Remzi Kartal Ömer Güney'e ait ses kaydını değerlendirdi

MAXİME AZADİ - BRÜKSEL /ANF

Paris'te bir yıl önce üç Kürt kadın siyasetçinin hayatını kaybettiği suikastın tek zanlısı Ömer Güney'e ait olduğu belirtilen ses kaydını değerlendiren Kongra Gel Eşbaşkanı Remzi Kartal, bu ses kaydı ile Paris soruşturmasında yeni bir sürece girildiğini söyledi. "MİT, dolayısıyla AKP hükümeti bu cinayetlerle ilgili doğrudan zan altındadır" diyen Kartal, Fransa adaletini göreve çağırdı.

12 Ocak gecesi yayınlanan ses kaydındaki suikast planlarının hedefinde yer alan isimlerden biri olan Kongra Gel Eşbaşkanı Remzi Kartal, Fransa adaletinin "tetikçi olarak kullanılan Ömer Güney ilgili yeni bir soruşturma başlatması" gerektiğini söyledi. Yeni bir merhaleye gelindiğini belirten Kartal, AKP ile Cemaat arasındaki krizin daha da derinleşeceğini ifade etti.

ARTIK YENİ BİR SÜRECE GİRİLDİ

-Paris'te üç Kürt kadın devrimcinin katledilmesinden bir yıl sonra Ömer Güney'e ait olduğu belirtilen bir ses kaydı ortaya çıktı. Yürütülen soruşturma açısından bu ses kaydını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şimdi her şeyden önce, şunu önemle belirtmek istiyorum. Bu ses kaydı ile birlikte Paris cinayeti ile ilgili yeni bir sürece girildi. Bugüne kadar hareketimiz, halkımız, Paris cinayeti ile ilgili Türk devletinin bundan sorumlu olduğunu ve ona uluslararası anlamda destek sunan güçlerin ilişkileri olduğunu hep ifade etti. Bu konuda Fransa mahkemesi başta olmak üzere, ilgili bütün çevreler yaptığı açıklamalarda, Türkiye'nin yardımcı olmadığını, dolayısıyla soruşturmanın geliştirilmesinde zorlandıklarını ve sonuç alamadıklarını ifade ediyorlardı. Artık bu ses kaydı ile birlikte bütün gerekçeler otomatikman ortadan kalkıyor. Fransa hükümeti, özel olarak Fransa adaleti bu çerçevede, bu içerdeki tetikçi olarak kullanılan kişiyle ilgili yeni bir soruşturma başlatmalı ve bu çerçevede tetikçinin ifade ettiği, MİT ya da kim ise, bununla ilgili tüm bilgileri almalıdır. Fransa yetkilileri kamuoyuna yeterince, doyurucu ve inandırıcı bilgileri sunmalılar.

AKP HÜKÜMETİ DOĞRUDAN ZAN ALTINDADIR

Türkiye hükümeti MİT'i bugüne kadar bu olayla ilgili ciddi bir araştırma içerisine girmediler. Biliniyor, Ankara'da da bir savcılık soruşturma başlatmıştı. Ancak bununla ilgili hiçbir gelişme olmadı. Şimdi bu itirafların yapılmasından sonra MİT, dolayısıyla AKP hükümeti bu cinayetlerle ilgili doğrudan zan altındadır.

Bu konuda eğer MİT, AKP hükümeti bu katliamın içinde değillerse mutlak surette ellerindeki bilgileri, Ömer Güney ile ilgili, Ömer Güney'in Ankara ile ilişkileri ile ilgili tüm bilgileri Fransa'daki mahkeme ve kamuoyu ile paylaşmalıdırlar. AKP hükümetini bir taraftan 2012 yılının son aylarında Önder Apo ile görüşmeler yaparken, bir taraftan çözüm süreci diye yeni bir sürece girerken, diğer taraftan da Paris'teki arkadaşlarımızın katliamı içerisinde olmadığını AKP ve kendisine bağlı istihbarat örgütleri ancak bu tarzda ispat edebilirler. Yoksa bütün kamuoyunun, halkımızın, hareketimizin nezdinde doğrudan Türk devleti, Türk devletini temsilen AKP ve ona bağlı başta istihbarat örgütü olmak üzere, derin karanlık bütün güçler bu işten sorumlu olacaklardır.

