Ayşe Berktay: Kadınların barış ve savaşa dair sözü, müzakere masasına daha örgütlü yansımalı

Özgür Kadın Kongresi (KJA), Mayıs ayında düzenleyeceği çalıştayda, çeşitli kadın örgütleri ile birlikte, kadınların müzakere sürecine katılım mekanizmasını tartışacak. Amaç, mekanizmanın belirlenmesinin yanı sıra kadınların sözünü ortaklaştırmak ve bu sözü topluma yaymak.

Kadınlar çözüm sürecine nasıl katılmalı? Neden katılmalı? Barış nasıl toplumsallaşacak? Kadınlar arasında “barış çalışması” nasıl yapılacak? Çözüm sürecine kadınların katılımı açısından önemli olan bu sorulara KJA aktivislerinden Ayşe Berktay yanıt verdi.

Berktay'ın ANF'den Ruken Adalı'nın sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

İnişli çıkışlı iki yıldır devam eden bir süreç var. Bu sürece kadınlar dahil olabildi mi?

Aslında en başından beri kadın arkadaşlarımız dahil oldu. Pervin Buldan'ın varlığı, bizden birinin oradaki varlığıydı. Şimdi de kadın hareketi adına Ceylan Bağrıyanık arkadaşımız dahil oldu. Kadın hareketini temsilen dahil olduğu için bizim açımızdan çok önemli bir adım. Kadınlar var oldular elbette ama istediğimiz düzeyde henüz dahil olamadılar.

İstenilen düzeyi tarifler misiniz?

Türkiye ve Kürdistan'daki tüm kadınların nasıl bir düzende yaşamak istediklerine, bu toplumda nasıl ilişkiler kurmak istediklerine dair sözleri ile barış ve savaşa dair sözlerinin müzakere masasına yansıması. Bunun daha örgütlü bir şekilde olması. Elbette ki, heyette yer alan arkadaşlarımız kadınların genel olarak sözünü biliyor. Ancak o sözlerin, biz kadınların ortak sözü olarak masaya taşınması iradesini göstermek önemli. O sözün ne olduğunu bilmek de yetmiyor. O sözün sokak, mahaller ve evlerdeki kadınlar tarafından da tartışılması ve onaylanması lazım. Barışın ve demokratik çözüm sürecinin toplumsallaşmasını sağlamak gerekli. Onaylanan sözü, masaya götürebilmek gibi bir derdimiz de var. Bu aslında çok boyutlu bir çaba.

Neden kadınlar, tariflediğiniz istenilen düzeyin dışında kaldı?

Aslında sürecin dışında kalmadık. Sayın Öcalan'ın cinsiyet eşitlikçi paradigması ile kadın katılımına biçtiği önem ve ısrarı ile masada var oluşu -bazı kadın arkadaşlar bu söylediğimi eleştirecektir belki de- bir ölçüde kadın katılımının ilk ayağıdır. Sayın Öcalan bu konuda çok önemli. O da bir erkek ancak erkek ve kadını biyolojik olgular olarak görmediğimiz, bir bakış açışı olarak tanımladığımız için, Sayın Öcalan'ın varlığı ile biz kadınlar aslında bir ölçüde sürece katılmaya başlamış olduk. Devletin bu konuya yaklaşımını da gözden kaçırmamak gerekiyor. Ceylan arkadaşımızın heyete dahil olması hemen gerçekleşmedi, bir tartışma ve ikna süreci sonunda oldu. Devlet, diyalog ve müzakere sürecini sadece çatışmaların bitirilmesi olarak ele alıyor. Ancak Sayın Öcalan'ın gündeme getirdiği 10 madde, bu konuda değişen adımların varlığına işaret ediyor. Sayın Öcalan, o masayı tüm topluma açmak istiyor. Mesele sadece kadın heyetlerinin gidip gitmemesi de değil. Önemli olan bizim sözümüzün o masaya ulaşabilmesidir. Bu bakımdan da eksikliğimiz yok mu? Var. Daha önceden bir çalışma içine girmeliydik. Biraz da kavramakta güçlük çekiyoruz. Devlet, 'Kadın özgürlük sorununun bu tartışmalarda ne yeri var?' diyor. Belki de sadece devlet sormuyor. Genel olarak bakıldığında da bu soruyu soranlarımız var.

