Pembe Hayat Kuirfest 5 Yaşında!

Pembe Hayat Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transeksüel (LGBTT) Dayanışma Derneği’nin düzenlediği Pembe Hayat KuirFest beşinci yaşını kutluyor. LGBTT hakları mücadelesine sanat aracılığıyla ifade alanları yaratmayı amaçlayan Pembe Hayat KuirFest, beş yıldır sadece sinemayla değil; programında yer verdiği video, edebiyat, tiyatro, müzik gibi pek çok ifade biçimiyle de LGBTT bireylere yönelik ayrımcılığa ve şiddete dikkat çekiyor, Türkiye’de kuir teorinin ve sanatın birlikte konuşulmasına ve tartışılmasına da olanak sağlıyor.

Pembe Hayat KuirFest beşinci yılında, Tayland’dan İsveç’e, Güney Afrika’dan Uruguay’a yaklaşık 20 ülkeden 50’nin üzerinde filmin yanı sıra atölyeleri, söyleşileri, sergi ve partileriyle yeni yılın festival sezonunun fitilini ateşliyor. KuirFest, dünya festivallerinden ödüllü kurmaca filmler ve belgeseller, sinema tarihinin yönünü değiştiren kült yapımlar, dünyanın dört bir yanından programcılarla birlikte hazırlanan kısa film ve animasyon seçkileriyle yoldaşlık, kimlik, ırk, aşk, dostluk, aile, büyüme, ayrımcılık, direniş, sanat gibi temaları merkezine alırken, dünyanın dört bir yanından yapımlarla dünden bugüne kuir hareketin tarihini de mercek altına alıyor.

FESTİVAL MEKÂNLARI & BİLETLER

Pembe Hayat KuirFest’in film gösterimleri ve söyleşileri bu yıl Ankara’da Kızılay Büyülü Fener Sineması, Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Torun’da; İstanbul’da ise Başka Sinema ev sahipliğinde Fransız Kültür Merkezi ve yanı sıra Pera Müzesi ve Goethe-Enstitüsü’nde gerçekleştirilecek. Sinemaseverler, biletlerini Fransız Kültür Merkezi ve Kızılay Büyülü Fener Sineması'nda açılacak gişelerden satın alabilirler. Ankara'da Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Torun'da, İstanbul'da Pera Müzesi ve Goethe-Enstitüsü'nde gerçekleşecek etkinlik ve gösterimler ücretsizdir.

Bilet fiyatları:

Kızılay Büyülüfener Sineması: Öğrenci: 12 TL, Tam: 14 TL

Fransız Kültür Merkezi: 10 TL

Ğ - AÇILIŞ FİLMİ: KÖPEK

5. Pembe Hayat KuirFest bu yılın festival maratonuna 14 Ocak Perşembe günü gerçekleşecek açılış töreniyle başlıyor. Matmazel Coco’nun sunacağı özel gecenin devamında, festivalin açılış filmi Köpek (2015) ilk kez Türkiye izleyicisinin karşısına çıkacak. İsviçre’de yaşayan yönetmen Esen Işık’ın ilk uzun metrajlı filmi Köpek’in başrolünde trans kadın oyuncu Çağla Akalın yer alırken, kendisine Salih Bademci, Barış Atay ve Cemal Toktaş eşlik ediyor. Dünya prömiyerini 11. Zürih Film Festivali’nde gerçekleştiren film, İstanbul’un son yıllarda yaşadığı sosyolojik, siyasi dönüşümü ve şehrin görmezden gelinen “öteki”lerinin hikâyesini beyazperdeye taşıyor. Yoksulluğa ve alkolik babasının uyguladığı şiddete rağmen ayakta kalmaya çalışan Cemo, sokaklarda kâğıt mendil satmak zorundadır. Sevmeden evlendiği kocasının hastalıklı kıskançlıklarına dayanmaya çalışan Hayat, günlerini evde korku ve sıkıntı içinde geçirmektedir. Trans bir kadın olan Ebru, âşık olduğu erkeğin bir gün aralarındaki ilişkiyi kabul etmesini beklerken İstanbul’da bir seks işçisi olarak var olmaya çabalamaktadır. Bütün bunların arasında, Cemo’nun bulduğu, annesi yeni ölmüş bir yavru köpek ise bu üç karakterin kırılganlığının ve ayakta kalma çabasının bir sembolü olarak hikâyedeki yerini alıyor.

GÖKKUŞAĞININ ALTINDA

Yıl boyunca dünya festivallerinde dikkat çeken, ödül kazanan uzun metraj kurmaca yapımlar, KuirFest’in ‘Gökkuşağının Altında bölümünde buluşuyor.

İlk gösterimi geçtiğimiz yıl Berlinale’nin ‘Panorama’ bölümünde gerçekleşen Kıyı (Beira-Mar, 2015), iki yakın arkadaş Martin ve Tomaz’ın, Brezilya’nın güneyinde küçük bir sahil kasabasında geçirdikleri hafta sonunu konu alıyor. Yetişkinliğin kıyısındaki iki genç erkek, aşk ve dostluk arasında gidip gelen ilişkilerinin sınırlarını yeniden tanımlamaya çalışırken bir yandan da kendi iç dünyalarına doğru bir keşfe çıkar. Filmin senaryosunu ve yönetmenliğini birlikte üstlenen Filipe Matzembacher ve Marcio Reolon, Kıyı ile gençliğin arzu dolu sularında gezinen, umutlu bir büyüme ve kimlik arayışı hikâyesine imza atıyor. Genç oyuncularının güçlü performansları ve otobiyografik unsurlar taşıyan senaryosuyla çok konuşulan Brezilya yapımı film, Rio de Janeiro Film Festivali Jüri Özel Ödülü ile Yeni Yaklaşımlar En İyi Film Ödülü’ne lâyık görülmüştü.

