Perihan Mağden: Ergenekon hep AKP'nin içindeydi

Nokta dergisi yazarı Perihan Mağden, "Ergenekon’un kuruluş zamanından bu yana AKP'nin içinde olduğu" ifadelerini kullandı.

Son süreçte Ergenekon’un ‘sütten çıkmış ak kaşık’ yapıldığını söyleyen Mağden, “Derin devlet ve seçilmiş hükümetle el ele kol kola” dedi.

Erdoğan’a çok büyük bir rüya satıldığını söyleyen Mağden, "Erdoğan’ın etrafındakiler, AB rüzgârından boşalan yelkenleri Arap Baharı rüzgârıyla şişirdi. ‘Sen Arap dünyasının lideri olacaksın’ dediler. Yani çok büyük bir rüya satıldı Erdoğan’a. Gerçeği ne kadar görüyor Erdoğan bilmiyorum, bunu bilim adamlarına bırakıyorum. Geri dönüşsüz bir noktada" ifadelerini kullandı.

Özgür Düşünce'den Hüseyin Keleş'in sorularını yanıtlayan (15 Şubat 2016) Perihan Mağden'in açıklamaları şöyle:

‘Halkı askerlikten soğutma’ gerekçesiyle yargılandınız. Mahkemeleriniz nasıldı. Neler yaşadınız?

Mahkemelerimiz Ergenekon çetesi tarafından basıldı. Basacakları insanın önemine göre rütbe belirleyip gidiyorlardı. Dink’in mahkemesine Veli Küçük teşrif etmişti, sonucunu gördük. Benimkine Oktay Yıldırım gelmişti. Bütün bunların tekrar konuşulması önemli.

Çünkü bu takım, sütten çıkmış ak kaşık yapıldı. Ben halkı askerlikten soğutmaktan yargılandım; Genelkurmay’ın emriyle. Şimdi Türklüğe hakaretin yerini Cumhurbaşkanı’na hakaret aldı. Cumhurbaşkanı tek başına Türklük yerine geçiyor herhalde.

‘ASKERİ VESAYATTEN AKP İLE KURTULACAĞIMIZI SANDIK’

Herkes AKP’nin dönüşümüyle ilgili bir değerlendirme yaptı. Siz nasıl bir çerçeve çizdiniz?

AKP’de bir ihtimale tutunmuştuk. Askerî vesayetten halkın seçtiği bir partiyle kurtulabileceğimizi sandık. Çünkü sonuç olarak askerî vesayetten demokrasiyle kurtulma olur. Bir müddet için demokratik bir söylem içindeydi Tayyip Erdoğan.

2007-2008 konuşmalarıyla şimdiki konuşmaları apayrı iki insana ait gibi. Bazen ‘Yetmez ama evet’ diyenler ‘kandırıldık’ diyor ama bu bir kandırılma değil. İktidarda kalmak için her türlü değişime razı olan bir lider var karşımızda.

DERİN DEVLETİN BAŞARILI DÖNÜŞÜ

Ergenekon yargılanırken hatta hüküm verilmişken her şey ters yüz oldu. Süreç sürpriz oldu mu?

Bu bir kere hop diye olmadı. 1950’lerde kurulmuş bir derin devlet yapılanmasından söz ediyoruz. Tahir Elçi suikastından sonra, derin devlet daha da güçlenmiş, daha takviyeli ve daha yeni bir modelle; seçilmiş hükümetle el ele, kola kola dedim.

Ergenekon ideolojisi, söylemi şu anda iktidarın ağzından çıkan laflarla bire bir örtüşüyor. Ergenekon ideolojisi çok başarılı bir geri dönüş yaptı. Şu anda daha da güçlüler.

Aynı röportajda yeni anayasa için Erdoğan’ın parti içinde mücadele verdiğini de söylüyorsunuz?

Mücadele etmemiş. Bir kere onun konuşma yazıcıları var. Konjonktür neyi gerektirirse, o an kendisi için neyin yararlı ve kullanışlı olduğuna inanırsa o lafları söylüyor. Müthiş bir oportünist ile karşı karşıyayız. O dönemde AB standartlarında bir demokrasinin kendisini iktidarda tuttuğunu düşündü. Ama Merkel ve Sarkozy gibi sağcı politikacıların iş başına gelmesi ve Türkiye’yi AB’den dışlayacağının tüm netliğiyle ortaya çıkması, Erdoğan’ı küstürdü.

