Sırrı Süreyya'nın ağzından Müslüm Gürses

Siyasetin renkli yüzü Sırrı Süreyya Önder, bundan 5 yıl önce Sabah'tan Müjgan Halis'e verdiği bir röportajda Müslüm Gürses'in hayatını anlatan bir filme imza atmak istediğini söylemişti. Hepimiz ucundan kıyısından Müslüm Baba'nın hayat hikayesini biliyoruz, annesinin babası tarafından öldürüldüğünü vb. Ama onu Sırrı Süreyya kadar detaylı ve içten anlatan olmamıştı.

"GEL BUNDAN SONRA BENİM HARACIMI YE"

Mesela Müslüm Gürses'in Muhterem Nur'a nasıl evlenme teklifi ettiğini biliyor muydunuz? "Gel bundan sonra benim haracımı ye" dediğini.. Müslüm Gürses'in neden öyle ağır hareket ettiğini, kardeşine ne olduğunu, aslında ne büyük acılar çektiğini.. "Biz neden John Lennon'ın hikâyesini biliyoruz da, Müslüm'ün hikâyesini bilmeyelim?" diyen Sırrı Süreyya Önder’le yapılan o röportaj şöyle:

Size enteresan gelen yönü ne projenin? Müslüm Gürses'in nesi size ilginç geldi?

Nesi değil ki? Müslüm Gürses, Urfa'nın Halfeti İlçesi'nin bir köyünde doğuyor. Çok trajik bir olay nedeniyle Adana'ya taşınıyorlar, terzi çıraklığına başlıyor. (Bu trajik olayın bilgisi bizde saklı, ama yönetmenin filmle öğrenilsin isteği üzerine yazmıyoruz) Bu biraz da bilenlerin bildiği bir sır aslında çünkü kendisine yeni bir hayat hikayesi yazmış. Dönem aile çay bahçesi dönemleri, ses yarışmasına katılıyor ve babası yarışmaya gideceği gün saçlarını makineyle tıraş ediyor ki, gitmesin. Sonraki hayatında da travmalar sürüyor. Adana'da 18 yaşındayken ölümcül bir trafik kazası geçiriyor, öldü diye morga kaldırılıyor. Savcı otopsi için geldiğinde küçük bir el hareketiyle hayatta olduğu anlaşılıyor, tekrar doktor çağırılıyor, ancak doktor "Bu reflekstir" deyip ölüm raporu düzenliyor. Akabinde daha büyük bir hareket yapıyor ve ameliyata alınıyor. Ancak ameliyattan sonra koku alma duyusunu yitiriyor, her şey ona ispirto gibi kokuyor. Müslüm'ün sağ kulağı hiç işitmiyor, sol kulağı yüzde 30 işitiyor ve sağ gözü de çok bulanık görüyor.

"ANLATILASI BİR HAYAT"

Muhterem Nur'la popüler olduktan sonra mı tanışıyor?

Birisi merdivenlerden hızla inerken, öbürü de çıkarken bir yerinde karşılaşıyorlar. Müslüm'ün Muhterem'den sonra hayatına hiç kadın girmiyor ve aralarında tam 23 yaş fark var. Bu yıllar Türkiye'nin de travmatik yılları. Türk insanının, çok daha büyük bir hayalin içindeyken, ilk defa zeminin ayağının altından kalkıp gittiğini hissettiği yıllar.

Darbe yıllarını mı kast ediyorsunuz?

Darbeden önce, 70'li yıllar. Müslüm, müzik anlamında kendi realitesiyle yüzleşmek yerine, cilveleşen bir kesimin müziğini yapıyor. Çünkü o kesim kendi realitesiyle yüzleşebilse bir tarafına attığı jileti şah damarına atıp hayatını bitirmesi lazım.

Kendisi de bu realiteyle cilveleşiyor mu?

Sezgileri çok yüksek bir adam. Hayatla olan derdini bir şekilde çözmüş, onda bir cilveleşmeden bahsetmek mümkün değil.

MÜZİK SKALASI ÇOK GENİŞ

Peki kendi yaptığı müziği nasıl tanımlıyor?

Dinlediği müzik skalası çok geniş, cazdan klasiğe, Ortadoğu etnik folklorik müziklerinden bizim klasik Türk sanat müziğimize kadar. Ben repertuvara onun kadar hâkim başka bir müzisyen tanımadım. Hem bu müzikleri biliyor, hem de aralarındaki farkları. Birçok şarkısının sözleri kendisine ait olmasına rağmen düzenleyen adamın adıyla çıkmış. O yönüyle ön sıraları başkasına bırakan bir Anadolu terbiyesine sahip. Şarkı sözleri çok ilginç, 'Yakarsa dünyayı garipler yakar' diyor. Beni en çok etkileyen sözü bu.

