OTPOR'un arkasında Melih Gökçek mi var?

“Yeniden Milli Mücadele” Dergisinin logosu “yumruk”. Hem de OTPOR yumruğuna benzeyen bir yumruk? Gökçek’in televizyonda defalarca OTPOR’un alemet-i farikası olarak gösterdiği yumruk var ya o…

Murat Gültekin / Bianet

Melih Gökçek, son günlerin -ve bütün zamanların- popüler simalarından… “Gezi Hadiseleri”nin arkasındaki “kirli senaryolar”ı deşifre etmek için adeta tek kişilik bir ordu gibi savaştı.

Twitter performansı muhteşemdi. O da yetmedi koca koca kartonlara yapıştırdığı belgeleri televizyon ekranlarında sallayarak milletini aydınlattı.

O da yetmedi “OTPOR” videoları oynattı televizyonunda. O, Oynat Kızım... Oynat Kızım...” dedikçe kafayı oynatacak gibi olduk… “Gezi Hadiseleri”nin “beynelmilel Yahudi teşkilatı” tarafından finanse edilen “OTPOR” adlı Sırp örgütlenmesi tarafından memleketimizde darbe ortamı yaratmak için tezgâhlandığını ibretle izledik.

“Gezi”den sonra “Mısır Hadiseleri” oldu. Önce “flaş açıklamalar” yaptı Gökçek ve sonra da Mısır’da yapılan darbeyi görmezden gelen ABD ve AB’ye karşı Twitter üzerinden bir kampanya başlattı:  “AB [Avrupa Birliği] ve ABD [Amerika Birleşik Devletleri] hipokrasiyi durdurun.”

Oysa ki Gökçek, Hipokrasiyi durdurun derken hipokrasinin alasını yapıyordu. Nedir Türkçesi bu ecnebi kelimenin? İkiyüzlülük… Evet... Ama tam karşılamıyor. “Riya” doğru kelime olabilir mi? İslami referanslara da yaslanan bu kelime uygun mudur?

Gün olur; icap eder “Ordu”yu “Görev”e, yani darbeye çağırırsın. Ordu darbe yapar; şakşaklarsın; o da yetmez; “Yetmez Ama Evet” deyip “Daha da as, daha da kes” diye fıştaklarsın. Gün olur; icap eder; yurtta ve dünyada darbe karşıtlığının bayraktarlığını yapıp demokratın da “daniskası” olursun.  Bu  “Hipokrasi” değildir de nedir? Bu “riya” değildir de nedir?

Ağır mı konuştum? İzah edeyim:

Gökçek’in, “resmi” web sayfasından özgeçmişini okudum. 20 Ekim 1948’de Ankara-Keçiören’de doğmuş, beş yaşına kadar orada ikamet etmiş. İlk orta ve lise eğitimini babasının işi dolayısıyla Gaziantep’te tamamlamış.  Adalet Partisi Gaziantep İl Başkanı olan babası münasebetiyle siyasetle iç içe büyümüş. 1967’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni kazanıp Ankara’ya dönmüş. Mülkiye’den sonra Gazi Üniversitesi Gazetecilik Yüksek Meslek Okulu’nu bitirmiş. Âdeta siyasetin içine doğan Gökçek, nedense bu dönemki siyasi faaliyetlerinden tek satır bahsetmemiş; hooop 1984 Yerel Yönetim Seçimleri’ne gelivermiş ve siyasi hayatını Keçiören Belediye Başkanlığı ile başlatmış.

Neden? Ve de niçin?

Siyasetin hayatı kuşattığı bir dönemde -1968 Kuşağı- siyasetin kalbinin attığı yerlerden Mülkiye’de okuyan Gökçek, siyasete bulaşmamış olabilir mi? Mümkün değil! Bizim tanıdığımız, bildiğimiz Gökçek yerinde duramaz, kanı kaynar, illa ki kıpraşır, bir şeyler yapar.

Neden saklıyor? Neden anlatmıyor? Tanju Okan’ın “Çocukluğum” şarkısında ifadesini bulan bir ruh hali mi söz konusu: “Çocukluğum çocukluğum / Bir boşluk var anlayamıyorum / Kapkaranlık derin bir kuyu var / Bir türlü içinden çıkamıyorum”. 

Özgeçmişindeki o “boşluk”, “bir türlü içinden çıkamadığı kapkaranlık derin kuyu” psikolojik ve psikiyatrik ve de psikopolitik analizlere muhtaç. Zira bugünkü Gökçek, o “çocukluk”, “gençlik” günlerinin ürünü… O günlerin ideolojik, politik ikliminde uç veren refleksler ve “fobi”ler bugününü -ve ne yazık ki bugünümüzü- şekillendiriyor. Yalnız Melih Gökçek değil, o zaman birlikte takıldığı çocukluk, gençlik arkadaşları da aynı durumda. Mesela Cemil Çiçek… Ve diğerleri…

O “kapkaranlık derin kuyu”ya “çocukluk” günlerine dönelim. Tarih 3 Şubat 1970. Gökçek Mülkiye’de talebe… Bir dergi yayımlanmaya başlıyor: “Milli Dava Mecmuası” “Yeniden Milli Mücadele” 

Derginin işareti, logosu “yumruk”. Hem de OTPOR yumruğuna benzeyen bir yumruk? Gökçek’in “Oynat kızım; Oynat kızım” diyerek televizyonda defalarca OTPOR’un alemet-i farikası olarak gösterdiği yumruk var ya o…

Ya OTPOR’un geçmişi Gökçek’in anlattığından eskiye gidiyor ve Yeniden Milli Mücadeleyi o kurdu; ya da OTPOR’u “Yeniden Milli Mücadele” kurdu? Hangisi?

