TÜSİAD’a Gül'dü, katılımcı anayasa istedi...

Gül'den 'cesur olun' mesajı

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TÜSİAD’ın kuruluşunun 40’ıncı yılı için düzenlenen gecede yaptığı konuşmada, “Anayasa ile ilgili yaptığınız çalışmaları yakından takip ediyorum. Hepsini çok değerli buluyorum” diyerek TÜSİAD’a destek verdi. Gül, yeni Anayasa ile ilgili çarpıcı açıklamalarda da bulundu:

“Türkiye’nin yeni bir yörüngeye oturması lazım.Önemli siyasi partilerde anayasanın demokratik, laik, sosyal hukuk devleti prensipleriyle ilgili geniş bir mutabakat var. Seçimden sonra, metodolojik bir hata yapmadan, katılımcı, cesur, özgüvenli bir Anayasa yapılabilir”

TÜSİAD’IN önceki akşam 40’ıncı kuruluş yıldönümü için düzenlenen gala yemeğine Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan ile birlikte katılan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TÜSİAD’ın yeni anayasa “çalışmasına” destek verdi.

TÜSİAD üyeleri geceye oldukça kalabalık bir katılım gerçekleştirdi. Yemek salonuna geçmeden önceki kokteylde iki görüş dile getiriliyordu.

Bir grup TÜSİAD üyesi, “mevcut anayasada ‘değiştirilmesi bile önerilemez’ denen ilk üç maddenin yeni Anayasada tartışmaya açılmasını” TÜSİAD’ın taşıyamayacağını ileri sürüyor, ancak bir başka grup ise, “Çalışmayı TÜSİAD’ın raporu olarak göremeyiz, TÜSİAD sadece çeşitli görüşleri biraraya getirme iradesini ortaya koydu” karşılığını veriyordu.

Üyeler, böyle bir “tansiyon içinde” Cumhurbaşkanı Gül’ün konuşmasını dinledi. Sonunda “endişeli TÜSİAD’çılar” tarafından da memnuniyetle karşılanan konuşmadan bazı satır başları şöyle:

GÜL’DEN TÜSİAD’A ÖVGÜ

TÜSİAD kurulduğu günden bu yana sivil toplum örgütü olarak da Türkiye’ye örnek oldu. Sizin takdir ettiğim ve paylaşmak istediğim husus, çok katılımcı ve demokratik bir şekilde çalışmanız. Hep güçlü başkanlarınız oldu. İki tane kadın başkan çıkarttınız. Doğru bildiklerinizi cesur bir şekilde önerdiniz. Bunları yaparken sadece üyelerinizin menfaatlerini düşünen dernek olmanın ötesinde Türkiye’nin önemli meselelerinde fikir beyan eden ve yeri geldiğinde onları güçlü bir şekilde söyleme cesaretini gösteren bir kuruluş da oldunuz. Bugünlerde yine görüyorum Anayasayla ilgili yaptığınız çalışmaların çok değerli olduğu kanaatindeyim.

KORE İLE KARŞILAŞTIRDI

40 yıllık bir dönem olduğu için kendimize şöyle bir soru da sormak durumundayız: Millet ve ülke olarak yeteri kadar başarılı mıyız? Türkiye’yi kiminle mukayese edebiliriz. Sanayi devrimini yapan Avrupa ile, bilimin merkezi olan ABD ile mukayese anlamsız. Geçen sene ziyaret ettiğim Güney Kore aklıma geldi. 1970 yılında bizim 20 milyar dolar GSYİH’ya karşı Güney Kore’nin 9 milyar dolar GSYİH olduğunu görüyoruz. Fert başına düşen milli gelir bizde 550 dolar, onlarınki 230 dolar civarında. 1980’li yıllara geldiğimizde bile onlardan daha iyi durumdayız. Türkiye’nin GSYİH’ı 65 milyar dolar, Güney Kore’ninki 63 milyar dolar. Maalesef 1990 ve 2000’li yıllara geldiğimizde bu farkın giderek çok büyüdü. 2000’li yıllarda bizim 70 onların 517 milyar dolar, 2008’de bizim 735 milyar dolara nihayet ulaşıp onların 930 milyar dolarda kaldığını görüyoruz.

İŞİN FORMÜLÜ ELİMİZDE

Türkiye’nin Avrupa Birliği’nde 2004 zirve kararıyla 2005 yılındaki ilk müzakerelere başlaması Türkiye’nin gerçek transformasyonu sürecinin başlaması oldu. Bazı fasıllar Kıbrıs meselesinde bazı fasıllar Fransa’nın anlamsız davranışları yüzünden ipotek altına alındı diyebilirsiniz.

Bana göre bunların bir anlamı yok. Çünkü müzakereler başladıktan sonra en önemli adım tarama sürecinin yapılması ve bitirilmesiydi. Bütün bunlar bugün Bakanlar Kurulu’nun önünde. Türkiye hangi yasaları değiştirecek hangi kararnameleri çıkartacak hangi düzenlemeleri yapacak belli.