Şöyle bir talihsizlik yaşandı. AB’den ümitlerin kesilmesiyle Arap Baharı geldi. Erdoğan’ın etrafındakiler, AB rüzgârından boşalan yelkenleri Arap Baharı rüzgârıyla şişirdi. ‘Sen Arap dünyasının lideri olacaksın’ dediler. Yani çok büyük bir rüya satıldı Erdoğan’a. Gerçeği ne kadar görüyor Erdoğan bilmiyorum, bunu bilim adamlarına bırakıyorum. Geri dönüşsüz bir noktada.

‘ERGENEKON DİNK CİNAYETİ İLE DİŞİNİ GÖSTERDİ’

2006’da “Orhan Pamuk, Murat Belge, Hrant Dink ve bana menfur bir eylem düzenlemeye muvaffak olsalar bu Türkiye’nin AB ile bütün ilişkilerini keser” diyorsunuz. 6-7 ay sonra Dink öldürüldü. Oldu mudur AB’ye etkisi?

Ergenekon ideolojisi Doğucu’dur. İçe kapanmacı ve ‘Türkün Türk’ten başka dostu yok’ ideolojisidir. Yani paranoya ideolojisidir. Dink’in öldürülmesi operasyonel bir şey. Orada Ergenekon dişlerini gösterdi.

Dişlerini göstermesinin ardından ilk defa içeri alındı. Sonra uğurlandılar. Bu bana acı gelir.

Mesela Ergenekon içeride olduğu sürece Hürriyet, operasyonel çizgideydi. Sürekli, ‘Ah içeride tedavi görmeyen albayım benim’ dedi. Tabii ki kimsenin o koşullarda olmasını istemeyiz ama çok büyük bir haksızlığa uğramış gibi ‘Kurunun yanında yaş da yandı’ dendi. Şimdi kurular da dışarıda, bunu nasıl açıklayacaksınız. Her şey yalan diyelim, peki bana birisi Özden Örnek ve Mustafa Balbay günlüklerini açıklasın. Darbe günlükleri onlar. Hiçbir şey olmamış gibi davranıldı.

‘ERGENEKON HEP AKP’NİN İÇİNDEYDİ’

2010’daki bir röportajınızda, “Ergenekon ideolojisi, AKP’nin içine uzanmış durumda” diyorsunuz. Bir öngörü olarak kabul edebilir miyiz?

AKP kurulurken Ergenekon partinin içine adamını sokmuştur. Ergenekon ideolojisinin, ilk zamanlarından beri AKP’nin içinde olduğuna eminim. Şu anda güçlü el onlarda. Ergenekon ve derin devlet ideolojisinin laflarıyla bize seslenen bir seçilmiş var. Bu çok trajik. Ergenekon için ‘Kurunun yanında yaşlar da yanıyor’ dediler. Şimdi kurular da dışarıda, nasıl olacak.

Bu bağlamda Tahir Elçi’nin öldürülmesini sorsam?

Tamamıyla suikast olduğunu düşünüyorum. Hatta, Muhsin Yazıcıoğlu’nun siyasi görüşüne sempatiyle bakmayan birisi olarak, Tahir Elçi’nin suikastından sonra Yazıcıoğlu’nun da suikasta kurban gittiğine emin oldum. Çünkü kaza süsü verilmiş suikast kategorisi çıktı. Ben Elçi ile Yazıcıoğlu suikastını birbirine çok benzetiyorum. Kim vurduya gitmek yani.

Medyada olan bitene karşı bir suskunluk hâli var. Bu şartlarda muhalif bir yazar olarak kendinizi yalnız hissediyor musunuz?

