Kadınlar üzerindeki ataerkil denetim ve şiddet: “Berdel”
İrfan Tunççelik
 
“Benim işim yalnız yaşadığım çağla değil, evrenseldir” diyor Esma Ocak. Ve vicdanına sesleniyor: “Çocuklarımıza, torunlarımıza, atalarından, dedelerinden birkaç örnek olsun, sunmadan mı göçüp gidelim şu dünyadan?”
 
Vicdanının sesine kayıtsız kalmayan, kendisinden sonraki nesillere ve geleceğe çok açıdan sorunlu ama bir o kadar zengin kültürel mirası aktaran aydın bir kadındır Esma Ocak. Yaşadığı dönem toplumunun algısına, sosyal sorunlara, bilhassa köylü kadınlara dair geniş bir perspektif sunmuş eserlerinde. Bir aydın kadın gözünden içinde bulunduğu kültüre ve sosyal hayata dair kayıt tutmuştur.


Foto
: http://www.biyografya.com
 
“KADININ VE MÜCADELENİN GERÇEK MANADA VÜCUT BULMUŞ HALİDİR ESMA OCAK”
 
Egemen olan feodal gücün, kendi gelenek ve göreneklerini, kültürünü, olay ve olgularını topluma dayattığı ve yarattığı erk’ eksenli ilkeleri toplumsal norm haline getirerek önümüze sunulduğundan dem vurmuş, erkek egemen zihniyetinin kadın aleyhine doğal ve normal olarak kabul edilen şeyleri sürekli eleştirmiştir.
 
1928 Diyarbakır doğumludur. Beş yaşında okuma yazmayı öğrendi, ortaokul öğrencisiyken ilk roman denemesi üzerinde çalışmaya başladı.15 yaşında lise ikinci sınıf öğrencisiyken abisi Fransa’ya hukuk eğitimi almaya gönderildi, kendisi ise ailesi tarafından görücü usulüyle evlendirilerek öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. Evliliğinin ardından Diyarbakır şehir merkezinden Bismil’in Kazancı köyüne taşınarak burada Kürtçe öğrendi. 33 yaşında kocasını kaybettikten sonra kocasının işlerinin başına geçerek çiftçilik yapmaya, eş zamanlı olarak da yazı çalışmalarını sürdürmeye başladı. Gündüzleri çalışıp, akşamları çevresindeki kadınların hikâyelerini dinlerdi.
 
Esma Ocak şöyle diyor kendisi için: “Amacım, ‘ insan’ denilen yüce varlığı ne denli dirençli olduğunu vurgulayarak, en değmez olaylarda gücünü yitirenleri yüreklendirmektir.”
 
BERDEL‘İ ŞAİR AHMET ARİF’İN TEŞVİKİYLE YAYIMLADI
 
Büyük bir tutkuyla yazsa da çoğu kadın yazar gibi, başlangıçta yazdıklarını kolay kolay gün yüzüne çıkarmaya cesaret edememişti. İlk eseri Berdel'i, ancak şair Ahmet Arif'in teşvik etmesiyle yayınlamıştı.
 
Ahmet Arif, kitap için yazdığı önsöz yazısında kitabın önemine şu sözlerle dikkat çeker:
 
“Berdel, halkımızın bir kesiminin ve özellikle anaların, kızların yaşadığı   iç gerçeği suratımıza vuruyor. Bu açıdan yazar, kolay olanı değil, zor olanı seçmiş. Halkına sahip çıkmak, ağlarken de gülerken de onunla birlikte olmak kararında. Yüreği yoksul ve namuslu olmaktan hiçbir suçu bulunmayan kardeşlerimizin çektiği acılarla dolu bir yazarın, bu tavır alışına elbette saygı duyarız. Bir de şunu belirtmem gerek. Özellikle senaryo yazarları ve film yönetmenleri için bu kitap zengin bir kaynak olabilir.”
 
İlhan Selçuk: Berdel “ilk öykü kitabının orantılarını aşmış bir yapıt...”
 
“Çoğu sanatçı sanat çevrelerinde boy atar. Çıraklık yılları vardır. Dergilerde öyküleri yayınlanır. Basın dünyasının kıyısında köşesinde dostluklar, bağlar, ilişkiler kurarlar. Yavaş yavaş oluşur; tanınır, tanıtılır. İlişkiler örgüsünün bu gelişmede azımsanmayacak ölçüde payı vardır. Kimi de bütün bunlardan uzakta kendi kozasını kendi ören ipekböceği gibi çalışır; Güneydoğu Anadolu’nun bir yerinden fışkırıverir; kişiyi şaşkınlığa düşürür. Berdel “ilk öykü kitabı”nın orantılarını aşmış bir yapıt...”
 
