“Bazı parklar şehrin içindedir, Kiev'de ise şehir parkların içinde…” der Puşkin. Gerçekten de Kiev’de yeşil alanlar, park ve bahçeler şehrin dışında değil, tam merkezinde. Ve bu durum asla ahengi bozmuyor. Doğa ve modern hayat iç içe... Bizde belki sadece Çernobil felaketi ile “Hürrem Sultan’ın memleketi” olarak bilinir ama aslına bakarsanız çok daha fazlası...

Kiev’in belgelerle kanıtlı tarihi en azından 1.400 yıl öncesine kadar dayanıyor. Efsaneye göre, Kiev dört kardeş tarafından kurulmuştur: Kyi, Shchek ve Khorvy erkek kardeşler ve onların kız kardeşi olan Lybid. Zaten Kiev’in adı da en büyük kardeş olan Kyi’den gelir. Bu arada, Kiev’i Ruslar “Kiev”, Ukraynalılar ise “Kyiv” olarak telaffuz ederler. Bir başka efsaneye göre ise, Kiev’in şimdi bulunduğu konumda büyük bir şehrin ortaya çıkacağı kehaneti Aziz Andrew (St. Andrew) tarafından ve (şimdi St. Andrew Kilisesinin bulunduğu noktada) Dinyeper Nehrinin tepelik bölümlerinden biri işaret edilerek dile getirilmiştir. Şehrin ilk defa 6. yüzyılda bir Slav yerleşim birimi olarak ortaya çıktığı düşünülmektedir. Zamanla Doğu Slav Uygarlığının merkezi haline gelmiş bulunan Kiev’de 10-12. yüzyıllarda Kiev Rus medeniyetinin adeta Altın Çağı yaşanmıştır.

Ancak, 1240 yılında Moğol istilasına uğrayan Kiev’in önemi azalmaya başlar. Bundan sonra, Litvanya Grandukalığı, Polonya-Litvanya Devleti ve Moskova Grandukalığı ve sonrasında Rusya İmparatorluğunun egemenliğine girer. Zaman zaman Katolik Polonya ve Ateist Sovyetler Birliği tarafından idare edilmiş olsa da, 988 yılından bu yana Hıristiyan kimliğini muhafaza eden şehir halen Ortodoks Hıristiyanlığının çok önemli bir geleneksel merkezi olma kimliğini sürdürmektedir. Şehir 19. yüzyılın sonlarındaki Rus sanayi devrimi ile yine ön plana çıkmaya başlar. Rus Devriminin ardından gelişen dalgalı dönemde şehir 1921 yılından sonra Sovyetler Birliğinin bir parçası haline gelmiştir ve 1934 yılından sonra Sovyet Ukrayna’sının başkenti olmuştur.

Fakat, 2. Dünya Savaşında şehir yeniden ve neredeyse tamamen yıkılıp yakılmışsa da, savaş sonrası dönemde hızla toparlanmış ve Sovyetler Birliğinin üçüncü önemli şehri haline gelmiştir. Sovyetler Birliğinin 1991 yılında dağılmasından itibaren bağımsız Ukrayna’nın başkentidir. 8 Aralık 1991 tarihinde Beyaz Rusya, Rusya ve Ukrayna ortak bir karar alarak Sovyetler Birliği'ni resmen ortadan kaldırmaya karar verdiler. Bağımsız Devletler Topluluğu ilan edildi. Leonid Kravçuk devlet başkanı seçildi. 2004 yılında Ukrayna tartışmalı bir devlet başkanlığı seçimi yaşadı. Turuncu Devrim adı verilen protestolar sonucu seçimler yenilendi ve Viktor Yuşçenko devlet başkanı seçildi.

Ukrayna, eski Sovyetler Birliğinin en mühim bileşenlerinden biri. Şimdilerdeyse, Avrupa Birliğinin himayesini kazanmaya çalışan ve AB’ye giriş sürecinde bizden daha ileri bir aşamada bulunan bir ülke. Başkent Kiev, Sovyetler Birliğinde Moskova ve St. Petersburg’un (eski adıyla Leningrad) ardından üçüncü önemli merkezdi. Kiev, şehir yaşamı, medeniyet seviyesi, temizliği, modernliği, ulaşım ve iletişim kolaylığı gibi sayısız parametre bakımından tipik bir Avrupa kenti. Öyle ki, milli gelirleri bizim üçte birimiz kadar olmasına rağmen, sanki bizim 5-10 katımız gibi bir görünüm sergiliyor. Bu da bize uygarlık ve yaşam kalitesinin doğrudan parasal ve maddi değerlere bağlı ve bağımlı olmadığını bir kez daha gösteriyor.

