04 Kasım 2017 Cumartesi 10:12
Tahliye edilen hak savunucusu İdil Eser: Absürt bir anı olarak kalacak

113 gün sonra tahliye edilen Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye Şubesi Direktörü İdil Eser, "Beraat edeceğiz diye düşünüyorum, çünkü ortada bir suç yok. Delil yok, olanlar da zırva. Bu absürt bir anımız olarak kalacak" dedi.

Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye Şubesi Direktörü İdil Eser, 5 Temmuz’da Büyükada’da gerçekleştirdikleri dijital güvenlik ve stresle mücadele toplantısından kendi gibi 9 hak savunucusu ile birlikte gözaltına alınarak tutuklanmıştı. 8 Ekim’de haklarındaki soruşturmanın tamamlanması ile iddianame düzenlendi. 

İddianamede suçlamaların temelini söz konusu toplantının duyurusunun yapılmaması gibi nasıl suç olduğu anlaşılmayan bir suç oluşturuyordu. Eser’in de aralarında bulunduğu 8 hak savunucusu 113 gün sonra çıkarıldıkları 25 Ekim’deki ilk duruşmada serbest bırakıldı. Birinci dereceden yakın akrabası olmadığı için cezaevinde arkadaşlarıyla görüşmesine aylarca izin verilmeyen Eser, Cumhuriyet’ten Canan Coşkun'un sorularını yanıtladı:

Hak savunucusu olarak akıl almayacak bir şekilde gözaltına alınarak tutuklanmanız, serbest bırakılmanız hepsi hızlandırılmış bir gariplikler bütünüydü.

O sabah polisler geldiğinde gece az uyumuştum. Sersem sepettim. Adamlar geldiklerinde ‘animasyon mu bu’ falan demişim. Çok absürttü gerçekten. O anda hayatınızda bir kırılma noktası olduğunu fark ediyorsunuz. Çok saçma bir şekilde başladı. İnsan hakkı savunucusu olarak belli riskleriniz olduğunu biliyorsunuz ama bu kadar saçma sapan bir şekilde olacağını da düşünmemiştim.

SİLİVRİ'DE AZ KADIN VAR 

Bakırköy’de Özlem Dalkıran ve Nalan Erkem ile birlikte kalıyordunuz. Sonra ne oldu?

Önce Adalar nezarethanesine gittik. Orada 10 saate yakın kaldık. Sonra Peter ve Ali’yi bırakıp hepimizi topladılar ve 2’şer 2’şer dağıttılar. Maltepe Karakolu’nda sanırım 2 gün kaldık. Sonra Vatan’a gittik, orada da 9-10 gün kaldık. 

Bakırköy’e gittiğimizde Özlem’le beni “Yeni karma FETÖ’cü” koğuşuna verdiler. Eskiden mesleklere göre ayrım yapılıyormuş, bu yeni açılmış bir koğuştu. Bir düzen kurma çabası içindeyken bizi ayırdılar. 3 ya da 4 gün içinde 3 ayrı koğuşta kaldık. Ben FETÖ’cü polis koğuşuna düştüm.

Onun sabahı tekrar koğuş değişikliği haberi geldi. Koğuşta alafranga tuvalet vardı. Benim derdim de o. O koğuştakilere İngilizce öğretecektim. Söylene söylene çıktım sonra anladım ki koğuş değişikliği değil, Silivri’ye gidiyormuşuz. Tecritte değiliz algısı için yanımıza Bakırköy’den 3 kadın daha verdiler. Beraber kalmayacağımız anladık hemen. Aynı koridordaydık ama aramızda birer ayrı boş hücre vardı. Silivri’de çok az kadın tutuklu vardı.

KULAKLARIM TIKANDI

Mazgallardan konuşuyor muydunuz birbirinizle?

Benim kulaklarım tıkandı, kesinlikle bir şey duymuyordum. Bayram haftası, mangal tahtası muhabbetine dönmüştük. Beraber kaldığım koğuş arkadaşım Derya bana “Sen iyice sağır oldun” diyordu, çünkü üst katta olduğumda söylenenleri duymuyordum. En son doktora gittim, kulağımı temizlettim, açıldı. Televizyonda iddianamemizin çıktığını duyunca arkadaşlarıma “Duydunuz mu” diye bağırdım.

YAŞAMAK BAŞKA

Arkadaşlarınızla konuşurken o kadar içten bir konuşmaydı ki sanki o sırada yanımızdaydınız. Arkadaşlarınızla söyleşi boyunca hep güldük.

