Diyarbakırlı anneler: Devletin ordusu varsa, Kürt halkının da anaları var!


Aysel Kılıç / Demokrat Haber Diyarbakır

Meslektaşlarımızla dayanışmak amacıyla başlattığımız Haber Nöbeti’nin dördüncü ekibi olarak Diyarbakır’da geçirdiğim beş gün hem çok uzun hem de çok kısaydı. Uzundu; çünkü beş günde çok fazla acıya, gözyaşına, öfkeye tanıklık ettim. Yanı başımızda gaz bombaları, silahlar patladı. Yanı başımızda insanlar hastanelere kaldırıldı. Polis Diyarbakır halkının en demokratik eylemlerine bile tahammül göstermedi. Basın açıklamaları ‘yasa dışı’ eylem ilan edildi.


TOMA’lar, ‘akrep’ denilen zırhlı araçlar, caddeleri, sokakları işgal etti. İşgal etmekle de kalmadı, rast gele insanların üzerine yakıcı gaz atıldı, plastik mermiler sıkıldı. Bu da yetmedi, sivil giyimli polisler köşe bucak ‘yakaladığı’ gençlerin kafasına silah dayadı.

Bunlara tanıklık etmek çok da kolay olmadı. Haber yapmak, fotoğraf çekmek için bulunduğumuz Diyarbakır’da biz de polisin, özel TİM’in hedefindeydik. Kimi zaman kameralarımızı çantamıza koymak zorunda kaldık, kimi zaman kepengi açık olan bir esnafa sığındık.

ANNELERLE AYNI GAZIN MAĞDURUYUZ

Geçtiğimiz Cumartesi, yine esnafa sığınmak zorunda kaldığımız bir gündü. Koşuyolu Parkı’nda bir araya gelip Sur’a yürümek isteyen Diyarbakır halkına polis sert ‘müdahale’ etti. Parkın etrafını saran TOMA’ların haddi hesabı bile yoktu. İlk kez bu kadar TOMA’yı bir arada gördüm. Bu TOMA’lar İstanbul’dakilerine hiç benzemiyordu; gaz dakika başı, otomatik atılıyordu… Yakıcı gazdan boğulmamak için bir dönercinin kapısını çaldık. Yanımda meslektaşım, arkadaşım Gülşen İşeri vardı. İkimizden de boğuk sesler çıkıyor, konuşamıyorduk. Mekân sahibinin ikram ettiği limonu yüzümüze sürdük. Biraz olsun soluk aldığımızda ufacık mekâna ne kadar çok kişinin sığınmış olduğunu gördük. Yan masada beyaz tülbentli iki kadın vardı. Gazdan yüzleri, gözleri şişmiş anneler, annelerimiz…

DEVLET BİZİ DÜŞMAN GÖRÜYOR”

Yanlarına gidip, masalarına oturdum. Yarım yamalak Kürtçemle bir gazeteci olarak neden orada olduğumu anlattım. “Gerçekleri yazacaksanız konuşuruz” dedi annelerden biri ve ekledi: “Medya biz Kürtlere kör sağır. İstanbul ne zaman sesimizi duyacak?”

Sabiha Sezgin 60 yaşında. 7 çocuk annesi. Bugüne kadar sayısız gencin ölümüne tanıklık etmiş. “Cenaze görmeye gücümüz kalmadı. Daha fazla ölüm olmaması için bu yürüyüşe geldik. Ama devlet yine bizi düşman olarak gördü, yine üzerimize gaz bombaları yağdırdı. İnsanlarımızı, bodrumlarda yakıyorlar, katliamlar yapıyorlar. Yaptıkları her şeyi örgütün üstüne atıyorlar” diyor.

“BİZ TERÖRİST MİYİZ?”

Gözleri yüzü biber gazından şişmiş Rabia Ataş ise 50 yaşında. Ataş, bir yandan gözyaşlarını siliyor, diğer yandan sohbetimize katılıyor: “Siz de görüyorsunuz, burada 60-70 yaşındaki anneler var. Biz ‘terörist’ miyiz? Elimizde silah mı var? Barış talebinden başka neyimiz var? Tek isteğimiz eşitlik ve kardeşlik içinde, barış içinde yaşamak. Ama devlet bunu anlamıyor. Ordusuyla başımıza bombalar yağdırıyor. Devletin ordusu varsa, Kürt halkının da anaları var. Biz özgürlük isteyen evlatlarımızı yalnız bırakmayacağız.”

ERDOĞAN KÜRTLERİ YOK SAYAMAZ”

Sur’da, Cizre’de sivil insanların üzerine bombalar yağdırıldığını ve tüm bu acılara annelerin tanıklık ettiğini anlatan Ataş, şöyle devam ediyor: “Bu savaşın tüm acısını biz anneler yaşıyoruz. Ne özgürlük isteyen çocuklarımızın ölmesini ne de asker ve polislerin ölmesini istiyoruz. Annelerin yaşadığı acılar bir. Erdoğan artık Kürt ve Türk annelerinin çığlığını duysun! Kürt halkı var, Erdoğan bunu yok sayamaz. Bugün dağa çıktılar diye evlatlarımızı yok mu sayacağız? Sur’u, Cizre’yi yok ederek Kürtleri yok edemezler. Erdoğan’ın 30 yıllık mücadelemizi görmeyip bizi tekrar başa götürmeye çalışmasını anlayamıyoruz. Biz savaş değil, özgürlük istiyoruz. Siz gazeteciler aracılığıyla batıya sesimizi duyurmak istiyoruz. Gelin hep birlikte bu acılara son verelim. Gelin barışı birlikte getirelim”.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.