Kiev'de Dinyeper Nehri üzerinde sadece yayaların ve bisikletlerin geçebildiği, çok büyük bir parkı birbirine bağlayan harika bir köprü var... Belgrad ormanı büyüklüğünde bir alan şehrin tam ortasında, eski ve yeni şehirlerin arasında tam bir cennet... Yolda koşanlar, bisiklet sürenler, müzik yapanlar... Doğal, muhteşem, gayet insani bir vaha... Bizim hedeflerimizi çoktan gerçekleştirmiş ve yaşıyorlar... Üstelik bu sınırlı bütçe ve olanaklarla... Ayrıca, küçük bir kasabadan da bahsetmiyorum; burası 5 milyonluk bir şehir, Ukrayna'nın başkenti, binlerce yıllık tarihe sahip bir yer. Türkiye'nin kendi insanına reva gördüğü bu gayri-insani ve son derece kalitesiz yaşam tarzı ve şekli kahrediyor...

Kiev Doğu Slav uygarlığının bir kültür ve tarih merkezi ve aynı zamanda Rusya’nın Hıristiyanlaşması için önemli bir beşikti. 500 sene Türkler tarafından yönetilmiştir. Kiev’in (Dinyeper’e atıfla) kıyı-ev’den gelebileceği öne sürülmüştür (tabii bu önermeyi pek ciddiye almıyoruz). Sambat, şehrin diğer adıdır. Ukrayna da Eski Slav dilinde “sınır ülkesi, serhad” gibi anlamlara gelir.

Ulaşım konusunda, Kiev’de en pratik ulaşım aracı metro. Çok ucuz ve pratik. Günde 1,40 milyon yolcu metro ile taşınıyor. Bu da şehirdeki toplam ulaşım kapasitesi ve hareketliliğinin yarısına yakınını teşkil ediyor. Metro istasyonları savaş zamanında sığınak olarak da kullanıldığından dolayı, şehirde gerçekten çok derin istasyonlar bulunuyor. En derini ise 105,5 metre ile Arsenalna metro istasyonu. Metro sisteminin 50 durağı bulunuyor, 3 hattan oluşuyor ve toplamda 65,18 km uzunluğa sahip.

Bir metro alt geçidine girdiğinizde, aynı zamanda oradaki pek çok dükkan ve çarşıya da girmiş oluyorsunuz ve karşıya geçebiliyorsunuz. Zira trafik son derece yavaş aktığı ve caddeler gayet geniş olduğu halde, caddede karşıdan karşıya geçen veya geçmeye çalışan bir yayaya rastlamak zor, hatta imkansız. Deneyimsiz ve bilgisiz olduğunuzdan bu teşebbüste bulunduğunuzdaysa, araçlar şaşırıyor ve hemen durarak size yol veriyorlar. O kadar ki, sadece sizin için mi durmuş olduğuna şaşırıyorsunuz.

Tabii şehirde otobüs ve troleybüsler de işliyor. Taksiler ise bir miktar sorunlu, çünkü ellerindeki navigasyon cihazlarına rağmen adres bulmakta çok ciddi zorluk çekiyorlar ve yabancı olduğunuzu anladıklarında, fiyatı 2-3 katı fazla söylüyorlar.

Fakat, çoğu şehir için de söyleyebileceğimiz gibi, Kiev’i gezme ve dolaşmanın en iyi yolu elinize basit bir şehir haritası alarak yürümektir. Böylece yolda gördüğünüz ilginç bir şeyin fotoğrafını veya videosunu çekebilir, dilediğiniz yerlere gidip çıkabilir, insanlarla sohbet edebilir ve şehri daha gerçekçi bir şekilde yaşayabilirsiniz.

Bağımsızlık Meydanı (Maidan Nezalezhnosti) en önemli ve merkezi meydan. 1990’lı ve 2000’li yıllarda Turuncu Devrim dahil pek çok siyasi protestoları da burada gerçekleşmişti. İlginçtir, Rusça’da başka bir karşılığı (ploshchad) olduğu için, Ukraynalılar “Maydan” kelimesini Ukraynaca olduğunu zannediyor ve özellikle kullanıyorlar. Oysa, bilindiği gibi, Türkçe’de de kullanılan bu kelime Arapça’dan geçmedir ve hatta Arapça’ya da Eski Farsça’dan geçmiştir. Esasen “toplanılan yer, orta nokta” anlamına gelir. Biraz hipodrom biraz da büyük, geniş ve açık bir pazar yeridir. Günümüzde, toplanma, buluşma ve sosyalleşme mekanlarıdır. Bağımsızlık Meydanı Khreshchatyk Caddesinin neredeyse bir ucu diyebileceğimiz noktadır. Hemen karşısında Globus alışveriş merkezi vardır. Meydan yürüme mesafesindeki parklar, stadyum, oteller, alışveriş merkezleri, ticari binalar ve tarihi yapılar, geniş caddeler ve metro istasyonları ile çevrelenmiştir. Tarih içerisinde pek çok defa isim değiştirmiştir...