Yalnız “Yeniden Milli Mücadele”nin yumruğunun arkasında yıldız önünde kitap: Kur’an var. Allah’ı, kitabı bu işlere bulaştırmak da taaa o yıllara dayanıyor…

İlk sayısı “Milletim Uyan” kapağı ile yayımlanan “Yeniden Milli Mücadele” mecmuası Mülkiye’de “Allahsız-kitapsız” “kızıllar”ın ideolojik, politik ve sosyal olarak ağır hâkimiyeti altında ezilen Gökçek ve arkadaşlarının duygularına tercüman olur. Ve “Mücadele”ciler Mülkiye’de ve Türkiye’de “kızıl” hâkimiyete “İlmi Sağ” ile karşı koymak üzere harekete geçerler.

“Sadece sola karşı bir protesto hareketi değil; bizzat millet ideolojik yapısının ilimleşmesi ve hareketlenmesi” olarak tarif edilen “Yeniden Milli Mücadele”nin tek hedefi vardır: “Kızıllar”. 17 Şubat 1970 tarihli 3. sayının kapağı bunu ayan beyan ortaya koyar: İşte Tuzak” “Komünizm’in Yeni Oyunları” 

Takip eden her sayıda “Kızıllar”ın oyunları ve sinsi planları anlatılır durur.

28 Nisan 1970 tarihli 13. sayıda “Kızıllar”ın oyunlarına bir yenisi daha eklenir: “Bölücülük”, “Vatan Parçalanamaz”, “Türkiye’de Vatan Parçalama Faaliyetleri” kapağı ile çıkan “Mücadele”de, “Kürt meselesini deşmek üzere doğuya birçok yabancı devlet adamı, ajan ve gazeteci geldiğine” dikkat çekilir; “yıllarca Moskova’da kalan, komünist gerilla eğitimine tabi tutulan Barzani”nin faaliyetlerinin memlekete menfi tesirleri ve alınacak tedbirler üzerinde durulur.

“Beynelmilel Yahudiliğin İhanetleri devam ediyor”, “Türkiye’de Hortlayan Ermenistan” kapağı ile çıkan 5 Mayıs 1970 tarihli 14. Sayıda “Beynelmilel Yahudilik” ve tabii “Beynelmilel Yahudiliğin silahı komünistler”in yanı sıra Ermeniler de düşman ilan edilmekle kalmaz “İsrail’e karşı harp ettiğini dünyaya yaymak isteyen, aslında Siyonizm’in Ortadoğu’daki bekçiliğini yapan Yaser Arafat…” da düşman katarına girer.

15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişi “Yeniden Milli Mücadele”nin ağzındaki baklayı çıkarır.

DİSK’in İçyüzü” kapağı ile çıkan 23 Haziran 1970 tarihli 21. Sayıda “Yaklaşan Tehlike”ye dikkat çeken Mücadele, “Ordu, milli cephe ve milletin sarsılmaz beraberliği ile komünist kudurganlığın yok edebileceğini” ortaya koyar ve hemen ertesi sayıda da ( 30 Haziran 1970, Sayı 22) Kara Kuvvetleri’nin 607. Kuruluş Yıldönümü’nü bahane ederek Ordu’yu komünizme karşı göreve çağırır. Süngüsü ile “Komünizm Canavarı”nın üzerine taarruz eden Mehmetçik’in süslediği kapağın üzerindeki “Yaşasın Ordumuz” ibaresi dikkat çekicidir.

7 Temmuz 1970 tarihli 23. Sayı “Kominizm Ezilecek mi?” kapağı ile çıkar.“Kominizm Yılanı”nın başını dipçiğiyle ezen elin süslediği kapağın verdiği mesajın ayrıntıları iç sayfalarda şöyle verilir:

“Ordu kozmopolit liberalizm”in ve iğrenç Yahudi simsarlığının giremeyeceği ve bu sebepten ebediyen düşman olacağı bir mekteptir.”

“İlk fırsatta orduyu yok etmeye yönelecek kızıl hareket karşısında Türk subayının Çarlık Rusya subaylarının gafletine düşeceğini hesaplayanlar aldanacaklardır. Hem de fena aldanacaklardır.”

“Beynelmilel Yahudilik” ve “Beynelmilel Yahudiliğin silahı kızıllar”a karşı neredeyse her sayısında Ordu’ya darbe davetiyesi çıkaran Mücadele, 4 Ağustos 1970 tarihli 27. Sayısında ise dikkatini“Türkiye’de Hıristiyanlığın Yeni İhanetleri”ne yöneltir.

