Ahmet Şık: Dostum da düşmanım da beni tanır

Asıl gizli örgütün uydurma delillerle kendisini buraya getirenler olduğunu söyledi ve bunun ortaya çıkartılmasını istedi…

Gazetecilerin yargılandığı OdaTv davası savunmalarla devam ediyor. Bugünkü duruşmada sıra 3 Mart 2011'de gözaltına alınan ve 6 Mart'ta tutuklanan HaberVs Editörü Ahmet Şık'a geldi. Şık, tutukluluğunun 308'inci gününde hakim karşısında savunmasını verdi. Şık'ın ardından aynı davada yargılanan eski emniyet müdürü Hanefi Avcı ve Gazeteci Nedim Şener de bugün savunmasını yapıyor.

Ahmet Şık, "Dostum da düşmanım da beni tanır, ben gazeteciyim" diye başladığı savunmasına "adaletten, hukuktan yoksun, sahte ve düzmece belgelerle yürüyen politik bir yargılama nedeniyle buradayım" diyerek devam etti.

20 yıllık meslek yaşamında önüne her konanı yazan, sırtını iktidara, üniformalı ya da kravatlı güç odaklarına dayayan bir gazeteci asla olmadığını söyleyen Şık, tutukluluğunun ilk günlerinde “Elimizde açıklayamayacağımız çok gizli deliller var” diyenlerin de yalancı çıktığını ifade etti:
"Ancak 6.5 ay sonra iddianame ortaya çıktığında gördük ki; o çok gizli, açıklanamaz denen deliller malum medyaya servis edilen polis andıçlarından, yani yalanlardan ibaretmiş."

Savcıların kanuni görevi olan sanık lehine delil toplama ve makul şüphe gibi önemli unsurların, tıpkı tartışmalı diğer soruşturmalarda olduğu gibi bu iddianamede de bulunmadığına dikkat çeken Ahmet Şık, bu eksikliklerin suç ve yargılama usulü bakımından hatalı oldğunun da altını çizerek konuşmasını şöyle sürdürdü:
"İmamın Ordusu adlı kitap çalışmamdaki görüşlerim de açıktır ve çok nettir. Polis teşkilatında olup bitenlerin ve bu yaşananların bu tür tartışmalı soruşturmalarla ilgisinin ortaya çıkarılmasını çok önemsiyorum. İşte bu nedenle de bu davada sanık oldum. Gazetecilere, meslektaşlarıma “dokunan yanar” dedim. Dokundum, buradayım."

Savcıların "örgütsel doküman" dedikleri kitabını okumadan iddianame yazdıklarını, kitabı, kitapta adı geçen Hanefi Avcı, Emin Aslan gibi emniyet müdürlerinden biri olan Sabri Uzun adına yazdığı iddiasının tümüyle desteksiz olduğunu belirten Ahmet Şık, sanıkların yıllarca izlenmesine rağmen iddia edildiği gibi kendisine talimat verilmesi bir yana herhangi bir iletişim dahi tespit edilemediğine dikkat çekerek "Bu talimatlar bana vahiy yoluyla mı geldi" diye sordu. 

"İmamın Ordusu" adını vermeyi düşündüğü kitabını yazarken kitap taslağını onlarca kişiyle paylaştığını da dile getiren Şık, sorularını şöyle sürdürdü:
"Bir terör örgütüne yardım için yazılan kitap bu kadar aleni olabilir mi, yazarı tarafından bu kadar sahiplenilebilir mi? Gazeteciler, avukatlar, yayıncılar, eş-dost bu sürece böylece dahil edilir mi? Bir tek gazeteye ilan vermediğim kalmış. Üstelik iddianamede kitabı “başka birisinin adıyla” çıkaracağım iddia ediliyor. Bütün bu gazeteci, avukat, editör, yayıncıyla paylaştığım kitabımı, nasıl başka birisinin adıyla çıkarabilirim? Bu kadar saçma bir iddia olabilir mi?" 

Ahmet Şık, kendisinden önce söz alan sanıklar gibi OdaTv davasında gazetecilik faaliyetinin yargılandığını da şu sözlerle vurguladı: 
"Burada yargılama konusu yapılan gazetecilik faaliyetleridir. İfade özgürlüğünün yasal kılıf uydurularak bir kez daha ihlal edilmesidir. Yasaların koruması altında olan, gazetecinin haber kaynağının gizliliğinin ortadan kaldırılmasıdır. Bunun aksini iddia edenler güce ve iktidara sahip olup hukuku ayaklar altına alarak kin ve intikam duygusuyla hareket edenlerdir. Çok açık bir şekilde 'artık bizim istemediğimiz konularda yazamazsın' diyorlar. "

İddianamenin ve davanın "masumiyet karinesi" gibi yalnız hukukun temel ilkelerini değil, aklı ve mantığı da zorladığına değinen Ahmet Şık, tarihin herkesi ve her şeyi yerli yerine koyacağını, kiminin yazdıkları ve söyledikleriyle, kiminin de verdiği kararlarla tarihteki yerini alacağını söyleyerek savunmasını tamamladı. 