Yine geçtiğimiz yıl Berlinale’nin ‘Panorama’ bölümünde dikkat çeken yapımlarından Mavi Saati (Onthakan, 2015) KuirFest izleyicileriyle buluşturuyor. Okulda şiddet gören, evde ise ailesinin aşağılamalarına maruz kalan Tam, internet üzerinden Phum’la tanışır. İki genç erkek, terk edilmiş bir yüzme havuzunda buluşur. Bu buluşma sonrasında hızla Phum'a kapılan Tam için gerçek ve hayal giderek iç içe geçmeye başlar. Phum'un önünde açtığı kapılardan geçerken, hem en erotik düşleri hem de şiddet dolu kâbusları karşısında belirir. Şehrin karanlık köşelerinde geçen karanlık, macera ve arzu dolu Mavi Saati, Anucha Boonyawatana'nın ilk uzun metrajlı kurmaca filmi. Yönetmen, Tayland sinemasından alışık olduğumuz bir dille, kurmaca anlatının sınırlarını zorluyor ve gerçekçi olduğu kadar fantastik bir filme imza atıyor.

Litvanya'yı bu yılki Oscar yarışında temsil eden Sangailė’nin Yazı (Sangailės Vasara, 2015), Sundance'de kazandığı 'En İyi Yönetmen' ödülünden bu yana gerçek bir festival favorisine dönüştü. Birçok uluslararası festivalde gösterilen ve ödüller kazanan bu büyüme öyküsü, özellikle görüntü yönetimiyle takdiri hak ediyor. Sangailė, 17 yaşın tüm kırılganlığını taşıyan bir genç kızdır. Kollarına attığı kesiklerle hem omuzlarına düşen ağır yükü unutmaya hem de ne kadar korkarsa korksun hayallerinden çıkmayan uçmanın heyecanını tahayyül etmeye çalışır. Bir gün karşısına çıkan Auste ise dünyasını değiştirir. Farklı zaman dilimlerinin kostümlerini çağrıştıracak şekilde kılıktan kılığa giren bu genç kadın, Sangailė'ı moda, fotoğraf ve cinselliğin hakim olduğu bir nevi rüya alemine çağırır ve korkularını aşmasına yardımcı olur.

Yeşilçam filmleri ile erken dönem Almodóvar yapımlarını anımsatan bir trans hikâyesi olan Meksika yapımı Yalnız Yıldızlar (Estrellas Solitarias, 2015) da Kuirfest’in uzun metraj seçkisi kapsamında izleyici karşısına çıkacak. Bir gece kulübünde sahne alan Valentina ne kadar havalıysa, ev arkadaşı Joana da bir o kadar dikkat çekmekten uzaktır. Bu iki trans kadının hayatı, Valentina'nın çalıştığı kulüpte assolist pozisyonunun açılmasıyla değişir. Yıllardır beklediği yıldızlık statüsüne bir adım daha yaklaşan Valentina, birden karşısında yeni bir rakip bulur; kulübün acımasız patronunun yeni sevgilisi La Madonna. Bu rekabet Valentina'yı arkadaşı Joana'ya karşı da acımasızlaştırır. Arkadaşlıklarının test edilmesi üzerinden iki trans kadın karakterin acı tatlı dünyasına yakından bakan Yalnız Yıldızlar, asla düşmeyen bir tempoyla seyircisini sürekli eğlendiren, punk-rock ruhuna sahip bir melodram. 

‘Gökkuşağının Altında’ bölümünün en dikkat çeken yapımlarından Kırık Gardenyalar (Broken Gardenias, 2014) yıl boyunca kuir festivallerde beğeni toplamış bir kara komedi. Filmin hem senaryo yazarı hem de başrol oyuncusu Alma S. Grey'in canlandırdığı Jenni; küçük yaşta ayrıldığı babasını tekrar bulmanın özlemiyle yaşamış, gitgide içine kapanmış ve çevresi tarafından sürekli dışlanarak yetişkin hayatından uzak tutulmuş bir genç kadındır. Herkes tarafından “tuhaf” olarak kabul edilen Jenni, başarısız intihar girişiminden sonra, kendisinin tam zıddı, asi, öfkeli ve dışadönük Sam ile tanışır. Alışılmadık ikili Jenni’nin babasını bulmak üzere yola koyulur ve sürprizlerle dolu bu yolculuk boyunca hem kendilerini hem de birbirlerini keşfe çıkarlar. Kai Alexander’ın yönetmenliğini yaptığı ilk uzun metrajlı filmi Kırık Gardenyalar, terk edilme ve ayrımcılık gibi ciddi meseleleri esprili bir dille anlatıyor.

Sen Bakmazken (While You Weren’t Looking, 2015) ise, farklı kuşaklardan karakterleri aracılığıyla Güney Afrika’nın yakın tarihini cinsiyet ve sınıf merkezli çatışmalar üzerinden ele alıyor. Yirmi yıldır birlikte olan lezbiyen çift Terri ve Dez’in yıllar önce evlât edindikleri kızları Asanda, büyümüş ve üniversiteye başlamıştır. Gençliklerinde eşitlik mücadelesi içinde yer almış olan Terri ve Dez, yaşları ilerledikçe ait oldukları sınıfın konformizmine kapılmışlardır. Ancak Asanda, kendisine öğretilen gerçekleri sorgulamak ister ve gettolarda yaşayan Shado ile tanışması hepsi için bir dönüm noktası olur. Catherine Stewart, bu ilk uzun metrajlı filmini Out in Africa Gey & Lezbiyen Film Festivali işbirliğiyle tamamladı.

‘Gökkuşağının Altında’ bölümünün en ilginç yapımlarından biri de Marçal Forés imzalı Sonsuz Aşk (Amor Eterno, 2014). Film, orta yaşlı bir öğretmen olan Carlos’un, ders çıkışlarında ziyaret ettiği, şehrin dışında, ormanlık bir alanda bulunan çark mekânında öğrencisi Toni ile karşılaşmasını konu ediniyor. Gerilim ve arzu dolu bu karanlık aşk hikâyesi, fantastik ve korku filmi unsurlarıyla tür sinemasına göz kırparken, arzu ve ölüm arasındaki ilişkiyi sorguluyor.

KUİR BELGESELLER

Pembe Hayat KuirFest, bu yıl da belgesellere geniş yer ayırıyor. ‘Kuir Belgeseller’ bölümünde, sezon boyunca festivallerde dikkat çekmiş ödüllü yapımlar ilk kez Türkiye izleyicisiyle buluşacak.

