Eyüp, yazar Elif'i seviyor

Yoksa, artık günlük dile yerleşen, sevgililerin 'sen benden daha iyilerine layıksın' ya da 'hata sende değil bende' demenin edebi versiyonu mu yazıyor?

Acaba Eyüp Can ne düşünüyor? Sadece yazar Elif Şafak’ı mı seviyor, evdeki Elif’i de mi?

Eyüp Can'ın düşüncelerini de merakla bekleyerek Elif Şafak’ı okuyalım;

Bir yazarı kıskanmak

Joyce Carol Oates çağdaş Amerikan edebiyatının en güçlü ve en özgün seslerinden. Benim de en çok sevdiğim yazarlardan biri. 50'nin üzerinde romana imza attı ve onlarca kısa hikâye kaleme aldı bugüne kadar. Son derece üretken, girişken, kıvrak bir kalemi var; her ne kadar eleştirmenler yazdığı her kitabı eşit kalitede bulmasalar da.

Oates bu yakınlarda şaşırtıcı bir kitapla çıktı sadık okurlarının karşısına. Bir roman yerine oturup kendini anlattı. Tam 47 senelik eşini kaybettikten sonra yazdığı bir otobiyografik eser bu. "Eş" olmaktan çıkıp "dul" olmaya geçişini anlatıyor. Evli kadın'dan dul kadın'a.

Dul olmak erkekler için de muhakkak ki son derece zor ve sarsıcı. Hüzün yüklü. Ama bir sosyal tanımlama olarak o kadar da belirleyici değil. Halbuki kadınlar için dulluk bir kimliktir adeta. Onları toplumsal haritada bir yere yerleştirir. Bir konuma, bir kategoriye sokar. Eşi ölen kadın da eşinden boşanan kadın da bu kategoride addedilir. Ben de dul bir anne tarafından büyütüldüğüm için çocukluğumdan itibaren merakla gözlemlerim toplum dullara nasıl bakar, nasıl yaklaşır diye.

Öte yandan Oates'ın kitabında bir kadın yazarın duygusal ve tutkulu dünyasına dair son derece çarpıcı noktalar var. Ama belki de beni en çok şaşırtan boyut "yazar kişi" ile "evdeki kişi" arasındaki inanılmaz uçurumu görmek. Kendisi de gayet farkında bunun. Başka türlü evliliğini yürütemeyeceğini söylüyor. Yani kitapları yazan kadın, yazı masasından kalktığı an ortadan kayboluyor ve onun yerini daha evcimen, daha farklı ve belki de daha yumuşak bir kişilik alıyor. İki ayrı insan var ortada.

İşin daha ilginç yanı, bu kadar uzun zaman evli kalmalarına ve her zaman son derece yakın olmalarına rağmen, Oates, kocası Raymond'un onun kitaplarının çoğunu okumadığını, bilmediğini söylüyor. Yani değil yazarken eşiyle paylaşmak, yazdıktan sonra bile okutamıyor. Eşi Raymond da oturup "Karım ne yazmış acaba?" diye merak edip okumuyor. Burası biraz meçhul. Acaba Oates mu okutmak istemiyor yoksa Raymond mu okumak istemiyor? Belki vakti yok.

Sonuç değişmiyor: Joyce Carol Oates'ın dünyanın her yerinde okurları var ama kendi evinde, kendi kocası 47 sene boyunca neler yazdığını bilmiyor, okumuyor. Oates bu durumdan gocunmuyor. İfadelerinden şöyle bir çıkarsama yapmak mümkün. Eşi Raymond, "yazar kadın"a değil, "evdeki kadın"a âşık. Dolayısıyla kitapların müellifini değil, gerçek hayattaki eşini seviyor, ona bağlı.

EYÜP, YAZAR ELİF'İ SEVİYOR
Düşünmeden edemiyorum. Benim için galiba bunun 180 derece tersi geçerli. Sanmam ki Eyüp "evdeki kadın"ı sevsin. Ben olsam, ben de sevmezdim. Çünkü çekilecek gibi değilim. Roman yazarken aklım fikrim hayali karakterlerde ve sadece bencilim. "Çıkıp Boğaz'da güzel bir yemek yiyelim" dese, suratımdan düşen bin parça. Ne güzel yemekler pişirmeyi biliyorum, ne evi çiçeklerle donatmayı. Ne zarafetle misafir ağırlamayı becerebiliyorum, ne sosyal etkinliklere düzenli ve neşeli bir halde icap etmeyi. Bilhassa romanın ivme kazandığı dönemeçlerde, o uzun mevsimlerde beynimin içinde yaşıyorum. Ara ara çıkıp dünyayı kokluyor, sonra sincap gibi gene kendi kovuğuma dönüyorum.

Fiziksel olarak da kendimi salıyorum böyle dönemlerde. Ne şık bir kıyafet satın almak, ne kendine bakmak, ne kuaföre gitmek, ne üstüne çekidüzen vermek. Öyle bir bırakıyorum ki kendimi bir ben biliyorum. Bazen sokaklarda kendi kendine konuşan şehir delilerine rastladığımda, anında empati kuruyorum onlarla. İçimden diyorum ki "Ben de bir şehir delisiyim aslında, neyse ki kimse farkında değil." Habire mırıl mırıl romandan bahsediyor, evde roman konuşuyor, uykumda roman sayıklıyorum. Kitap bitene kadar bu her gün böyle. Kitap bittikten sonra hızla normalleşiyorum ama bir sonrakinde gene aynı şeyler oluyor. Yazarken ne sinemaya gitmek istiyorum, ne televizyon seyretmek, ne sosyalleşmek, ne karı koca el ele günbatımını seyretmek. Böyle birini niye sevsin ki Eyüp?


Bence benim kocam, beni değil, romanları yazan Elifi seviyor. Bunu hep hissettim ama kendi kendime hiç itiraf edemedim bunca zaman. Eyüp gündelik hayatta haklı olarak beni çekilmez bulmakla beraber, yazmakta olduğum ve henüz günışığı görmemiş bir romanın sayfalarından başını kaldırdığında, sevgiyle bakıyor. Yüzünde muhabbet, saygı ve her zaman cömertçe verdiği desteği görüyorum. O zaman anlıyorum ve kabulleniyorum ki, o yazar kadını seviyor, evdeki bencil deliyi değil.

Ben galiba kendimi kendimden kıskanır oldum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.