Dolayısıyla işin formülü tabiri caizse elimizde. Şimdi biz bu kararlılığı göstererek resmi düzeyde devam etmese bile fiili olarak bu fasılları açıp kapatma iradesi göstermemiz lazım. Bizim için esas hedef o standartlara ulaşmaktır.

Türkiye o standartlara ulaştıktan sonra belki Norveç’in yaptığını yapacaktır. Bu ayrı bir konu. Ama o güne kadar Türkiye’nin bu yolda kararlı bir şekilde sağlıklı bir şekilde ilerlemesi gerektiğine inanıyorum. Türkiye’nin önü çok açık gerçekten. Büyük başarıları var. 1973 yılında 1 milyar dolar ihracat yaptığında büyük bayramlar yapılmış.

Ben o zaman iktisat fakültedeydim. O zamanlar bize karma ekonominin ne büyük bir sistem olduğu anlatılıyordu çok iyi hatırlıyorum. Hatta 1971 yılında sizin kuruluş beyannamenizde karma ekonomik sisteme olan sadakatten bahsediyorsunuz. Türkiye o gün öyleydi. Bugün ise her şey değişti bugün devletin fonksiyonları tekrar yerine kondu.

Özelleştirme süratli bir şekilde oldu. Türkiye dünyayla bütünleşti. Ve bu bütünleşme içerisinden aldıkları oldu verdikleri oldu ve bugün işte kriz döneminde bile 100 milyar doların üzerinde ihracat yapan 130 milyara yakın ihracatı olan bir ülke olduk.

YENİ BİR DÖNEME GİRMEK GEREK

Şimdi Türkiye’nin yeni bir döneme girmesi gerekiyor. Türkiye’nin önünde çeşitli avantajlar kadar riskler de var. Bunlardan bazıları siyasi alanla ilgili.

Kimimizin “terör” kimimizin “Kürt”, kimimizin başka isimler verdiğimiz bu ve diğer meseleleri büyük bir özgüven içerisinde çözmek ve bitirmek gerekecek. Dış politikada da gördüğüm iki önemli problem var.

Birisi Kıbrıs, bu konuda 2004 referandumuyla değiştirdiğimiz, çözümde ısrar eden masadan kaçmayan politikaları sürdürmemiz gerekiyor.

İkinci olarak Kafkaslar’daki bugünkü statükonun hiç kimsenin işine yaramadığını herkesin görmesi gerekir.

DAHA KATILIMCI BİR ANAYASA

Maalesef daha önceki Anayasalarımız olağanüstü dönemlerde yazıldığı için hep tepkisel oldu. Kısıtlayıcı olduğu için hep uzun yazıldı. Bireyi öncelikli hedef alan bir anayasanın özgüven içinde hazırlanabileceğine inanıyorum.

Anayasa’nın demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ilkelerine sahip olmasında Türkiye’nin önemli siyasi partileri tam bir konsensüs içinde. Dolayısıyla sivil, daha öz, reaksiyonel olmayan bir anayasa yapılabilir. Yeter ki metodoloji hatası yapılmasın. Daha katılımcı, herkesin sahipleneceği, cesur özgüven içerisinde bir anayasa olmalı.

Bu görev sadece siyasi partilerimize değil, sivil toplum örgütlerine, Türkiye’nin bütün entelektüellerine düşer. Bu konuda sizlerin çalışmalarınızı yakından takip ediyorum. Bunların hepsine çok teşekkür ediyorum.

‘TÜSİAD GİBİ KURUMLARIN ÖNERİLERİ RAFİNE BİR ANAYASA ÇIKARACAKTIR’

DÜN Gana’ya doğru uçarken gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e TÜSİAD’ın yeni Anayasa konusundaki radikal çıkışı hatırlatıldı ve “Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz. özellikle Cem Boyner’in dikkat çeken bir çıkışı var” dendi. Gül, Boyner’in sözlerine yorum yapmadı ancak yeni anayasanın bireyi ön plana çıkaran bir anayasa olması gerektiğini vurguladı. Gül, TÜSİAD, TOBB gibi sivil toplum kuruluşlarının yeni Anayasa konusundaki tavsiyelerinin daha rafine bir Anayasa çıkmasına yardımcı olacağını, seçimlerden önce siyasi partilerin de anayasa konusundaki görüşlerini detaya girmeden ortaya koymaları gerektiğini vurguladı. Cumhurbaşkanı Gül, yeni anayasa hakkında şunları söyledi:

“Bugüne kadar anayasalar hep olağanüstü dönemlerde ortaya çıkmış sınırlayıcı kısıtlayıcı anayasalar oldu. Şimdi ilk defa sağlıklı bir şekilde anayasa yapma fırsatı var. Yeni Anayasa bireyi ön plana çıkaran anayasa olmalıdır. AB standartlarında olmalıdır Öyle bir anayasa olmalıdır ki kitapçığın üzerinden TC ibaresini çıkarsanız ve bu hangi ülkenin anayasası diye sorsanız ‘Herhalde gelişmiş bir batı ülkesinin Anayasası’ cevabı verilecek bir Anayasa olmalıdır.”

VATAN

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.