Geçtiğimiz yıl prömiyerini yaptığı Berlin Film Festivali’nde En İyi Belgesel - Teddy ödülü alan Yeni İnsan (El Hombre Nuevo, 2015), Latin Amerika’nın 1970'lerden günümüze dek süren siyasi kargaşası içinde, kendi geçmişinin izini süren, cinsiyet inşa sürecindeki trans bir kadının, Stephania Mirza'nın hikâyesini anlatıyor.

‘Kuir Belgeseller’ bölümü bu yıl kuir sinemanın öncü isimlerinden Barbara Hammer’ın New York prömiyerini MoMA’da (The Museum of Modern Art) yapan filmi Bu Eve Hoşgeldiniz’i (Welcome To This House, 2015) izleyicileriyle buluşturacak. Film, Pulitzer ödüllü Amerikalı şair Elizabeth Bishop’un bilinmeyen dünyasının, aşklarının, dostluklarının ve lezbiyen bir sanatçı olarak var olma mücadelesinin izlerini, şairin yaşadığı mekânların derinliklerinde sürüyor.

Sosyal ve kişisel konuları, karakter odaklı güçlü filmleriyle ön plâna çıkaran ödüllü belgeselci Jannik Splidsboel de yeni filmi Uygunsuzlar (Misfits, 2015) ile KuirFest’in konuğu olacak. Belgesel, Amerika’nın en muhafazakâr bölgelerinden Tulsa’da yaşayan LGBTT gençlerin gündelik hayat tecrübelerini aktarıyor. Yaşadıkları topluma rağmen cinsel kimliklerini açıkça yaşama ve kendileri olma cesaretini gösteren üç genci odağına alan film, geçtiğimiz yıl Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünde ilk kez izleyiciyle buluşmuştu.

Vietnam yapımı Madam Phung’un Son Yolculuğu (Chuyến Đi Cuối Cùng Của Chị Phụng, 2014),  Madam Phung’un öncülüğündeki translardan oluşan gezici bir kumpanyayı takip ediyor. Filmde, gençlik yıllarını geride bırakmak üzere olan Madam Phung’un yorgunluk ve umutsuzluğu, kumpanyada çalışan diğer transların kırılganlıkları ve korkularıyla birlikte işleniyor. Gittikleri yerlerde uyandırdıkları ilgi ve maruz kaldıkları zulüm arasında yaşadıklarını paylaşan kumpanya üyeleri, Vietnam’da LGBTT olmanın zorluklarını ve çalışma hayatındaki ayrımcılığı gözler önüne seriyor.

KuirFest’in belgesel bölümünün son filmi ise, festivale ikinci yılında Vito (2011) ile konuk olan bol ödüllü yönetmen Jeffrey Schwarz’ın yeni filmi Gizli Dosya: Tab Hunter (Tab Hunter Confidential, 2015). Film, 1950’lerin Hollywood yıldızlarından, “genç kızların sevgilisi” Tab Hunter’ın bir gey aktör olarak stüdyo sisteminde var olma çabasını anlatırken, Hollywood’un ayrımcı kurallarını da mercek altına alıyor.

qÜLT

Pembe Hayat KuirFest, ‘qÜLT’ bölümünde bu yıl da, geçmişten günümüze sinema tarihine damgasını vuran kuir yapımları festival takipçileriyle buluşturuyor ve beşinci yaşını kültleşmiş yapımların gösterimleriyle kutluyor.

Ünlü Amerikalı yönetmen ve aktivist Tom Kalin’in, Yeni Kuir Sinema’nın en önemli örneklerinden sayılan siyah beyaz filmi Swoon (1992), iki varlıklı Yahudi üniversite öğrencisini ve 14 yaşındaki bir genci kaçırıp vahşice öldüren Nathan Leopold ve Richard Loeb’in hikayesini anlatıyor. Berlin Film Festivali - Teddy ödüllü Swoon, yüzyılın suçu olarak nitelendirilen “Leopold ve Loeb” davasını diğer filmlerin aksine karakterlerin eşcinselliği üzerine odaklanarak beyazperdeye aktarıyor.

5. Pembe Hayat KuirFest’in programındaki sürprizlerden biri de, 25. yılında restore edilen kopyasıyla, Doğu Almanya’da çekilen ilk açık gey temalı film olan Coming Out (1989). Heiner Carow imzalı film, genç öğretmen Philipp’in eşcinselliğini kabul etme sürecini ele alıyor. Philipp, kendisi gibi öğretmen olan Tanja’yla bir ilişki yaşamaktadır. Ancak ergenlik yıllarında aşk yaşadığı ve ailelerin engellemesiyle ayrılmak zorunda kaldığı erkekle yeniden karşılaşınca bastırdığı eşcinselliğiyle yüzleşmek zorunda kalır. Bu yüzleşme, hayatına yeni giren bir başka erkek, Matthias sayesinde olacaktır. Tanja ve Matthias arasında bir seçim yapmaktan kaçınan Philipp gerçek kimliğini reddeder ve üçlü kendilerini bir dramın içinde bulur. O dönemde Doğu Berlin'de gizlice işletilen eşcinsel barlarda çekilen Coming Out, bugün Doğu Almanya'da eşcinsel erkek olmaya dair bir belge niteliği de taşıyor.

Sinema tarihinin ilk LGBT temalı filmlerinden Diğerlerinden Farklı (Anders Als die Andern, 1919) da festivalin beşinci yıl sürprizlerinden biri. Filmin başrolünde, bir yıl sonra dışavurumcu sinemanın başyapıtlarından Dr. Caligari'nin Muayenehanesi’nde (Das Cabinet des Dr. Caligari, 1920) Cesare'yi canlandırarak üne kavuşacak Conrad Veidt yer alıyor. Bir şantaj öyküsü olan filmin çekildiği dönemde, Alman anayasasının eşcinselliği bir suç olarak kabul eden 175. maddesi hâlâ yürürlüktedir. Bu madde pek çok eşcinselin hayatını karartmaktadır, tıpkı filmde hikâyesi anlatılan keman virtüözü Paul Körner gibi. Çekildiği dönemde büyük ilgiyle karşılanan ancak Nazi iktidarında imha edilen filmin Münih Film Müzesi tarafından bulunan parçalarından tekrar oluşturulan kopyasını sakın kaçırmayın!

