Ahmet Hakan’dan günaydın!

Good morning after supper

BU zamana kadar iktidara tam destek veren gazetelerde dün şahane makaleler vardı.

Her cümlesi altın kıymetinde...

Her cümlesi ders niteliğinde...

“Mahrum kalınmasın” diye bazılarını alıntılıyorum:

- Yazılardan birinde yer alan cümle aynen şöyle: “Başbakan dahil herkesin çok kolay bir şekilde hesaba çekilebildiği, çok kolay bir şekilde suç isnat edilerek değersizleştirilebileceği bir ülkede yaşadığımızı fark ettik.”

- Bir başka yazıda ise, “özel yetkileri sorgulamanın zamanı geldi” diye haykırılıyor.

- Bir diğerinde özel yetkili mahkemelerin ipin ucunu kaçırdığı ifade ediliyor.

- Bir yazıda şu analiz yapılıyor: “Soruşturmalar, iddianameler, tutuklama süreleri ve halleri, hukuki gereklerden çok bir güvenlik ortamı ve stratejisinin sürdürülebilme araçlarını andırmaya başlamıştır.”

- Bir yazar, devlet içinde devlet oluştuğunu, bu devlet içindeki devletin Ergenekon’a benzediğini yazıyor.

- Bir başka yazar ise devletin bir kanadının, açılımı yargılamak istediğine dikkat çekiyor.

Kısacası...

- “Özel yetkiler sorgulansın” diyorlar.

- “Başbakan bile güvende değil” diyorlar.

- “İddianameler araç haline getirildi” diyorlar.

- “Devlet içinde devlet oluştu” diyorlar.

- “Devletin bir kanadı, bir başka kanadına savaş açtı” diyorlar.

Biz de akşam yemeğini çoktan yemiş olmamıza rağmen...

Hepsine canı gönülden “Günaydın” diyoruz.

 

Akılla açıklamakta zorlanmak

BU zamana kadar bu memlekette birileri için “akılla açıklamakta zorlanılan” çok olay yaşandı.

Ve görüyoruz ki akılla açıklamakta zorlanma sırası bu sefer Bülent Arınç’a gelmiş durumda.

Başbakan Yardımcısı Arınç, MİT Müsteşarı’nın savcılık tarafından ifadeye çağrılmasını “akılla açıklamakta zorlandığını” söylemiş.

Bu ülkede bu düzen böyle giderse... Her nefis bir gün mutlaka akılla açıklamakta zorlanacağı bir olayla karşılaşacaktır.

 

Biri bana anlatsın

Yapılan analizlere göre:

MİT: Kürt sorununun çözümünde “müzakereci” anlayışla hareket ediyormuş.

POLİS VE YARGI: Kürt sorununun çözümünde “güvenlikçi” anlayışla hareket ediyormuş.

Patırtı da işte bu görüş farklılığından doğuyormuş.

İtiraf edeyim:

Bu analiz, benim de aklıma yatıyor.

Ancak kafamı karıştıran bir mesele var.

- KCK operasyonlarına sonsuz destek veren...

- Epey bir süredir açılım politikalarının adını bile ağzına almayan...

- Yine epey bir süredir güvenlik politikalarına abanan...

Hükümetimizin, bu son patırtıda “güvenlikçi” polis ve yargının yanında saf tutması daha uygun düşmez miydi?

“Güvenlikçi” politikaları benimsemiş gibi gözüken hükümet, neden “müzakereci” MİT’in yanında saf tutuyor?

 

Haberi kim sızdırdı?

ÖZEL Yetkili Savcı, MİT Müsteşarı’nı telefonla arıyor ve ifade vermeye çağırıyor.

Ve bu telefon görüşmesinden yarım saat sonra olay medyaya yansıyor.

- Soruyorum: İki kişi arasında gerçekleşen bu telefon görüşmesi, nasıl oldu da anında medyaya yansıdı.

- Soruyorum: Başsavcı’ya ya da Başsavcı Vekili’ne bile verilmeyen bilgi, hangi mekanizma tarafından anında medyaya servis edildi?

- Soruyorum: İki kişi arasında gerçekleşen telefon görüşmesini anında medyaya sızdıranlar, neyi amaçladılar?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.