SUİKAST TİMİ

-Kayıttaki cinayet planlarında sizin adınız geçiyor. 2011'de benzer planın hayata geçirildiğinden bahsetmiştiniz. Ömer Güney'in de Paris'te 2011'de ortaya çıktığı düşünüldüğüne, bu iki olay arasında paralellik kurulabilir mi?

Şimdi daha önce de biz kamuoyuna açıklamıştık. 2011'deki seçimlerden sonra AKP hükümeti hareketimize karşı tamamen kapsamlı bir topyekün savaş başlatmıştı. Bu dönemde, ülkede hareketin yönetimine yönelik, Avrupa'da da yine böyle hareketin yönetim düzeyinde bilinen, tanınan şahıslara yönelik bu tür suikast girişimlerinin yapılacağına yönelik duyumları almıştık. Ömer Güney'in basına sızdırılan ses kaydı ile birlikte bu artık onaylanmış oluyor. İtiraf edilmiş oluyor.

Bu çerçevede de Paris'teki katliam başta olmak üzere, bunların aydınlatılması noktasında, bunların tekrar etmemesi konusunda, halkımızın ve demokratik kamuoyunun üzerine büyük görevler düşüyor. Bu cinayetlerin aydınlatılması aynı zamanda çözüm süreciyle doğrudan ilgilidir. Cinayetlerin aydınlatılması çözüm sürecinin gerçekten doğru bir şekilde gelişmesi, Önder Apo'nun söylediği gibi müzakerelerle doğru bir diyalog zeminine girilmesi ve çözüme yönelik somut adımlar atılmasının da zeminini yaratabilir. Bu nedenle bir taraftan hem Fransa hükümetine ve adaletine görev düşüyor, bir taraftan AKP hükümetine görev düşüyor. AKP hükümetinin talimatıyla Ankara'da da başlatılan bir soruşturma vardı. Bu konuda gerekli çalışmaların yapılması noktasında hareket olarak, halk olarak her iki taraftan da beklentilerimiz var. Ama bu sürecin gelişmesi noktasında da bütün kamuoyuna, halkımıza, dostlarımıza ve sivil toplum örgütlerine büyük görevler düşüyor.

FRANSA'NIN SORUMLULUĞU VAR

-Ses kaydının dışında bugüne kadar yürütülen soruşturmada da bu cinayetlerin organizatörlerinin Türkiye'de olduğuna dair güçlü işaretler veriliyor. Ama bu tek başına bu cinayeti anlatmaya yetiyor mu? Burada üç kadını koruyamayan başta Fransa olmak üzere Batılı ülkelerin rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu cinayetin de dışında, genel olarak Batı ülkelerinin, Avrupa ülkelerinin Kürt sorunu ile ilgili yüzyıllık yürüttükleri politikalar çerçevesinde sorumlulukları olduğu biliniyor. Bu çerçevede de Kürt halkının yürütmüş olduğu özgürlük mücadelesine karşı önyargılı, bizi sürekli suçlayan siyasetleri biliniyor. Bu Paris katliamında da bilindiği gibi, başta yine üç arkadaşımızın şehit edilmesine rağmen yine hareketimizi suçluyorlardı. Bunu bir örgüt içi mesele olarak görüyorlardı. Dolayısıyla Fransız polis servisleri, ilgili yetkili birimlerinin bu işi ele alırken bu temelde yaklaştıkları, savsakladıkları, bu kişiyle ilgili inceleme ve araştırmaları çok ciddi yapmadıkları ve bazı bilgiler-bulguların kaybedildiğini biliyoruz. Paris'teki sorgu savcılığının yaptığı itiraflardan da bu anlaşılıyor.

