Ve 'Çorum defteri' de açıldı

Çorum’da ne olmuştu?
27 Mayıs 1980’de MHP’li Bakan Gün Sazak’ın öldürülmesi üzerine, ertesi gün Çorum’da ülkücüler, Alevi ve solcuların dükkân ve evlerine saldırdı. Alevilerin oturduğu Milönü Mahallesi ablukaya alındı. Olaylar 30 Haziran’a kadar sürdü ve tam yatıştığı düşünülürken, 4 Temmuz’da “Komünistler Alaattin Camisi’ne bomba attı” şayiası ile ikinci kıyım dalgası başladı. Polisin de taraflı davrandığı olaylarda 57 yurttaş öldü.


12 Eylül askeri darbesiyle ilgili soruşturma kapsamında, ‘kanlı Çorum olayları’ sırasında kentte valilik yapan Rafet Üçelli’nin ifadesine başvuruldu. Radikal’in haberine göre, Üçelli olaylar çıkması üzerine Amasya’daki tugaydan yardım istediklerini ancak gelen askerlerin olaylara müdahale etmeden kışlalarına geri döndüğünü söyledi.
Savcı Kamel Çetin’e talimatla ifade veren Üçelli, olaylar sırasında askerlerin takındığı tutuma ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Amasya’da bulunan Tugay Komutanlığı’ndan yardım istediklerini belirten Üçelli, “Ancak kente gelen askerler müdahale etmeden geri döndü. Paşanın tutumunu anlayamadık. Arkadaşlarla birlikte çareler aradık. Durumu telefonla İçişleri Bakanlığı’na arz ettim. Yozgat’tan gönderilen 60 jandarmanın çok yetersiz olduğunu belirterek başka birlikler gönderilmesi istendi. Polisin çok yorgun düşmesi, sayısı ve rütbelilerin azlığı nedeniyle toplum zabıtası ile desteklenmeyi ve iki emniyet müdür yardımcısı görevlendirilmesini de arz etmiştik. Olayların ciddiyetini muhafaza ettiğini de vurgulamıştık. Taleplerin sonucunu göremeden Çorum’daki görevimizden alındık” dedi. 

Olaylar planlıydı
Çorum olayları sürerken, benzer olayların Merzifon’da da patlak verdiğini anlatan Üçelli, “Doğal olarak elimizdeki kolluk kuvveti bölündü. Merzifon’a da sıçraması, bu olayların planlı bir şekilde yapıldığı kanısını uyandırdı bende” dedi.
Emekli Vali Üçelli, olaylar sırasında kentte kurulan barikatların kaldırılması için verdiği talimatın dönemin askeri yetkilileri tarafından yerine getirilmediğini de anlatarak, “Cuma günü barikatların kaldırılması talimatını verdim. Ancak Tugay Komutanı Paşa, bu kararın çok önemli olduğunu, silahlı bir çatışmaya neden olabileceğini ifade ederek, bir defa daha belediye başkanı ile görüşmek istediğini kararın bu sebeple bir süre ertelenmesi talebi olduğunu iletti. Bunun üzerine bir süre bekleme kararı alındı” şeklinde konuştu. 

Komutan ‘Kan akar’ dedi
Vali Üçelli, cumartesi sabahı yanına aldığı 15 asker ve bazı vatandaşlarla söz konusu barikatları kaldırdığını ifade ederek, şunları kaydetti: “3 saat içinde Samsun-Ankara yolu açıldı. O arada İçişleri Bakanı beraberindeki zevatla meşgulken CHP milletvekilleri ile polis arasında tartışma çıkmış ve polis CHP milletvekilinin silahını almış. Bu olay Milönü’ne intikal etmiş ve barikatlar yeniden kurulmuştur. Bu barikatların yeniden kaldırılması talimatını Jandarma Komutanı’na bildirdim. O da cevaben bunun birkaç saat içinde mümkün olmayacağını iletti. Jandarma Komutanı, bu işe girişmesinde ciddi bir risk bulunduğunu, silah kullanmak gerekebileceğini, kan akabileceğini, halkın itiraz ettiğini ve kalabalık olduğunu söylüyordu. Ben arkadaşımın o an hangi şartlarda bulunduğunu bilemezdim. Benim barikatları kaldırma emrim, mahalle belirtmeden genel anlamdaydı. İtirazları da paşanın bir gün önce yaptığı itirazlara benziyordu. O sabah yaptığımız çalışmada barikatların kaldırabileceğini de hep beraber görmüştük. Demek ki bu mümkündü. Ayrı bir yöntem ve yolla kaldırılabilirdi.”

Ertem Dinçer (Dönemin Çorum Başsavcısı): Çorum, Maraş ve Sivas olaylarının bütün olarak incelenmesinde fayda var. Çünkü bu olaylar spontane değildi. Bir tertibin mahsulüydü. Çorum özeli itibariyle ise olayları münferit almayacaksınız. Biz bunu beceremedik, her olayı aynı değerlendirip sıkıyönetim savcılarına gönderdik. Münferit gönderiliyorduk. Sıkıyönetim savcılığı bunları birleştirip bütün olarak ele almalıydı. Bu basit bir yangın ve katl olayı değildi. Yeni soruşturma iyi olur diye düşünüyorum.

Sadık Eral (Çorum Olayları Mağduru ve Avukatı): Gerçeklerin ortaya çıkmasından yanayız. Fakat son dönemde davalar toplumu dizayn etmek amacıyla kullanılıyor. Bu çekincemiz var. Eğer soruşturma bu amaçla, yani toplumumuzu dizayn amacıyla açılıyorsa daha kötü olur; suçlular aklanır. İyi niyetli bir çalışma için şu andaki sistem tarafından değil, bağımsız ve tarafsız, hatta uluslararası bir yargı sistemi tarafından yapılması isabetli olur. Gerçeklerin ortaya çıkması için öncelikle mağdurlar dinlenmeli. Devlet görevlileri değil, olayları yaşayanlar dinlenmeli. Soruşturma, parça parça değil toplu yürütülmeli; uzaktan değil, bizzat mahallinde yapılmalı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.