 “Beynelmilel Yahudilik”, Hıristiyanlık”, “Kozmopolit Liberalizm”, “Masonlar”, Yaser Arafat benzeri maşalar ve diğer şer odaklarının sinsi oyunlarını deşifre eden Mücadele’nin asıl düşmanı ise bütün bu “beynelmilel” oyunların baş aktörü “Kızıllar”dır. Ordu neredeyse her sayıda “Kızıllar”a karşı darbe yapmaya çağrılır; darbenin yanı sıra darbe tadında uygulamalar da önerilir. 25 Ağustos 1970 tarihli 30 Sayı’nın 7. Sahifesinde yer alan “Milletin kararını yerine getiriniz DİSK ve TİP Kapatılmalıdır” başlıklı yazı ibret vesikasıdır:

“Bu memlekette hukuk devleti varsa 16 Haziran’da çiğnenen hukukun haysiyetini kurtarmak için milletin kararına uymalı DİSK [Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu], TİP [Türkiye İşçi Partisi], DEV-GENÇ [Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu] gibi bütün maskeli KOMÜNİST yuvaları kapatmalıdır. Bu aynı zamanda bir vatanseverlik görevidir.”

Bir yasal parti, bir yasal sendika ve bir yasal gençlik örgütünün kapatılmasını salık veren Mücadele, aynı sayının “Orta Sayfa”larını “Ordumuzun Şanlı Zaferleri”ne ayırarak “Hadi yeni bir zafer, Hadi bir 'darbe' kızıllara” mesajı vermeyi de ihmal etmez.

Yayınları böyle sürüp giden Mücadele'nin şiarı “Yurtta Darbe Cihanda Darbe”dir.

1970 Eylül’ünde Şili’de seçimleri kazanan Sosyalist Allende’yi hedef alan Mücadele, 17 Kasım 1970 tarihli 42. Sayısında sahife 11’de yayınlanan “Şili’de Komünist Tedhişi Netice Verecek mi?” başlıklı yazıda “Şilili milliyetçilere” akıl verir: “Komünist gerillacı Yahudi Che Guevara’nın bronz heykelini dikmesi” başta olmak üzere bütün icraatlarıyla “hızlı bir komünist” olduğunu gösteren ve Şili halkını tam hâkimiyeti kurana kadar yalanlarla avutan Allende mutlak surette devrilmelidir. Söz konusu olan bir komünistse seçim vs. teferruattır.

 “Yerli” hainleri de ifşa etmeye devam eden Mücadele, 24 Kasım 1970 tarihli 43. Sayısını “Yahudi Basının İğrenç Oyunları”na ayırır; “Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de basının Yahudi kontrolünde” olduğuna, “Türkiye’deki bu Yahudi güdümlü gazetelerin faaliyetlerini farklı sahalarda sürdürdüklerine” dikkat çeker ve milleti bu hainlere karşı uyanık olmaya çağırır.   

Yahudi Basını ve diğer bilumum Yahudi oyununa ve bu oyunların baş aktörü “Kızıllar”a karşı darbe çağrısını inatla ve kararlılıkla sürdüren Mücadele, 12 Ocak 1971 tarihli 50. Sayısında kapaktan darbe çağrısı yapacak kadar ileri götürür işi… “Milliyetçiler Vatanı Koruyacak Tedbirlerin Yanındadır” ibaresinin yer aldığı kapağı Türk bayrağı fonunun önünde süngü takmış Mehmetçikler süsler.

Hemen ertesi sayıda ( 19 Ocak 1971, Sayı 51) ise darbeye sivil destek ve dayanak oluşturacak faaliyetler kapaktan haber verilir: “Komünistlerin kanlı ihanetine karşı Milletin korkunç protestosu yakındır.”

26 Ocak 1971 tarihli 52. Sayısının 4. sahifesini “yüzünden hastalık okunan”, “tipik bir esrarkeş”, “hapishane kaçkını” Deniz Gezmiş’e ayıran Mücadele, 3 Şubat 1971 tarihli 53.  Sayısında, sahife 4’te yayınlanan “Millet Düşmanlarına İndirilen Darbe” başlıklı başyazıda adeta darbeyi haber verir:

“…Türk tarihinin en büyük inkılaplarından birine şahit olacağız. Türk Milleti milli kadrolarının önderliğinde, kahraman ordumuzla omuz omuza komünist ihtilalini ibret olacak şekilde kahredecektir. İşte milletin kızıl ihtilale silahlı ve mübarek mukabelesi o an, hem meşru hem de muzaffer olacaktır. Şimdi stratejimiz, insanlığın şanlı önderi, en büyük strateji, peygamberimizin “Zafer sabırdadır.” direktifini şuurla uygulamaktan ibarettir.”

Sahife 4’te “silahlı mukabele” için “sabır” telkin eden Mücadele, sahife 7’de “İbret Olsun” başlıklı yazıda ise hiç de “sabır”lı olmadıklarını ortaya koyar.

