'LGBTİ'lere yönelik şiddeti devlet teşvik ediyor, bu tedirgin edici bir gidişat'

Serdar Korucu / Radikal

Ankara'da tecavüze uğrayan ve gasp edilen Kemal Ördek'e saldıranlar, "Biz erkek adamız memur bey, siz bizim halimizden anlarsınız, bu ibnenin lafına inanmayın" savunmaları ile serbest bırakıldı. Ördek hala tehdit ediliyor. Trans aktivist ve Kırmızı Şemsiye Derneği kurucularından Ördek, saldırıların yoğunlaştığını belirterek, "LGBTİ'lere yönelik şiddeti devlet teşvik ediyor. Bu tedirgin edici bir gidişat. Umarım daha üzücü olaylar yaşanmaz" diyor.

Kemal Ördek, trans, seks işçisi ve hak savunucusu… Ankara’daki evinde tecavüz edildi. Gaspa uğradı. Üç erkek tarafından para çekmesi için zorla ATM’ye götürülürken son anda polise ulaşmayı başardı. Ancak kendisine “Sen sus konuşma” diyen polis failleri dinledi. Savunmaları basitti: “Biz erkek adamız memur bey, siz bizim halimizden anlarsınız, bu ibnenin lafına inanmayın’, ‘Memur bey, bu bizi evine davet etti, bilirsiniz bunları!”

Sonrası malum. Failler serbest. Kemal Ördek’e taciz telefonları geliyor. Ördek’e göre bu yaşananlar, Barış Sulu’nun HDP adaylığından bu yana devletin zirvesinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan gelen çıkışlarla başlayan, Onur Yürüyüşü’ne müdahale ile devam eden, iktidar partisinden gelen söylemlerle süren, Ankara’daki “Lut kavmi” yazılı afişlere dönüşen LGBTİ nefretinin devamı. Trans aktivist ve Kırmızı Şemsiye Derneği kurucularından Ördek, saldırıların yoğunlaştığını belirterek uyarıyor: “LGBTİ’lere yönelik şiddeti devlet teşvik ediyor. Bu tedirgin edici bir gidişat. Umarım daha üzücü olaylar yaşanmaz.”

Son dönemde LGBTİ’lere yönelik saldırılar daha fazla medyada yer buluyor. Sonuncusu size yönelik olandı. Bu sürecin altında ne yatıyor?

Hareketin içinden biri olarak şunu söyleyebilirim. Artık saldırılar daha görünür. Geçmişte de pek çok şey yaşanıyordu. Ama sesimiz duyulmuyordu. Artık yaşanan vakalar daha görünür.

Kadına yönelik şiddette de görünürlüğün arttığı belirtiliyor ama saldırılarda da artış yok mu?

Tabii ki var. Uzun yıllardır bu konuyu takip ediyorum. Eskiden ayda bir iki saldırı düzenlenirdi. Şimdi 10’un üzerinde. Bu tedirgin edici bir gidişat.

Bu gidişatı tetikleyen ne?

Üst düzeyden verilen icazetler. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın HDP adayı Barış Sulu’yu hedef alarak yaptığı açıklamalardan tutun, Onur Yürüyüşü’ne müdahaleye, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın bu yürüyüşe yönelik sözlerine, asılan afişlere. Tüm hepsi etkili oluyor. Bu yolla takipçilerinde ya da benzer bakış açısına sahip olan toplumun büyük bir kesiminde hedef gösteriliyoruz.

Bu hedef göstermeler saldırılara mı dönüşmeye başladı?

Evet. Zaten potansiyel var. Bu aldığı onayla saldırıya dönüşüyor. “Ben bu kesimi kendi bildiğim gibi cezalandırırım, devlet de toplum da yanımda” diye düşünüyorlar. Ne de olsa devlet onların yanında saf tutuyor. Destek veriyor.

Sizin yaşadıklarınızdaki gibi…

Tam da öyle. Siz mağdur olsanız da polise gittiğinizde onun ağzından sokaklara asılan ve ses çıkartılmayan “Lut Kavmi” afişlerindeki sözler gibi ifadeler duyuyorsanız, “Şu Lut Kavmi de bir türlü bitmedi” denilebiliyorsa mesaj alınmış demektir. Esat Karakolu’nda yaşadığım bu. Çardakta sahur yaparken benim uğradığım tecavüzle, gaspla dalga geçebilen polislerimiz var bu ülkede. Ardından da ekleyiveriyorlar: “Bunlar Gezi’de Hükümet’e karşı ayaklandılar” Tüm bu ifadeler hükümetin, devletin zirvesinin bizi düşman olarak görmesinin yansımaları. Yoksa bir kamu görevlisi nasıl bu rahatlıkla böyle ifadeler kullanabilir? Kullanabiliyor çünkü cezasızlık var.

Bu süreç ne zamandır etkili?

