Taraf'ın Demirören haberinde üçüncü perde

Taraf’ın Erdoğan Demirören haberleri bugün de devam ediyor. Mehmet Baransu imzası ile sürmanşetten yayınlanan üçüncü haberde şöyle denildi:

"Yunan mitolojisinde “insanlığın tüm günahlarını barındırdığı düşünülen ve Pandora’ya armağan edilen büyük testide” olduğu gibi bu haberle, Pandora’nın Kutusu’nun açılacağını biliyorduk. Ve o kutu açıldı...

MERKEZ MEDYAYI ELEŞTİRDİ

Gazete sürmanşetindeki bir diğer haberde de "Merkez medya her ne kadar Taraf’ın Erdoğan Demirören haberlerini görmese de sosyal medya cinayete kurban giden Arşimidis’in sahibini konuşmaya devam etti.

Twitter kullanıcıları medyanın bu haberleri görmemesinden şikayetçi" dedi ve Twitter'dan derlediği örneklere yer verdi.

İŞTE BUGÜNKÜ HABER:

SERVETTEKİ SORU İŞARETLERİ –

MEHMET BARANSU

Mahkeme kayıtlarına göre Arşimidis servetine göz dikiliyor. Ardından sahipleri şüpheli şekilde ölüyor. Servet el değiştiriyor.

İşadamı Erdoğan Demirören ile ilgili belgeyi ilk aldığımda, Taraf olarak ne kadar büyük bir işe parmak basacağımızın farkındaydık. Belge iki sayfadan oluşuyordu ancak Cumhuriyet tarihinin sermayeyle, siyasetle kısacası derin devletle olan geçmişini de özetliyordu. Askerî vesayetin yanı sıra sermaye vesayetinin de bu ülkede nasıl oluştuğunun işareti gibiydi belgeye yansıyanlar. MİT ve Genelkurmay belgelerine göre, kendi evlatlarının yanı sıra gayrımüslimlere baskı, şantaj, tehditler yapılmış, sonuçta işlenen cinayetlerle, sermaye el değiştirmişti.

Bu kirliliğe maruz kalan, mücadele etmek isteyenlerin “Sizi Milli Güvenlik Konseyi’ne şikayet ederiz” cümlelerine bile “Hiç önemli değil. Konsey bu yazıhanede kuruldu” cevabı verilmişti. Yunan mitolojisinde “insanlığın tüm günahlarını barındırdığı düşünülen ve Pandora’ya armağan edilen büyük testide” olduğu gibi bu haberle, Pandora’nın Kutusu’nun açılacağını biliyorduk. Ve o kutu açıldı...

KIZ KARDEŞLERİNİ DE MAĞDUR ETTİ

İki gündür aldığım telefon ve maillerin sayısını hatırlamıyorum. Taraf’a getirilen belgeler, anlatılanlar korkunç. Hikâyeleri dinledikçe, belgelere baktıkça bu ülkede yaşadığıma bir kez daha üzüldüm. Demirören’in en yakınlarının anlattıkları, paylaştıkları bilgiler bile insanın tüylerini ürpertiyordu. İddialara göre, sadece gayrımüslimlerin canı yakılmamıştı. Kız kardeşlerini dahi sahte belgelerle mağdur eden bir kişi vardı karşımızda. Mağduriyet ve el konulan servetler.

Lafı uzatmayayım. İki gündür bu ülkenin en önemli kurumlarının raporlarını sizlerle paylaşıyoruz. İşlenen suçları görmezlikten gelen, kapatan, belgeleri yok eden bir devletin, sanki kendi eliyle büyüttüğü, kullandığı bir “imparatorluğun” hikâyesini satırlara yansıtıyoruz.

BELGELER HERKESİ SUSTURDU

Gelin görün ki bu ülkenin hükümeti, bürokratik kurumları, medyası, belgelere yansıyanlar karşısında sessizliğe gömülmüş durumda. Üç maymun oynanıyor ortalıkta.

