'The Cemaat' paranoya mı, tabu mu?

Cemaat AK Parti'nin içine karışmıyor. Orada kök salmıyor. Politik farklılığını ısrarla AK Parti'ye öğretmeye çalışıyor. Fakat, bu farklılık başka bir politik duruma değil, hiyerarşik bir politik vaziyet iddiasına tekabül ediyor


Son birkaç yılda devlet, hukuk ve yargıya dair önümüze gelen acil soru ve sorunlar, Türkiye’nin entelektüellerinin ve onların konvansiyonel tezlerinin birer birer iflasının sahnelendiği gündemlere dönüştü. Günlük zaman aralıklarında kendi kendilerini yalanlayan, sadece taktik ve istihbari gündemler yoluyla işlevselleşebilen, önündeki gelişmelere politik anlam vermekte sürekli bocalayan, ama buna rağmen düşünce dünyasını kendine parsellemekte ısrar eden bir yazar-çizer-düşünür topluluğundan söz ediyoruz. Onların hangi taraftan oldukları çok önemli değil. Cumhuriyetçi-2. Cumhuriyetçi, sol-sağ, liberal-demokrat-ulusalcı vb. gibi hangi politik ayrışma ekseninden gelirlerse gelsinler devlet alanı içindeki her yeni gelişme, bu entelektüelleri kendi cevapları nezdinde yeni buhranlara doğru sevk ederek ruhsal dünyalarını örseledi. O büyük isimleri ile cılız zihinleri arasındaki gerilimi nasıl aşabileceklerini bir türlü tayin edemediklerinden paranoyalardan tabulara uzanan derin bir ruhsal maceranın içinde sürüklenip durdular.

 

BİR SORUN DAHA VAR

Çok mu kapalı bir giriş yaptık mevzuya? Sözü nereye mi getireceğim? Asıl söyleyeceğim şey şu: Bugünlerde ülkedeki en önemli siyasal sorun, sadece devlet-hukuk ve yargı eksenindeki krizler değil. Aynı zamanda aydın ve entelektüeller içindeki kriz de ihmal edilecek gibi değil. Bu iki krizin, yani ülkedeki devlet-yargı-hukuk krizi ile entelektüellerin kısırlığı ve derin korkularının birlikte yarattığı siyasal ortamın daha iyi anlaşılması için alın size güncel bir devlet laboratuvarı: Gülen Cemaati!

 

EVLERE ŞENLİK TEZLER

AKP’nin dayandığı yeni “iktidar kompleksi”nin çelik çekirdeğine aday unsuru oluşturan cemaati anladığımızda “yeni devlet”i de anlamış olacağız aslında. Bu nedenle aydınların cemaati nasıl anlamaya çalıştığı çok önemli bir mevzu. Kestirmeden gireceğim konuya. Siyasal geleneğimizin bazıları için şaşırtıcı biçimde yeniden hortladığı son bir-iki haftalık devlet-yargı-hukuk krizinin öznelerine ilişkin bazı yazarlarca yapılan şu tespitlere bakmanızı istiyorum: Bazıları kamu hukuku literatürüne hakim; Taha Akyol: “Yaşanan şey erkler arasındaki bir gerilimdir!” (Doğru teşhis!) Bazıları özneleri özel isimle çağırmaktan kaçınıyor; Ahmet İnsel: “Emniyette ve yargıda örgütlü grup” (Allah Allah kimmiş bu grup acaba?). Bazıları daha “rafine” tespitlerin peşinde; Hasan Bülent Kahraman: “Yargının özgüveni artıyor” (Şaka değil mi? Şakadır şaka!). Bazıları çok zeki; M.Ali Birand: “Cemaat siyaset ile ilgilenmiyor” (Estağfurullah!). Birisi ise çok nüktedan; Nazlı Ilıcak: “Hani hükümet yargıyı ele geçirmişti. Ne oldu şimdi peki?” (Hayda bre alkışlar sizin için!). Bu liste çok uzar. Fakat, Gülen Cemaatinin devlet alanı içindeki nesnel politik karşılıklarını sorgulayacak ve açığa çıkartacak ne bir soru ve ne de bir cevap ihtimali var bu uzayan listenin içinde.

Böyle ciddi bir demokratik sorumluluğa ilişmek istemediklerini, cemaat meselesini bilinçaltlarına doğru itmeye çalıştıklarını, yeni bir siyasal “yasak” alanını elbirliği ile ördüklerini, daha açıkçası “asker tabu”sunu yeni bir “cemaat tabusu” ile değiştirmeye çabaladıklarını birilerinin onlara söylemesinin zamanı gelmedi mi sizce?

