Gezi'de mutluluğun resmini yapanlar

Haluk Kalafat / Radikal

“Elini bana uzatıp yerden kaldıranı tanımıyordum, kalabalıkta kaçışırken bana çarptığında durup özür dileyeni de… Talcidli suyla yüzümü yıkayanı ise bir gece önce görmüştüm, Gezi Parkı’nda ağaca sarılan gençlerden biriydi.

28 Mayıs’taki ilk saldırının gecesinde yapılan çağrıya uyarak Gezi Parkı’na gidenlerin arasındaydım. O kadar kalabalıktı ki; buraya aklı başında hiçbir iktidar saldırmaz, diye düşünüp evimin yolunu tuttum. Sabah 5.00 sularında çalan telefonla uyandım. Benim ve meslektaşlarım için haberleri gaz bulutlarının arasından görmeye çalıştığımız, fişeklerden ve tazyikli sulardan kaçarken fotoğraf çekmeye fırsat yaratma uğraşısı verdiğimiz günler böyle başladı…”

Eğer Müge İplikçi Biz Orada Mutluyduk kitabı için yaptığı söyleşilerden birini benimle yapsaydı bunları anlatarak başlardım.

“Gezi Direnişi’nin ilk gününden itibaren kendimi İstanbul’da olmadığım için sorumsuz, hatta yalnız hissettim. İnsanlar orada mücadele ederken benim bir şey yapmamam çok kanıma dokunmuştu.”

1992 İzmir doğumlu bir “Gezici” ise böyle başlamış anlatmaya.

Bir diğeri Müge İplikçi’nin sorduğu “Gezi’deyken insan olarak ne hissettin” sorusuna şöyle yanıt veriyor: “Güvendeyim ve hayattayım, dedim. Buna çok inandım. Hayatta olduğuma inandım. Hayatta olduğumu hissettiğim bir dönemdi.”

Bu sözleri söyleyen de 1987 Mersin doğumlu bir kadın. Ve söyleşinin bir yerinde şöyle diyor: “Biz hep apolitik gençlik olarak gösterildik. Neden? Benim annem 80 döneminde ODTÜ’nün bağrında öğrenci olmuş bir kadındı. Dolayısıyla beni, ‘Aman kızım yapma, aman kızım etme’ diye yetiştirdi. Ama biz bir şekilde yine bunlara bulaştık.”

KAMUSAL ALANI KORUMAK

Söyleşi verenlerden biri öncelikli meselesinin kamusal alanı korumak olduğunu söylüyordu. Bu doğru bir tartışma noktası. Kamusal alan yaşam alanlarında toplumun değişik katmanlarından insanların birbirleriyle iletişime geçebileceği yerler.  Meydan, park, sokak diye uzayıp giden listeden biriydi Gezi Parkı; keza Taksim Platformu bileşenlerinin başından itibaren Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesi’ne karşı duruşlarının nedenlerinden biriydi.

1990 İstanbul doğumlu psikoloji mezunu bir genç şöyle anlatıyor: “Orada bir sürü sokak çocuğu vardı ve hepsinin yüzü gülüyordu biliyor musunuz? Çünkü orada onlar da kendilerine bir pay biçmişlerdi ve bence onlar da kendilerini ait ve işe yarar hissediyorlardı. Sonra oradaki seyyar satıcılar… Normalde baktığımda, günlük hayatta bu insanla işim olmaz diyeceğim insanlarla aslında ne kadar çok ortak noktam olabileceğini gördüm.”