Bugün elimizdeki dosyadan Arşimidis şirketinin sahte belgelerle nasıl el değiştirdiğinin kısa hikâyesini sizlerle paylaşacağız. Mahkeme kayıtlarına göre, hikâye Arşimidis servetine göz dikmekle başlıyor. 6- 7 Eylül olaylarının etkisiyle de firma sahipleri Yorgi ve Afroditi Papadopulos’a baskı yapılıyor. Önce adlarına noterden sahte belge düzenleniyor. Belgeye göre bu isimlerden birinin ölmesi durumunda hisseler öteki kişiye geçiyor ve her türlü satış yetkisi de devrediliyor. Yorgi Papadopulos’un ölümünün ardından Necdet Çobanlı ve ortağı Erdoğan Demirören, o ölmeden önce hisselerini Çobanlı’ya devretmiş gibi sahte belge düzenliyorlar. Ardından da Yorgi’nin eşi Afroditi ortalıktan kayboluyor. Yunanistan’a gittiği söylense de bu hiçbir zaman doğrulanamıyor. Üçüncü ortak Papadopulos’ların yeğeni ise tehdit ve şantajların ardından hisselerini devretmek zorunda kalıyor. O da kayıplara karışıyor.

İŞLEM TAMAM

Mahkemedeki bilirkişi raporuna göre, ortada herhangi bir hissedar ve vasi kalmayınca sahte belgelerle hem şirket hem de tüm mal varlıkları önce Necdet Çobanlı’ya ardından da ortak anlaşmayla Erdoğan Demirören’e kalıyor. Demirören şirketler grubunun halen kullandıkları holding binası, İstiklal Caddesi’ndeki alışveriş merkezi dahil onlarca taşınmaz, sahte tapu kayıtları ve belgelerle Arşimidis’ten Demirören’e geçiyor.

Ölümlerle birlikte sahte belge ve imzalarla her şey halloldu diye düşünülürken, Mersin’den Hüseyin Aslan isimli bir kişinin çocukları ortaya çıkıyor. Babalarının Yorgi’nin kardeşi olduğunu söyleyip, isim değiştirdiğini iddia ediyorlar. Bu iddialarını da mahkemede belgeliyorlar. Bu gerçeğin ortaya çıkmasıyla miras davası mahkemeye taşınıyor.

Mahkeme yaptığı incelemede, Yorgi’nin ölümünden önce ve sonrasında yapılan birçok usulsüzlük ve sahtekarlığı ortaya çıkarıyor. Sahte belgeler, imzalar, noter kayıtları bilirkişi raporuna yansıyor. Öyle ki emniyetten sahte parmak izleri raporları bile alınıyor. Bu gerçeklerin ortaya çıkmasıyla bildiğimiz oyun devreye konuyor. Mahkeme üyeleri, savcılar, bilirkişiler değiştirilip, gerçekler kapatılıyor.

Bundan 46 yıl önce yaşanan şirket el değiştirmesinin tuhaflığını fark etmek için 1983 yılındaki  “bankerler krizini”, Mersin’de  batan An-As bankerlik şirketinin tasfiyesini beklemek gerekti.  An-As ortaklarından Ahmet Muhtar Açıkol tasfiye masasına bildirimde bulunurken İstanbul’da bulunan Arşimidis şirketindeki yüzde 10 hissesini de ekledi. Tasfiye Kurulu harekete geçerek bu hisseler için Arşimidis’in bütün gayrimenkulleri üzerine tedbir konulmasını sağladı.

ÖZ KARDEŞ HÜSEYİN ASLAN

Açıkol hisseleri Zeynep Aslan’dan almıştı. Zeynep Aslan ise Yorgi Papadopulo’nun özbeöz yeğeniydi. Çünkü Yorgi’nin kardeşi  Panayot Papadopulo İstanbul’u terk edip Mersin’e yerleşmiş ve Hüseyin Aslan adını almıştı.   Panayot Papadopulo, yani Hüseyin Aslan 1940’da ölmüştü. Gerçek kimliklerini 1967 yılında öğrenen Aslan’ların açtıkları dava 1971’de sonuçlanmış ve Papadopulo’nun mirasçısı olduklarını mahkeme kararıyla kanıtlamışlardı. İşte o sırada, mirasçısı oldukları hisselerin bir bölümünü Ahmet Muhtar Açıkol’a sattılar. Ancak Aslan ailesini kötü bir sürpriz bekliyordu. Papadopulo’nun Osmanlı Bankası’nda bulunan kasaları mahkeme kararıyla açıldığında hisselerini ölmeden altı ay önce Lambo Filipis’e sattığına dair bir mukavele bulunmuştu. Yorgi’nin bugünün milyar dolarlarıyla ölçülebilecek devasa mal varlığı ölümünden birkaç ay önce “satılmıştı”. Bu yüzden hiçbir şey elde edemediler.