1871 yılına kadar ismi Khreshchatyk Meydanı (Khreshchatitskaya Ploshchad / Khreshchatyk Square) olmuştur. Yerel pazarın bulunduğu ve halk eğlencelerinin gerçekleştirildiği bir noktaydı. 1876 yılında Kiev Şehri Duma binasının inşa edilmesi ile birlikte, Duma Meydanı (Dumskaya Ploshchad / Duma Square) adını almıştır. Rusya İmparatorluğu zamanında yapılmış bulunan ve 1892 yılında açılan ilk elektrikli tramvay olan Kiev tramvayı meydana 1894 yılında ulaşmıştır. 1913 yılında, Duma binasının önüne 1911 yılında suikasta kurban gitmiş bulunan Pyotr Stolypin’in bir anıtı dikilmiştir ve bu anıt İmparatorluk içinde meydana gelen Devrim savaşıyla beraber Mart 1917 tarihine kadar orada kalmıştır. 1919 yılında ise meydan Sovyet Meydanı adını alır. 1935 yılından itibaren, SSBC’nin Üst Sovyet Meclisinin ilk başkanı olan Mikhail Kalinin’e atıfla, Kalinin Meydanı olarak anılmaya başlar. Savaştan sonraki birkaç sene içinde, meydan neredeyse en baştan inşa edilir. Kiev Merkezi Posta Ofisi ve Ticaret Birliği Binası gibi görkemli ve simgesel nitelik taşıyan yapılar neoklasik Stalinist mimaride inşa edilmiştir. 1976-1977 yıllarındaki metro inşaatı sırasında ise bu sefer Ekim Devrimi Meydanı (Ploshcha Zhovtnevoyi revolyutsii) adını almış ve Ekim Devriminin 60. yıldönümü anısına büyük kubist bir anıt dikilmiştir ve bir çeşmeler kompleksi ile süslenmiştir. Ukrayna 1991 yılında bağımsızlığını kazanınca, meydan nihayet şimdiki ismini almıştır.

Meydanın ortasında diyebileceğimiz bir noktada 2001 yılında Ukrayna’nın bağımsızlığa kavuşmasının onuncu yıldönümünde inşa edilmiş bulunan, en üste yerleştirilmiş olan koruyucu bir Slav tanrıçası olan Berehynia figürüyle birlikte 61 metre uzunluğunda ve 20 tonluk bronz bir sütun şeklindeki Bağımsızlık Anıtı mevcut bulunmaktadır. Tanrıça Berehynia elleri arasında bir kartopu çiçeği tutmaktadır. Anıt Ukrayna Barok ve İmparatorluk stilinin bir karışımı ile inşa edilmiştir.

Khreshchatyk Caddesi ise şehrin en önemli, yaşamın aktığı ve kalbinin attığı caddedir, burası için Kiev’in ana caddesi denilebilir. Bir ucunda Meydan (Maidan), diğer ucunda ise meşhur bir eğlence merkezi olan Arena City bulunur. Aslında çok uzun bir cadde değildir, toplam uzunluğu 1,3 km. Cadde bir işçi ve köylü ordusu sayılan Kırmızı Ordu (Red Army) tarafından 2. Dünya Savaşında baştan başa bombalanarak tamamen imha edilmiştir ve savaştan sonra savaş sonrası Statilinist mimarinin neoklasik tarz ve yorumuyla yeniden inşa edilmiştir. Böylece Kiev Şehir Meclisi (Duma), Kiev Borsası, Hotel Natsional ve Ginzburg Evi gibi çok önemli eserler kaybolmuştur. Ukrayna’nın bağımsızlığıyla birlikte cadde bu modern dönemde iyiden iyiye yenilenmiştir ve sosyal yaşamı canlandırmıştır. 2010 yılı itibariyle, Khreshchatyk Caddesi Avrupa’daki 20 en pahalı alışveriş caddeleri arasında kabul edilmiştir. Cadde haftasonları (özellikle akşam saatlerinde) araç trafiğine kapatılmakta, böylece yayaların yoğunluğu fazlalaşmakta, çeşitli eğlence faaliyetleri ve müzik grubu etkinliklerine rastlanmaktadır.