KUİR KISALAR YARIŞMASI

Pembe Hayat KuirFest, beşinci yaşını kutlarken programına bir de kısa film yarışması dâhil ediyor. Jürisinde senarist ve yönetmen Ümit Ünal, Oslo/Fusion Uluslararası Film Festivali’nin yönetmeni Bard Ydén ve Altyazı yayın kurulu üyesi, sinema yazarı Gözde Onaran’ın yer aldığı yarışmada, İsveç’ten Tayland’a, pek çok ülkeden kısalar izleyici karşısına çıkacak. Yarışmanın birincisine para ödülü verecek olan festival, kazanan filmin yönetmenine, Cannes Film Festivali veya Berlin Film Festivali’ne katılma imkânı da sunuyor.

Yarışmanın ilgi çeken yapımlarından Ayın Muayyen Günü (Wannan kong duen, 2014), cinsellik, masumiyet, arkadaşlık, aşk, gençlik ve olgunluk temalarının muğlak sınırlarında gezinen bir büyüme hikâyesi. İki genç liseli kadın, Goy ve Lee, sınıfta hep yan yana oturmakta, günlerini birlikte geçirmektedirler. Her ay eş zamanlı bir şekilde regl olan iki kadın, bunu aralarındaki özel bağın bir sonucu ve nişanesi olarak görmektedirler. Taylandlı genç yönetmen Jirassaya Wongsutin’in geçtiğimiz yıl dünya festivallerini gezen filmi, Queer Lisboa’da En İyi Kısa Film ödülü için yarışmış ve Clermont-Ferrand Uluslararası Kısa Film Festivali’nden Jüri Özel Ödülü’yle evine dönmüştü.

2014 İsveç yapımı 09:55 - 11:05, Ingrid Ekman, Bergsgatan 4B, kanserle tek başına mücadele etmeye çalışan Ingrid’in hikâyesine odaklanıyor. Orta yaşlı eski bir dansçı olan Ingrid kendini dış dünyadan soyutlamıştır. Ancak, bakıcı Frida’nın hayatına girmesiyle susturduğu duyguları kendini gösterir.

Danimarkalı yönetmen Søren Green’in yönettiği Bir Öğleden Sonra (En Eftermiddag, 2014) ergenlik çağında bir erkeğin cinselliği ve aşkı tanımaya başlamasını konu ediniyor. Birlikte zaman geçirdikleri sıradan bir akşamüstü Mathias arkadaşı Frederik’e olan aşkını açıklamaya karar verir.

Kanada yapımı Nick Citton imzalı Kusursuz Gelecek (The Future Perfect, 2015), başrollerinde  geçmişe seyahat edip insanlığı yok etmek üzere olan hastalığı önlemek için görevlendirilmiş bir zaman yolcusunun vermek zorunda olduğu zor bir kararı anlatıyor. Başrollerini Star Trek’ten tanıyacağınız Zachary Quinto ile Mad Men’de yer alan Robert Baker’ın paylaştığı The Future Perfect, minimalist üslubu ve prodüksiyon kalitesiyle dikkat çekiyor.

Prömiyerini Toronto Film Festivali’nde gerçekleştiren, Sundance’de büyük ilgi gören, Locarno Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü ve Clermont-Ferrand Uluslararası Kısa Film Festivali’nde Büyük

Ödül’ün sahibi olan Kanada yapımı Delik (Hole, 2014), medyada ve pek çok mecrada yok sayılan, görmezden gelinen bir konu olarak, cinsel olarak aktif engelli bireylerin yaşadıkları zorluklara dikkat çekiyor.

Altın Küre ödüllü TV dizisi Transparent’ın yapımcısı Nisha Ganatra’nın yönettiği Kod Akademi (Code Academy, 2014), sanal ortamda kendini bir erkek olarak tanıtarak hoşlandığı kadını tavlamaya çalışan Frankie’nin hikâyesini anlatıyor.

Geçtiğimiz yılın Berlin Film Festivali’nde En İyi Kısa Film Teddy Ödülü’nün sahibi olan, Queer Lisboa’dan Vancouver Queer Film Festivali’ne kadar pek çok önemli film festivalinde gösterilen Aziz Cristobal (San Cristóbal, 2015) Ocak ayında da KuirFest izleyicisiyle bir araya gelecek. Ülkesini terk etmeden önce Şili’de bir adada yaşayan kız kardeşini ziyaret eden Lucas, genç ve çekici bir balıkçı olan Antonio’yla tanışır ve aralarında çok geçmeden romantik bir ilişki başlar. Mahalle baskısı ve homofobiye boyun eğmeyip kendilerine bir yol çizip çizemeyecekleri ise karakterlerin hayatlarında çok önemli bir eşik olacaktır.

Festivallerde adından övgüyle söz ettiren Sahil Havası (La Météo des Plages, 2014), çocuk sahibi olmak isteyen lezbiyen çift Alice ve Louise’in, arkadaşları Tom’dan yardım istemelerini konu alıyor. Üçlünün birlikte bozulmamış doğanın ortasında geçirecekleri hafta sonu, onları kararlarıyla yüzleştirecektir.

Hayat bazen ikinci bir şans tanır. İşten sonra arkadaşlarıyla dışarı çıkan 20’li yaşlarındaki Niklas, liseden beri görmediği Adam’la karşılaşır. Niklas geçmişte kaçırdığı, tekrar karşısına çıkan fırsatı bugün değerlendirebilecek midir? Geçen Zaman (Det bor inga bögar i Bollebygd, 2015), pişmanlıkların telafisinin cesaretten geçip geçemeyeceği üzerine kafa yoruyor.

Kim Olursa (À qui la faute, 2015) ise ergenlik çağındaki bir grup genç kadının yaz kampına konuk oluyor. Marie ve Lise için bu kamp arzularının keşfi anlamına gelmektedir. Fransa yapımı film, hâkim normların, bağnazlığın ve homofobinin bireyler üzerindeki travmatik etkilerini gözler önüne seriyor.