Ben de içeride hep güldüm. Hiç ağlamadım. Dalga geçiyormuşum gibi algılanıyordu. Ben hep gülümserim. Kendi kendimi eğlendirmeye de çalışıyordum içeride. Bakırköy’de sabahları robotik bir sesle “Sayım var. Sayım için hazırlanın” diye uyarı yapılıyordu.

Bu da bana Dr. Who’yu hatırlatıyordu ama neyini hatırlattığını çıkaramadım ilk başta. Özlem de Dr. Who’yu seviyor, biliyorum. Ona neyi hatırlattığını sorduğumda ‘Exterminate’ repliğini söyledi. Son Capaldi’leri seyredemedik diye üzüldük. “Sayım için hazırlanın” dediklerinde ben hep “insanlar pijamalarıyla 1-2-3 diye hareketler yapıyormuş” hayali kuruyordum. “Hücre cezası yeriz, abartma” dediler. Çok eğlenceli olurdu. Silivri’de aramadan geçerken ceketi çıkarıp kafamın üzerinde salladım. Çok kızdılar ama artık dayanamadım.

Eksantrik diyor arkadaşlarınız sizin için.

Bana üniversitedeki hocalarım da ‘eksantrik’ diyorlardı. Otoriteyle alakalı diye düşünüyorum. Dönüp baktığımda çok şanslı olduğumu anlıyorum. Çünkü yatılı okula gittim, koğuş tecrübesiymiş aslında. Hafif bir hiperaktif tarafım var. Rahat duramıyorum. Sınıfta kalkıp yürürmüşüm. Kafam biraz farklı çalışıyor anladığım kadarıyla.

ŞAK DİYE GİDEBİLİRSİNİZ

Cezaevine nasıl katladınız o halde?

Kitap okudum. Kafamın içinde yaşayabiliyorum. Biraz daha içime çekildim. Daha çok kitap okumadım aslında. Zorunluluk haline gelince ondan da hoşlanmıyorum. Birçok insan kendini rüyalarında hapishanede görüyordu, ben bir kere bile görmedim. Hep dışarıdaydım rüyalarımda. “Bu da geçer ya hu” lafını çok kullanırım. Bunun da bir dönem olduğunu biliyordum, ne kadar süreceğini bilmiyordum.

Kimi zaman hep burada kalacağım, burada öleceğim hissine kapılıyorsunuz. Çünkü sağlık hizmetlerinde sorun var. Kalp krizi geçirseniz şak diye gidebilirsiniz. İnsan hakları savunucusu için de ilginç bir deneyimdi. Okumak başka şey, yaşamak başka şey...

BİZ DE TAHLİYE OLMAYACAĞIZ

İçeride hiçbir arkadaşınız kalmadan hep birlikte tahliye oldunuz. İlk duruşmada serbest kalacağınız aklınıza gelmiş miydi?

Beraat edeceğiz diye düşünüyorum, çünkü ortada bir suç yok. Delil yok, olanlar da zırva. Tahliye olacağım hiç aklıma gelmedi. Ben, Nalan ve İlknur çıkar, takside bağlayabilirler diye düşündüm Cumhuriyet davasında olduğu gibi. Savcı herkesin tahliyesini isteyip Veli’nin (Acu) istemeyince o çok kötü oldu, biz de kötü olduk.

“Merak etme biz de tahliye olmayacağız. Tahliye olursak eşinin doğumunda her anı fotoğraflayacağız” dedik. İnsanın içi kaldırmıyor. Ben mesela koğuş arkadaşım Derya’yı merak ediyorum. Bu absürt bir anımız olarak kalacak. Bir gün bir toplantıya gittim ve hayatım değişti. Cezaevine girmeden önce “3.5 aydır sürekli çalışıyorum. Kıçımın oturduğu yer belli değil” demiştim. İnsan ettiği lafa dikkat etmeli. Oturduğum yer aşırı derece belliydi: C-2, Hücre 16.

RENKLERİ ÖZLÜYORSUNUZ

İçerideki rendeden bile mutlu olmuşsunuz. Dışarıda neyi özlediniz peki?

Müzik dinlemeyi, kedilerimi ve saçma sapan gündelik konulardan konuşmayı özledim. Ben dokunmayı çok severim, dokunmayı özledim. Game of Thrones’u özledim. Guardian okumayı özledim. İzlediğim haberlerle ilgili başka insanların yorumlarını merak ediyordum.

J.K.Rowling’in Robert takma adıyla yazdığı dedektif serisinin dizisi çıkmış mesela onu seyredemedim diye üzüldüm. Doğayı görmeyi özledim. Kampüs hastanesine gittiğiminde kelebek görmüştüm, çok sevinmiştim.