Khreshchatyk isminin Slavca bir sözcük olan krest/khrest’ten (haç) geldiği düşünülmektedir. Zira yukarıdan bakıldığında, bulunduğu vadi itibariyle, bir haç şekline benzemektedir. Ufak bir nehir olan Khreshchatyk nehri de bu vadinin ortasından ve içerisinden akarmış ve halen de yeraltından akmaya devam etmektedir. Bu bölge, Podil ve Pechersk gibi daha gelişmiş ve üst düzey bölgelerin yanında, gelişmemiş bir vadi ve mahalle olarak kalmış. 19. yüzyılda ise bölge gelişmeye başlamıştır. 19. yüzyılın ortasında, endüstri devrimi ile birlikte, gelişimi hızlanmıştır. 1892 yılında Rusya İmparatorluğundaki işletime başlayan ilk elektrikli tramvay hattı 1894 yılında Khreshchatyk’e ulaşmıştır. 1917 yılındaki Rus Devriminin ardındaki kaos dönemi boyunca, caddenin üzerinde bulunan pek çok bina ve yapı ağır hasar görmüştür ve Ukraynalı, Alman, Polonyalı ve Bolşevik güçleri tarafından pek çok kere tahrip edilmiş ve el değiştirmiştir.

09 Mayıs 1920 yılında Polonya (Leh) ordusu Kiev’i alınca bu cadde üzerinde kutlama ve ilan niteliğinde bir tören yürüyüşü gerçekleştirilmiştir. Sadece haftalar içerisinde ise bu sefer Bolşevik güçler karşılık vermiştir. 1923-1937 yılları arasında caddeye İsviçre’de suikasta uğrayan eski bir Bolşevik diplomatı olan V.V.Vorovsky’nin ismi verilmiştir. 1930’ların ortalarında ise, tramvay hatları kaldırılmış ve troleybüsler getirilmiştir. Eylül 1941 tarihinde Alman orduları şehri işgal etmiştir. 400 kilometre öteden ateşlenen füzeler ile caddede bulunan üç yüzden fazla bina tamamen yıkılmıştır. Böylece Kiev’in tarihi merkezinin büyük bir bölümü ortadan kaldırılmıştır. Alman işgali altında, caddeye Kiev Orduları komutanı ve aynı zamanda Ukrayna askeri valisi olan Alman 1. Dünya Savaşı Saha Mareşali olan (Kiev’de 1918 yılında suikast sonucu öldürülen) Hermann von Eichhorn’un ismi verilmiştir.

1950’li ve 1960’lı yıllarda, savaşın ardından, Khreshchatyk Caddesi neredeyse tümüyle yeniden inşa edilmiştir. Cadde 75-100 metre kadar genişletilmiş ve yeni binalar yapılmıştır. 1969 yılına kadar 1 Mayıs’ın anısına, 9 Mayıs Zafer Günü ve Ekim Devrimi için gösteriler ve yürüyüşler için kullanılmıştır. 1960 yılında Kiev metrosunun hizmete girmesiyle birlikte Kiev’in en önemli noktalarından biri haline gelmiştir ve 1976 yılında metronun ikinci hattının da açılmasıyla beraber sistemin ilk transfer noktası olmuştur. 01 Mayıs 1986 tarihinde, yani Çernobil Nükleer kaza ve felaketinden sadede birkaç gün sonra, Sovyet yetkilileri insanları sakinleştirmek ve kazanın neden olduğu ve olabileceği panik durumunu önlemek üzere cadde üzerinde geleneksel bir Mayıs Günü yürüyüşü gerçekleştirmiştir. İçlerinde pek çok çocuğun da bulunduğu binlerce Kievli tehlikeli dozlarda radyasyona maruz kalmıştır. Bu kutlamanın bütün fotoğraflarının sonradan Ukrayna Ulusal Arşivlerinde gizemli bir şekilde ortadan kaybolmuş olduğu bilinmektedir. 24 Temmuz 1990 tarihinde törenle Khreshchatyk Caddesinde, Kiev Şehri Konseyinin büyük bayrak direğine Ukrayna milli bayrağı çekilmiştir. Böylelikle, merkezi konumundan dolayı, bölge ve cadde siyasetçiler için de geleneksel bir yer durumuna dönüşmüştür.

