Murat Karayılan: Devlet bize 10'a yakın mektup getirdi

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Öcalan’ın avukatları aracılığıyla talimat verdiği ve avukatların kuryelik yaptığı iddialarını yalanlayarak, “Şimdi yanımızda kendi eliyle yazılmış olan 10’a yakın mektubu vardır. Fakat bu mektupların hiçbirisi de bu avukatlar tarafından bize ulaştırılmış değildir. Hepsi, bizzat devletin heyeti tarafından bize ulaştırılmış mektuplardır” dedi. Karayılan, ateşkes iddiaları konusunda ise “Ne olacaksa karşılıklı olmak zorunda; bizden yana artık tek taraflı adımlara yer yoktur. Bunu açık söylüyoruz” dedi.

ANF’nin sorularını yanıtlayan KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, önemli açıklamalarda bulundu. Karayılan, devlet heyetinin kendilerine ulaştırdığı mektuplardan bahsederken, 2006 yılındaki gizemli bir görüşmeye de dikkat çekti.

 

Karayılan’ın sözlerinden öne çıkanlar şöyle:

AKP-Cemaat anlayışı, mevcut durumda iktidara ve devlete egemen olmuş durumda. Bunlar, “geçmişte Kemalist iktidarlar başarılı olamadılar. Çünkü onlar tüm Kürtleri hedeflediler. Din olgusunu kullanmadılar. Yöntemleri yanlıştı. Bunun için başarılı olmadılar. Fakat biz daha farklı yöntemleri, sonuç alıcı yöntemleri kullanarak, başarılı olacağız” demektedirler. Kürt toplumunu tümden reddetme değil, varlığını kabul edip, bir tebaa olarak Türk milletleşmesine dahil etmek, bu temelde tüm Kürtleri hedeflememek; bir kısmını din yoluyla etkilemek, diğer bir kısmını değişik politikalarla, maddi çıkarlarla devletin yanına çekmek; geride kalan-direnen kesimi de faşizan uygulamalarla, tutuklamalarla sindirme ve profesyonel imha etme yöntemleriyle, gelişmiş teknolojiyle yok edip, sonuç almayı hedeflemektedirler.

En son Önder Apo’nun avukatlarına yönelmiş olmaları, artık tüm diyalog köprülerini söküp atmak anlamına gelmektedir. Bizim açımızdan Önderlikle diyalog olmadan, Önderlik üzerinden süreç gelişmeden çözümün herhangi bir biçimde gelişmesi mümkün değildir.

ELİMİZDE ÖCALAN’IN 10 MEKTUBU VAR, AVUKATLARIN HABERİ YOK, DEVLET GETİRDİ

“Avukatlar aracılığıyla savaşı ve örgütü yönetiyor, talimatları gönderiyor” deniliyor. Önderliğimiz, bulunduğu cezaevi koşullarında örgütü yönetme, örgüte talimat verme durumunun söz konusu olmadığını defalarca belirtmiştir. Bizim örgütümüzün kendi sistemi, kendi yönetimi zaten vardır. Talimatların ve mektupların gönderildiği iddia ediliyor. Şimdi yanımızda Önder Apo’nun bizzat kendi eliyle yazılmış olan 10’a yakın mektubu vardır. Fakat bu mektupların hiçbirisi de bu avukatlar tarafından bize ulaştırılmış değildir. Hepsi, bizzat devletin heyeti tarafından bize ulaştırılmış mektuplardır. Avukatların haberleri bile yoktur. Anladığım kadarıyla, ancak son dönemlerde avukatlar kendileri dışında farklı bir kanalın işlediğini sezdiler. Eğer kuryelikten bahsedilecekse, kuryeliği yapan devlet adına hareket eden heyettir. O zaman savcı gidip onları yargılayabilir. Bunu da yapamayacakları açık. Neden? Çünkü durum farklı bir şeydir. Burada hukuktan ziyade siyasal bir durum söz konusudur.

EYLÜL 2006’DA HÜKÜMET NASIL İMRALI’YA GİTTİ?

Peki, bir şey daha sorayım: 2006 yılının Eylül ayında, avukatların görüş günü olmayan bir Cumartesi günü siz devlet ve hükümet olarak, şimdi tutukladığınız avukatlardan birisini Önderlikle görüştürmek üzere İmralı’ya götürmediniz mi? Özel bir talimat ve uygulamayla Cumartesi günü söz konusu avukat gidip Önder Apo ile görüşüp, o görüşme sonuçlarını bize aktarmadı mı? Bunu siz sağlamadınız mı ve o görüşme sonucu 1 Ekim 2006’dan itibaren bir ateşkes süreci gerçekleşmedi mi? Gerçekleşti. Peki, siz o insanları ne yüzle tutukladınız, onu nasıl suçlayacaksınız? Bunu anlayamıyorum. Bu ona karşı yapılan bir kalleşliktir. Siz kendiniz onu gönderdiniz; şimdi de yok sen suç işlemişsin diye tutukluyorsunuz.

