ve kurumlara savaş ilanıdır.

 

PKK'nın yeniden eylemsizlik ilan etmesi ya da silah bırakması mümkün mü, böyle bir şey çözüm sürecini hızlandırmaz mı?

Öcalan'a uygulanan tecrit ortamında bu mümkün değil... Tecrit kalkarsa mümkün..

 

“KCK OPERASYONLARININ TARİHLERİ MANİDAR”

Ne gibi provokasyonlar olabilir?

Bakın, Çarşamba görüşme oldu olumlu bir hava yakalandı. Erdoğan TV kanalında çok olumlu mesajlar verdi. Perşembe günü ne oldu? Aralarında Van Belediye Başkanı'nın da olduğu pek çok insan KCK soruşturması kapsamında gözaltına alındı, tutuklandı. PKK mayın saldırısı yapıyor, adam kaçırıyor. Bunlar ilk değil. 1 Ekim 2011'de BDP Meclis boykotunu bitirdi yemin etti, yine ertesi gün büyük bir KCK operasyonu yapıldı. Bunların hepsi tesadüfse, gerçekten şaşırtıcı. Bana çok manidar geliyor.

 

Yani provokasyon sadece PKK'dan gelmiyor...

Elbette.. PKK, KCK Silvan saldırısı ile aynı gün DTK de demokratik özerklik talebini ilan ederek çözüme en yakın yerde provokatif bir tavır sergiledi.. Yani hem PKK/KCK/BDP içinde hem de devlet içinde çözüm istemeyen odaklar ve onların adamları olabilir ve provokasyonlar olabilir. Ancak çözüm süreci bunlara rağmen devam etmelidir. Bakın bu ülkede Başbakan'ın inisiyatifi ile çözüm sürecinin parçası olan güvenlik bürokrasisi şüpheli kişi konumuna düşürüldü, dava açılmak istendi. Daha büyük provokasyon olabilir mi? Yani provoksyon sadece terör eylemi ile olmaz, bürokrasi içinden de olabilir. Bunlar bizi yıldırmamalı.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.