'Suriyeli kadınlar kamplarda 5 bin TL'ye satılıyor!'

Gaziantep’teki Karkamış çadır kampından sorumlu sığınmacı, “Kamptan Suriyeli bir kadın almak isteyenler oluyor. 5 bin TL karşılığında kadını alırsın. Daha aşağı da olur. Pazarlık yapılır. Resmi nikâh şart olmadığı için kadını bırakmak kolay" dedi. 

Cumhuriyet gazetesi muhabiri Erk Acarer, kamplarda ve çevre illerdeki pavyonlarda Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye sığınan kadınların ticaretinin yapıldığını yazdı.

Türkiye’deki 22 geçici barınma merkezinde, yaklaşık 220 binin üzerinde sığınmacı yaşıyor. Bu insanların 107 bini kadınlardan oluşurken, 18 yaş üstü kadın sığınmacı sayısının 50 bini aştığı kaydediliyor. Evli kadınların çoğunun ise, savaşta eşlerini kaybettiği belirtiliyor. Yine AFAD verileri, kamp dışında yaşayan sığınmacı sayısının, 667 bin olduğunu gösteriyor. Kamp içi ve dışında 1 milyonu aşan sığınmacı sayısındaki artışın ise devam edeceği öngörülüyor. Sığınmacı akını, özellikle sınırdaki merkezlerin demografik yapısını etkilerken, bazı sınır illerinin nüfusunun da yaklaşık iki katına çıktığı biliniyor. İstanbul, İzmir ve Ankara gibi büyük şehirlerdeki sığınmacı varlığı ise yüz binlerle ifade ediliyor.

Cumhuriyet gazetesi muhabiri Erk Acarer, sınırda kadın ticaretini yazdı. Erk Acarer’in Cumhuriyet gazetesinin bugünkü (18 Ocak 2015) nüshasında yayımlanan, “Kamplardaki kadın ticareti” başlıklı haber analizi şöyle:

‘KAMPLARDAKİ KADIN TİCARETİ’


Genç kadınlar, sahte gülümsemelerle masalara gelip oturuyorlar. Biri bekleme odasından çıkıyor... Arap kadınlarının alışkanlıklarına uygun bir şekilde kaşlarını aldırıp kalem çekmiş. “İçkili sazlı restoran” ya da “müzikhol” diye yumuşatılmaya çalışılan pavyona uygun olarak giyinmiş. Dışarıda kar yağarken dar, mini bir şortun üzerine geçirdiği straplez bir kıyafetle gelip oturuyor.

İsmi Yıldız… Kadehler birbiri ardına kalkarken, “şerefe” sözüne takılıyor. İki yıldır Türkiye’de yaşadığı için Türkçeyi de iyi konuşuyor. Buruk bir tebessümle “Şeref bizde ne gezer?” diye söyleniyor. Ardından da bir kahkaha atıyor. Babası Suriyeli, annesi Iraklı bir kadının adının “Yıldız” olması hiç inandırıcı değil. Biraz ısrardan sonra, gerçek ismini de öğreniyoruz. Necma... Zaten “Necma” Türkçede “yıldız” demek. 27 yaşında... 8 yaşında bir erkek çocuk annesi. Necma, çocuğunu iki yıldır göremediğini, çünkü onun savaşmak için Suriye’de kalan kocasının yanında olduğunu söylüyor.

Suriye’ye bombalar düştüğünden beri Türkiye’de tutunmaya çalışıyor. Suriye, Şam’daki normal yaşamından Gaziantep’teki pavyona uzanan hikâyesini sanki kendisi yaşamamış gibi anlatmaya çalışıyor: “Savaş çıkınca buraya kaçtım. Kampta da kaldım sokakta da.”

