Adım adım otoriterleşme mi?

AHMET İNSEL / RADİKAL

Geçen cumartesi Eşitlik ve Demokrasi Partisi ile Yeşiller Partisi ortak konferans düzenlediler. Konferansın konusu demokrasiydi. İlk oturumda, ‘adım adım otoriterleşme’ konusu ele alındı. Gerçekten de Türkiye’de yaşanan siyasal süreci bir tedrici otoriterleşme olarak tanımlamak mümkün.

Otoriterleşme yönünde atılan adımlar biriktikçe, otoriter reflekslerin daha fazla ortaya çıktığı bir süreç bu. Siyasal muhalif duruş ve eylemleri nedeniyle hapishaneleri dolduranların, mahkeme kapılarında süründürülenlerin sayısı artıyor. Medyada muhalif sesler yavaş yavaş işlerini kaybediyor. Tutuklu üniversite öğrencisi sayısı artıyor ve birkaç cılız ses dışında akademi dünyası sessiz. Ahlak polisçiliği yaygınlaşıyor. İnternet filtreleri, kırmızı mahalleler, televizyon sansürleri, ‘iyi niyetli korumalar’ görünümü altında toplumsal izolasyon araçlarına dönüşüyor. Kibirli bir teknokrat otoriterliğine dayanarak, orada yaşayanlara sorulmadan kent mimarisinin altüst edilmesine, vadilerin birer elektrik barajı havzasına dönüştürülmesine fütursuz biçimde devam ediliyor. Siyasal gücün bir mercide ve bir kişide yoğunlaşması bu otoriter manzarayı tamamlıyor ve pekiştiriyor.

Bütün bunları adım adım gerçekleşen, dolayısıyla güç ve derecesi artan bir otoriterleşmenin tezahürleri olarak ele alırken başka bir soru ihmal edilmemeli: Adım adım otoriterleşiyoruz ama bunun öncesi neydi? Otoriterleşen bir Türkiye mi var, otoriter yapı ve zihniyetin süreklilik arz ettiği bir Türkiye mi? İçinde bulunduğumuz durumu, “Neden otoriterlikten çıkamıyoruz” sorusu daha güçlü bir zeminde ifade ediyor. Neden Türkiye’de siyasal rejim sürekli otoriterizm salgılıyor? Sadece siyasal rejim değil, eğitim kurumları, kültür kurumları, medya ve aile, otoriter değerler ve reflekslerin edinildiği, günlük hayatta pekiştirildiği kurumlar olmaya devam ediyor? AKP’nin ve onun oluşturduğu hükümetin toplumun ortalamasını temsil ettiği Türkiye’de otoriterizmin kaynakları neler?

Bu otoriter dünyanın bir boyutunda militarizm var. Ama otoriter değer ve ilkelerin kaynağı militarizmle sınırlı değil. Yukarıdan otoriterlik olarak tanımlanabilecek otoriter salgı, sadece Genelkurmay ve MGK’da değil, YÖK’te, Talim ve Terbiye’de, bakanlıklarda, çeşitli resmi kültür kurumlarında, medyada üretiliyor. Bu yukardan aşağıya inen otoriterliğin yanında, bir de aşağıdan yukarı çıkan bir otoriterlik var. Bu da geleneksel aile yapısı içinde yeşeriyor, ataerkil ve erkek egemen kültürden besleniyor. Bu aşağıdan gelen otoriterlik muhafazakâr gelenek içinde serpilip verimli bir toprak buluyor ama sadece muhafazakâr dünya ile varlığı sınırlı değil. Muhafazakâr olmayan bir otoriter gelenek de Türkiye’de güçlü biçimde var. Zaten bu nedenle otoriter değerler toplumun önde gelen ortak paydasını oluşturuyor. Farklı olana tahammülsüzlük, eleştirel olana karşı aşırı gerginlik ve muhalif olanı varoluşsal bir tehdit olarak algılamak dikkat çekici ortak nitelikler.

Türkiye’de otoriterliğin sürekliliğinden söz etmek daha doğru. Doğru ama 28 Şubat’ı mağdur olarak yaşamış bazı kişiler, “Bugün soluk aldığımız atmosfer, etrafımızı çevreleyen durum 28 Şubat’tan daha boğucu” derken bir yanılsama içindeler mi? Değiller elbette. 1990’ların boğucu ve kanlı otoriter devlet pratikleri, esas olarak yukardan aşağıya inen bir baskının tezahürüydü. Toplumun geniş bir kesiminin otoriter refleks ve gelenekleri buna eklemlenmiyordu. Her ne kadar öğretim üyeleri, işadamları örgütleri ve bazı işçi konfederasyonları kışla kapılarında brifing kuyruğuna girmiş olsalar da bu ‘brifingli sivil toplum’ toplumun çoğunluğunu temsil etmiyordu.

AKP’nin bugün beslendiği ve salgıladığı otoriterlik bu açıdan 28 Şubat’tan daha yaygın ve güçlü olduğu izlenimi veriyor. Yukardan gelen otoriterlikle aşağıdan gelen otoriterlik birbirine eklemleniyor. Eskiye nazaran birbirlerini daha iyi besliyorlar. Bu durumu AKP’nin asli hegemonik güç konumunu elde etmiş olması tamamlıyor. Oy veren seçmenlerin yarısının oyunu alan, bu seçim meşruiyetine Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kadim otoriter değer ve geleneklerini, 12 Eylül rejiminin otoriter kurumsal olanaklarını katan bir güç bugün AKP. Otoriter iktidar konsolidasyonunu gerçekleştiriyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.