Hayır öyle hissetmiyorum. Zaten benim hiç itibar etmediğim insanlar suskunsa banane. Akıl ve izandan uzak; satılık, kiralık kalemlerin yazdığı şeyler beni hiç alakadar etmiyor. Buna karşılık çok düzgün inanlar tarafından çok düzgün yazılar da yazılıyor. Mesela Abant Platformu’na ömrümde ilk defa gittim. Kara gün dostu olarak gittim. İnsanların servetlerine, şirketlerine el konuluyor, evlerinden atılıyor, borsada işlem gören şirketlere oyunlar oynanıyor. Abant Platformu’nda çok güzel bir ortam vardı. Bu tarz toplantılarda çok sıkılırım; herkes ‘mır mır’ eder ama oradaki konuşmalar çok güzeldi. Her kesimden insan vardı. Oradaki sinerji çok önemliydi.

Peki sizi hayal kırıklığına uğratan bir gazeteci var mı bu süreçte?

Yıldıray Oğur. Ahbabımdı. Aynı sokakta oturuyorduk. Gönül bağım vardı. Bir nevi oğlum, kardeşim gibi görüyordum. Onun dışındakileri kendi performanslarına layık buluyorum.

“Mehmet Baransu çok yalnız bırakıldı. Büyük bir zulüm görüyormuş. Acıklı bir şey. Sonuç olarak o çocuk da habercilik yaptı. Mehmet Baransu’nun çok üstü çizildi. Çünkü Kemalistler ve orducuların işlerine gelmeyen şeyler yaptı. Ordunun darbeci genlerini afişe eden haberler yaptı. Onun için şu anda Baransu kurbanlaştırılıyor. Hep yok sayıldı. Ben Can Dündar ve Erdem Gül’ün yanındayım ama onlar kadar Mehmet Baransu ve içerideki Kürt gazetecilerin de yanında olmamız gerekiyor.”

Son günlerin en önemli siyasi olayı kuşkusuz Bülent Arınç ve Hüseyin Çelik’in çıkışları. Ciddiye alıyor musunuz bu çıkışları?

Bülent Arınç’ın ilk çıkışını çok da ümitkâr bulmadım. Çünkü Arınç, belirli aralıklarla her zaman çıkar ve AKP için supap görevi görür. Normalde vurup kaçardı, bu sefer vurup kaçmadı. Bir de öyle bir gruba evrildiler ki Hüseyin Çelik, Suat Kılıç, Sadullah Ergin. Böyle olunca işi önemsemeye başladım. Abdullah Gül bu gruba dahil olmazsa çok büyük düş kırıklığına uğrarım. Bence o grubun doğal lideri olması gerekiyor. Demokrat sağ bir partinin ortaya çıkmasından başka bizi bu durumdan ne kurtarır. Ergenekon ideolojisinin eline düşmüş bir AKP sarmalından bizi başka ne çıkarabilir ki?

‘BÖLGEDE VERİLEN CANLARIN KOD ADI DOLMABAHÇE MUTABAKATIDIR’

Çözüm süreci bitti, bölgedeki çatışmalar malum. Neler oluyor?

Barışı getirmek için dürüstlük şart. Peki ‘Dolmabahçe mutabakatından haberim yok’ diyen Erdoğan’ın Türkiye’si çok dramatik değil mi? Bence dananın kuyruğu Dolmabahçe’de kopuyor. Bülent Arınç’ın yaptığı açıklama çok mühimdi. Erdoğan, Arınç’ın sözlerini inkâr etmiyor. Şu anda bölgedeki abluka, verilen canların kod adı: Dolmabahçe mutabakatıdır. Samimiyet işin içine girmeden barış gelmez.

İki kapak, yazarlığını yaptığınız Nokta’nın başına dert açtı. Bu kadar gürültü koparacak kapaklar mıydı?

‘Selfie’yi çok beğendim ve esprili buldum. Toplatılması, demokrasi temayüllerimizin ne kadar zayıf olduğunu gösterir. ‘İç savaş’ kapağı işaret levhası gibi çıkmadı mı? Estetik ve görsel olarak daha hoş olabilirdi. Yani biraz rahatsız edici bir kapaktı. Kapakların daha iç açıcı olmasından yanayım. Ben bir dergi alacaksam, kapağında sürekli Erdoğan’ı görmek istemem. Ben o zaman iç savaş mesajını sert bulmuştum ama doğru çıktı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.