Geçtiğimiz yıl !f İstanbul’da gösterilen, Emre Busse ve Burak Erkil’in çektiği Vintage Porn – Bölüm I (Vintage Porn - Part I, 2014), seks işçisi ve performans sanatçısı Kübra’nın performansı üzerinden izleyiciyi kendi cinselliğini sorgulamaya davet ediyor.

16 mm film ve animasyon dâhil çok çeşitli medya aracılığıyla deneysel  video ve filmler üreten Forrest Lotterhos’un filmi Fori (Phoria, 2015), beş trans* ile yapılan röportajlar üzerinden kimlik, cinsiyet ve beden üzerine derin ve etkili bir tartışma açıyor.

ANISINA: CHANTAL AKERMAN

Pembe Hayat KuirFest, geçtiğimiz Ekim ayında hayatını kaybeden, feminist sinemanın en önemli isimlerinden Belçikalı yönetmen Chantal Akerman’ı, yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi Ben, Sen, O (Je, tu, il, elle, 1975) ile anıyor. Akerman’ın henüz 24 yaşındayken çektiği film, yönetmenin sinema anlayışını ve sinema tarihine sunduğu katkıları özetler nitelikte. Akerman’ın sineması, tıpkı bu ilk uzun metrajlı filminde olduğu gibi, egemen sinema anlayışından azade; beklenen, verili kabul edilen tüm anlatı ve anlatım dayatmalarını bir kenara bırakan kendine has, özgür ve oyunbaz bir sinema.

Akerman’ın aynı zamanda başrolünde oynadığı film, vaktini evinde tek başına şeker yiyerek ve birine uzun mektuplar yazarak geçiren genç bir kadının eski kız arkadaşıyla buluşmasını konu ediniyor. Film, zaman, mekân, ses kullanımı ve parçalı yapısıyla sinemanın olanaklarını araştırmaya çıkarken, karakterlerinin asiliğini ve merakını filmin diline de taşıyor. Kadın bedeni ve cinselliği üzerine tabu yıkan bir başyapıt olarak değerlendirilen film, biçimsel özgünlüğüyle de sinema tarihinin en provokatif yapımlarından biri.

KUİR YOLDAŞLIK

Pembe Hayat KuirFest’in bu yılki en özel bölümlerinden biri de ‘Kuir Yoldaşlık’. Festival, geçtiğimiz Eylül ayında talihsiz bir trafik kazasında kaybettiğimiz LGBTT aktivistleri Boysan Yakar ve Zeliş Deniz’in anmak için onların Beyaz Atlı Prens Boşuna Gelme (2009) ve Yürüyoruz (2006) belgesellerini gösteriyor.

Beyaz Atlı Prens Boşuna Gelme, Zeliş Deniz’in yönetmenliğini Aykut Atasay ve İzlem Aybastı ile birlikte üstlendiği, yapımcılığını ise Lambdaistanbullu Kadınlar’ın yaptığı kolektif bir çalışma. Filme adını veren slogan filmden birkaç yıl önce gerçekleşen 8 Mart yürüyüşünde üretilmişti.

Kadınların var olmaları için erkeklere ihtiyaçları olmadığına vurgu yapan Beyaz Atlı Prens Boşuna Gelme, daha önce Türkiye sinemasında işlenmemiş bir konuya eğilerek, neredeyse yok sayılan eşcinsel kadınların yaşadıkları temsil sıkıntısına dikkat çekiyor. Film, Türkiye’de bir tabu haline gelmiş  lezbiyen kimliğine karşı gelişmiş önyargıları mercek altına alıyor.

Boysan Yakar ve Aykut Atasay’ın yönettiği Yürüyoruz, 2006 yılının Ağustos ayında Bursa Gökkuşağı Derneği’nin LGBTT bireylerin ifade özgürlüğünün engellenmesini protesto etmek üzere gerçekleştirecekleri yürüyüşün ve basın açıklamasının, Bursaspor forması giyen saldırganlar ve kolluk kuvvetleri tarafından engellenmesini konu alıyor. Ayrımcılığı, homofobiyi, transfobiyi ve faşizmi bütün çıplaklığıyla gözler önüne seren belgesel, 2007 yılında !f İstanbul seyircisiyle bir araya gelmiş ve büyük yankı uyandırmıştı.

KUİR ANİMASYON SEÇKİSİ

Festival, her yıl olduğu gibi bu yıl da dünyanın dört bir yanından programcılarla işbirliği yapıyor. DOK Leipzig programcılarından Annegret Richter’in hazırladığı, ödüllü kuir animasyonlardan oluşan seçkide dünya festivallerinde adından söz ettiren yapımlar yer alıyor.

Flamingo Pride (2011), pembe flamingo sürüsündeki tek heteroseksüel flamingo kahramanının yalnızlığına son verme çabasını mizahi bir dille anlatıyor. Zarif, beyaz bir dişi leyleğe âşık olan pembe flamingo, onun çevresine dâhil olmaya, kendini kabul ettirmeye çalışsa da; heteroseksüellerin pembe flamingoları dışlayan tutumlarının önüne geçemez. Ancak pes etmeyecek, leyleğin kalbini kazanmak için  mücadele etmeye devam edecektir.

Toronto Film Festivali ve Clermont-Ferrand Uluslararası Kısa Film Festivali dâhil pek çok festivalde beğeni toplayan Kuzular (Lämmer, 2013), anne ve babası gibi olmayan bir kuzunun hikâyesini anlatıyor.

Hollanda yapımı Holiganları Severim (I Love Hooligans, 2013)’ın eşcinsel kahramanı, tuttuğu futbol takımına büyük bir aşkla bağlıdır. Ancak futbol dünyasının ve tribünlerin homofobik dünyasında var olabilmek için yönelimini gizlemek zorundadır.

Seçkinin duygusal yapımlarından Gecenin Kadını (Lady of the Night, 2014), cinsel yönelimini herkese itiraf edemeyen, cinselliğini özgürce deneyimleyemeyen bir erkeğin yarım kalmış aşkını anışını anlatan bir müzikal.