Manisa’nın Kula ilçesinde Dörtlüce Köyü okul müdürü Hüseyin Ergün’ün boynuna “eşek torbası” ve yular takan köylülerin Ergün’ü bu halde köyün bütün sokaklarında dolaştırdıktan sonra köy odasına getirip “Bu öğretmen TÖS’lüdür [Türkiye Öğretmenler Sendikası], komünisttir” diyerek "eşek sudan gelene kadar" dövdüklerini okuyucularına neşe içinde duyuran Mücadele’nin yorumu olayın kendisinden de ibret vericidir:

“Köylü dün Yunan’a da bunu yapmıştı. Çünkü Yunan da din düşmanı, millet düşmanı ve vatan haini idi. İbret Olsun!” Yani: “Ey “Mücadele”ciler, ey Millet nerede bir TÖS’lü görürseniz; saldırın…”  

Ve saldırırlar.

Kapakta bir vesikalık fotoğraf

16 Şubat 1971 tarihli 55. Sayıda Mücadele, bir kez daha ve doğrudan kapaktan darbe çağrısı yapar: “Komünistlere Karşı Ordu Millet El Ele” Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç’ın vesikalık fotoğrafının kapağı boydan boya kapladığı bu sayı bir utanç vesikası olarak özel ilgiyi hak ediyor.

 Tağmaç’ın “Muhtıra gibi” “Bayram Mesajı”nı şakşaklarla karşılayan Mücadelenin, sahife 4’te yayınlanan başyazısının başlığı “Milli Ordu’nun Şuurlu İhtarı”dır:

“Rey endişesinin kirletmediği, sandalye arzusunun iğrençleştirmediği bir ses mübarek kurban bayramı boyunca milletimizin endişe ile kararan kalbine ümit ışığı tutuyordu.”

“Türk Orduları Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç Paşa’nın beyanatı gözbebeğimiz ordumuz tarafından Türkiye’mizi yok etmeye yönelik tehlikenin komünizm olduğu gerçeğinin ilanına lüzüm görüldüğünü ortaya koymaktadır.”

“Tağmaç’ın beyanatı, milletimizin senelerden beri yetkili diye sözüne kulak kabarttığı, bütün gölgelerin üstünden aşarak millete yönelen milli ve mübarek sestir. Ordunun ve milletin vatan semalarında yankılanan tarihi ve unutulmaz sesidir.”

“Bundan böyle ordumuzun bir zabıta kuvveti değil milletin millet düşmanlarını göğüsleyen parçası olduğunu herkes kafasına çakmalıdır. Türk ordusu Türk milletinin ordusudur. Baş görevi onu hayat kavgasında rehberi, harbe hazırlayıcısı olmaktır.”

“Milli ordu, bütün bir vatanı cephe gerisi olarak düşünüp, bütün bir milleti ihtiyat ordu olarak kabul edip milli harbe şimdiden hazırlanmalıdır.”

“Bir kısım politikacılar ordunun bu temel vazifesini anlamayabilirler. Ama şunu anlamalıdırlar ki, bir ordu harpte düşmanla işbirliği yaparak (yapan olmalı) düşman beşinci kollarını kati olarak yok etmedikçe harbe hazırlanamaz. Vatanı koruma şerefli vazifesi, milli orduyu, millet düşmanlarını ezmek görevi ile karşı karşıya koymaktadır.”

Cemil Çiçek'ten Genelkurmay başkanına teşekkür

Aynı sayıdan bir ibret vesikası daha:

Muhterem Memduh Tağmaç

Genel Kurmay Başkanı

Ankara

Aylardan beri anarşist ve komünist militanların silahlı tecavüzleri yüzünden derslere devam edemeyen, hayatları ve okuma hakları tehdit altında bulunan Türkiye’mizin istikbalinden endişe duyan milliyetçi ve vatansever talebeler olarak bayram mesajınızı ümid ve takdirle karşıladık.

Milliyet, devlet ve milli ordu düşmanları karşısında kahraman ordumuzun mert sesini duymaktan büyük sevinç ve kıvanç duyduk. Bağlılıklarımızı bildirir; saygılar sunarız.

Mücadele Birliği

İstanbul Sancağı İdare Heyeti Adına
Cemil Çiçek

(Evet… “Mücadele Birliği İstanbul Sancağı İdare Heyeti Adına” darbe çağrısı yapan ve muhtıracı Genel Kurmay Başkanı’na “bağlılıklarını” sunan bu zat Cemil Çiçek… O günlerin “Sancak Beyi” şimdilerin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı… Demokrasi nutukları ve de “Demokratik Anayasa” turları atarken “Bizim seneler evvel yaşadığımızı şimdi Mısır yaşıyor.” vb. siyasi analizler de yapabiliyor..)

Mücadele'de OTPOR yumrukları

Kaldığımız yerden devam edelim:  23 Şubat 1971 Sayı 56 Kapak: “Kızılların İhtilal Planını Açıklıyoruz.” Yani: “Kızıllar geliyor haaa.. Hemen darbe yapın.”