Yüzyıllık politikaları bu işlenen cinayette de aynen kendisini gösteriyor. Yani hem bu yaklaşımlarından kaynaklı sorumlulukları var, hem de bu işin organizasyonunda, planlamasında, bütün aşamalarında şüphesiz ki sorumluluklarının hangi düzeyde olduğu noktasında kamuoyunun şüpheleri var.

Fransa gibi güçlü bir ülke, Avrupa'nın bütün istihbarat kanallarından gerektiğinde bilgi alabilecek bir ülkenin, Avrupa'da yaşayan Ömer Güney'in yaşamı ile ilgili, ilişkileri ile ilgili bugüne kadar halkımızın ve kurumlarımızın dışındaki yaşamı ile ilgili yeteri düzeyde birçok bilgi kaynağına ulaşabilirdi. Kimliğini çözebilirdi. Kim olduğunu ortaya çıkarabilirdi. Elde edeceği bilgilerle çok daha etkili bir soruşturma yürütülebilirlerdi ve bu soruşturmanın sonuçları çerçevesinde Türkiye'yi zorlayacak bir soruşturma yürütebilirlerdi. Yürütmeliydiler. Çünkü bu üç kadın orada katledildi. Bu açıdan Fransız yetkilileri ve kurumlarının da bu işin içinde sorumlulukları vardır. Bu işler aydınlatılmazsa, kamuoyuna inandırıcı sonuçlar verilmezse, vicdanlı kamuoyunun ve halkımızın gözünde Fransa doğrudan bu işin içindedir, sorumludur.

'ÖMER GÜNEY İLE HİÇ YÜZYÜZE GELMEDİM'

-Ömer Güney ile hiç karşılaştınız mı?

Ben kendisini tanımıyorum. Birebir tanışacak şekilde hiç yüz yüze gelmedim. Cinayetten sonra kamuoyuna yansıyan fotoğraflarını gördüm. Eğer benim bulunduğum bir alanda bulunmuşsa; yani bir toplantı nedeniyle Paris'e gittiğimizde, işte Paris'ten bazı insanlar geldi, bu Avrupa Parlamentosu önünde bir çadır eylemi vardı, o süreçte çadır eylemini ziyaret etmişler, onun da içinde olduğundan daha sonradan, yani bu cinayetten sonra tanıyanlar bahsetti. O zaman gelmiş, hatta o grupla birlikte KNK'ye geldiği söyleniyor. Fakat ben tanımadığım için bilmiyorum. Yüz yüze bir temasımız olmadı.

YAYINLANDIĞI DÖNEM AÇISINDAN DİKKAT ÇEKİCİ

-Ses kaydının zamanlaması konusunda ne düşünüyorsunuz, zira AKP ve Gülen cemaati arasında 17 Aralık'taki operasyonlardan bu yana yürütülen açık iktidar savaşı sırasında yayınlandı. Yine Paris katliamının birinci yıldönümünden üç gün sonra ve Sayın Abdullah Öcalan'ın İmralı'dan yaptığı son açıklamadan bir gün sonrasına denk geldi.

Yayınlandığı dönem açısından dikkat çekici. Rastgele bir dönem değil. Zaten Önder Apo'nun da ifade ettiği gibi, bir bütün olarak 7 Şubat gününden bugüne kadar, yani Oslo sürecinden başlayarak günümüze kadar, şimdi de Önderliğimizin bir yıldır sürdürdüğü süreci akamete uğratmak, boşa çıkarmak, provoke etmek yönünde bir çok girişim yapıldı. Bunların yargı, polis boyutuyla yapılan provokasyonlar vardı. 17 Aralık olarak ifade edilen süreçte de aynı şekilde, bu süreci provoke etmek, akamete uğratmak isteyen amaçları var. Bunun cemaat tarafından yapıldığı biliniyor. Bunun Cemaat-AKP çatışması temelinde yürütülen bir süreç olduğu biliniyor. Ancak Cemaat-AKP arasındaki çatışmaların temel bir nedeni Kürt sorunu ile ilgili, PKK ve Önder Apo ile görüşme temelinde başlatılan bu süreç olduğu biliniyor. Cemaatin geçmiş süreçte AKP'ye ciddi bir baskı uyguladığı, Kürt sorununun çözümü noktasında PKK ile, İmralı ile görüşmesine gerek olmadığı, PKK'ye yönelik güvenlik eksenli politikaları sonuna kadar sürdürerek, ama bunun yanında da Kürt sorunu ile ilgili bazı adımlar atılarak bunun altından çıkılabileceği şeklindeki cemaat politikaları biliniyor.