Daha önce tanımadıkları insanlarla, ötekiyle temas kurdukları bir deneyim olmuş. Hemen hepsinin böyle bir anısı var. Beni en çok etkileyeni alıntılamadan geçemeyeceğim: “Çok ağır hastamız oldu, ama insanlar gazdan etkilendiler. Gelip Talcidli fısfısla yıkanıp tekrar çıkıyorlardı. Bir ağır vaka vardı. Kulağına dikiş attıktan sonra bile ‘İyi sarın da, ben tekrar gideceğim’ diyordu. Çok etkileyici şeyler gördüm orada. İnsanlar gelip ‘iyi sar’ deyip tekrar geri dönüyordu… Beni etkilemiş olanlar bunlar işte. İnsan. Adamın kulağına dikiş atıyoruz, kulağı koptu kopacak, muhtemelen cop yemiş ya da bir şey gelmiş kulağına; kanıyor bayağı, dikiş atıyoruz. Ama elimizde antibiyotiğimiz yok, bir şeyimiz yok, dikiş de kulağı düşmesin diye yaptığımız bir şey. Ve sonra biz diyoruz ki adama, ‘Sen bundan sonra hastaneye git, geri dönme’, o diyor ki ‘Sen iyi sar da, akşama giderim’. O kadar dolmuş.”Aktarımdan da anlaşılacağı üzere bu sözler bir doktora ait. Ama henüz mezun olmamış, 1989 doğumlu bir tıp öğrencisi aslında. Doktorluk deneyimini alanda, zor şartlarda gerçekleştirmiş. Her yerde ihtiyacı olanlara sağlık hizmeti vermiş. Tıpkı her doktorun yapması gerektiği gibi. Hatta Gezi direnişinin Başbakan’ın ağzına pelesenk ettiği için, “Camiye ayakkabılarıyla girdiler, içki içtiler”in tanığı.

Şöyle anlatıyor: “İnsanların yarısının ayakkabısı yoktu, yaralılar dahil. Ayakkabılarını çıkarıp girmişler. Durumu çok kötü olan hastaların ayakkabıları vardı, bir de mobil tim olarak bizim, sürekli girip çıktığımız için. İnsanlar saygılıydı. Ben içeride kesinlikle ne sigara, ne içki gördüm… Orada dört buçuk saat bulundum, bir tane bile görmedim. Net söyleyebilirim size. Hatta çıkarken resmini çektik panoramik olarak, hiçbir şey yoktu. İnsanlar temizlemeye çalışıyordu.”

Müge İplikçi’nin kitabını değerli kılan birçok şey var ama beni en çok söyleşi tarzının samimiyeti etkiledi. Gezi ruhuna uygun bir tarz ve yaklaşım tutturmuş.

İplikçi yirmi gençle konuşmuş. Yarısı kadın, yarısı erkek. 80’lerin sonlarıyla 90’ların başlarında doğmuşlar. Antikapitalist Müslüman, LGBTİ birey, feminist, yeşil hareket içinde olanlar var aralarında. Doktor da var hâlâ öğrenci olan da, avukat da akademisyen de psikolog da… Direniş sırasında hepsi başka yerlerde bulunmuş. Katılımları da farklı farklı; kimi gece gündüz oradaymış, kimisi iş çıkışı gitmiş… Dünya görüşleri, politik geçmişleri, geldikleri yerler, amaçladıkları konusunda farklı insanlar. Ortak noktaları Gezi.

Çoğu örgütsüz “birey” olma hasleti aranıyorsa bu kuşakta en hası var. Lakin bu hasletin yanlış değerlendirildiğinin de canlı örneğiler; çünkü yeri geldiğinde, istediklerinde örgütlü, birlikte, dayanışmayla hareket edebildiklerini gösterdiler. Gezi direnişi süresince “kim bu gençler, nereden çıktılar” sorularıyla anlı şanlı fikir insanları, “kanaat önderleri” ve iktidarın bizzat kendisi şaşkınlıkla anlamaya çalıştı yaşananları. Oysa onlar Emek Sineması, İnternetime Dokunma, hayvan hakları için “Katil Yasa İstemiyoruz” eylemlerinde de oradaydılar ya da bu eylemlere tanık oluyor ve sorular soruyorlardı. Taksim Meydanı 1 Mayıs’a kapatıldığında da oradaydılar. Hrant için yürüyen anne babalarının ellerini tutuyorlardı belki… Onur yürüyüşlerine de katılmışlardı. HES’ler vadileri kuruturken canları acımıştı; nükleer istemiyoruz diye bağırmışlardı… Bedenime dokunma diyebilen bir nesildi… Ayak sesleri öteden beri duyuluyordu…

Ve hatta Gezi Parkı’na doğru yürürken birçoğunun hemen yanı başında bu mücadeleyi yıllardır veren anne – babası vardı; dönüp onlara “tamam sıra bizde, gözünüz arkada kalmasın” dediler.

BİZ ORADA MUTLUYDUK

Gezi Parkı Direnişindeki Gençler Anlatıyor

Müge İplikçi

Doğan Kitap

2013, 412 sayfa, 29 TL.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.