KADINLARI BORÇLANDIRIRLAR

Necma, Türkçenin yanı sıra Kurmançe ve Farsça da konuşuyor. Kendisine Gaziantep’in “görece pahalı bir yeri olan” İbrahimli’den ev tutulduğunu anlatıyor. Başına gelenleri Gaziantep pavyonlarının sistemine değinmeden anlatmak eksik kalıyor. Buradaki yapıyı da içeride uzun yıllardan beri çalışan bir “emektar” olan A. anlatıyor: “İstanbul, İzmir, Adana pavyonlarında çalıştım. En serti Gaziantep’tir. Masaya gelen içki yarı yarıya yazılır. Yarısını mekân sahibi, yarısını biz kazanırız. Ama borçluysanız durum değişir. Bir kere bir borç aldınız mı yandınız demektir. Onu taksit taksit ödetirler. Bir yerde mutlaka tıkanırsınız. Ödeyemediğinizde yevmiye usulü çalıştırılmaya başlarsınız. Kimse, size borcunuz sıfırlanana kadar masada içilen içkinin yarısını vermez. Daha çok borçlanırsınız. Bu sefer sadece pavyonda çalışmakla kalmaz, fuhuş batağına çekilirsiniz.” Peki, başka pavyonlarda da Suriyeli var mı? Diğer mekân çalışanlarının onlara karşı tutumları ne? A. sürdürüyor: “Burada sadece bir Suriyeli var. Ama diğerlerinde de illa ki onları çalıştırıyorlar. Herkes rızkını yer, bize zararları yok.” Necma da farklı mekânlarda çalıştırılan Suriyeli arkadaşlarının olduğundan söz ediyor. Tam bu noktada ise, başka muhataplara sorulması gereken önemli sorular bulunuyor. Sığınmacı bir kadını pavyonda çalıştırmak suç değil mi? Durum görmezden mi geliniyor? Daha da önemlisi, mağdur durumdaki bu kadınlar buralara nasıl düşürülüyor?

Kadehler birbiri ardına kalkarken, Necma “şerefe” sözüne takılıyor. “Şeref bizde ne gezer?” Acaba bunu, onun mu sorması gerekiyor?

KAMP DEĞİL KASABA

Sınırlardan şehirlere, çadır kentlere bir yaşam uzanıyor. Yolumuz Gaziantep’teki Karkamış çadır kentine düşüyor. Burası 8 bin sığınmacının yaşadığı bir kasabayı andırıyor. Sadece içerisi değil dışarısı da Suriyeli göçmenlerle dolu. Aklımızda sorular... Suriyeli sığınmacı kadınlar nasıl oluyor da bataklıklara sürükleniyor.

İmam nikâhı adı altında kadın satışı, “mağdurlar üzerine kurulu et pazarı” iddiaları gerçeği yansıtıyor mu? Karkamış kampının önünde, bir kısmı çay ocağı olarak işletilen salaş markette Suriyelilerle buluşuyoruz. A.K. ve M.K., çadırlardan sorumlu iki sığınmacı. Onlara “muhtar” deniyor.

Karkamış kampında “dayı başı” olarak da adlandırılabilecek 31 muhtar bulunuyor. Bir tercüman aracılığıyla merak ettiklerimizi “o iki muhtara” soruyoruz. Kampın giriş çıkış saatlerinin sabah 8.00 ile akşam 21.00 olduğunu öğreniyoruz. Ne var ki bu saatler idarenin izniyle esnetilebiliyor. Kamptan çıkanlar genellikle arazi işlerine gidip, özellikle fıstık ve zeytin tarlalarında çalışıyorlar. Kış aylarında iş az. Ancak yazın, ortalama bin kişi dışarıda çalışmak için kamptan ayrılıyor. Genel bir değerlendirmenin ardından “başka konulara” da yatay geçiş yapıyoruz...

KAMPLARDAKİ KADIN BULUCULAR

Kamplarda kadın satıldığı doğru mu? A.K., gülüp, “Hoca nikâhı” diyor. Bir diğer muhtar M.K. işin mahiyetini anlatıyor: “Kamptan Suriyeli bir kadın almak isteyenler oluyor. Önce tanışmak lazım… İdareden kâğıt alıp içeriye girebiliyorlar. Böylece kadına bakıyor, tanışıyorlar. Sonrasında isterlerse onunla evleniyorlar.”

Nikâhın, kampa yakın bazı evlerde kıyıldığını anlatıp, bu tür evlilikler için kimlerin aracı olduğundan bahseden M. K.sözünü esirgemiyor, “Bu işte bizler de dahil olmak üzere çok sayıda aracı var. Kampın içinde ve dışında işbirliği yapılır. Adam fazla... ”

Elbette bu tezgâhın bir bedeli var. Zaten, işi mide bulandırıcı hale getiren de bu durum. Tespit açık, kampta imam nikâhı kılıfında sığınmacı kadın satılıyor.