2 Mart 1971 Sayı 57 Kapak: “Anadolu’da Kızıllara Karşı Patlayan Milli Protestolar”. Yani: “Arkanızdayız.. Hadi hemen darbe yapın.”

(Burada bir parantez daha açayım zira bu sayının kapağı enteresan. Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir zaman bu kadar “OTPOR Yumruğu” bir arada görülmemiştir. Ortada kocaman bir Mücadele yumruğu ve onun etrafını saran yumruklar, yumruklar…)

“Darbe” çağrısı için Kara Kuvvetleri’nin Kuruluş Yıldönümü vb. her özel günü ve her fırsatı değerlendiren Mücadele, tabii ki Çanakkale Savaşları’nın yıldönümünü de atlamaz; 16 Mart 1971 tarihli 59. Sayı “Çanakkale Şehitleri’nin Emaneti Vatan Tehlikede” kapağıyla çıkar. (Yani “Şehit kanlarıyla sulanan vatan tehlikede daha ne duruyorsunuz hadi darbe yapın”)

Belli ki kapak, 12 Mart Muhtırası verilmeden önce hazırlanmış; Muhtıra verilince de o telaş içinde darbeyi selamlayacak yeni bir kapak yapılamamıştır. Ancak darbe kapaktan ve arzu edilen biçimde olamasa da başyazı ile ve iç sayfalarda selamlanır: “Millet Hayatını Tehlikede Gören Ordu, Milli Varlığı Korumak İçin Harekete Geçmiştir.” Esaslı selam ise hemen ertesi sayı ( 23 Mart 1971,Sayı 60 ) kapaktan çakılır. Ellerinde bayraklarla yürüyen Mehmetçiklerin süslediği kapaktaki ibare “Milli Ordu’nun İkazı”dır. İzahatı da başyazıdadır:

“Muhtıra ve muhtıranın veriliş gayesi, Müslüman Türk milletinin son müstakil devletini Rus Sovyet Emperyalizminin pençesine atmak isteyen ve devlet bünyemize yapışmış Yahudi ajanlarının himaye ettiği komünizmin sebep olduğu ihtilatlara mani olmaktan ibarettir.”

Darbe de darbe diye kıvranan Mücadele’yi 12 Mart Muhtırası kesmez. 20 Nisan 1971 tarihli 64. Sayı “Millet Laf Değil Kızıl Anarşiyi Durduracak Tedbir İstiyor” kapağıyla çıkar.

Omzundaki yıldızlardan ve şapkasından rütbeli olduğu anlaşılan askerin kendisini kıskıvrak saran “komünizm yılanı”nı bertaraf etmeye çalışmasının canlandırıldığı kapağın mesajı açıktır.

Ancak başyazıda daha da açılır: “12 Mart tarihinden bu yana haftalar geçmiş bulunuyor. Kesin bir icraat için lüzumundan fazla bir zaman fasılası Ancak ortada parlak laflardan başka bir şey yok.”

Ve Hükümet’in “Kızıl Terör”ü kırmak için yapması gerekenler sıralanır.

Mücadele’nin dediği olur. “Örfi İdare” ilan edilir.  4 Mayıs 1971 tarihli 66. Sayı “Türk Ordusu Milli Varlığı Koruma Vazifesinde” kapağıyla çıkar. Arkasına “millet”i alan Mehmetçik’in elinde albayrakla düşman üstüne taarruz etmesinin canlandırıldığı kapaktaki mesaj her zamanki gibi başyazı ile açılır: 

“Fevkalade şartların, fevkalade rejimleri gerektirdiği kesin bir gerçektir. Bir haftaya yakın bir zamandır 11 ilde örfi idare uygulanmaktadır. Her meseleyi kendi şümulü ve şartları içinde düşünmek gerçeğe varabilmek için şart ise örfi idare sistemlerinin de faydalı ve hatta zaruri olduğu zamanlar olacaktır. Hemen belirtmek gerekir ki Türkiye uzun zamandan beri örfi idareyi haklı kılan şartlar içinde yaşıyordu. Bugün örfi idare sistemi ve tatbikatı aleyhinde gizli veya açık karalamalarda bulunanların pek çoğu kan kusturucu bir kızıl diktatörlüğü hayal eden bedbahtlardır.

“Yalnız hainleri rahatsız eden bu hareket milli heyecanın tercümanıdır.”

(“Örfi İdare ve Halkın Vazifesi” başlıklı bu yazı güncel Mısır, darbe vs. tartışmaları açısından da bir ibret vesikası olarak not edilmelidir.)

Mücadele, bu sayıdan itibaren darbecilere akıl ve cesaret vermek, darbeye ve darbe uygulamalarına karşı çıkanları cuntacılara ihbar, bizzat tehdit ve sindirme doğrultusunda yayın yapar. 11 Mayıs 1971 tarihli 67. Sayı “Üniversiteleri Kızıl İhtilal Karargâhı Haline Getirenler kim?” kapağı ile çıkar.