ERKEĞİN KADIN ÜZERİNDEKİ TAHAKKÜMÜ DE TARTIŞILMAK ZORUNDA

Bu aslında barışa yaklaşımla, yeni toplumsal yaşamın nasıl inşa edileceğine bakışla ilgili değil mi?

Öyle tabi. 'Şu çatışmalar bir dursun da sonra ne olursa olsun' şeklinde kısa vadeli bir bakış. Hem sistemin çeşitli kademelerindeki tartışmalarda hem de ana akım medyada hep böyle gündeme getiriliyor. Jonathan Powell'ın 'Teröristlerle Konuşmak' adlı kitabını okuyorum. Devletlerin bu süreçlere yaklaşımlarından bahsediyor. 'Bir tartışma yaparken, ortaya çıkma gerekçeleri nelerdir? Bunu asla tartışmayın, tartışırsanız, onlara haklılık payı vermiş olursunuz?' diyor. Böyle bir yaklaşımlar var. Toplumdaki bir sorunun halledilmesi veya bir derdin çözülmesi olarak değil, günün kurtarılması, çatışmanın durması, 'mikrop' olarak gördükleri bir şeyin ortadan kaldırılması olarak ele alıyorlar. Günde bu kadar çok kadın öldürülürken, tecavüze uğrarken, 'Barışı yaptım' desen nasıl bir şey olur? Üstelik bu savaş durup dururken çıkmadı. Bir takım sorunlar nedeniyle çıktı. Özellikle bu savaşta kadınlar sadece mağdur değil. Evlerini terk edip gerillaya katıldılar. Bir yandan Kürtlere yapılan baskılar nedeniyle gittiler ama bir yandan da kadın olarak yaşadıkları baskı ve zulme karşı dağlarda özgürlük aradılar. 'Bu sorun çözülecek' dediğimiz noktada, elbette tüm bunlar gündeme gelecek. Eşitsizlik kendini bütün alanlarda yeniden üreten bir anlayıştır. Eşitsizlik, bir tahakküm meselesi. İnsanın doğaya, erkeğin kadına tahakkümü ile ilgili bir konudan bahsediyoruz. Bu tahakküm derinleşerek ve çirkinleşerek, soykırımlara vararak günümüze kadar geliyor. Erkeğin kadın üzerindeki tahakkümü de bu bağlamda tartışılmaya muhtaç.

Hangi mekanizmalarla tartışılacak? Kadınlar nasıl sürece katılacak?

Bu konuda bir tartışma yürütmek lazım. Bu tartışmayı da bütün topluma açmak lazım. KJA olarak kendi içimizde tartışıyoruz ama bu tartışmayı bütün kadınlarla birlikte yapmanın önemli olduğuna inanıyoruz. Kürt kadınları savaşın etkisini çok derin yaşadı ve buna karşı direniş içinde oldu. Ancak bu mesele sadece Kürt kadınlarını ilgilendirmiyor. Türkiyeli kadınlarla birlikte bunun ortak sözünün oluşturulması çok önemli. Kadına yönelik şiddet sadece Kürt kadınları ile ilgili değil. Savaş, ağır eşitsiz ve tahakküm koşulları, bu şiddeti pervasız boyutlara getiriyor. Şiddet, savaşta o kadar gündelik bir hal alıyor ki, kadınların yaşadığı şiddet, misliyle artıyor ve pervasızlaşıyor. Hem Türkiye'de hem Kürdistan'da bütün kadınlar olarak bunu yaşıyoruz. Buna dair ortak sözümüzü söylememiz gerekiyor. Bunu tartışmaya açacağız ve mekanizmasını hep birlikte oluşturacağız. Bu tartışmayı hem görüşmeler hem yazılar yoluyla başlatmak için adımlar attık. Ayrıca Mayıs'ın ilk haftalarında bir çalıştay yapmayı planlıyoruz. Çeşitli çevrelerin hem kurumsal hem de bireysel katılımının olacağı bir çalıştay olacak. Resmi heyette bu sorunun nasıl tanımlanmasını istiyoruz? Eşit katılım nasıl olacak? Kendi öz örgütlülüklerimizi nasıl yaratmak istiyoruz? Bu sorulara yanıt arayacağız.