Dinyeper (Dnieper / Dnipro) nehri için şehrin kalbi ve mühim bir simgesi denilebilir. Kışın, -30’C’ye varan soğuklarda, bu nehir donar ve ayrı bir güzellik ortaya çıkar. Nehir boyunca balıkçılar da görebilirsiniz, suya atlayan yurttaşlar da. Üstelik (yazın hizmete giren) Hydropark’ta pek çok su sporları yapılabiliyor. Dinyeper Avrupa’nın dördüncü uzun nehri, Rusya, Beyaz Rusya ve Ukrayna olmak üzere üç ülkeden geçerek Karadeniz’e dökülüyor ve toplamda 2,145 km uzunluğa sahiptir. Üzerinde pek çok baraj ve hidroelektrik enerji santrali bulunmaktadır. Ukrayna ekonomisi için de önemli bir ulaşım yoludur ve Dinyeper Kanalı ile Avrupa’nın diğer su yollarına bağlanmaktadır. Ayrıca, Kuzey Denizi, Baltık Denizi ve Akdeniz’i birbirine bağlayan Amber Yolunun da bir parçası olarak kabul edilmektedir. Geçtiği üç ülkede de farklı telaffuz edilmektedir (Rusça’da “Dnepr”, Beyaz Rusça’da “Dnyapro/Dnyepr”, Ukraynaca’da “Dnipro/Dniper”). Dinyeper Nehrinden M.Ö. 5. yüzyılda Antik Yunan Tarihçisi Herodot da bahseder. Kelimenin Eski Farsça’dan geldiği (‘danu apara’ şeklinde) ve “uzaktaki nehir” anlamını taşıdığı sanılmaktadır.

Nehir biraz yüksekçe olan pek çok noktadan görülebiliyor. Eski ve tarihi şehir ile ticari ve yeni şehri ikiye ayırıyor. Nehrin her iki yanında Khreshchatyk ve Mariinsky Parklarının da dahil olduğu çok çok geniş, bakımlı, güzel ve temiz yeşil alanlar mevcuttur. Nehrin üzerinde araçların geçtiği onlarca köprü yanında, sadece yaya ve bisikletlilerin kullanımına açık bulunan minik ve şirin, 400 metrelik bir asma köprü de mevcut (Parkovy Bridge). Ağaçlık alanların hem kendi haline bırakılmamış hem de aşırı budanmamış olduğunu söylemeliyim. Ziyaretimiz esnasında, bizdeki Runtalya’nın devamı niteliğinde, birkaç etaptan oluşan RunUkraine koşulmaktaydı. 5-10-15 ve nihayet 21 km’lik yarı maraton halindeki birkaç kategoride koşucuların yanında kendilerine ayrılan alanda bisikletliler de geçiyor, yolun çeşitli noktalarında tamamen gönüllü olarak gelmiş bulunan müzisyenler ve müzik grupları canlı müzik yapmaktaydılar. Manzaranın güzelliğini ve bizden ciddi farkını gözlerinizin önüne getirmelisiniz.

Kiev gerçekten de park ve bahçelerin içerisine kurulmuş bulunan yeşil bir şehir. Khreshchatyk Caddesinden başlayan ve birbirinin devamı niteliğinde bulunan Khreshchatyk ve Mariyinskiy parkları, Mariyinskiy parkının içindeki Mariyinskiy Sarayı, Askoldova Mohyla, Pechersk Manzara Parkı, Taras Shevchenko Parkı, Merkez Park (Central Recreation Park), Vladimirskaya Gorka, Slava Parkı, Holosiyivsky Parkı, Pushcha-Vodytsa Parkı, Hidropark, Kurenevskiy Parkı, Nivky Parkı, Hayvanat Bahçesi ve birbirinden güzel Botanik Bahçeler (içinde hayvanların yaşadığı ve girip gezebileceğiniz birkaç kapalı bölüm de var) bunlardan sadece bazıları...

Taras Shevchenko (Şevçenko) (1814-1861) Ukrayna ve Kiev’in büyük bir övünç kaynağı, aynı zamanda en ünlü ve hümanist Ukraynalı yazar, şair ve ressam. Her yerde onun adını taşıyan üniversite, cadde, anıt, heykel ve müzeler görebilirsiniz. Ayrıca, Azerbaycan, Amerika ve Kanada’da heykelleri bulunmaktadır. Hatta, Kazakistan’ın Aktay şehrine ilk önce Şevçenko’nun ismi verilmiş, fakat 1992 yılında Kazakistan’ın bağımsızlığını kazanmasının ardından değiştirilmiştir. Shevchenko’nun eserlerinin Ukrayna dil ve edebiyatının temelini teşkil ettiği kabul edilir.

