'Her hamile kadının kocasının otomobili var mı?'

Tuğrul İnançer'in hamile kadınlar için önerdiği 'Hamile kadınları eşleri otomobille hava almak için dışarı çıkarabilir' önerisine itiraz Yeni Şafak'ın İslamcı feminist yazarından geldi. Yeni Şafak yazarı Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, İnançer'in önerisine sadece  üslup noktasından değil sınıfsal açıdan da itiraz etti. 
 
"Evet, çok şükür Allah Teâlâ sadece eşinin arabası olan kadınlara çocuk vermiyor. Ve üstelik o hamile kadınlar eve ekmek getirmek için tarlarda bağ ve bahçelerde tekstil atölyelerinde, ev işlerinde gündelikçi olarak ömür tüketiyor" diyen Barbarosoğlu, bu tür tartışmalarda üslup hassasiyetinin önemine de dikkat çekti. 
 
İşte Barbarosoğlu'nun o yazısı:
 
Ekrandan edeb dersleri/Üslup üzerinden yüzleşme
 
El âlem 'Royal bebeğine' sevinmelere doyamazken; mübarek Ramazan gününde yeniden bölünecek, tekrar taraf olacak, taraftarlık kesmeyince holiganlaşacak bir mevzu bulduk. Sizin kral bebeğiniz mi var biz de kralından bebek tartışması yaparız demiş olduk.
 
Artık necip ülkemizde takımlar kendilerine zor holigan bulur. Bütün holiganlar gündelik hayatın içine konuşlanmış durumda. Biri bir şey söylese de dirennnn diye bağırsak diye bekleşmedeler.
 
Toprağı bol olasıca Baudrillard, Avrupa ile Amerika'yı mukayese ettiği şirin kitabı 'Amerika'da şöyle bir mukayese yapar: 'Biz hayattan kavram çıkardık. Amerikalılar ise kavramlardan hayat çıkarıyor.'
 
Bir ilave de ben yapayım bu tespite: Avrupalılar hayattan kavram çıkarır, Amerikalılar kavramlardan hayat çıkarır. Biz hem hayattan hem kavramlardan kavga çıkarırız.
 
Sözü nereye getireceğimi anladınız elbette…
 
TRT ekranında Tugrul İnançer Hoca'nın hamile kadınların sokakta dolaşma adabı ile ilgili olarak söyledikleri kıyameti kopardı.
 
Konu kadınların kamusal alandan dışlanmasından başlayıp, muhafazakâr erkeklerin kadınları başka gezegenlere sürme ihtimalini sevdiklerine kadar seviyeli/seviyesiz her türlü mecrada tartışıldı.
 
Tuğrul İnançer Hoca'yı sevdiğini, ama son konuşmasını ve üslubunu benimsemediklerini söyleyenler olduğu gibi; son günlerin popüler hamlesi olarak, diren hoca ya da hocayı yedirtmeyiz etiketi ile konuya dalış yapanlar da oldu.
 
Tepkilerin en uç noktası da hamile kadın görünümü ile yapılan 'dolaşa dolaşa doğuracağım' etiketi/eylemi oldu.
 
Konuyu birkaç açıdan ele almak gerekiyor. Önce üslup açısından ele alalım.
 
Üslup üzerinden yüzleşme bahsi önemli. Çünkü her konuyu üslup üzerinden değerlendiriyoruz. Üslup üzerinden inciniyoruz, üslup üzerinden direniyoruz, üslup üzerinden kavga ediyoruz. Yani durumumuz bir İngiliz aristokratın 'Merhametli olun yavrularım, merhametli olun yoksa sizi merhametli oluncaya kadar kırbaçlarım' aforizmasına benziyor.
 
Herkes birbirini 'üsluba' davet ediyor, lakin neyin nerede nasıl söyleneceğine dair âliminden cahiline, siyasetçisinden ilim adamına kimse durup düşünmüyor. Eskiler boğaz dokuz bölümdür derdi. Bir şey oldu dokuz bölümün dokuzu birden imha oldu.
 