Darbeye karşı çıkan, eleştiren akademisyenleri darbecilere ihbar eden Mücadele, sahife 4’te yer alan “Sıkıyönetim Mahkemelerinin Yetkisi Genişletilmelidir” başlıklı yazı ile cuntacılara akıl ve cesaret verir:

“Vatanı Moskofa peşkeş çekme hareketini durduran Türk Ordusu şimdi netice alma safhasındadır.”

“Soygun, sabotaj ve cinayetten sonra bugün karar milletindir” kapağıyla çıkan 18 Mayıs 1971 tarihli 68. Sayıda “Beynelmilel Yahudiliğin” ve yerli işbirlikçilerinin baskılarına ve telkinlerine kulak asılmadan “kızıllar”a hak ettikleri cezanın verilmesi gerektiği propagandası yapılır.

Darbe günlerinde her fırsatta Ordu-Millet kaynaşmasını vurgulayan Mücadele’nin 22 Haziran 1971 tarihli 73. Sayısında “Şanlı Ordumuzun 608. Kuruluş Yıldönümünü Kutluyoruz” bahanesiyle üzerinde Alpaslan yazan bir tankla elde bayrak –ya da sancak- düşmana taarruz eden Mehmetçik kapağa taşınır.

Başyazının başlığı “Millet ve Ordu”dur: “Ordu, milletin silahlı gücüdür. Ancak bu tarif eksiktir. O, milletin düşmanla savaşan en disiplinli parçasıdır.”

31 Ağustos -6 Eylül 1971 tarihli Sayı da 30 Ağustos Zafer Bayramı bahane edilerek “Devlet Düşmanları Var Oldukça Milli Mücadele Durmayacaktır” kapağıyla çıkar.

Böyle sürer gider Mücadelenin “yayın” faaliyeti…1972 yılı ile birlikte “Siz bilmezsiniz o “Kızıllar”ı tam bitti dersiniz başka bir yerden yeniden çıkarlar ortaya. Aman vermeyin vurun… Acımayın vurun… Taş üstünde taş omuz üstünde baş bırakmayın!” yayın çizgisi olarak benimsenir.

Türkiye haritasını kuşatan “Komünizm Yılanı” mizanseninin süslediği bir kapakla çıkan 28 Aralık-3 Ocak 1972 tarihli 100. Sayıda “Tehlike Kapımızda” “Komünist Kuşatmasına karşı milletçe uyanık olalım” mesajı verilir.

“Vatan Hainlerini affetmek mi? Komünist Katilleri Koruyan Hainleri Açıklıyoruz!..” kapağıyla çıkan 11-17 Ocak 1972 tarihli 102. Sayıda Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamlarını önlemeye yönelik beynelmilel Yahudilik, komünistler ve yerli işbirliklerinin faaliyetleri deşifre edilir.

18-24 Ocak 1972, Sayı 103 sahife 11’de Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamını önlemeye çalışanlara yine sert mesajlar verilir; Ordu’ya ve Meclis’e de “ “Dik dur!” Arkandayız!” denir:

“Haklarında verilen idam cezaları Askeri Yargıtay’ca tasdik edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan… Bakalım Beynelmilel Komünist teşkilatlarının hummalı faaliyetleri bu komünistleri ipten kurtaracak mı? Meclis, karar sırası kendisine gelince vereceği kararda beynelmilel komünist teşkilatların isteklerini değil milletin arzularını yerine getirmeyi düşünmelidir. Komünistlere verilecek en ufak taviz milleti büyük felaketlere götürebilir. Dikkatli Olalım!”

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmeleri, mümkünse bütün “kızıllar”ın ortadan kaldırılması için yayınlarını sürdüren Mücadele, amacına ulaşır; 6 Mayıs 1972’de Deniz-Yusuf-Hüseyin idam edilirler. Zil takıp oynayan Mücadele’ciler Yetmez… Ama...” deyip faaliyetlerini sürdürürler. 

Melih Gökçek’in özgeçmişinde yer vermediği o “çocukluk”, “gençlik” günlerinin iki yıllık bölümü Yeniden Milli Mücadele dergisinin özetini verdiğim yayınıyla adeta insanın gözünün önünden bir film şeridi gibi akıp gidiyor.

Ne demiştim? “Hipokrasi”nin, ikiyüzlülüğün, riyanın “daniskası”nı Melih Gökçek, Cemil Çiçek ve diğer Mücadeleci arkadaşları yapıyor.

"Hesaplaşın" çağrısı

Gökçek, Çiçek ve arkadaşları iki yılını özetlediğim o “şanlı” geçmişleriyle ve  “Hipokrasi”leriyle hesaplaşırlar mı acaba? Hadi biz “kızıl”ız; bize hesap vermezler de ya Yıldıray Oğur’a…

Hep Gökçek ve arkadaşlarının yanında olan bu liberal kardeşlerinin Hesaplaşınçağrısına neden makul bir cevap ver(e)mezler? (“Kozmopolit Liberalizm” mi? )

25 Ağustos 2008’de Taraf’ta yayınlanan “Derin sağ: Millî Mücadelecilik” başlıklı yazısında meşhur “Mücadele”cileri sıralamış Oğur:

