'Suriyeli sorunu' yok, 'ırkçılık sorunu' var

Evet sorunun adını koyalım. Türkiye’de bir “Suriyeliler sorunu” yok. Yanlış anlaşılmasın. İç savaştan kaçıp Türkiye’ye sığınmak zorunda kalmış Suriyelilerin sorunları, hem de çok sayıda ve ciddi sorunları var elbet. Ancak “Türkiye’nin sorunu” başka. O sorun, aleni ve giderek daha tehditkâr hale gelen “ırkçılık sorunu”. Hepimiz bir ölçüde de olsa izliyor olmalıyız. Suriyelilere dönük linç girişimlerinin, (şimdilik) “minik” pogromların ardı arkası kesilmiyor. Büyük siyaset sahnesinin spotlarının uzağında sinsi ve saldırgan bir ırkçılık tipi giderek kök salıyor, yerleşiyor, yaygınlaşıyor, pervasızlaşıyor. Ancak bu “sorun”, güncel siyasal gelişmeler üzerinde doğrudan bir etkisi olmadığı için olacak, pek gündeme gelmiyor, uzun uzadıya konuşulmuyor, konuşulduğunda da “siyasal” bir sorun olarak görülmüyor. Oysa siyasal yelpazenin neredeyse bütününe (hatta kısmen sola) şu ya da bu ölçüde sirayet etmiş olan göçmen karşıtı ırkçılık orta ve uzun vadede bütün toplumsal muhalefet güçleri, yani hepimiz için ciddi bir tehdit oluşturuyor.  

Aslında hepimizin farkında olması gerektiği üzere, Nazizm gibi pervasız örnekleri hariç tutarsak ırkçılık hiçbir zaman kendini “açık ederek” örgütlenmez. Yani ırkçılık “yaşasın ırkçılık” türü sloganlarla değil de “Suriyeliler işimizi çalıyor”, “Suriyeliler suç işliyor”, “Suriyeliler oy veriyor”, “depremzedenin parası Suriyeliye veriliyor” türü argümanlarla meşruiyet kazanır. İşsizlik, yoksulluk gibi gerçek sorunlarla birleşir, daha doğrusu bu sorunlar karşısında güya anlamlı bir açıklama şablonu oluşturmaya başlarsa iyice tehlikeli hale gelir. O zaman bu “meşruiyet” sokağa taşar. Önce linççi saldırılar gerçekleşir, zamanla kısmi ve örgütsüz linç girişimleri yerini pogromvari örgütlü saldırılara bırakır. Bianet’ten Ekin Karaca’ya konuşan Antepli gazeteci Nurgün Balcıoğlu’nun sözlerini, halimizin vahametine örnek olsun diye aktarmakta yarar var: “Bu işsiz ve eğitimsiz genç kesim sosyal medya üzerinden hızla örgütleniyor. Akşam olunca bu insanlar gruplar halinde ellerinde sopalar bıçaklarla her yere girip Suriyeli arıyorlar. Bulduklarını da yaralıyorlar.” Yani Nazilerin “fırtına birlikleri” (SR) misali “devriye gezen” gruplar…

Devam edelim. Irkçılık, ya da daha nazik deyişle “göçmen karşıtlığı”, asla sadece göçmenlerle ilgili değildir, unutmayalım. Göçmenler, yani zaten ulusal bütüne ait sayılmayanlar kolay bir ilk hedeftir. Ancak “kolay hedefi” talim için kullananlar güç ve meşruiyet kazanınca bu kez kuvvetlerini “ulusal ailenin” daha “kırılgan” parçaları üzerinde test etmek isterler. LGBTİ bireylere, dinsel ve etnik azınlıklara saldırırlar. Göçmen karşıtlığı, kolektif gaddarlaşma ve ırkçılık için en verimli topraklardan biridir. O toprakta boy atan ırkçılık ve linççi şiddet, bir adım sonra toplumsal muhalefetin bütününü hedef alır; emin olun alacaktır.