Hatta söyleniyordu, 50 kişilik bir listeyle örgüt yönetimine yönelik bir temizlik yapılabilir. Bütün bunlar cemaat ile ilgili kamuoyuna yansıyan görüşlerdi. Önderliğimizin başlattığı sürecin bir yılı doldurması, cinayetin bir yıllık bir süreç geçmiş olmasına rağmen aydınlatılmaması, tam da böyle bir süreçte cemaatin adres olarak adeta MİT'i göstererek, MİT üzerinden AKP ile arasındaki çatışmayı derinleştirmek istediği anlaşılıyor. Fakat bu bir gerçek de olabilir. Cemaatin iddiaları gerçek de olabilir. Tam tersine MİT'i zorlamak, AKP'yi zorlamak temelinde süreci provoke etmeye yönelik de olabilir. Sonuçta cemaatin bu politikaları biliniyor. Fakat cemaatin geçmişte AKP ile beraberliği de biliniyor. 2011'de hareketimize yönelik geliştirilen konseptte AKP-Cemaat ittifakı biliniyor.

AÇIKLIĞA KAVUŞTURMASI GEREKEN AKP HÜKÜMETİDİR

Gelinen aşamada 2013'ün Ocak ayında Paris'teki katliamı süreci provoke etmek, boşa çıkarmak için doğrudan cemaate bağlı güçler mi yaptı yoksa Cemaat-AKP-Devlet konseptiyle başlatılan, 2011 sürecinden gelen, o sürecin bir sonucu olarak aslında ortak bir planlama mıydı, bunu açıklığa kavuşturması gereken AKP hükümetidir. MİT'tir. Bu çerçevede kamuoyuna inandırıcı gerekli bilgi ve belge sunmazlarsa, bu soruşturmanın gerçek yönleriyle açığa çıkmasına yardımcı olmazlarsa şüphesiz şu andaki görünen şekli ile MİT ve AKP hükümeti üzerinde kalacaktır.

CEMAAT AKP'Yİ YALNIZLAŞTIRMAK İSTİYOR

Cemaat artık AKP ile bir yol ayrımı yaşıyor. Bu çerçevede tabi ki en çok da Kürt sorunu üzerinden AKP ile çatışması derinleşiyor. AKP'yi güç duruma sokmak için, işte Paris cinayetidir, Roboski'dir, bu yönlü ellerindeki bilgi ve belgeleri kamuoyuna sunarak AKP'yi yalnızlaştırmak istiyorlar. Bütün bunlar anlaşılırdır. Bizim de aldığımız bilgilere, duyumlara göre, bugüne kadarki yaşanan süreçte cemaatin çok kirli, çok karanlık bir rol oynadığı biliniyor.