‘5 BİN TL’YE KADININ KÖKÜNÜ ALIRSIN’


M. K., fiyatlardan ve sığınmacıların yaşlarından söz ediyor: “Evlilik yaşı 15- 50 arasıdır. 5 bin TL karşılığında kadının kökünü alırsın. Daha da aşağı olur tabii. Pazarlığa açıktır. Babası para istemez. ‘Kızım kendini kurtardı’ diye düşünür. Bu para, aracılar arasında pay edilen bahşiş, rüşvettir. Kadına yüzük, bilezik gibi ziynet eşyaları takılır.”

Sohbet esnasında ülkesinden savaş nedeniyle ayrılan bir kadının, para için bir başkasına verilmesinden sonra da dramının bitmediğini öğreniyoruz, M. K. devam ediyor: “Resmi nikâh şart olmadığı için kadını bırakmak kolay. Kamptan ayrılanı kayıttan düşerler. Kadını kullanıp geri getirenler çok. Üstelik taktıkları ziynet eşyalarını da geri alıyorlar. Kadını öylece kapının önüne bırakıp gidiyorlar. Kamp, kadını geri almak zorunda...”

M.K. “Bizde çok günah” dese de Şii mezheplerinde uygulanan “muta” yani günübirlik nikâhının yaşandığından da söz ediyor: “Kim denetleyecek, tarlada bahçede çalışan kadın da aracı da çok. Gecelik ilişkiler de olur. Kampa ‘o gün’ dönmeyeni personelden idare eden bulunur.”

EVLİ KADINI BİLE SATTILAR

M.K. 2 yıldır, araştırmamıza zemin oluşturan Karkamış çadır kentinde ailesiyle birlikte yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Onun içerden verdiği bilgiler işin boyutunu gözler önüne seriyor. İddialar çok vahim. Bunları 9 maddede aktarıyoruz. M.K. kampta yaşanan kirli işleri isim ve soyadı vererek anlatıyor. Bu isimleri, kişilik haklarını ihlal etmemek amacıyla kodluyor ancak savcılığın onları bizden istemesi durumunda bildirimde bulunacağımız şerhini koyuyoruz.

1- Taleplerimiz yerine getirilmiyor

Soğuktan donuyoruz, çadırlarımız sudan geçilmiyor. Son taleplerimizden biri zemine kum döşenmesiydi. Bizi çocuk gibi “bugün, yarın” diyerek oyalıyorlar.

2- İnsana yakışmayan koşullarda yaşıyoruz

Savaştan kaçıp, Türkiye’ye geldim. 2 ay sonra da bu kampa yerleştirildim. Kampın en eskilerinden biriyim. Güvenlikçiden sağlık ocağı çalışanına ve temizlikçiye kadar herkes bize hayvan muamelesi yapıyor. En küçük personelden en büyüğüne kadar kötü davranıyor.

AFAD’a sürekli yardım geliyor ancak bunun yüzde 10’u bile bize verilmiyor. İhtiyacımız olan şeyler ise, kamp içinde görev yapanlar tarafından istendiği şekilde dağıtılıyor. Önceden kampın karşısında tek market vardı. Fiyatlar dışarıdakinin iki katıydı. Bir market daha açılınca biraz ucuzladı. Bunları kim denetleyecek?

3- Aracılarla kadın satışı yapılıyor

Şişko A. diye anılan baş muhtar, depolarda görevli Suriyeli H.H. ve Türk tercüman İ.T. kişisel çıkar karşılığı her türlü ayrımcılığı yapıyorlar. Kadın işleri de bu adamlarda. Aracılarla kadın satışı yapılıyor. Bunu da imam nikâhı olarak adlandırıyorlar. Kapta resmi personelden bazı kişilerin de olduğu bir çete ve bunun dışarıda uzantısı var. Kampta kadın satışını organize eden erkekler gibi kadınlar da bulunuyor. Dışarıdaki Türkiyeli vatandaşlarıyla ilişkileri var ve birlikte çalışıyorlar. Karkamışlı C. onlardan biri. Personel içinden yardım edenler oluyor. Kampı fuhuş yuvasına çevirdiler.

4- Yaşları 15 olan kızlar pazarlanıyor

15 yaşındaki kızları bile pazarlıyorlar. Sözüm ona kadınların rızası var! Garibanları torpillerle, jestlerle kandırıyorlar. Para ve malla gözlerini boyuyorlar. Kamptan götürülen kadınların kimisi üç beş ay sonra geri bırakılıyor. Kendilerine verilen paralar ve takılar da geri alınıyor. Kimse buna ses çıkaramıyor.