“Şimdi size bazı isimler sıralayacağım. Pek çoğunu tanıyorsunuz. Cemil Çiçek, Taha Akyol, Aykut Edibali, Yavuz Aslan Argun, Melih Gökçek, Necmettin Erişen, Prof. Dr. Mustafa Erdoğan, Halil Şıvgın, Mustafa Ruhi Şirin, Atilla Yayla, Ali Müfit Gürtuna, Ahmet Taşgetiren, Gaffar Yakın, Dr. Necmettin Turinay, Galip Demirel, Ömer Vehbi Hatipoğlu, Hüseyin Gülerce, Ahmet Taşgetiren, Kemal Yaman, Burhan Özfatura, Hamza Türkmen, Altan Tan... Bugün siyasetin, medya dünyasının, düşünce hayatının farklı yerlerinde halen çok önemli pozisyonlarda bulunan bu isimler 1960’ların sonlarından 1980’e kadar çeşitli dönemlerde Yeniden Milli Mücadele Hareketi içinde yer almış isimler.”

Ve sonra da “efendice” sormuş: “Türkiye’de sağ, İslami hareketler ve milliyetçiler kendi son 40 yıllarıyla yüzleşmeye hazırlar mı?”

"Mücadelecilik, MTTB [Milli Türk Talebe Birliği], Komünizm ile Mücadele Dernekleri’ni anlamadan bugün AKP’yi de muhafazakâr demokrasiyi de anlamak zor” tespitinde bulunan Oğur, “Hareketin içinden gelen isimlerden birinin de Cemil Çiçek olması bile dönüp bakmak için yeterli bir neden” diye eklemiş ve Çiçek’in 16 Haziran 2002’de Yeni Şafak’ta Mustafa Karaalioğlu’na verdiği röportajda eski örgütü için söylediklerinden alıntı yapmış: “Yeniden Milli Mücadele devletin ilgisi ve bilgisi dâhilinde kurulan bir teşkilattır. Ben orada belli bir süre bulundum ve neticede bazı şeyleri de görüp en erken ayrılanlardanım... O neviden gruplar, günün soğuk savaş şartları altında kıymet-i harbiyesi olan gruplardı zaten.” 

Çiçek’in açıklaması Oğur’u ve okurlarını ikna etmiş; yüreklerine su serpmiş; “Nasıl da değişmiş! 'Kapkaranlık derin bir kuyu' olan o geçmişine sünger çekip amma da demokrat olmuş ha!” dedirtmiş olabilir.

Ancak Çiçek’in aynı Çiçek olduğuna dair güçlü karineler var elimizde: Tarih 24 Mayıs 2005. Çiçek, Boğaziçi Üniversitesi'nde 22 Eylül 2005'te düzenlenmesi planlanan “Osmanlı Ermenileri Konferansı”nı Hükümet Sözcüsü ve Adalet Bakanı sıfatıyla değerlendiriyor:

"Bu, Türk milletini arkadan hançerlemektir. Keşke Adalet Bakanı olarak dava açma yetkimi devretmeseydim." 

Evet, Hükümet Sözcüsü ve Adalet Bakanı değil de “Mücadele”nin “Sancak Beyi” konuşuyor: “Türk Milletini arkadan hançerleyen” beynelmilel Yahudilik, Siyonistler, Masonlar, Ermeniler, Elenler, Kızıllar…

Sonra TBMM Başkanı oluyor Çiçek…

Tarih 12 Haziran 2013… Sayın Çiçek'in “Gezi Hadiseleri” ile ilgili düşünceleri şöyle:

“Taksim Gezi Parkı olaylarında büyük ölçüde yasa dışı örgütler ve yabancı istihbarat örgütlerinin parmağı vardır. Türkiye’deki terör örgütlerinin ipi başkalarının elindedir, neden bunu göremiyoruz? Düğmeye basmış gibi Amerika’sından Almanya’sına varıncaya kadar Türkiye’nin aleyhine bir kampanyadır gidiyor.”

TBMM Başkanı Çiçek değil de “Sancak Beyi” Çiçek konuşuyor…Çiçek hep aynı Çiçek ve hep aynı “Komplo”cu teraneler... 

 “Mücadeleciler'i yakından tanıyan Ahmet Hakan, 2 Ocak 2009’da Hürriyet’te 'Mücadeleciler' kardeşliğine dair” başlıklı yazısında ne de güzel anlatmış Çiçek’i ve “Komplocu” arkadaşlarını:

Örgütün tam adı: Yeniden Milli Mücadele...

Dayandığı taban: Sağcı gençler... Etkinlik yılları: 60'ların sonu, 70'lerin başı... İdeolojik özellikleri: Antikomünist, Osmanlıcı, millici, devletçi, yerli İslamcı... Karakteristik özellikleri: Devletin derinliklerinin entelektüel aygıtı olmuşlardır... 'Derin sağ'ın okumuş çocuklarıdır...

Önemli üyeleri: Cemil Çiçek, Ali Müfit Gürtuna, Hüseyin Gülerce, Aykut Edibali, Atilla Yayla, Melih Gökçek, Ahmet Taşgetiren, Mustafa Erdoğan...