2012 İsveç yapımı Lubunya (Ladyboy) ise cinsiyet geçiş sürecini yeni atlatmış bir trans kadının hayatının en zor kararını masaya yatırıyor. Filmin kahramanı aşkı için Kanada’ya mı taşınmalı, yoksa ailesinin geçimini sağlamak için Bongkok’ta kalıp seks işçiliğine devam mı etmelidir ?

Ah Willy (Oh Willy, 2012), programda yer alan kuir animasyonların en dikkat çekenlerinden. Prömiyerini Clermont-Ferrand’da gerçekleştiren ve En İyi Animasyon dalında Cézar ödüllerinde yarışan film, doğanın kucağında yetişen ama artık “medeniyet”in kurallarına göre yaşayan Willy’nin köklerine dönüşünü anlatıyor. Görselliğiyle çok konuşulan filmin keçeden ve yünden yaratılmış dünyası görülmeye değer.

Önde gelen kısa film festivallerinden Clermont-Ferrand Uluslararası Kısa Film Festivali’nde büyük ilgi görmüş Maria Magenta (2011), hayatı rutin akışında sürmekte olan orta yaşlı bir erkeğin, rahatsız edici güzellikte bir imgenin etkisi altına girişini konu alıyor.

Ruth Lingford’un sade ve yaratıcı bir görsel dünya ile röportaj kayıtlarından oluşan filmi Küçük Ölümler (Little Deaths, 2010) 40’ın üzerinde festivalde gösterildi ve yoğun ilgi uyandırdı. Katılımcıların orgazm deneyimlerini fiziksel ve duygusal benzetmeler, tanımlarla aktardıkları film şiirsel bir mizah taşıyor.

“Uzun Kuş”u Çekerken (The Making of Longbird, 2011), çizdiği karakterle baş etmekte zorlanan bir animasyon sanatçısını anlatıyor. Film, Rus animasyon ustası Vladislav Aleksandrovich Feltov’a saygı duruşunda bulunurken, eski-yeni teknoloji, ustalık-acemilik gibi karşıtlıklarla mizahi bir ilişki kuruyor. “Uzun Kuş”u Çekerken, pek çok festivalden ödülle döndü.

QARA KUİR: BRİTANYA

Kuirfest, BFI Flare işbirliğiyle programlanan ‘Qara Kuir’ bölümünde Britanya siyah kuir sinemasının önemli ismi, sinema ve tiyatro yönetmeni, oyuncu Topher Campbell’ı yönetmenliğini üstlendiği iki filmle programına konuk ediyor.

Campbell ilk belgeseli Şu Hayatlarımızda: 20 Yıl Sonra Yeniden’de (In This Our Lives: The Reunion, 2008), 1987’de Londra’da gerçekleştirilen ilk Ulusal Siyah Eşcinsel Erkekler Konferansı’ndan 20 yıl sonra, 2007’de gerçekleşen yeniden buluşmasını belgeliyor. Prömiyerini 2009 Londra LGBT Film Festivali’nde yapan film, ilk ağızdan 1987 konferansının tanıklıklarını, düşüncelerini izleyenlerle buluşturuyor.

Campbell’ın 1997 tarihli kısası Eve Dönmek: Ajamu Hakkında Kısa Bir Film (The Homecoming: A Short Film About Ajamu) de ‘Qara Kuir’ bölümünde yer alıyor. Film Campbell’la birlikte, siyah lezbiyen, gey ve trans sanatçılar tarafından üretilen eserlere destek veren rukus! isimli oluşumun kurucularından yetenekli fotoğrafçı Ajamu’nun bir portresi.

Bölüm kapsamında ayrıca, Topher Campbell’ın küçük bir rolle kamera önünde yer aldığı, Campbell X’in ise ilk kez yönetmen koltuğuna oturduğu  Azgın Hayat (Stud Life, 2012) da izleyicilerle buluşacak. Azgın Hayat izleyenleri arkadaşlık ve aşk arasında kalan JJ ve Seb üzerinden, toplumsal cinsiyetin havada uçuştuğu, arzunun ise çok katı kurallara tabi tutulduğu Londra’nın kentsel ortamının daha önce hiç görülmemiş bir yaşam dilimine götürüyor.

BFI FLARE KISA SEÇKİSİ

KuirFest dünya kuir sinemasının nabzını tutmaya devam ediyor. Britanya Film Enstitüsü’nce düzenlenen Flare LGBT Film Festivali’nin, yeni kuir sinemanın en iyi örneklerini biraraya getiren bir seçki de Pembe Hayat KuirFest izleyicisiyle buluşuyor.

Evan Ifekoya’nın kısa müzik videosu Cinsiyet Şarkısı (The Gender Song, 2015), ırk, cinsiyet ve kimlik üzerine düşünürken kuir kavramını tartışmanın merkezine oturtuyor. Prodüksiyon kalitesiyle ilgilenmeyen ve stüdyo hilelerinden nasibini almamış hâliyle alaycı, sade ve içten bir his yakalıyor.

Şişmanlık aktivizmi ve LGBT hakları üzerine çalışan yazar Charlotte Copper’ın çektiği Tatlı ve İnce (Lovely and Slim, 2010), üç kuir’in egemen estetik anlayışının dayattığı zayıf ve ince görünme baskısıyla dalga geçtikleri eğlenceli bir müzik videosu. Üçlü, alaycı sözler ve neşeli bir müziğe sahip şarkıları, uyumsuz ve “o kadar kötü ki çok iyi” olarak tanımlanabilecek müthiş danslarıyla bütün aşağılanan bedenlere selam çakıyor. Dansın, müziğin, videonun, bedenin nasıl olması gerektiğini söyleyenlere inat özgürlüğü kutlayan Tatlı ve İnce, prömiyerini 2010’da BFI Flare LGBT Film Festivali’nde gerçekleştirmişti.