Khreshchatyk Caddesinin ardından, Kiev’in bir başka güzel ve önemli caddesi ise, Andriyivsky Yokuşu olarak da bilinen, Andriyivsky Caddesidir (Andriyivsky Spusk / Andriyivsky Descent). Kiev’in yukarı mahallesini tarihi ve ticari Podil mahallesine (veya bölgesine) bağlar. Gayet turistik ve renkli bir caddedir, yol üzerinde farklı farklı sanat galerileri, kafe ve restoranlar var. Bunların arasından, gerek manzarası gerek rahatlığı ve yöresel tat çeşitliliği bakımından, yolun sonuna doğru solda bulunan Kanapa Restoranı tavsiye ederim. (Paris’e atıfla) Kiev’in Montmartre’si olarak da tanımlanır. Yokuştan çıkarken yolun üzerinde Rus yazar Mikhail Bulgakov’un evi, 18. yüzyıl barok tarzında inşa edilen St. Andrew Kilisesi ve Aslan yürekli Richard Kalesi gibi yapılarla karşılaşacaksınız. Podil bölgesinden St. Andrew’s Kilisesine doğru çıkmanız ve daha sonra pek yakında bulunan diğer tarihi eserlere doğru devam etmeniz yerinde olacaktır.

Andriyivskyy yokuşunu bitirdiğinizde dakikalar sonra, bir yanda Saint Sophia Katedrali diğer yanda St. Michael Golden-Domed (Altın Kubbeli) Manastırın bulunduğu meydan alanına ulaşacaksınız. St. Sophia (Svetoya Sofya) Katedralinin içinde göz alıcı mozaik, fresk ve ikonalar bulunuyor. Tatarların istilasından sonra terk edilmiş, 1900’lara kadar Doğu Katolik Kilisesi tarafından kullanılmış, Sovyet devriminden sonra yıkılmaktan ve park alanı haline getirilmekten son anda kurtarılabilmiştir. Şu an Ukrayna Hıristiyanlık müzesi olarak kullanılmaktadır. Dünya Miras Listesinde yer almaktadır. Katedralin ismi İstanbul’da 6. yüzyılda yapılmış bulunan Aya Sofya (Hagia Sophia) Katedralinden gelmektedir. Katedralin temelleri 1037 (veya 1011) yılında atılmış olmakla beraber, tamamlanması yirmi yıl kadar almıştır. Katedrali Kievli hükümdarların da gömüldüğü bir yer olmuştur. 21 Ağustos 2007 tarihinde Kutsal Sophia Katedrali Ukrayna’nın 7 harikası arasında sayılmıştır. Eser, 2 Grivnalık banknotun arka yüzünde de yer almaktadır.

Sophia Katedralinin tam karşısında ise St. Michael Golden-Domed (Altın Kubbeli) Manastır bulunur. Halen işlevini yerine getirmektedir. Manastır 1108-1113 yılları arsında yapılmış, 1930’lu yıllarda Sovyet yetkili makamları tarafından yıkılmış, fakat yeniden inşa edilmiş ve 1991 yılında Ukrayna bağımsızlığını kazanmasının ardından 1999 yılında yeniden açılmıştır. Avlu içerisinde bir de saat kulesi bulunmaktadır. İçinde nispeten yeni sayılabilecek olan mozaikler, dış duvarında bulunan Baş Melek Mikail heykeli, Kutsal Aziz John yemekhanesi tamamlayıcı eser ve yapılardır.

Bu iki kutsal eseri geçerek, Volodymyrska Caddesi üzerinde bulunan Altın Kapıya (Golden Gate) ulaşırsınız. İçeriye girmeniz ve üst katlara çıkabilmeniz için önce dışarıda bilet almanız gerekir. Birkaç kat halinde iç alanları gezebilir, şehri yukarıdan izleyerek fotoğraf çekebilirsiniz. 11. yüzyılda Kiev surlarının ana kapısı olmuştur. İstanbul’daki Altınkapı’nın bir taklididir. Orijinali 1017-1024 yıllarında inşa edilmiş olsa da, sonradan yıkılmıştır. 1982 yılında Sovyet yetilileri tarafından yeniden yapılmıştır. Fakat önceki yapının hiçbir resmi elde bulunmadığı için, şu anki yapının aslına benzediği oldukça kuşkulu olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte, şehrin en önemli turistik çekim noktalarından birini oluşturur. Ukrayna Opera Evi (Kiev National Opera) ise yine çok yakın bir mesafede yer alıyor...

Pechersk bölgesi ve Pechersk Lavra Kiev şehrini bir başka merkezi noktalarından bir tanesidir. Burası “Kiev Mağaralar Manastırı” olarak da bilinmektedir. (“Pechera” kelimesi “mağara” anlamına gelir, “Lavra” ise Doğu Ortodoks Kilisesinde yüksek rütbeli erkek rahiplerin manastırlarına işaret etmektedir). Tarihi bir Ortodoks Hıristiyan manastırı olarak hizmet vermiş ve vermektedir, içerisinde bulunduğu bölgeye de ismini vermiştir. Aslında burası tek bir manastır olmaktan ziyade, bir manastırlar ve müzeler kompleksidir. 1051 yılında kurulmasından bu yana, Ortodoks Hıristiyan dünyasının en önemli merkezi ve Doğu’ya açılan kapısı olmuştur. Halen yapılan ayinlerde dolup taşmakta ve dindar halkın yoğun ilgisiyle karşılaşmaktadır. Unesco Dünya Miras listesinde de yer almaktadır. 21 Ağustos 2007 tarihinde de Ukrayna’nın Yedi Harikası arasında sayılmıştır.