Aslında Suriye’de yaşanan insani trajedi söz konusu olmasa ve dolayısıyla da Suriye’den bunca mülteci Türkiye’ye kaçmak zorunda kalmasa bile göçmen karşıtı ırkçılığın Türkiye’de yaygınlaşması beklenebilecek bir gelişmeydi. Türkiye zaten bir “transit ülke”, yani göçmenlerin Batı’ya “kapağı atmak” üzere bir süre beklediği bir geçiş aşaması olmaktan çıkıyordu. Bu durumun, yani ülkedeki göçmen nüfusun artışının bir siyasal-sosyal reaksiyona yol açması ihtimali kuvvetliydi. Ancak Suriye’deki gelişmeler, bu muhtemel reaksiyonu hızlandırdı ve onun boyutlarını ürkütücü ölçüde genişletti. Hal böyleyken göçmen karşıtı ırkçılıkla mücadele bizler için onca siyasal “görevden” bir başkası diye görülemez artık. Irkçı saldırganlığın boyutları daha acil, etkin ve kararlı mücadele yöntemlerini gerektiriyor.

Yeri gelmişken (ve yukarıdaki satırlar karşısında muhtemel bir refleksi öngörerek) bir uyarıda bulunmak gerek. AKP’nin Suriyeli göçmenlere “yardım” politikalarının eleştirilecek elbette çok yanı var. Yardımların şeffaf olmayışı ve dolayısıyla bir kısmının göçmenlere değil de silahlı gruplara gidiyor olması ihtimali, örtülü ödeneğin kullanımı meselesi, kampların konuyla ilgili uluslararası ve ulusal kurumların denetimine açık olmaması ve bunun yarattığı belirsizlikler, AKP’nin Suriyeli göçmenleri araçsallaştırarak bir dış politika kozu olarak kullanması vs. Bu hususlara itiraz etmek, onları siyasal tartışma konusu kılmak elbette elzem. Ancak sapla samanı ayırt etmek gerek. Sosyalist hareket (“kimse nedensiz kaçmaz” sloganını akılda tutarak) nereden gelmiş olurlarsa olsunlar tüm göçmenlerin temel ihtiyaçlarının karşılanması hususunda ısrarcı olmalıdır. Dahası, AKP’yi Suriyeli mültecilere yasal statü tanımaması, sınır kapılarını büyük ölçüde kapalı tutması konularında da açıkça eleştirmeliyiz. Aksi, yani bu hususlarda umarsızlık, hatta daha vahimi Suriyeli göçmenleri şeytanlaştırmak ve dahası onları başka ezilen kümelerinin karşısına bir “sorun” olarak çıkarmak, olsa olsa zaten şimdiden ürkütücü boyutlardaki “göçmen düşmanı” tonlu ırkçılığa (bu kez de soldan) alan açmak anlamını taşır.

Şöyle bitirelim en iyisi: Göçmenlik meselesi bir hümanizm ya da hayırseverlik konusundan ibaret değil asla. Göçmenlik sadece Batı ülkelerinde değil, kot kumlamadan madenlere ve ev içi bakım hizmetlerine göçmenlerin işçi sınıfının artık bir parçası olduğu Türkiye’de de bir “emekçi ve ezilenlerin birliği” meselesi. İnşaatlarda çalışan Suriyelilerin ya da Islahiye’de biber tarlalarında çalıştırılan Suriyeli çocukların hak ve hukukunun müdafaası da sınıf politikasının vazgeçilmez bir gereği. Bu gerekliliği perdelemeye dönük (şuurlu şuursuz) her girişimin, Türkiye’nin bir “transit ülke” olmaktan çıkıp göçmenlerin ülkenin bir demografik gerçeği haline geldiği koşullarda ciddi sorunlar yaratması kaçınılmaz. Sol içerisinde bu konuya duyarsızlığın, hatta göçmen karşıtlığıyla flört eden argümanların istemeden de olsa çoğaltılmasının sınıf siyaseti açısından ilerde yol açacağı zararın telafisi mümkün olmayabilir.

Söylemeye gerek yok ama bazen abc’yi hatırlamak ve hatırlatmakta yarar var: Türk, Kürt, Arap bütün işçiler, bütün ezilenler kardeştir. Birine karşı saldırı, aynı zamanda ve ister istemez hepsine dönük bir saldırıdır…

Foti Benlisoy'un bu yazısına blog'undan da ulaşabilirsiniz...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.