Artur Rabinski’nin 2013 yapımı belgeseli O (s’HE), izleyicileri İngiltere’de yoğunlukla gey komünitenin yaşadığı bölgelerden birine, Manchester Canal Street’e davet ediyor. İki hafta boyunca beş profesyonel drag queen’i takip eden film, büyük peruklardan ve gösterişli elbiselerden çok daha fazlasına, daha derine inme fırsatını yakalıyor, drag queen’lerin dünyasına daha yakından bakıyor.

Ursula Mayer’in Medea (2013) adlı çalışması ise antikle moderni bir araya getirirken, gerçekle kurmacayı da iç içe geçiriyor ve izleyiciye sembollerle bezeli bir yapı sunuyor. Kuir ikon JD

Samson’u Medea rolünde izleyeceğimiz yapım, oyuncu seçimiyle en çarpıcı Antik tragedya karakterlerinden biri olan Medea’ya taze bir yorum getiriyor.

Raindance’te En İyi Kısa Film ve Afrika Uluslararası Film Festivali’nde En İyi Uluslararası Kısa Film seçilen Görünenin Ötesinde (Beyond Plain Sight, 2014), arkadaşlarınca sevilen, genç ve çekici Ryan’ın herkesten gizlediği sırrına tanıklık ediyor. Mesafeli kamerası ve diyalog kullanmayışıyla dikkat çeken film, karanlık ve rahatsız edici bir hikâye.

Seçkide yer alan ilgi çekici yapımlardan bir başkası da Tanya Shed’in 16mm ile çekilmiş siyah-beyaz filmi Gönülçelen (Delilah, 1994). Adını, bir “güçlü adam ve onu mahva sürükleyen fettan kadın hikâyesi” olarak İncil’de de yer alan ‘Samson ve Delilah’dan alan film, sınırları kestirilemeyen bir karanlıkta devinen bedenleri kadrajına alıyor. Kâh dans ediyor, kâh dövüşüyor gibi görünen bedenlerin performansı şiddet, aşk, yaşam, ölüm gibi temalarla oynayarak onları anlamlandırmaya çalışan bir ritüeli andırıyor.

Görsel sanatçı Harun Güler ve yapımcı Larissa De Filippo tarafından üretilen Bütün Gözler Üzerimde (All Eyes On Me, 2013),  fotoğraf ve trans kimliği arasındaki ilişkiyi mercek altına alan bir belgesel. Film, fotoğrafın, özellikle selfie’lerin, kimliğin inşası sürecinde bir çeşit belge işlevi gördüğüne dikkat çekerken, aynı zamanda kişilerin kendini keşfetme ve dönüştürmesinde de nasıl bir etkisi olduğunu araştırıyor.

İngiltere, 1988. Thatcher, New Order, Section 28, The Kants. Anın Devrimcisi (Small Time Revolutionary, 2010) filminin baş karakteri Russell kendini iki karşıt dünyanın arasına sıkışmış bulur. Karar vermesi gerekecektir: “mış” gibi görünmeye devam mı etmelidir yoksa göğsünü gere gere kendisi mi olmalıdır?

Yaşı ileri bir kadın, katıldığı yüzme sınıfında genç bir Afrikalı erkeğin şortunda İsa’nın hayaletini görünce onunla arkadaş olur; Tanrı’nın kendisini yalnızlıktan kurtarması için bu adamı gönderdiğine inanır. Müritler (The Followers, 2015), inanç ve yalnızlık üzerine, bu iki duygunun nasıl iç içe geçtiği üzerine bir kara komedi.

ETKİNLİKLER, KONUKLAR, SÖYLEŞİ VE ATÖLYELER

Pembe Hayat KuirFest, söyleşilerden atölyelere, sergilerden partilere pek çok farklı etkinlik ve dünyanın dört bir yanından gelen  konuklarıyla bu yıl da Ankara ve İstanbul’u gökkuşağı renklerine boyayacak.

ÜNLÜ YÖNETMEN VE AKTİVİST TOM KALİN KUİRFEST’TE

Pembe Hayat KuirFest’in ‘qÜLT’ bölümünde izleyiciyle buluşacak olan Swoon (1992) filminin yönetmeni Tom Kalin, KuirFest’e konuk oluyor. Türkiye izleyicisinin, başrolünde Julianne Moore’un yer aldığı ve 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde gösterilen Vahşi Zarafet (Savage Grace, 2007) filmiyle yakından tanıdığı ünlü yönetmen - aktivist Tom Kalin, Swoon filminin Ankara ve İstanbul gösterimlerinin hemen sonrasında soru-cevap etkinliğinde festival takipçileriyle buluşacak.

AYKAN SAFOĞLU İLE PORTRE-MİZ

KuirFest takipçileri Aykan Safoğlu’nun ufak bir oyunla şekillenecek çizim atölyesinde kimlik ve aidiyet kavramlarını sorgulayarak kendilerine koydukları engelleri fark edecek, güven duygusunu yeniden hatırlayarak birbirlerinin portrelerini çizecekler. Her bir katılımcı rastgele seçecekleri bir başka katılımcının yüzünü sadece dokunma duyularıyla tanıyıp kâğıda aktarırken çocukluklarına, belki de ergenliklerine geri dönecek, belki de kimliklerini “küyerleştirecekler”. Yanlış, kötü çizmekten korkmadan “en iyi özçekimden şugar portreler” ortaya çıkaracak olan bu atölyede kâğıtlar, kalemler KuirFest’ten, katılmak sizden!

Hiçbir çizim yeteneği, geçmişi olmaksızın atölyeye katılmak mümkündür, hatta tercih edilir. Etkinlik 16 Ocak’ta saat 16:00’da Ankara’da, Torun’da gerçekleşecek.

VOLKAN ERAY VE HÜLYA DOLAŞ’TAN ‘KİM?LİK ATÖLYESİ’

Hülya Dolaş ve Volkan Eray’ın gerçekleştireceği ‘Kendime Kimlik Yaptım’ başlıklı atölyede, eskilerin kafa kâğıdı dediği, günümüzde ise kimlik kartı yada nüfus cüzdanı denilen, cinsiyet kimliğimizi ikili kalıba sıkıştıran, pembe ve mavi renklerinden bir türlü feragat edemeyen bu kendini tanıtma nesnesini kişileştirmeyi amaçlıyor. Kimliklerin içeriklerinde bulunan ne idüğü belirsiz bir çok haneyi, istediğiniz içerikle doldurabileceğiniz, sıkıcı tasarımını manipüle ederek kendimize uyarlayacağınız bu renkli bir atölye, festivalin Ankara’daki takipçilerini 17 Ocak’ta Torun’a bekliyor.