DÜNYANIN HİÇBİR YERİNDE BU KADAR AVUKAT TUTUKLANMADI

Dünyanın neresinde bir kerede 33 avukatın tutuklandığı görülmüştür? Bu, ilk kez Türkiye’de olan bir olaydır. Hitler Almanya’sında tutuklanmıştır ama hepsi öyle bir günde tutuklanmamışlardır. Dünyada ilk kez Türkiye’de 33 kişilik bir avukat grubu “siz müvekkilinizle görüşüp, örgüt üyesi olmuşsunuz” diye tutuklanmaktadır.

* Başbakan Erdoğan geçenlerde, “PKK'nin silah bırakması durumunda çok ciddi gelişmeler olabileceğini” söyledi. Bu açıklama sizce ne anlama geliyor? Zira bugünlerde Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani de benzer bir koşulu gündemleştiriyor. Bu bağlamda, Talabani'nin, “Silahların bırakılması konusunda PKK'yi ikna ettim” açıklaması sizce ne anlama geliyor?

Türkiye’de Kürt sorunu güncel bir konu. Hemen herkes kendi açısından tartışıyor, fikir ileri sürüyor. Tartışmanın ve değişik fikir ortaya atmanın herhangi bir sakıncası yok. Fakat Başbakan Erdoğan’ın “PKK’nin silah bırakması durumunda çok ciddi gelişmeler olabileceği” sözü öteden beri Kürt halkına ve bize dayatılan bir şeydir. Yani “önce teslim ol, silah bırak; sonra ben merhametim ne kadar el verirse sana öyle yaklaşırım.” Bu açıdan bunun hiçbir yeri yoktur; bu, olması mümkün olmayan bir husustur. Ama Sayın Talabani, sanırım daha çok kendine göre bazı şartlara bağlayarak ifade ediyor. Ona bir şey demem; tartışılabilir. Ne olacaksa karşılıklı olmak zorunda; bizden yana artık tek taraflı adımlara yer yoktur. Bunu açık söylüyoruz.

Son günlerde “görüşmeler var, çözüm olacak, vb.” bazı psikolojik savaş söylemleri de çeşitli basın-yayın organlarında servis ediliyor. AKP hükümeti, bu tür girişimlerle çözümün bütün zeminlerini ortadan kaldırıyor. Ne çözümü! Tek yol bırakıyor: Direnme yolu. Bir taraftan bu kadar saldırı varken, öbür taraftan çözümden bahsetmek gerçekle örtüşmüyor.

Örneğin; Federe Kürdistan Bölge Başkanı Sayın Mesut Barzani de Türkiye’ye gitti. Belli ki orada bir takım tartışmalar olmuş. Eğer süreç normal gitseydi Sayın Mesut Barzani’nin dönüşünden sonra belli bazı gelişmelerin yaşanması belki olası olurdu ama Erdoğan, Kürt heyetiyle -Sayın Mesut Barzani ile- her ne konuşmuşsa onu yolculadıktan sonra hem tehditler savurdu, hem de operasyonlara hız vererek özellikle de en son Önder Apo’nun avukatlarını da hedefleyerek yumuşamanın tüm zeminlerini tasfiye etti. Bu da AKP’nin niyetini açığa vuran bir durumdur. Bence Sayın Barzani, Sayın Talabani ve bütün gözlemci çevreler bunu iyi görmeli. Yani bir taraftan biz Kürtlere mesaj verilmekte; ‘silah bırakılırsa şu bu olur’ denilmekte, öbür taraftan da var gücüyle saldırılar geliştirilmektedir.

* Talabani'nin size atfen sözünü ettiği, “Genel af ve anayasal tarif” sorunun çözümünde temel eşiğin aşılmasına ne oranda katkı sunar?

Sayın Talabani’nin ifade ettiği o hususlar tartışmalar sonucunda kendisinin çıkarmış olduğu bir yorum olabilir. Biz doğrudan öyle bir şeyi ifade etmekten ziyade, soruna daha geniş bir çerçeveden yaklaşıyoruz. Yani Kürt sorununun çözümü ve silahların tümden devre dışı bırakılması için toplumsal bir uzlaşma projesinin uygulanmasına ihtiyaç vardır. Bunun anayasal boyutu, tutukluların özgürleştirilmesi kadar, ulusal haklar çerçevesindeki boyutları da vardır. Yani birçok boyut söz konusudur. Bunların hepsi tabii birbiriyle bağlantılıdır. Biz sorunun çözümünü daha geniş bir perspektifle bir toplumsal uzlaşma projesi olarak koyuyoruz. Bunu belki de kendisi öyle yorumlamıştır. Ben ona bir şey demem ama çözüm çerçevesini biz çok çeşitli vesilelerle ortaya koymaktayız. En son devlete sunduğumuz protokollerde de çözüm çerçevesi vardır. Tabii ‘her şey tek bir seferde, aynı anda olur’ diye bir şey yok. Bir süreçtir; önemli olan, gerçekten sorunları şiddetle değil diyalogla çözme çizgisine gelmedir. Bu konuda biz PKK olarak her zeminde tutumumuzu koyduk. Biz sorunu diyalog ve demokratik yöntemlerle çözmekten yanayız. Ancak öncelikle bu tutumun devlette de gelişmesi gerekmektedir. Belki de Sayın Talabani’nin “ikna ettim” dediği husus bu tutumumuzu görmüş olması olabilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.