Murat Karayılan'dan çocukların dağa gidişine açıklama

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, çocukların dağa gidişiyle ilgili açıklamalarda bulundu. Karayılan, “Şu bir gerçek ki hiçbirimiz ailelerimizin kararıyla katılmadık. Aileler çocuklarının dizinin dibinde olmasını ister” diye konuştu.

‘Kritik ve hassas’ olarak tanımladığı sürecin renginin 1-2 haftada netleşeceğini belirterek, “Gelinen aşamada AKP’nin kesesinde bir şey varsa, bunu çıkarıp pratikleştirmesi, işleme koyması gerekmektedir” dedi ve “yoksa herkes kendi yolunda yürüyecektir” ifadesini kullandı.

AKP’nin ne yapması gerektiği konusuna, “Kürt sorunu salt bir müsteşarlıkla çözülebilecek bir sorun değildir; çözüm için yasal ve anayasal bir derinliği gerektiren bir sorundur. Bu açıdan müzakere sürecinin yasallaştırılması artık gerekli bir husustur” diyen Karayılan, aksi durumda ise yaşanacakları şu sözlerle ifade etti: “Büyük bir çatışmaya ve parçalanmaya götürür. Biz burada kimseyi tehdit etmiyoruz. Gerçeklik budur. Önderliğimizin dayattığı gönüllü birlik projesi kabul edilmezse parçalanma gelişir. Çözüm kendisini kapıya dayatmıştır. Sen çözümü elinin tersiyle itersen ya da yine çeşitli numaralarla oyalayarak sıvışmayı esas alırsan bu hiç kimsenin istemediği felaketlere yol açacak bir girişim anlamına gelir. Bu açıdan gelinen noktada herkesin ciddi olması ve sorumlu yaklaşması şarttır.”

Karayılan bununla birlikte Kürtlerin alternatifsiz olmadıklarını söyleyerek, “Bugün Güney Kürdistan 4-5 milyonluk nüfusuyla neredeyse bir bağımsızlık sürecine doğru gitmektedir. Kürtler için artık böyle bir seçenek gündemdedir. Bunun da bilinmesi gerekiyor” dedi.

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan ANF’nin sorularını yanıtladı. İşte o açıklamalardan öne çıkanlar:

Süreç gerçekten çok hassas, kritik bir aşamaya gelmiş bulunuyor. Önümüzdeki 1-2 haftada sürecin rengi netleşecektir. ‘Gerçekten süreç bir çözüme doğru evrilecek ve çözüm yolunda ilerleme mi kaydedecek, yoksa bu süreç tümüyle son bulup yeni, farklı ve kapsamlı bir direniş süreci mi başlayacak’ noktasında bir netleşmenin yaşanacağı günlerde bulunuyoruz.

AKP hükümeti Kürt sorununa ve Kürt sorununun çözümüne ilişkin herhangi bir yasa çıkarmaya yanaşmıyor. En basit konularda bile yasa çıkarmaya yanaşmıyor. Halen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yasal literatüründe Kürt kavramı yoktur; Kürt dili denmez, ‘Türkçe dışındaki diğer diller’ diye geçer. TRT-6 kurulmuştur ama esasında onun yasal çerçevesi yoktur. Kürtlere ilişkin, Kürt sorununun çözümüne ilişkin yasa çıkarmama ve bu konuda yasallaşmamada bir ısrar vardır.

Bu bizde ciddi bir kuşkuya yol açan temel hususlardan birisidir. Adeta iz bırakmak istememektedirler. Nasıl bir hırsız bir yere girer fakat iz bırakmaz, AKP hükümeti de 2009’dan beri Kürt sorununun çözümünden bahseder ama iz bırakan herhangi bir kanun çıkarmaz. Zaten Kürt sorunu da demiyor, ‘terör sorunu’ diyor. Sürecin iyi geliştiğinden bahsediyor ama bu sürece ilişkin tek cümlelik bir yasa çıkarmaya bile yanaşmıyor.

Kürt sorunu salt bir müsteşarlıkla çözülebilecek bir sorun değildir; çözüm için yasal ve anayasal bir derinliği gerektiren bir sorundur. Herkes biliyor ki Kürt sorunu, Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel ve köklü bir sorunudur. Peki bu en temel ve köklü soruna ilişkin neden bir yasa çıkarılmıyor? Niye burada bu kadar ısrarcı bir biçimde retçi bir tutum esas alınıyor. Bu husus bizde ciddi bir şekilde kuşkuya yol açan temel bir olgudur. Bu nedenle yasanın çıkarılması, gelinen noktada olmazsa olmaz gibi bir gereklilik haline gelen bir husus durumundadır. Özellikle bu konuda tüm kamuoyu ve halkımız bilmeli; AKP bu konuda bütün söylemlerine rağmen şimdiye kadar samimiyeti ifade eden hiçbir davranış göstermemiştir. Hep oyalama, zaman kazanma ve seçim hesaplarıyla taktiksel yaklaşımı esas almıştır. Eğer ‘öyle değil’ diyorsa buyursun adım atsın. Bu açıdan müzakere sürecinin yasallaştırılması artık gerekli bir husustur.