KADINLARIN ÖZGÜRLÜK GİBİ BİR DERDİ VAR

KJA olarak 'Kadın Özgürlük Komisyonu' diye bir örgütlenmeyi tartıştığınızı biliyorum. Nedir bu komisyonlar?

Kadın Özgürlük Komisyonu, üzerinde tartıştığımız, duruma uygun bulduğumuz bir model. Bunu çalıştayda tartışmak istiyoruz. Çalıştayda başka mekanizmalar da önerilebilir. Kadın Özgürlük Komisyonu dememizin sebebi: Kadınlar olarak özgürlük gibi bir sorunumuz var. Özgürlük sorunumuzu bu müzakere sürecinde nasıl tartışacağız? Masaya nasıl taşıyacağız? Çalıştaydan çıkmasını beklediğimiz, bir mekanizmadır.

Bu süreçte dünya deneyimlerini de inceliyor olmalısınız. Kadınların katılımı açısından durum nedir?

Önceden toplumsal tabanlı bir çalışma yapıp katılınmış bir örnek henüz yok. Herhalde bizimki ilk olacak. Ama müzakere süreçlerine kadın katılımı deneyimi var. Kadınların katılımı, kalıcı sonuçlar elde etmek için çok önemli. Erkeklerin katılımı, bir egemenlik ve iktidar alanlarının paylaşımı şeklinde oluyor. Kadınların katılımı ise gündelik hayata dair sorunlar ile kadınların ve farklı kesimlerin yaşadıkları sorunların müzakere masasında ele alınmasını sağlıyor. Bu da ayakları topluma basan, toplumsal sorunlara çözüm üretme hedefleri ortaya koyan bir çalışma oluyor. İrlanda'da müzakerelere kimin katılacağı bir seçim konusu olmuş. Kadınlar da katılmak için bir kadın partisi kurmuşlar. Kadınların müzakere süreçlerinden dışlandığı durumda şöyle sonuçlar da ortaya çıkmış: Ciddi bir çatışma sürecinden geçiyorsunuz ve birden bire barış ilan ediliyor. Kadınların yaşadıkları sorunlara dair önlemler almadığınız zaman bu kadınlara misli bir şiddet olarak geri dönüyor.

Barışın toplumsallaşması ve yerelleşmesi sorunu da var aynı zamanda. Bunu nasıl sağlayacaksınız?

Kadın mücadelesi konusunda emek vermiş, kafa yormuş herkesle ve her kurumla, Türkiyeli kadınlarla birlikte bu konuyu önümüze koyup tartışmamız gerek. Tartışma, muğlak ve nereye varacağı belli olmayan bir tartışma da olmamalı elbette. On yıllardır bu konularda emek harcamış kurumlarla tartışıp, ulaştığımız ortak sözümüzü, kadınlara taşımalıyız. Tartışmaları en altlara kadar yaymamız lazım.

Bu, kadınlar arasında "barış" eksenli bir kitle çalışması demektir.

Elbette. Yapacağımız bu açıdan da çalıştay önemli. Çok kitlesel bir çalıştay olmayacak ancak bu çalıştaydan çıkabilecek umut ve enerjinin kadınlara taşınması önemli. Aile içinde eşitlik ve özgürlük sorununu da konuşacağız. Çünkü bu bizim yaşama katılımımızın önünde bir engel. Aile nasıl demokratikleşebilir? Bu zihniyet değişimini sağlamak için neler yapılabilir? Bunlar soyut ve kavramsal tartışmalar değil yaşamımıza değen şeyler. Evdeki kadın, bunların tartışılmasını istediğimizi duyduğu zaman bu konuda söyleyecek sözü mutlaka olacaktır. Oradan çıkacak enerji ile daha geniş kadın kesimleri ile kucaklaşabileceğimizi düşünüyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.