Hayatı görmeyi özlüyorsunuz. Yağmur yağdığında Bakırköy’de avluya yapraklar gelmişti. İnsanlar sevinmişti. Rengi özlüyorsunuz sonra. Her yer sarı. Yukarıda dikenli teller. Diğer yaşam formlarını özlüyorsunuz. Karanlıkta uyumayı özledim. Nezarethanede hep ışık yanıyordu, cezaevinde de avlunun ışığı sürekli yanıyor. Orada kamera da var. Alafranga tuvaleti özledim, o çok önemliymiş. Arkadaşlarımı özledim, ama yapacak bir şey yoktu. Açık görüşte göremedim onları. Yiyecekleri ise hiç özlemedim.

TELİN ÖTESİNE GEÇMEYİ BAŞARDIK 

Şebnem Korur Fincancı cezaevine girdiğinde bir arkadaşı ona “Devlet farkında olmadan içeri müfettiş soktu” demiş. Sizin için de geçerli aslında.

Aynen öyle. Mahkûm hakları konusunda daha fazla çalışacağım artık. Birden bire telin öte tarafına geçmeyi başardık. Çok daha yakından gördük. Murat Çelikkan “1980’e göre bayağı gelişme var” dedi. Çok fazla kontrol var. Mesela infaz koruma memurları da sürekli kayıt altında. Özellikle bizimki gibi yüksek profilli vakalarda her yaptıkları gözleniyor. Dolayısıyla onlar da çok dikkat ediyordu. n Game Of Thrones’u anlatıyorlardı size avukatlarınız öyle değil mi? Dün gece izledim hepsini. 

Huzura erdim. TEM Şube’den gelip benim evimde arama yaptılar, gözaltına alınmamdan 6 gün sonra. Hard disklerimin içinde onbinlerce film, yüz binlerce kitap var. Vakti zamanında TRT’de yayımlanan Aşağıdakiler Yukarıdakiler’in orijinal versiyonu, Dempsey and Makepeace gibi sittin sene önce TRT’de yayımlanmış, aramış bulmuşum. 

Çok güzel bir arşivim var. Onları bir tarihte inceleyip verecekler. n Arkadaşlarınız kahve falı tutkunuzdan bahsetmişti. İçerideyken bakabiliyor muydunuz? Orada hazır kahve vardı. Kâğıt bardak olduğundan kapatılamıyor. 

Her şey melamin. Çatallar bile ince metal denen bir maddeden yapılıyor. Sert bir yiyeceğe batırdığınızda yamulabiliyor. Plastik rendeleri çok iyiydi ama. Çok iyi havuç rendeleniyordu, onu almadığıma pişman oldum. Parası olmayan biri için cezaevi çok zor. Aydınlatma haricindeki harcamalar için elektrik faturası geldi mesela. Televizyon, buzdolabı ve çaydanlık için. Temizlik malzemesini de satın almanız gerekiyor.

GAME OF THRONES'U İZLEDİK 

Game Of Thrones’u anlatıyorlardı size avukatlarınız öyle değil mi?

Dün gece izledim hepsini. Huzura erdim. TEM Şube’den gelip benim evimde arama yaptılar, gözaltına alınmamdan 6 gün sonra. Hard disklerimin içinde onbinlerce film, yüz binlerce kitap var. Vakti zamanında TRT’de yayımlanan Aşağıdakiler Yukarıdakiler’in orijinal versiyonu, Dempsey and Makepeace gibi sittin sene önce TRT’de yayımlanmış, aramış bulmuşum. Çok güzel bir arşivim var. Onları bir tarihte inceleyip verecekler.

PARASI OLMAYANA CEZAEVİ ZOR 

Arkadaşlarınız kahve falı tutkunuzdan bahsetmişti. İçerideyken bakabiliyor muydunuz?

Orada hazır kahve vardı. Kâğıt bardak olduğundan kapatılamıyor. Her şey melamin. Çatallar bile ince metal denen bir maddeden yapılıyor. Sert bir yiyeceğe batırdığınızda yamulabiliyor. Plastik rendeleri çok iyiydi ama. Çok iyi havuç rendeleniyordu, onu almadığıma pişman oldum.

Parası olmayan biri için cezaevi çok zor. Aydınlatma haricindeki harcamalar için elektrik faturası geldi mesela. Televizyon, buzdolabı ve çaydanlık için. Temizlik malzemesini de satın almanız gerekiyor.

KAYNAK: Cumhuriyet

Son Güncelleme: 04.11.2017 22:14
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderene aittir.