Zaten devlet güçleri açık açık bir savaşa hazırlanmaktadır. İç savaş için gerekli ne hazırlık varsa hepsi yapılmaktadır. Salt karakolların değil, aslında askeri üsler ile kalekolların yapımı da hızlandırılmıştır. Bütün Kürdistan’ı adeta yeniden işgal etme projesi çerçevesinde karakollar ve askeri yollar geliştirilmektedir. Yine Kürdistan doğasını su altında bırakmaya dönük askeri amaçlı baraj projelerinde herhangi bir iptal olma durumu söz konusu olmamıştır. Önü alınmazsa Kürdistan’ı su altında bırakacaklar. Yani devlet çağdaş Kürt isyanını imha etmenin hazırlıklarını yapmaktadır.

AKP’nin çözüm projesi, yumuşatılmış ve zamana yaydırılmış bir asimilasyon formülüdür. Yumuşatarak, zamana yayarak Kürdün de ölümünü kabul ettiği bir çözüm formülüdür. Formülü 1925’ten beri var olan katı inkar, yok sayma ve yasaklama yerine, yasal düzeyde değil de lafta, “Kürtler de var, herkes kardeştir ama anadilde eğitim yasaktır; isteyen kendi özel okulunu açabilir, TV serbest ama TV’de anadilde eğitim anlamına gelebilecek programlar yasaktır’ formülüdür.

Kısaca işin esası şudur; artık Türk devleti ve AKP hükümetinin gelinen noktada bu gerçeği görmesi ve kabul etmesi gerekiyor. Yoksa şimdi Irak kaynıyor, Suriye kaynıyor, Kürdistan’ın oradaki parçaları da dolayısıyla kaynıyor. Savaş sahasıdır. Bu koşullarda, Kürdistan’ın en büyük parçasında da bastırmayı, zamana yayılmış bir ölümü dayatamazsınız.

Büyük bir çatışmaya ve parçalanmaya götürür. Biz burada kimseyi tehdit etmiyoruz. Gerçeklik budur. Önderliğimizin dayattığı gönüllü birlik projesi kabul edilmezse parçalanma gelişir. Çözüm kendisini kapıya dayatmıştır. Sen çözümü elinin tersiyle itersen ya da yine çeşitli numaralarla oyalayarak sıvışmayı esas alırsan bu hiç kimsenin istemediği felaketlere yol açacak bir girişim anlamına gelir. Bu açıdan gelinen noktada herkesin ciddi olması ve sorumlu yaklaşması şarttır.

2 gün önce KCK’den bir açıklama geldi ve halkın eylemselliklerinin devam etmesi, ancak yol kesme, kepenk kapatma, vb. eylemlerin yapılmaması belirtildi. Neden böyle bir karar alındı?

Biz hareket olarak gerçekten çözümden yanayız. Yıllardır bu konuda çok çabalar sergiledik; bir çok fedakarlık yaptık. Bu konuda Önderliğimiz bitmez ve tükenmez bir biçimde büyük bir azim ve çaba ile çözüm çizgisinde ısrar etmektedir. Önderliğimizin bu çabaları içinde yaşadığımız bu günlerde daha da yoğunlaşmış bulunmaktadır. Önderliğin elini güçlendirmek ve bu çabaları desteklemek için hem gerillanın hem de halkımızın son günlerde yaygınlaşan eylemselliğinde bazı düzeltmelerin yapılması gerekli hale geldi. Ateşkesi bozma anlamına gelen karakol ve baraj yapımına karşı gerillanın uyarıcı eylemliliklerinde sınırlama ve halkımızın Türk devletinin savaş hazırlıklarına karşı geliştirdiği eylemliliklerin yönteminde ise değişikliklerin yapılmasını önemli buluyoruz.

Kitle eylemselliğini değişik yöntemlerle geliştirmesi ve hesap sorması gereklidir. Barışı savunmak, demokratik çözümü savunmak, Önderliğin arkasında durmak ve çözümü geliştirmek üzere bu tür eylemlerin gelişmesi elzemdir. Ancak işleyişi tıkatan, engelleyen, özellikle değişik insanlarımızın zarar görmesine yol açan durumlara da yol vermemek gerekiyor. Bu açıdan hem kitle eylemselliğinin gelişmesi hem de çözüm için zeminin olgunlaşması bakımından böyle bir sürecin geliştirilmesi olumlu olacaktır.

Bir süredir, çocuklarının zorla gerilla saflarına kattırıldığını belirten bir kesim aile eylemsellik içerisinde. Bu durum medyada da önemli bir yer tuttu. Böyle bir ortamın oluşma nedeni nedir?

Erdoğan’a baktığımızda Kürt gençlerinin katılım ve gerilla saflarına akını karşısında çaresizleşen bir başbakan görüyoruz. Bu yüzden politikleşmemiş bazı ailelerin oturma eylemini, katılımları önlemeye dönük kullanmaya çaba göstermişlerdir. Bu konuda tüm basın yayın organlarını devreye koyarak katılımların önünü kesmeye çalışmışlardır.