Erdoğan’ın başbakanlık döneminde dediklerini hatırlıyoruz. “Esnaf gerektiğinde askerdir, alperendir, şehittir, gazidir, kahramandır. Gerektiğinde asayişi tesis eden polistir, hakimdir, hakemdir” demişti. Tüm bunları da “medeniyetimize” ve “milli ve medeniyet ruhumuza” mal etmişti. Sonrasında ne oldu onu da biliyoruz. Saldırılar gözümüzün önünde oldu. Gezi’deki şiddette de polis kendisinden övgü aldı. Böyle olunca daha da sert saldırılarına maruz kalındı. Bugün de Arınç, Onur Yürüyüşü’nü “Bunların güpegündüz çırılçıplak hale gelip, İstanbul 'un göbeğinde meydan okumaları, eğlenmeleri” diye niteliyorsa bize yönelik saldırılar sürer elbette.

Arınç’ın eleştirilerinden biri de CHP ve HDP’nin desteğiydi. Başbakan Yardımcısı o konuşmasında, “Ne yazık ki CHP ve HDP'li milletvekillerinin bunlara destek olması fevkalade üzüntü vericidir” diyordu.

Eskiden bizi bu kadar kadrajlarına almıyorlardı. Mesela Onur Yürüyüşü’nü gördüklerinde “Renkli çocuklar, kaale almayın” deyip geçiyorlardı. Ama artık farklı bir dönemdeyiz. CHP ve HDP seçim öncesinde de bize açıkça destek verdiler, haklarımızı gündeme getirdiler, son dönemde görünürlüğümüzde etkili oldular, oluyorlar. Bir de bunun üstüne seçimde kazanan taraf bu iki parti de. İşte bundan rahatsız oluyorlar.

Bu “rahatsızlık” başka nelere dönüşür?

Çok şeye dönüştü ama dönüşebileceği çok şey de var. Bakın mesela iktidar kendi STK’larını yarattı. Eşcinselliğin hastalık olduğunu kamuoyuna yaymaya çalışıyor. Bazı gazeteler de bunları destekliyor, “Bu insanları tedavi edin” mesajı veriyorlar. Endişem müdahalelerin artması. Mesela derneklerin varoluşlarına yönelik iktidarın elinden baskı gelmesi. Bunları biz geçmişte yaşadık. Yine yaşayabiliriz.

Yanınızda olan siyasi partiler de yok mu? Mesela son olarak size yönelik saldırı ve polisin tavrı da CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba tarafından Meclis gündemine taşındı.

Bunu öğrendiğime çok sevindim. Bu tip gelişmeler çok güçlendirici, çok sevindirici. Ben bu gelişme öncesinde yalnız kaldığımı hissetmiştim.

Bu gelişmeler umut veriyor mu?

Tabii. Ama yine de temkinli bir umudumuz var. CHP ve HDP’nin desteği çok değerli olsa da koalisyon görüşmeleri bu hafta başlıyor. Bakalım ne çıkacak? Kim kiminle hangi koşullarda bir araya gelecek? Önemli olan bu süreçten sonra bizim yanımızda kimlerin kalacağı…

Bu tip saldırıların ardından siyaset dışı destek mesajlarında geçmiş dönemlere oranla artış oluyor mu?

Açık konuşmak gerekirse toplumda değişmeyen bir bakış açısı var. Bunu saldırganların dilinden duydum: “Biz erkek adamız memur bey, siz bizim halimizden anlarsınız, bu ibnenin lafına inanmayın’, ‘Memur bey, bu bizi evine davet etti, bilirsiniz bunları!” Polise dedikleri bu sözler aslında tabana yayılmış durumda. Biz tecavüze uğradığımızda infial yaratmıyor. Çünkü “Orospudur, travestidir, hak etmiştir” gözüyle bakılıyoruz. O cümledeki ima da bu zaten. Yani tecavüze uğramış olmam “hak edilmişlik” gibi görülüyor.

Yani mağduriyetin de bir sıralaması var.

Aynen. Eğer siz toplumun geniş kesimi tarafından “ahlaken uygun”, “temiz”, “saf” bulunuyorsanız, başınıza kötü bir olay gelmişse, başınız okşanmalı, destek olunmalı. Ama bize karşı olursa “Su testisi su yolunda kırılır” deniliyor. Mesela son dönemde kırılma yaratan Özgecan Aslan cinayetinde bunu gördük. Korkunç bir olay. Büyük bir acı. Biz de yürüdük onun için. Üzüldüğümüz şey şu ki, Özgecan’dan kısa süre önce 4 hayat kadını Ankara’da alenen tecavüze uğradı. Ama bu dosya konuşulmadı, unutuldu. Kimsenin de onlarla ilgili fikri, bilgisi yok. Neden? Çünkü toplum bizim “temizlenmemiz” gerektiğini düşünüyor. Şunu söylüyor: “Sen bunu hak ediyorsun. Neden ses çıkartıyorsun?”

Geleceği nasıl görüyorsunuz? Sizce bu süreç nasıl devam edecek?

Tedirginliğim arttı. Tehlikeli bir yere gidiyoruz diye düşünüyorum. Umarım daha üzücü olaylar yaşanmaz. Unutmamak gerek, bu benim başıma gelse de aslında tüm toplumu hedef alıyor. Bir mesaj veriliyor: “Ayağınızı denk alın” Ben bunu gördüm.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
anton 1 yıl önce

beni dövdüren devleti benim de dövme hakkim var o zaman