MİT VE AKP GERÇEĞİ KOYMALI

Şimdi esas temel belirleyici olan, çok önemli bir konu, bütün bu varsayımlar, bütün bu olası değerlendirmelerin ötesinde yeni bir durum söz konusu. Yani cinayeti işleyen kişi, diyor ki ben MİT'in organizasyonu ve talimatı ile yaptım. Fakat bu gerçek mi yalan mı, ayrı bir şey. Doğrudan MİT'e yönelik, dolayısıyla AKP'ye yönelik bir somut bir iddia var. Buna yönelik artık MİT ve AKP gerçeği koymalı: Ömer Güney doğru mu söylüyor yalan mı? Yalan söylüyorsa ellerinde bu olayı aydınlatacak bütün bilgileri, bulguları ortaya koymalılar. Yoksa Ömer Güney doğru söylüyor. O zaman bu süreç üzerinde doğrudan etkili olacaktır. Bu açıdan yeni bir durum söz konusudur. Yeni bir merhaleye gelinmiştir. Artık cemaat ile AKP arasındaki derinleşen kriz de bu süreçle birlikte daha da derinleşecektir. Çünkü aynı şekilde Roboski'ye yönelik de basında yer alan iddialar vardı. Orada da MİT ve Roboski ilişkisi işleniyor.

Bizim açımızdan, halkımız açısından temel sorun gerçeğin ortaya çıkmasıdır. Halkımız, önderliğimiz bu gerçeği bekliyorlar ve önderliğimizin son görüşmede de söylediği gibi Paris cinayetleri ve Roboski katliamı aydınlatılıncaya kadar her türlü mücadele yürütülecek. Bunlar aydınlatılmadan sürecin gelişmesi, yol alması da mümkün değil. Bu temelde biz önümüzdeki dönemde bununla ilgili çok önemli somut gelişmelerin hızlanacağına, daha çabuk yol alacağımıza inanıyoruz.

BELİRLEYİCİ FAKTÖR SES KAYDI DEĞİL, MÜCADELEDİR

-Fransa'da geçmişte işlenen bir çok siyasi cinayet aradan uzun yıllar geçmesine rağmen bugün halen aydınlatılmadı. Cinayetlerdeki devlet sorumluğu hep örtbas edildi. Buna karşın siyasi karakterli 9 Ocak 2013 saldırısında bir yılda ortaya çıkan ve 'devlet sorumluluğunu' işaret eden verileri siz neye bağlıyorsunuz?

Konunun karanlıkta kalmamasını, aydınlatılmasını sağlayan belirleyici faktör, bu yeni çıkan ses kaydı değil. Ses kaydının ortaya çıkmasını sağlayan halkın özgürlük mücadelesidir. Eğer halkın mücadelesi, derinleşmeseydi, Kürdistan'da Türkiye siyasetini, hükümetini, parlamentosunu, devlet sistemini ciddi anlamda zorlamasaydı bu mümkün olmazdı. Şu anda AKP ile Cemaat arasındaki krizin de temel nedeni yükselen Kürdistan özgürlük mücadelesidir. Böyle bir baskı oluşmasaydı, burada da böyle bir ses kaydı çıkmayacak, üstü örtülüp gidecekti. Geçmiş o diğer cinayetler gibi üstü örtülecekti. Dolayısıyla belirleyici olan mücadelenin yükselmesidir, Türkiye'de siyaseti krize sokmasıdır.

KRİZ DAHA DA DERİNLEŞECEK

Bu kriz daha da derinleşecek, dolayısıyla güçler dengesi, karşımızdaki devlet sistemini temsil eden güçler dengesi daha derin çatışmalara girecek ve bununun sonucunda ortaya karşılıklı olarak birbirlerini suçlayan çok daha fazla bilgiler ortaya çıkacak. Bütün bu gelişmeler Türkiye'de demokratik sürecin, barışçıl bir sürecin, Türkiye'nin demokratikleşmesi eksenli bir sürecin başlaması için ciddi bir zemin yaratacaktır. Bütün demokrasi güçlerinin de bu temelde yaklaşıp bu süreci geliştirmesi önemlidir.

Bu temelde Paris cinayeti de açıklığa kavuşacaktır. Fransa yetkilileri de bu duruma uygun yaklaşmak zorundadır. Üstünü örtme, sorumluluklarını yerine getirmeme söz konusu değildir. Bu gelişmeler Fransa'yı, ilgili bütün mercileri konunun aydınlığa kavuşması konusunda zorlayacaktır. (ANF)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.