Sayın Tuğrul İnançer Hocaefendi'nin söylemine dikkat kesilmekte fayda var. Kendileri beni lütfen bağışlasınlar ama şunu söylemek zorundayım: Ru be ru sohbet halkasında temas edeceğimiz konular, ekran söz konusu olduğunda maksadını aşan bir boyuta evrilir. Cumartesi günü Ayşe Böhürler, bir yapımcı olarak dini sohbetlerin ekran ile uyumuna/uyumsuzluğuna dikkat çeken çok önemli bir yazı yayınladı köşesinde.
 
Teknolojiyi, dini ilkeleri tebliğ ederken nasıl kullanacağımıza dair ciddi bir çalışma yapmamız gerek. Tuğrul İnançer Hoca, çok iyi bilir ki tasavvufun dili dışlayıcı değil, bütünleyici bir dildir. Şeyh Efendi'ler söylediklerini herkese değil sadece muhatabına söyler ve muhatabın kapasitesine göre hitap etmek konusunda çok titizdir. Dinleyenin mizacı ve meşrebi daima dikkate alınır.
 
Hatta klasik tasavvuf eğitiminde tarikatlar arasında mürit alış-verişi olduğundan bahsetmek mümkün. Şeyh efendi gönül dünyasına ulaşamadığından endişe ettiği müridini, kendisine daha faydalı olacağını düşündüğü başka bir şeyh efendiye gönderir.
 
Şimdi bu bağlamda 'diren hamile' tepkilerini filan hiç hesaba katmadan şuna dikkat kesilelim:
 
Tuğrul İnançer Hocaefendi'nin konuşmasında bel kemiğini ne oluşturuyor?
 
Adab-ı muaşeret üzerine eleştiri. Bu eleştiriyi de estetik kodların desteği ile ortaya koyuyor. Fakat Hocaefendi'nin ekran üzerinden verdiği örneklerin çok estetik olduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebilir miyiz?
 
Diğer taraftan incitici bir dil var ortada.
 

Şunu lütfen düşünün: O ekranın karşısına Ramazan'ın ikliminden huzur bulmak üzere oturan binlerce fakir ve hamile kadın var. Evet, çok şükür Allah Teâlâ sadece eşinin arabası olan kadınlara çocuk vermiyor. Ve üstelik o hamile kadınlar eve ekmek getirmek için tarlarda bağ ve bahçelerde tekstil atölyelerinde, ev işlerinde gündelikçi olarak ömür tüketiyor. Onca yorgunlukla toplu taşıma araçlarının itiş kakışı içinde evine vasıl oluyor. Çocuklarına yemek yaparken bir taraftan da ruhuna gıda olsun diye dini sohbet arıyor radyoda, televizyonda. O akşam, Tuğrul İnançer'in sohbetini dinleyen hamile ve fakir kadınlar kendilerini nasıl hissetmiştir acaba? (Beylerinin onları gezdirecek arabası olmadığına göre…)
 
Tarih boyunca Anadolu kadını çalıştı. Hamile olduğunu bile sezdirmeden çalıştı. Tarla dönüşü tarla kenarında sessizce doğum yapıp, bebeğini kendi kıyafetlerine sararak eve getirecek kadar çalıştı.
 
Tuğrul İnançer Hoca, hamile kadınların ortalıkta dolaşmasının estetik olmamasını merkeze alarak eleştirmek yerine, anne karnındaki bebeğin kötü nazarlardan saklanması üzerinden bir dil ortaya koymuş olsa idi, maksat hâsıl olurdu. Mesela, anneler bedenlerinde taşıdıkları 'sır'ı, ifşa etmemeye itina göstermeli diyen bir dil ile…
 
Diyeceksiniz ki kazan kaynatacak bir Ramazan bahanesi arıyorlardı, İnançer Hoca'ya denk geldi. Şu hususa dikkat kesilelim lütfen: Her teknolojik gelişme bizim zihin dünyamızı, davranış kodlarımızı yavaş yavaş etkiler. Twitter çağında insanlar zaten konunun bütününü algılayamıyor. 144 karakter algısı ile gerçekleşen bir seçici algı söz konusu.
 
Seçici algı yüzünden, ekranda yapılan dini sohbetlerde olumsuz hiçbir örneğin dile getirilmemesi gerekiyor. Çünkü ekran başındaki izleyicinin dikkati dağınıktır. İbret alsın uzak dursun diye verdiğiniz örnek ekranın doğasından dolayı yaklaştırıcı bir fonksiyon ortaya çıkarabilir.

Kaynak: Focus Haber

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.