AKILLI TELEFONLA BELGESEL FİLM YAPIM ATÖLYESİ

Belgesel çekmek istiyorum ama kameram yok, bu işin daha kolay bir yolu yok mu, diyenler! Tam sizlik bir atölye geliyor. Yönetmen ve yapımcı Doğa Kılcıoğlu, uygulamalar üzerinden akıllı telefonlarla bir belgesel yapımının çekim, tasarım ve kurgu süreçlerini en temel haliyle atölye katılımcılarıyla paylaşacak. Katılımcıların kendi çevrelerinde seçtikleri bir konuyu projelendirip yapacakları çekimler derslerde izlenecek ve üzerine tartışma yürütülecek. Ayrıca atölye boyunca ilham verici olabilecek birçok belgeselden de parçalar izlenecek. 

QARA KUİR PANELİ

KuirFest, yurtdışındaki festivallerden programcıları konuk etmeye bu yıl da devam ediyor.  BFI Flare işbirliğiyle programlanan ‘Qara Kuir’ bölümü kapsamında Ankara ve İstanbul’da gösterilecek olan Şu Hayatlarımızda: 20 Yıl Sonra Yeniden, Eve Dönmek: Ajamu Hakkında Kısa Bir Film filmlerinin gösterimlerinin ardından, Britanya siyah kuir sineması ve siyah kuir hareketin tarihi, filmin yönetmeni Topher Campbell ve programcı ve yazar Jay Bernard’ın katılımıyla tartışılacak. 

SERGİ: SENİ BURADA BEKLİYORUZ

Örgü Ören Erkekler adlı ilk uzun metrajlı belgeselini tamamlamak üzere olan Cemal Akyüz, dramaqueer kolektifi ve Tom Kalin’in işlerinin yeraldığı Seni Burada Bekliyoruz (Aqui Te Esperemos) isimli sergi 15-22 Ocak tarihlerinde Torun’da  festival kapsamında sanatseverlerle buluşacak.

Cuma Kaya, Hülya Dolaş ve Volkan Eray tarafından kurulan ve yeni katılımcılarla ortak üretime açık olan “dramaqueer” Sanat Kolektifi sergi ve atölyeleriyle KuirFest’e konuk oluyor. Kolektif, çalışmalarında toplumsal cinsiyet ve beden politikaları üzerine kafa yorarken yanlarına popüler olanı da alıp, “drama meyilli” hâllerini queer tavırlarıyla birleştiriyor.

KuirFest Tom Kalin’i Türkiye’ye getirmişken, yönetmenin kuir sanatta önemli bir yeri olan video işlerinden bir seçkiyi de seyirciyle buluşturmadan bırakmıyor. Kalin’in video işleri daha önce sayısız uluslararası film festivalinde gösterilmiş, Paris’in Georges Pompidou Sanat ve Kültür Merkezi ve New York’ta MoMA gibi önde gelen kültür merkezleri ve müzelerde kalıcı koleksiyonlara dâhil edilmiş ve Venedik Bienali gibi önemli sanat etkinliklerinde yer almıştır. Bir dönem AIDS aktivizm kolektifleri Gran Fury ve ACT UP ile provokatif sanat projeleri ve performanslar üzerine çalışan Tom Kalin; video işlerinde gey cinselliğini ve kimliğini tarihsel olarak incelerken, hatırı sayılır bir kısmında da AIDS üzerine eğiliyor. AIDS üzerine gerçekleştirdiği videolarında, homofobi, dışlanma ve hastalığın genel algısı üzerine çarpıcı işlere imza atıyor.

Ankara Torun’da gerçekleşecek sergi üzerine geniş kapsamlı bir soru-cevap etkinliği gerçekleşecek.

KUİR YOLDAŞLIK PANELİ

KuirFest, bu yıl kaybettiğimiz aktivistler Zeliş Deniz, Boysan Yakar, Mahmut Şefik Nil ve Doğa Asi Çevik’in anısına, Aykan Safoğlu’nun moderatörlüğünde, Ankara’da bir panel düzenliyor. Ölümün kol gezdiği, yasın baki olduğu şu günlerde, biraz yavaşlamanın ve umudu tazelemenin yolları üzerine kafa yoracağımız bu birliktelik ânı ucu açık bir beraberleşme çabası. KuirFest diyor ki “Gelin canlar, konuşalım, veyahut konuşmadan oturalım, bir şarkı mırıldanırken belki, belki ortak bir 'belki' vardır...”.

AYRICA...

-      ‘Kuir Belgeseller’ bölümünün öne çıkan yapımlarından Uygunsuzlar’ın yönetmeni Jannik Splidsboel, filmin gösteriminden sonra Ankara’da KuirFest izleyicileriyle bir araya gelecek.

-      Festivalin sürprizlerinden ‘Kuir Animasyon Seçkisi’ni programlayan Annegret Richter, seçkinin gösteriminin ardından bir soru-cevap etkinliği gerçekleştirecek.

-      KuirFest’e Endonezya’dan katılan, aralarında Berlin Film Festivali’nin de bulunduğu birçok festival için Asya Filmleri programlayan John Badalu, Mavi Saati filminin 22 Ocak’ta Fransız Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek gösteriminin öncesinde kısa bir önsunuş gerçekleştirecek.

5. PEMBE HAYAT KUİRFEST

                               5th Pink Life QueerFest

#BeşiKuirBirYerde

 

14-21 Ocak 2016, Ankara

     Kızılay Büyülü Fener Sineması

     Çağdaş Sanatlar Merkezi

     Torun

 

22-24 Ocak 2016, İstanbul

     Fransız Kültür Merkezi

     Goethe-Enstitüsü

     Pera Müzesi

 

Anahtar Kelimeler:
Pembe Hayat Kuirfest
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.