Amacı: Sağcı entelektüel yetiştirmek...

Etkinlik alanı: Üniversiteler...

Yaklaşımı: Komplocu...

Daha “Gezi Hadiseleri”, “Mısır Hadiseleri” yok. Ahmet Hakan büyük bir isabetle “Komplocu” diyor Gökçek, Çiçek ve arkadaşlarına.

“Mücadele”cilerin hayatları komple “komplo”. Gençlikleri darbeye zemin hazırlamak için komplolar içinde geçtiğinden her gençlik hareketinde komplo aramak gibi bir “hobi”leri ve “fobi”leri var.

Ve taaa o yıllardan kalan, hep aynı teranelerden beslenen “lobi”leri: Siyonistler, Komünistler, Masonlar, Kızıllar, Elenler vs. vs…

“Lobi” demişken, Mücadele bugün artık bir “lobi”, “masonik” bir teşkilat …( Ya da hep öyleydi.) Ahmet Hakan yine isabetle 'Mücadelecilik kardeşliği' olarak açıklıyor masonik “lobi”ciliklerini:

60'lı yılların sonunda, 70'lerin başında etkinliğinin zirvesinde olan, o dönemlerde 'Sağın Dev-Genç'i' falan diye de anılan bu örgütün önemli isimleri, daha sonra hareketten koptu... Hepsi bir yerlere savruldu... Ama savruldukları yerlerde hep 'sözü dinlenir', 'önemli' kişiler olmayı da başardılar... Şöyle ki: Cemil Çiçek siyaset duayeni oldu... Ali Müfit Gürtuna ayrı baş çekti... Mustafa Erdoğan liberal feylesof oldu... Atilla Yayla hırçın liberal oldu... Ahmet Taşgetiren, kibrini aşırı tevazusuyla gizleyen bir İslamcı yazara dönüştü... Hüseyin Gülerce, Fethullah Gülen Cemaati'nin önemli ismi haline geldi... Melih Gökçek pragmatik oldu... Aykut Edibali 40 yılın küçük partisinin lideri olarak yoluna devam etti...( İlave yapayım: 1984’te Mücadele arkadaşı, Keçiören Belediye Başkanı Melih Gökçek’in yardımcılığını yapan Altan Tan, bugün BDP Diyarbakır Milletvekili.)

'Mücadeleciler'in, biraz masonik bir tarafı vardır... Yolları ayırsalar, örgütü bıraksalar da birbirlerini tutmaya devam ederler... Mesela... Cemil Çiçek'in AKP içinde Melih Gökçek'in yeniden aday gösterilmesi için verdiği uğraş, bu türden bir kardeşliğin ürününden başka bir şey değildir... Mesela... Eski 'Mücadeleci', yeni 'Fethullahçı' Hüseyin Gülerce'nin Gökçek'e verdiği desteğin arkasında eski örgüt arkadaşlığının izlerini bulabiliriz... Mesela... Ahmet Taşgetiren gibi 'ilke abidesi' görüntüsü veren bir İslamcı yazarın, Melih Gökçek'i canla başla savunan yazılar yazmasında da 'Mücadelecilik kardeşliği'nden başka bir husus rol oynamaz...

Gökçek’le başladık; Cemil Çiçek ve arkadaşları derken yazı uzadı; gitti. Gökçek’le bitirelim ve sözü gençlik arkadaşı Ahmet Taşgetiren’e bırakalım:

“Melih Gökçek benim arkadaşım. Bu yollarda beraber yürümüşlüğümüz vardır.” “Cins bir kafadır.  İstanbul’da Yeniden Milli Mücadele dergisinde birlikte çalıştığımız günlerde, Eminönü’nden bekâr evimizin bulunduğu Üsküdar’a geçinceye kadar vapurda on tane proje ürettiğine tanık olmuşumdur.”

Taşgetiren bize de güzel bir “taş” getirdi; gediğine koyalım: Anladık “cins bir kafa” Gökçek. “Neyin kafası?” bilen yok ama hep proje, proje, projeYeni projelerinden biri “Vandalizm Müzesi” imiş… Bağış kabul ederler mi acaba? Bendeki “Yeniden Milli Mücadele” mecmualarından verebilirim. Hani Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç’ın vesikalık fotoğrafını kapak yaptıkları “Ordu Millet El Ele”sayısını mesela.

Velhasıl-ı kelam insan utanır; arlanır da darbe lafını ağzına alacakken birkaç kez yutkunur. “Hipokrasi” lafları edecekken kendi riyakârlığına bakar da yüzü kızarır; en azından susar. Hadi kuldan utanmıyorsunuz, Allah’tan da mı korkmuyorsunuz? Mübarek Ramazan’da “ihlas”* temenni ediyorum öncelikle ve ivedikle sizler ve cem-i cümlemiz için... (MG/HK)

* İhlas, gerek beden ile gerek mal ile yapılan farz veya nafile bütün ibadetleri, Allah rızası için yapmaktır. Mal, mevki, saygı, şöhret kazanmak için yapılan ibadette ihlas olmaz, riya olur. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.