TUHAF HİSSE DEVRİ

1939 yılında Yorgo Papadopulo, eşi Afroditi ve üç arkadaşıyla birlikte kurulan Arşimidis, 1967 yılında garip biçimde el değiştirdi. Patron Yorgi karısı Afroditi’yle birlikte kimi tanıklara göre üç dört yıl önce ortadan kayboldu. 13 Aralık 1967 günü Hürriyet Gazetesi’nde çıkan habere göre Papadopulo, 8 gün önce yani 5 Aralık 1967 günü İsviçre’de bir klinikte sessiz sedasız ölmüştü. Aynı gün Milliyet gazetesindeki ölüm ilanı da Papadopulo’nun İsviçre’de öldüğünü duyuruyordu.

ÇOBANLI’YA GEÇTİ

Kayıtlara bakılırsa Arşimidis yönetimi şirkette uzun süre görev yapan ve yüzde 10 hisseye sahip olan Lambo Filibidis’e geçmişti. Filibidis hisseleri bir süre sonra yine şirketin avukatı olan Necdet Çobanlı’ya devredecekti. Çobanlı hisseleri 1968 yılında aldığını söylüyordu, fakat daha 16 Aralık 1967’de yani ölüm haberinden üç gün sonra Son gazetesi Necdet Çobanlı’nın Arşimidis’in yönetim kurulu başkanlığına getirildiğini yazıyordu. Çobanlı Yorgi Papadopulo’un fotoğrafı önünde yaptığı açıklamalarda otomobil, traktör ve kamyon şanzımanı üreten bir fabrika kuracağını da açıklamıştı. Çobanlı bu devasa şirketin hisselerini 1976 yılında küçük ortakların hisselerini toplayarak  yüzde 20 paya ulaşan Erdoğan Demirören’e devretti. Satışta tuhaf olan noktalardan biri de yaşlı bir çiftin, milyar dolarlık satış gelirini ne yaptıklarıydı? Satışın karşılığı olmalıydı, ancak bu ne banka hesaplarında, ne de nakit olarak bulunamadı.

BELGELER SAHTE ÇIKIYOR

İşte Tasfiye Kurulu’nun Arşimidis’teki hisseleri araştırması bütün bu hikayeyi tersyüz etti. Tasfiye kurulunun başvuruduğu bilirkişi, Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Kerim Silivrili 4 Şubat 1984 tarihli raporunda satış evraklarındaki Papadopulo imzalarının “sahte olduğunu” ortaya çıkardı, hamiline olan senetlerin satışı için protokol yapmanın saçma olduğunu da belirtti.  Herşey planlanmış bir sahtekarlığın ürünüydü. Bilirkişi Necdet Çobanlı’yı suçluyordu, çünkü sahte imzaların yanında bulunan Çobanlı imzası “gerçekti!”. Sahtekarlığa Osmanlı Bankası ve Beyoğlu 7. Noteri de karışmıştı. Bu yüzden mahkeme kararıyla Arşimidis’in gayrimenkullerine tedbir kondu.

Yorgo Papadopulo’nun Atina’ya yerleştiği söylenen karısı Afroditi’nin de yaşadığından kuşku duyuluyordu. Mirasçıların başvurusu üzerine alınan gaiplik kararı Afroditi’nin avukatlarının itirazıyla kaldırılmış, hem varisler, hem de Hazine bu kararı temyiz etmişlerdi.

Necdet Çobanlı ise başka bir öykü anlattı. 1963 yılında, Kıbrıs olayları üzerine Yorgo Papadopulo şirketin 2 bin hissesini Çobanlı’ya emanet etmiş, Çobanlı bu emaneti daha sonra sahibine teslim edince aralarında güvene dayalı bir ilişki başlamıştı. Papadopulo 1966 yılında eşinin tedavisi için Londra’ya gelmiş, şirketi de neredeyse zorla Çobanlı’ya satmak istemiş, ancak hisseleri alacak parası olmayan Çobanlı bu isteği reddedince biraz da gücenmişti! 1967 yılı başında Papadopulo, bir kez daha Çobanlı’ya geldi ve hisselerini almasını istedi. Necdet Çobanlı şirketin yüzde 10’una karşılık gelen 200 hisseyi parayı denkleştirebildiği 1968 yılında, Filipidis’ten almıştı. Para sıkışıklığı çeken Çobanlı 8 yılda hisse sayısını 600’e, yani şirketin yüzde 30’una çıkartmış, sonra da her şeyi satarak ABD’ye gitmişti. Üstelik söz konusu şirket mal varlığı milyonlarca lirayı bulan, ülke çapında vergi sıralamasında 21. Sırada yer alan Arşimidis’ti.