Berdel, kısaca kız değiştirme, karşılıklı gelin değiş-tokuş usulü. Yani ailenin kız ve erkek çocuğunun, diğer ailenin kız ve erkek çocuğuyla karşılıklı olarak aynı zamanda evlendirilmesi olarak tanımlanır. Ailenin karar verdiği ve çocukların itaat etmek zorunda olduğu, yaşanılanların, seneler boyunca oluşturulmuş töre kuralları gereği ailelerin ve çocukların kendilerine biçilmiş rolleri takip etmeleri ve toplumsal emredişleri yerine getirmeleri olarak özetlenebilir.
 
Berdelin, geleneksel üretim ilişkilerinin kapalı tarım alanlarında sürdürüldüğü ve geleneksel sosyo-kültürel yapının korunduğu yerlerde hala devam etmektedir.
 
Esma Ocak’ın üzerinde durduğu Berdel Kitabı 1990 yılında Atıf Yılmaz tarafından Türkan Şoray ve Tarık Akan’ın başrollerini paylaştıkları filme uyarlandı. 1991 yılında 41. Berlin Film Festivali’nde Festival Özel Ödülü gibi pek çok uluslararası ödül aldı. Bu film kırsal kesimde çokça yaşanan kadın problemlerini anlatmaktadır. Bu problemler, berdel olmak, kuma gelmesi, başlık parası, kırsal kesimde erkek evladın önemi, kadına söz hakkı verilmemesi, çok ağır işlerde çalışması olarak sıralanabilir. Kadının kimlik savaşımı vermesi, ataerkil yapının varlığı, kırsal kesimde ataerkil yapının yanı sıra gelenek ve göreneklerin, törelerin yaptırım gücünün çok daha etkili olması, ataerkil yapı karşısında feminist yaklaşımların bulunması, genellikle kadının evinde söz hakkının bulunmaması ve temel hak ve özgürlüklerinin farkında olmamaları, iyi bir eş ve anne olarak rol üstlenmeleri gerektiğinin beklenmesi gibi sorunları ele alınmıştır.

 
Foto: http://www.biyografya.com
 
“TÖRE HER ŞEYDEN ÜSTÜNDÜR”
 
Filmde bir kültürel olgu eleştirilmiş, anlamsız bir geleneğin ailelerin nasıl paramparça ettiği gösterilmeye çalışılmıştır. Atıf Yılmaz yine bir kadının acısına yoğunlaşmış onunla topluma mesajını suskunca anlatmaya çalışmıştır. Toplumun bir kesimi neden olduğunu bilmeden bir davranış kalıbına inanmaktadır veya bazı olgulara. Bu gelenek halini almıştır, kimse engel olamaz buna. Çünkü töre her şeyden üstündür. Oysa insan hayatıdır üstün olan, bilinmeyen belki de tek gerçek budur. Sorun buna kimin yürekten inandığıdır.
 
Usta yazarımızın öyküleri gerçekçi ve toplumsaldır.
 
Duyarlı ve keskin gözlemciliği ile etkileyici anlatım yeteneğini, ait olduğu sınıfın olanaklarının da yardımıyla birçok edebi ürüne dönüştürmeyi başarmış bir yazar olarak tanımlamak mümkün. Diclem Yayınevi Sahibi Musa Dinç, Esma Ocak’ı şöyle tanıtıyor:
 
“Berdel” adlı eseri sinemaya aktarılan usta yazarımızın öyküleri gerçekçi ve toplumsaldır. Gözlemlerini ayrıntılarıyla veren, insanı derinliğine işleyebilen yazarımızın bu seçkisinde yirmi yedi öykü var. Güneydoğu Anadolu insanının sorunlarını, insan-doğa kapsamında anlatır. Yaşamın gelgitliğinde duyumsanan hüznü buluruz öykülerinde.”
 
Kitap Almancaya çevrilerek Almanya’da yayımlandı. "Berdel" ve "Yeni Çardak" öyküleri tiyatroya uyarlandı. Yazarlık kariyeri boyunca onun üzerinde eser yayımlayan Ocak, 75 yaşından sonra bilgisayar kullanmayı öğrenerek son çalışmalarını bilgisayarda hazırladı. 2006 yılında Ziya Gökalp’in özel yaşamını kaleme aldığı Bir Filozofun Özel Yaşamı: Ziya Gökalp adlı biyografi kitabını yayımladı.
 