5- Benden kadın istediler

İ.T. denilen tercüman, kampa ilk geldiğimde beni buldu. Etrafta kadın araştırıyordu. Bana, “Evlenilecek kadın var mı?” diye sordu. Onu yanımdan uzaklaştırdım. Bu olaydan sonra bana iftiralar atmaya başladı.

6- AFAD’lı biri gecenin yarısı neden çadıra girdi?

Bir AFAD üyesini, gece yarısı bir çadıra girerken gördüm. Bunu, telefonumla kayıt altına aldım. AFAD’lılar normal zamanlarda çadıra girebiliyor ancak gece niye? Durumu ve kaydı bir önceki kamp müdürümüze bildirdim. AFAD’lı başka bir kampa gönderildi. Hakkında yasal bir işlem yapılıp yapılmadığını bilmiyorum.

7- Nizip’te bir fuhuş evi var

Nizip’te bir ev tutulduğunu kimi kadınların burada çalıştırıldığını duydum. Dışarı çıkartacakları kadınların kimliklerini okutmuyorlar. Kayıttan düşmeden kamptan çıkarıyorlar. Kızılay bize kart veriyor. Bu kartlara 15 günde bir 80 TL yükleniyor. Sözünü ettiğim çete, hem içerdeki bazı insanların hem de dışarı çıkarılan kadınların kartlarına el koyuyor.

8- Evli bir kadını sattılar

Güzel bir kadını gözlerine kestirdiler. Kadın evliydi ve çocukları vardı. Artık ne yapıp, ne ettilerse aklını çeldiler. Parayla kandırdılar. Dışarı çıkarıp birine verdiler. Kocası kimsenin yüzüne bakamaz hale geldi. Çok geçmeden de çoluk çocuğunu topladı, savaşın ortasındaki ülkesine döndü.

9- Günübirlik kadın çıkardıklarına şahit oldum

Geçen yılın, yani 2014’ün Ekim ayının 17 ya da 18’iydi. Yağmurlu bir gün olduğunu çok iyi hatırlıyorum. Sabah, kampa Türk plakalı bir otomobil geldi. İki kızı kamptan çıkarıp otomobile bindirdiler ve götürdüler. Kızlar, giriş saati dolmadan geri getirildiler.

KAYMAKAM İNKÂR ETMEDİ

M.K. resmi personelden, tercümanlardan, depo sorumlularından, muhtar gibi görevlilerden bazılarını değiştirmekle söz konusu sorunların çözülemeyeceğini anlatıyor. “Bütün sistem değişmeli, içerisi gibi dışarısı da denetlenmeli” diyen M.K. “birkaç iyi adamdan da” minnetle söz ediyor: “Eskiden sığınmacılardan sorumlu olan Vali Yardımcısı Beyazıt Bestami Alkan dört dörtlük bir insandı. Ancak önünü kestiler. Artık bizlerden sorumlu değil. Karkamış Kaymakamı Yusuf Osman Diktaş temiz bir adam. Eski Kamp Müdürü Fuat Çelik ise, tüm olanların farkındaydı, karşı koymaya çalıştı. Ancak kendisini çalıştırmadılar. 6 ayın 4 ayı izin kullanmak zorunda kaldı. Karşı çıktığı şeyler nedeniyle onu, sadece tehdit etmekle kalmadılar yolunu kesip darp da ettiler. Şimdiki kamp müdürü yeni atandı. Bir değerlendirme şansımız yok. Her çadır kentte bir seyyar cami ve imam vardır. Şerif Hoca, kaptaki kirli işlere karşı çıktı. ‘Sakın ha, özellikle küçük kızlarınızı kimselere vermeyin evlendirmeyin’ diye vaazlar verdi. Onu da barındırmadılar. Karkamış Kampı’nın eski Kamp Müdürü Fuat Çelik vahim iddialar karşısında “devlet memuru olduğu gerekçesiyle” sessiz kalmayı tercih ediyor. Ancak darp edildiğini yalanlamıyor.

Karkamış Kaymakamı Yusuf Osman Diktaş ise bu konuda özetle şunları söylüyor: “8 bin insanın yaşadığı bir yerde aksaklıklar olacaktır. Elimizden geldiğince çözmeye çalışıyoruz. Kısa bir süre önce sığınmacılara termal içlikler dağıttık. Kampta yaşananlara karşı duyarsız değiliz. Kötü niyetli durumlar yaşanabilir. Görürsek, duyarsak müdahale ederiz. Hiçbirini inkâr etmiyoruz!”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.