MİRASÇILARIN ÇABASI

Papadopulo’nin tek mirasçısı ve yeğeni Zeynep Aslan’ın eşi Sıtkı Arabulan ve mirasçılara yardım eden İnayet Esen’in çabaları sonuç vermedi. Çobanlı’nın itirazları üzerine belgeleri inceleyen yeni bilirkişiler bu defa sahte imzaların “gerçek” olduğuna karar verdi. Bütün kapılar yüzlerine kapanıyor, gittikleri her yerde açık ya da örtülü biçimde bu işi karıştırmamaları için tehdit ediliyorlardı. Konuyu birkaç defa Milli Güvenlik Konseyi’ne de taşıdılar, ancak bir sonuç alamadılar.

1985 yılında  Nokta dergisinde yayınlanan iddialar karşısında Erdoğan Demirören “Bin bu hisseleri Çobanlı’dan değil 17 küçük ortaktan topladım. İddialar Milli Güvenlik Konseyi ve Başbakanlığa da intikal etti. Eğer ellerinde delil olsaydı bu konu 15 yıldır sürünüyor olur muydu?” demişti.

Konu yine unutuluyordu ki, bu defa 1987 yılında basına sızdırılan “MİT Raporu” olayı patlak verdi. Raporda, özellikle Vali Nevzat Ayaz, Emniyet Müdürü Şükrü Balcı ve Gazinocular Kralı Fahrettin Aslan’ın azınlıklardan haraç alma işini organize ettikleri ileri sürülürken Arşimidis’in patronu Papadopulo’nun ölümünün kapatıldığı ileri sürülüyordu. Asıl bomba rapora kaynak olan “etüdlerde” yer alıyordu. “Belge 3: Yorgo Papadopulo’nun Esrarengiz Ölümü” başlığını taşıyan bu bölümde ortaya konan iddialar yenilir yutulur gibi değildi. MİT Papadopulo’nun İsviçre’de ölmediğini, İstanbul’da ortakları ve hukuk danışmanı Necdet Çobanlı, Erdoğan Demirören, Vural Arıkan ve Adnan Başer Kafaoğlu tarafından kravatla boğularak öldürüldüğünü iddia ediyordu.

MİT ETÜDÜ

MİT, Kaçakçılık ve İstihbarat Şube Müdürlüğü’nün 12 Kasım 1984 tarihli ve 94 sayılı oluru ile harekete geçmişti. MİT Yorgi Papadopulo’nun ölümünden hemen önce 13 Kasım 1967’de Zeynep Aslan’a mektup yazmıştı. Ayrıca ölümünden önceki tarihi taşıyan sahte belgelerle Yorgi Papadopulo’nun Türkiye ve ABD’deki bütün varlığı Necdet Çobanlı’ya devredilmişti. Bu işi düzenleyenler arasında Çobanlı ile birlikte eski maliye bakanlarından Vural Arıkan, bir dönem Milli Güvenlik Konseyi’ne danışmanlık yapan eski bakanlardan Adnan Başer Kafaoğlu ve eski Futbol Federasyonu başkanlarından Erdoğan Demirören’in de bulunduğu ileri sürülüyordu. Ayrıca MİT istihbaratına göre bu isimler Yorgi Papadopulo’yu “kravatla boğarak” öldürmüşlerdi. Papadopulo’nun mirasçısı Zeynep Aslan’ın eşi Sıtkı Arabulan Demirören’e gitmiş, ve Erdoğan Demirören tarafından “Kürt İdris benim adamım, seni öldürtürüm” diye tehdit edilmişti. MİT’in iddiasına göre Sıtkı Arabulan Kürt İdris adıyla tanınan İdris Özbir’e giderek Demirören’in bu sözlerini nakletmiş, İdris Özbir de Demirören’i arayarak “Ben senin fedaininmişim, birilerine öyle demişsin. O zaman senin fedain olduğuma göre şirketin ortağı olmam lazım. Seninle sonra görüşürüz” demiş ve hemen ardından İdris Özbir, Dündar Kılıç ve Şahin Cizrelioğlu Demirören’in Silivri’deki villasına giderek 300 milyon lira almış.” MİT etüdü, bu gelişmeler üzerine Necdet Çobanlı’nın ABD’ye kaçtığını ve Papadopulo’nun buradaki mallarına el koyduğunu ileri sürüyordu.

MİT Raporu’na kaynak olan bu etütlerin kamuoyuna yansıması da durumu değiştirmedi. Arşimidis olayı unutulurken Demirören’lerin hızlı yükselişi farklı iktidarlara rağmen sürdü.

Önceki haberler:

Demirören'e suçlama: Rum işadamı Arşimidis'i öldürdü!

Taraf Demirören haberine devam ediyor!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.