Lavra kompleksi içerisinde bulunan yapılardan bazıları; 1731-1745 yılları arasında yapılmış olan 96,5 metre yüksekliğindeki Büyük Lavra Çan Kulesi (bu kuleye çıkarak Kiev şehri, manastırlar ve katedraller ile Dinyeper nehrinin harika manzaralarına şahit olabilir ve fotoğraflayabilirsiniz), 2. Dünya Savaşında ağır bir şekilde tahrip olan ve sonrasında son yıllarda yeniden inşa edilen Dormition (Meryem’in uykuya dalışı) Katedrali, Refectory (Yemekhane) Kilisesi, Tüm Azizler Kilisesi, Berestov Saviour (Mesih) Kilisesi, Haçın Yükseltilmesi Kilisesi, Teslis Kilisesi, Bakirenin Doğumu Kilisesi, Aziz Anne Kavrayışı Kilisesi ve Yaşam Veren Bahar Kilisesi ve ayrıca St. Nicholas Manastırı, Kiev Teoloji Akademisi ve Semineri ile Debosquette Suru şeklinde sayılabilir.

Kiev Pechersk Lavra aynı zamanda Kiev’deki en büyük Ukrayna müzelerinden birini de teşkil etmektedir. Ukrayna Tarihi Hazineler Müzesi, Kitap ve matbu eserler tarih müzesi, Ukrayna halk sanatları müzesi, Tiyatro ve film sanatları müzesi, Devlet tarih müzesi ve son derece ilginç ve görülmesi gerekli bir müze olan Mikro minyatürler müzesi kompleks içerisindeki müzelerdir. Lavra’ya ismini veren mağaraları da görmeden gidilmez doğrusu. Bu oyuk ve mağaralar yaklaşık 1,5 metre genişliğinde ve 2,5 metre yüksekliğindeki koridorlardan oluşan gayet karmaşık yer altı yapılarıdır. 16. ve 17. yüzyıllarda buraya gelen bazı yabancı seyyahlar bu mağaraların yüzlerce kilometre devam ettiğini, Moskova ve Novgorod’a kadar ulaştığını iddia etmiş ve kaleme almışlardır.

Pechersk Lavra’nın hemen çıkışında, Pechersk tepelerinde yerleşik durumda ve Arsenalna metro istasyona çok yakın bir konumda, Holodomor kurbanları Anıtı ve Ulusal Müzesini görebilirsiniz. 1932-1933 yıllarındaki Holodomor kurbanlarına adanmıştır. Müze 2008 yılında, olayların 75. yıldönümünde açılmıştır. 28 Kasım 2006 tarihinde Ukrayna Parlamentosu eski Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyetinde 1930’lu yılların başında meydana gelmiş bulunan yıkıcı kıtlık olaylarını Ukrayna halkına karşı kasti bir soykırım eylemi olarak kabul etmiştir ve Holodomor trajedisinin gelecek kuşaklar tarafından da bilinmesini sağlamak amacıyla bu anıtların dikilmesini kararlaştırmıştır. Ayrıca burada “Ukrayna Kıtlık Kurbanlarını Hatırlama Anıtı” adında bir ulusal müze bulunur. 2010 yılından itibaren ise Ukrayna’yı ziyaret eden devlet başkanları, yabancı delegasyon ve resmi görevlilerin ziyaret programlarına dahil edilmeye başlanmıştır. Yolun başında iki melek heykeli göze çarpar, bunlar Acı Melekleridir ve kıtlıkta ölen ruhların koruyucularına işaret etmektedirler. Ayrıca “Çocukluğun Acı Hatırası” adında küçük bir kız çocuğu heykeli de gayet etkileyicidir. Müzenin içi oldukça iç karartıcı olabilir. İddia olunan bu “Holodomor faciası” halen geniş ölçekte kanıtlanmış ve kesin olarak kabul edilmemektedir.