Daha önce dinler ve beğenir miydiniz?

Ben de müzisyenim ve Müslüm'ün türkü icrasını çok özel bulurum. Yani Fincanın Etrafı Yeşil'i, Huma Kuşu'nu ya da Dersini Almış Ediyor Ezber'i, Sürmeli bozlağını bir de Müslüm'den dinleyin, ne demek istediğimi anlarsınız. Bir adam düşünün barağı, bozlağı, hoyratı ve kırık havaları yöresinin lezzetinden hiç iskonto etmeden çok özgün bir şekilde yorumlasın. Bir türkünün niye söylendiğini bilmezseniz nasıl söyleneceğini bilemezseniz, Müslüm niye söylendiğini biliyor.

Ayrıca hayatı da çok anlatılası galiba...

Evet örneğin, kardeşlerinden birini 12 Eylül öldürüyor. Asker kaçağıymış, dur ihtarına uymuyor ve çekip vuruyorlar. Kendisi bir kere trafik kazasında ölümden dönüyor, bir kere bir hayranı Bursa konserinde bıçaklıyor, sadece sevgiden. Biz neden John Lennon'ın hikâyesini biliyoruz da, Müslüm'ün hikâyesini bilmeyelim?

EN ROMANTİK EVLİLİK TEKLİFİ

Evet, neredeyse kült bir öğe...

Bu ülkenin müzik yolculuğu, sosyal toplumsal macerasından çok farklı değil. Adına arabesk denen şeyin bu ülkenin müziğine çöreklenmesi, bunun altındaki dinamiklerin görmezden gelinerek bu müziğin edilmemesi gereken bir köşesinden mahkûm edilmesi, bunlar her sinemacının ilgisini çeker. İtirazın en masif hali Müslüm'ün dinleyicisinde. Her konserinde bir eylem görüyorsunuz. Müslüm özelinde, bu ülkenin müzik macerasını gözlemlemek mümkün. Murathan Mungan şiirlerini de icra ediyor, Leonard Cohen'i de. Semah da okuyor, pop da, rock da.

Muhterem Nur'la ilişkisi nasıl? Nasıl yaşıyor bu ilişkiyi?

Hayatımda duyduğum en romantik evlenme teklifini yapmış. 'Muhterem Hanım gel bundan sonra benim haracımı ye,' demiş. Varsa böyle bir evlilik teklifi bilen, söylesin. Bunun baştan çıkaramayacağı bir gönül düşünemiyorum, burada sadece bir teslimiyet değil, çok katmanlı bir şey var. Muhterem Hanım da, 'Hayatın haracını beraber yiyelim,' demiş, şimdi hayatın haracını yiyorlar.

HAYATI MİTOLOJİK EFSANE GİBİ

Sizi şaşırttı mı, dinledikçe öğrendiğiniz detaylar?

Tabii ki detayları öğrenince şaşırdım, ama bu çok coşkulu bir şaşırma. Ben her daim şaşırmaya çok teşneyim. Biz bütün evreni hayret ederek seyreden insanlarız. 

Müslüm Gürses kendi kitlesini nasıl görüyor, onlara kızıyor mu?

Kitlesiyle arasında bir aşk ilişkisi var. Her aşkta olagelen şiddet ya da yoksa da olması gereken dozda bir şiddet var hayranlarıyla arasında. Müslüm'ün tabanı bütün itirazlarını zaman zaman Müslüm'e de yöneltebilen bir taban. Örneğin pop tarzında ilk kez bir Nilüfer şarkısı seslendirdiğinde, konser salonunda herkes sırtını dönüyor, protesto ediyorlar. Sonra o icraya da bir cila çekiyor Müslüm baba ve kitle bunu da kabul ediyor.

Bir belgeseli anlatır gibisiniz. Bunun dramasını çekmek zor olmayacak mı? Bunda dramanın Allahı var. Adamın hayatı usulüne uygun, zaten mitolojik efsane gibi. Aşkıyla, engelleriyle, yükselişiyle, yükseldikten sonra dibe vuruşu, tekrar yükselişi ve alışkanlıkları. Dramaturjik tartışmalar koymaya, olmayanı icat etmeye, bir gayretkeşliğe gerek yok ki. (Ensonhaber)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.