Biz o ailelerimizin önemli bir kesiminin dürüst ve temiz duygulu olduğunu biliyoruz. Ama bir kesimi ise bazı teşviklerle, tahriklerle ve istismara açık hale getirme politikalarına alet olmayla böyle bir şeye yönelmişlerdir. Her gün çocuk öldüren, Uğur Kaymazlardan Ceylanlara ve Eneslere kadar, Berkinlerden en son da İbrahim Aras’a kadar yüzlerce çocuğun ölümü için emir verenler ne zaman çocuk hayranı ve sevdalısı olmuşlardır? Kalkıp bu kez annelerin çocuklarını istemelerini istismar ediyorlar. Bu en hafif deyimle ucuz bir politikadır. Ve herhangi bir sonuç vermesi söz konusu değildir.

Gerillaya katılım konusundaki kriterleriniz nelerdir?

HPG'nin uluslararası kuruluşlarla önceden bu konuda imzalamış olduğu anlaşmaları vardır. Biz 16 yaşının altında olan gençleri almıyoruz. Fakat zaman zaman yerel bazı birimler alabiliyor. Bunların gerillada tutulması söz konusu değildir. Bu türden yaşı küçük olanlar ya geri gönderilir, ya da geri dönmek istemiyorlarsa veya geri dönmelerinin önünde yasal, vb. engeller söz konusuysa sivil kurumlara aktarımları yapılmaktadır. Kesinlikle küçük yaştaki insanlar silah altına alınmamaktadır.

Dağda sadece silahlı güçler bulunmuyor. KCK bir sistemdir. KCK sisteminin kültür kurumları, sanatsal çalışmaları var, teorik araştırma ve inceleme kurumları var, gençlik akademileri vardır. Değişik branşlarda akademiler ve eğitsel çalışmalar vardır. Bunların hepsi HPG’nin dışındadır. Katılım denildiğinde herkes HPG’ye katılmış gibi sanılıyor ama katılımın bir kısmı HPG'ye değil başka kurumlara gidiyorlar. Yekpare bir yapı yoktur. Toplumsal bir sistem dağa taşınmış ve dağda değişik toplumsal aktiviteler söz konusudur.

Doğru HPG, gerillanın askeri örgütlenmesidir. Fakat bunun dışında KCK bünyesinde bir sürü kadın akademileri ve gençlik akademileri vardır. Bir sürü kültür sanat akademileri vardır. Değişik toplumsal çalışmaları dağa taşımışız. Uluslararası ve Türkiyeli ilgili kuruluşlar bunu bilmeli. Türk devletinin sokaklarda çocuklarımızı ne hale getirdiğini herkes biliyor. Kameralar karşısında kol kırmadan işkenceyle katletmeye varan, yine cezaevlerinde tecavüze kadar giden vahşi uygulamalarla yüz yüze kalan Kürt çocukları elbette ki kurtuluşu dağa çıkmakta görmektedir. Demokratik bir toplum inşasını hedefleyen KCK Kurumları bu çocukları eğitip geleceğe hazırlamak zorundadır. Kısaca 16 yaşından küçük yaştakileri HPG almıyor. Bu yaş sınırındaki gençler daha çok Komalên Ciwan’a katılmaktadırlar. Komelên Ciwan ên Kurdistan örgütlenmesi silahlı bir örgütlenme değildir. Bütün bu konular uluslararası kuruluşların denetimine de açık konulardır.

Eğer biz çocuk yaştaki gençleri savaşa alsaydık hiçbir dayatma altında bulunmazken uluslararası kuruluşların antlaşmalarına imza atmazdık. Önceden imzalamışsak demek ki bu konuda iradeli bir kararımız vardır. Bu hususta bizim açımızdan durum nettir. En son uluslararası Cenevre Çağrısı Grubu da geldi; gerekli görüşmeler yapıldı. Durumlar karşılıklı değerlendirmeye tabi tutuldu. Varsa kimi yetmezlikler onların üzerinde elbette ki durulur.

Şu bir gerçek ki hiçbirimiz ailelerimizin kararıyla katılmadık. Yani Kürdistan’da aileler çocuklarının dizinin dibinde olmasını ister. Kendi dünyası çerçevesinde bakar. Ama bir genç okula gider, sokağa gider daha farklı aydınlanmayı yaşayarak farklı, daha geniş bir bakış açısına ulaşabilir. Aydınlanan gençler özgürlük mücadelesine katılım göstermekte ve dağa çıkmaktadır. Bunu da Kürdistan’daki ailelerimiz az çok biliyor. Ailenin rızası elbette ki iyi bir şey ama her yerde olmuyor.

Ailelerimiz bilmelidir ki çocukları kötü bir yola sapmamıştır. İnsan olma ve kendi halkı için mücadele etme yolunda kendini bir yerde halkının bir kadrosu haline getirmek için karar verme tutumunu almıştır. Bu, anlamlı ve değerlidir. Tüm aileler bunu desteklemelidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
A. Nailov 2 yıl önce

kurdler kendi devletlerini kurmali ve harp bitmeli turkiye halklari da kurdistan halklari da rahat bi nefes alabilmelidir.

Avatar
evinkara 2 yıl önce

Herbiji karayilan