 

YENİ İKTİDAR AĞI

Türkiye, AKP ve cemaatten oluşan yeni bir “iktidar kompleksi” inşa ediyor. Geleneksel tarihsel blok çökerken yerini siyasal eylem, uygulama ve iletişim süreçlerinin yeniden düzenlendiği bir yeni iktidar ağının sınanmasına bırakıyor. “Siyaset” ile “iktidar” dengesi bir başka biçimde kuruluyor. Birand hiç farkında olmadan doğruyu söylemişti: Hakikaten Cemaat siyaset ile ilgilenmiyor. Sadece ve sadece iktidar ile ilgileniyor! Cemaat AK Parti’nin içine karışmıyor. Orada kök salmıyor. Politik farklılığını ısrarla AK Parti’ye öğretmeye çalışıyor. Fakat, bu farklılık başka bir politik duruma değil, hiyerarşik bir politik vaziyet iddiasına tekabül ediyor.

 

Siyasal bakımdan devlette yerlerinin olmaması ile teşkilat olarak devlete tutkulu bağlılıkları kendilerini hükümet karşısında “yeni iktidar” olarak inşa etme eğilimini kaçınılmazlaştırıyor. Emniyetin stratejik kadroları ile özel görevli yargı ve HSYK’daki iktidarlarını bir yandan hükümet etme sınırlarına taşırken diğer yandan da kendilerini hükümet siyasetinin “kötü” etkilerinden korumaya çalışmaları da bundan. Kendi siyasetini geleneksel iktidar mahremiyetine taşıma stratejisinden dolayı bazıları Gülen Cemaatine sadece “yok”luğu üzerinden seslenmemizi istiyor ve somut siyasal sorgulama çabalarını “paranoya” ile karşılıyorlar. Bizzat cemaatin kendisi de kısmi iktidarını somut varlığı üzerinden değil, “yok”luğu üzerinden tamamlamaya çalışıyor. Oysa iktidar gücüne dahil olmanın bu biçiminin özgün olduğu söylenemez. Geçmişte de ordu siyasetteki “yok”luğu üzerine kuruyordu iktidar katındaki “var”lığını. Böylelikle kendi varlığını somut politik sorgulama çabalarının muhatabı kılmamış oluyordu. Kaba ve ham bir siyasal oyunun ta kendisidir bu. Bu nedenle Türkiye’deki siyasal alan bir türlü sekülerleşemediği gibi kendine kamusal sorgulamanın dışında, dokunulamaz bir iktidar alanı tahsis etmiş, buna bağlı olarak hiçbir denetlenebilirliği olmayan hayalet iktidar aktörleri yaratarak demokratik yetkinin dışına çıkartmış, siyasal hayatımızı korku, kaygı ve yasaklarla örülü zengin bir “iç dünya”ya tevdi etmiştir. Bugün cemaatin “yeni iktidar kompleksi”ne yaşattığı da budur.

 

CEMAAT TABUSU

Bugünün farkı ise şu: Geçmişte ordunun kurumsal bir varlığı, kimliğini belirleyen ideolojik bir pozisyonu ve siyasal bir programı vardı. Buna ilişkin kolaylıkla teşhis edilebilen semboller dünyasına ve kendine özgü değerler toplamına sahipti. “Asker tabusu” temelde somut “yasak” niteliği ağır basan bir tabu idi. Şimdiki “tabu”nun ise sınırları belirsiz. Her türlü sembolle yaşayabiliyor. “İktidar” ile “hükümet” arasında çektiği perdede bir gölge oyunu oynuyor ve böylelikle yaratılan belli belirsiz sahnede kendisini “çoğul politik kişilikler” içinde sunabiliyor: İyi, kötü ve çirkin; “hukuka saygılı”, “demokrat” ve “despot”. Sorun şu ki, önceden toplum şizofrendi. Şimdi ise Cemaatin kendisi! Bu en tehlikelisidir. Çünkü böyle bir iktidar sadece kendi ortaklarını yemez. Aynı zamanda toplumun ve siyasetin bütün istinat noktalarını yerle bir eder.

 

Hakikatle olan ilişkimizin bu tarihsel kaybı nedeniyle entelektüellere ve cemaate seslenmek farz. Yazar-çizerlere: Bugünlerde yeni bir siyasal tabunun inşa edildiği bu siyaset meydanında kendi kimliğinizi ayakta tutacağınız umuduna sakın kapılmayın. Paranoya ve tabuları seküler bir politik hayatla değiştirme mücadelesine girişmediğiniz sürece, sadece entelektüel geçmişiniz sizi kurtaramayacaktır. Ve Cemaate: Her taşın altında “the cemaat” aramanın bir paranoya olduğunda şüphe yok. Fakat, bazı taşların altındaki cemaate de siyasal dokunulmazlık örmeye çalışmanın bir tabu yaratmak olduğunda da şüphe yok. Toplumsal aleniyete/denetime açıldığınız takdirde ancak “öncekiler kadar” meşru olacaksınız. Eğer bu biçimde devam etme tercihini sürdürürseniz sadece bu ülkenin siyasal alanının her gün yeni bir buhranla kendi içine yıkılmasına yol açmış olmayacak, aynı zamanda kendinizi de çok tehlikeli bir kumarın içine sürükleyeceksiniz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.