Dinamo Kiev futbol takımı Kiev’in olduğu kadar tüm Ukrayna’nın da ayrı bir övünç kaynağı. Ülkenin en başarılı spor kulübü olan Dinamo Kiev, 1927 yılında kurulmuş, 1980’li yıllarda “yüzyılın takımı”, “2000’li yılların takımı” olarak nitelendirilmiş. Sovyet döneminde de yine en çok kupa kazanan futbol takımıymış. Dinamo Kiev’in sahası Khreshchatyk Caddesi, Mariinsky Parkı ve Meydan’ın kesişim noktasında, yani hem tam şehrin içinde, fakat bir o kadar da izole ve rahatsız etmeyen bir konumda.

Şehirde geçerli yabancı para birimi Dolar değil Euro, 29 Grivna = 1 Euro = 4 TL’ye denk geliyor. Çoğu yerde Grivna kadar Euro da kullanabilirsiniz. Son 1-2 yılda Türk Lirasının yaşadığı trajik devalüasyonu da düşünecek olursak, birkaç sene öncesine kadar Ukrayna’nın, hatta başkenti Kiev’in, hatta Kiev’in göbeğinin ne kadar ucuz ve yaşanılası bir yer olduğunu düşünmemek elde değil.

Şehirde İngilizce bilenlerin oranı belki %10 civarında. Bu yüzden, genelde bir adres sorduğunuzda, çat pat ortak kelimeler ve beden dili ile yardım alabiliyorsunuz. Ukraynaca veya Rusça temel bazı kelimeleri öğrenmekte yarar var. Otellerde şehir ve (Çernobil turu gibi) çevre gezileri de var ama bizzat keşfetmek varken bunlar gereksiz masraf ve zaman kaybıdır.

Hediyelik olarak, Iviv el yapımı çikolataları hararetle tavsiye ederim, muhtemelen hayatınızda yediğiniz en lezzetli çikolata olacaktır. Bunun dışında renk renk paskalya yumurtaları, milli bir simge olan ahşap tokmaklar ve birbirinden lezzetli içecekler tercih edilebilir. Krymski Kankuli (yani, “Kırım’da tatil”) restoranı gayet nezih bir mekan. Duvarlar mekanın adını tamamlayacak bir konseptte, eskiden Ukrayna için bir tatil cenneti olan Kırım’ın plajlarına dair iç açıcı resimlerle süslü. İçinde Kırım’a has pek çok enfes lezzeti tadabilirsiniz. Ayrıca burada “Napolyon” adlı Fransız tatlısını da mutlaka denemelisiniz. Bir Fransız restoranı var, burası da uğramak için makul bir nokta. Andriyivski yokuşundaki Kanapa Restoranı da unutmayalım tabii. Şehirde ayrıca 5-6 tane de Türk restoranı var, ama eğer zaten kısa süreli bir ziyaret için buradaysanız ve tadacak o kadar lokal lezzet varken, gelip Türk restoranında yemek yemenin bir anlamı yok.

Birkaç ilave tavsiyemiz şu şekilde olabilir: Praha Resturant (güzel ama biraz pahalı), Avalon (yazın terasta), True Burger Bar, Under Wonder Restaurant, Vino e Cucina (iyi bir İtalyan restoranı), Vero Vero (yine İtalyan), Kuvshin (Gürcü), Bigoli (İtalyan), Pizzeria Napule, Chachapuri, Gogi Gürcü Restoranı, Musafir (Kırım-Tatar), Lubimiy dya dya (Orta Doğu), O’brien’s Pub (yabancılar takılır), Porter Pub (ucuz), 3d burger, Gastro Pub (etleri ve biraları iyi), Touch Cafe (Shota Rustavelli caddesi üzerinde), Milk Bar, The Burger, Buena Vista Bar, La Bodeguita del medio (Küba), Barbara Bar, Bottega (tapas bar), Alchemist Bar, Dogs and Tails, Docker Pub, The Pub, biracılardan, Pivarium (kendi biraları var), Solomyanska Brovornya, Shato, Syndicate, plajlardan, Olmeca Beach Club (en pahalısı), Bora Bora Beach Club (bir altı), Cith Beach Club (Ocean Plaza AVM), Obolon Sahil Yolu...

Kiev bizden havayolu ile sadece 1,5 saat mesafede. Aramızda bir saat farkı da yok. THY yerine Ukrayna Havayollarını tavsiye ederim, yarı fiyatına seyahat edebilirsiniz. Vize gereksinimi yok. Üstelik, Ukrayna-Türkiye arasında varılan yeni mutabakata göre, pek yakında (Gürcistan gibi) sadece kimlik ile gidilebiliyor olacak. Ukrayna insanı bizi gayet iyi biliyor, tanıyor, geliyor ve seviyor. Artık harika sahilleri ile ünlü Kırım Ukrayna sınırları dahilinde olmasa bile, Kiev, Lviv ve Odesa gibi kentlerini görmenin vakti gelmiş olmalı...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderene aittir.