Ahmet Şık'ın savunmasının sonuç bölümü

"O örgütü bulmak isteyen savcı İmamın Ordusu'na baksın!"

(...) Evet, aylardır süren tutukluluğuma gerekçe yapılan polis inceleme tutanağının, kasıtlı ve kötü niyetli olmak ve elbette görevi kötüye kullanmak için sakladığı gerçekler bunlardır. Hal böyle olunca şöyle bir tespit ve öneride bulunmak yerinde olacaktır:

Kitabım İmamın Ordusu ile ilgili örgütsel doküman olduğu iddiasında bulunan bu polis inceleme tutanağının kendisi bir örgütsel dokümandır. O örgütü bulmak isteyen bir cesaretli savcı varsa eğer, bizzat kitabım İmamın Ordusu yol gösterici olacaktır.

Dolayısıyla; yaşanan tüm bu sürecin polisin kurduğu bir pusu, kimi devlet görevlilerinin rol aldığı bir komplo olduğu apaçık ortada. Delil diye ortaya konulanların sahteliği de son derece açık. Aslında durum bu kadar açıkken neden cezaevinde olduğuma da şaşırmamak gerekiyor.

Ancak sorun şu ki zihniyetiyle, savunduğu fikirlerle, ortaya konan planlarıyla hiçbir zaman bir araya gelemeyeceğim bir örgütün üyesi olduğum öne sürülüyor. Daha önce de söylediğim gibi böylesi bir suçlamayı zül sayarım.

Aslında siz de biliyorsunuz; adaletten hukuktan yoksun, sahte ve düzmece belgelerle yürüyen bu dava da sahtedir, göstermeliktir, geçersizdir. Hukuki bir yargılama değildir. Aksine politik bir yargılamadır. Ve eğer beni mahkum edemezseniz bu komployu düzenleyenlerin, gerçek suçluların peşine düşmeniz ve onları mahkum etmeniz gerekir. Yapmanız gereken beni yargılamak değil, bu pervasız komplonun kimler tarafından kurgulandığını ortaya çıkarmaktır.

Sizler de biliyorsunuz ki hakkımdaki iddiaların tümü yalandır.
 Özgürlüklerle birlikte hukukun da yok edildiği yasaların iğdiş edilip tanınmaz hale getirdiği baskı rejimlerinde, diktatörlüklerde hep böyle senaryolar üretilir. Oraların zalimleri de sahibinin sesi medyasıyla “onlar terörist” der. Oraların haktan, hukuktan, adaletten nasibini almamış taraflı-bağımlı memurları da benim gibi “teröristleri” tutuklar. Oralardaki kimi medyacılar da polis, savcı, yargıç olup cellat kılığına girer. Yakalar, suçlar, hüküm verir ve infaz eder.

Yani bu davayla da tarih bir kez daha devrildiği halde hiç değişmeden kalan bir iktidarın öyküsünü anlatıyor. Eskisini, kendinden öncekini alaşağı eden her gücün, içinde devirdiğinin kötü tohumlarını barındırdığını yine kanıtlıyor. Girdiği kabın şeklini almakta pek bir mahir olan medya eliyle, psikolojik harp teknikleri hayata geçirilip demokratik muhalefet etkisizleştiriliyor. Polis ve yargı eliyle de muhalif olanlar kanun kılıflı hukuksuzluklarla cezaevlerine atılıyor. Yani adına Ergenekon denilerek soruşturulduğu iddia edilen derin devlet yöntemleri hala tedavülde. Sadece sahipleri değişti o kadar. Ama bilmelisiniz ki ben ve benim gibi düşünenler, yani sahibinin değil aklının ve vicdanının sesine kulak verenler, tıpkı öncekine olduğu gibi aynı yöntemleri kullanan bu yeni Ergenekon'a da karşı olmaya devam edecek. Bu yüzden herkesin bildiğini bir kez daha tekrarlamakta fayda var. Tarihte hesabı sorulmamış hiçbir suç kalmamıştır. Bu kez de kalmayacak. Tarih, her şeyi ve herkesi hak ettiği yere koyacak. Kimimizi yazdıkları ve söyledikleriyle, kimimizi de verdikleri kararlarıyla. (habervesaire)

AHMET ŞIK'IN SAVUNMASININ TAM METNİNİ OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.