“KÜRT GENÇLERİ YAZDIKLARIMA SAHİP ÇIKMADI”
 
 
Üretip tüketemeyen Anadolu Kadınını, daha doğrusu "İnsan'ın kendisini konu alan Esma Ocak, 'Berdel’den sonra 'Kırklar Dağı' , 'Kervan Servan' ve 'Sara Sara'yı oluşturur. Eski Kürt destanlarını dinleyip kayda geçirebilmek için at sırtında köy köy gezerek Dengbéjlerin izini sürdüğünü anlatmıştı.
 
Buna karşın yazdıklarına sahip çıkılmamasından sitemkardı:
 
“Sara Sara’yı yazarken o kadar çok heyecanlıydım ki! Diyordum, bütün Kürt gençleri gelecekler diyecekler 'Bu bizim edebiyatımız. Aman hocam bu nerede yaşandı? Ama hiç umurlarında olmadı."
Kürt destanlarını öğrenebilmek için atla köy köy dolaşan Esma Ocak’ın öykülerinde Kürt sözlü edebiyatının etkileri hissedilebilir.
 
Dengbejlerden dinlediği öyküleri kaleme aldığı romanı
 
Muş Gürcüsü Destanı” için şu yorumu yapar:
 
“Benim işim yalnız yaşadığım çağla değil, evrenseldir. Bu nedenle kadını yıllar, yüzyıllar önce ve ilk olarak mistikleştiren Doğu'dan seçtim konumu. Bir Kürt boyunun taa ötelerden günümüze dek sözle, sazla ulaşan akıl almaz savaş yöntemlerinin, uğruna ölümlere gidilen bir gururun, insanı çılgına döndüren bir aşkın ve köklü bir törenin anlatısıdır bu destan”.
Ataerkil düzeni eleştirerek, düzenin kadınların hayatındaki etkisini gözler önüne seren Ocak, gerek sözlü edebiyatı yazıya dökerek, gerekse kadınların hikâyeleri üzerine yoğunlaşarak kadın edebiyatının önemli isimlerinden birisi haline gelmiştir.
 
2008’de yayımladığı İçerdeki Avcı ve Münire gibi metinleri Güneydoğu Anadolu bölgesini mekan edinir. Ocak, bölgenin sözlü edebiyat örnekleriyle beslediği kurgu dünyasını, sade bir dille aktararak gerek toplumsal cinsiyetin çeşitli köy ve kasabalarda kadınlar üzerindeki etkisini aktararak, gerekse bölgenin tarihinde ortaya çıkmış mitolojik hikayeleri kullanarak destanla gerçekçiliği bir arada örnekler.
 
Ölümüne dek Diyarbakır’da yaşayan Ocak, Diyarbakır’ı Tanıtma Kültür ve Dayanışma Vakfı’nın başkanlığını yaptı, TYS ve Edebiyatçılar Derneği üyesi ve üç çocuk annesiydi. 25 Mayıs 2011’de ölen Ocak, Mardin kapı Mezarlığı’nda toprağa verildi. Satın alarak restore ettirip müze haline getirdiği eski bir Ermeni evi, “Esma Ocak Evi” olarak halen ziyaretçi kabul etmekte, geleneksel Diyarbakır ev kültürünü yaşatmayı hedeflemektedir.
_____________________
Kaynakça:
1) http://blog.milliyet.com.tr
2) http://ulusaltezmerkezi.com/atif-yilmaz-sinemasinda-kadinin-sunumu/3/
3) http://tr.writersofturkey.net
4) http://ulusaltezmerkezi.com/toreye-dayali-evlilik-turleri-ve/
5) http://bianet.org/biamag/kadin/130296-esma-ocaklaunutmak-ve-hatirlamak-uzerine
6)http://blog.milliyet.com.tr/icerdeki-avci-ve-esma-ocak/Blog/?BlogNo=465841
7) http://umudovski.blogspot.com.tr/2008/07/berdel-1990.html
8) http://tr.writersofturkey.net/index.php?title=Esma_Ocak
9) http://www.biyografya.com/biyografi/7067
10) Çaba Özel / Diyarbakır’dan Bir yıldız Kaydı – Esma Ocak Aydınlığın Yüzü İdi (Sayı: 71, Mayıs-Ağustos, 2011). 
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.