Mihrac Ural iddiaları yanıtladı

Reyhanlı’da onlarca sivil insanın katledildiği bombalı saldırılar ardından basına yayın yasağı kondu ve Hükümet’in tek yönlü açıklamalarına göre olayın failleri olarak Suriye, El Muhaberat, eski THKP-C Acilciler örgütü ve bu örgütün liderlerinden Mihrac Ural gösterildi.

Olaydan kısa süre sonra yayınlanan El Kaide’ye ait olduğu iddia edilen bir video kaydında tıpkı Suriye’deki benzer saldırılarda olduğu gibi saldırı üstleniliyor, bombanın patlaması uzaktan el kamerası ile görüntülenirken arada “Allahu Ekber” sesleri geliyordu.

Yine patlama yerinde El Kaide eylemlerinden aşina olunan elleri arkadan telle bağlanmış bir cesetten bahsediliyordu. Suriye'de yapılan benzer saldırılara misilleme amacıyla bu tür eylemler yapılıp El Kaide süsü mü verilmeye çalışılıyordu, yoksa gerçekten ÖSO ve El Kaide bağlantılı grupların yaptığı bir saldırı mı söz konusuydu? Henüz bu konuyu açığa çıkaracak bilgiler yok.

Konu hakkında sosyal medya hesabından Mihrac Ural’dan görüş almak ve iddiaları sormak istedik. Ural, Demokrat Haber’e “Bugün Cumhuriyet Gazetesi’ne röportaj verdim onu yarın izlersiniz. Ayrıca şimdi bir yayın organına yazdığım aşağıdaki yazıyı iletebilirim” diye yazdı.

Mihrac Ural’a bir yayın organının sorduğu sorulanlar ve yanıtlarını bilginize sunuyoruz:

“ŞAM VE HALEP’TE KANLI EYLEMLERİN TETİKÇİLERİ KİMSE, REYHANLI’NIN DA TETİKÇİLERİ ONLARDIR”

Soru 1: Mihrac bey sizin adınız etrafında bir süredir Türkiye medyasına yansıyan suçlayıcı haber akışının yoğunluğunu siz de yakından takip ediyorsunuzdur. Özellikle ana akım medyanın bu yönlü haberlere ağırlık vermesini hangi nedenlere bağlıyorsunuz, Mihrac Ural bahsettikleri gibi Türkiye ve Suriye'yi karşı karşı getirmeye mi amaçlıyor?

MİHRAC URAL’NI CEVABI:

Reyhanlı’da yaşanan insanlık dramının failleri insanlık dışı senaryolarıyla bölgemizi yakan kana bulayanlardır. Bunlar vicdansız ve ahlaksızlardır. Bu menfur olay, Erdoğan’ın yüzü kadar solun da yüzünü ortaya seren bir turnusol oldu. Reyhanlı’da yapılan insanlık kıyımı bir terör eyleminin ötesinde tipik devletler arası ayak oyunlarıdır. Bölgedeki dengeleri karıştırmak isteyen güçler dışında da hiç bir siyasi amaca hizmet etmeyen bu kıyıma karşı ilk tepki verenlerden biri de ben oldum. Bu kıyımı şiddetle kınadım. Kıyımın gerçek sorumlusu olabilecek çevrelerin kimler olduğunu örneklerle açıklamaya çalıştım. Erdoğan’ın Fethullahçı imamlar ordusunca ele geçirilen Türk istihbarat birimleri (MİT ve Emn. Gen. Mü.İstihbarat Dairesi) ve İsrail’in MOSSAD’ı olduğunu açıkladım. Bu iki güç bölgede kirli amaçlarla çalışan ve Suriye olaylarında en baştan itibaren aktif yer alan eli kanlı güçlerdir dedim. Bunun için Şam ve Halep’te kanlı eylemlerin tetikçileri kimse, Reyhanlı’nın da tetikçileri onlardır dedim.

Bu düşüncelerimi Reyhanlı olayı akabinde onlarca kez tekrar ettim. Dolaysıyla böylesi eylemlerden halkların hiçbir çıkarı olmayacağını teyit ettim. Bu anlamda, şu dünyada Suriye ve Türkiye’nin karşı karşıya gelmesini isteyecek en son kişi benim. Hayatımın son 33 yıllık siyasi yaşamım boyunca Türkiye halkıyla Suriye halkının tarihsel bağları kültürel yakınlıkları itibariyle de iç içe olan bölge halkları olarak barış ve güven içinde olmalı için harcadım: bunun için binlerce makale yazdım. Erdoğan yönetiminin Suriye’deki kanlı olaylarda bire bir yer almasına, mali ve askeri açık desteğiyle Suriyeli masum insanları akıl almaz bir hunharlıkla katletmesine rağmen, Türk bayraklarının yakılması dahil iki halkın düşmanlığına yol açacak her şeye karşı çıktım. Bu çabalarda Suriye halkı da duyarlı davranarak Türk halkına karşı beslediği kardeşliği korudu ve hala bu duygularla Erdoğan yönetimiyle Türkiye halkını birbirinden ayırıp olaylara yaklaşıyor.

Bunun önemi bu gün yeterince belirgin olmasa da gelecek kuşakların bu bölgede barış içinde yaşamaları açısından hayati öneme sahiptir. Biz devrimcilerin ahlaksal ilkeleri de halkların kardeşliğidir; yönetimlerin gelip geçici olduğu bir dünyada tek dayanağımız halkların kardeşliğidir: bunun için Türkiye ve Suriye hep dost olmalıdır ilkesiyle çalıştık. Bu eylem bizim on yıllar içinde yaptığımız barışçıl çalışmaya karşı darbe vuran bir eylemdir ve bu eylemi yapan eller, Suriye’yi kana bulayan ellerden başkası değildir diyorum.

Soru 2: Suriye'de iki yıldır devam eden çatışmalı durum hakkında süreci birebir yaşayan biri olarak neler söylemek istersiniz, sizce Suriye'de neler oluyor?

MİHRAC URAL’NI CEVABI:

Suriye’de olan Suriye’nin yarım asırdır süren anti-emperyalist direnme tutumuna bedel ödetmekten ibarettir. Suriye emperyalist sermayenin bölgemizi rahat talan etmesi önünde bağımsızlığıyla, bağımsız kararıyla, hiç b.ir uluslar arası fona bağlı olmayan borçsuz devlet konumuyla büyük bir engeldir barikattır. Suriye ayrıca bölgenin tüm direnme güçlerinin de en yakın destekçisidir; Filistin davasının Lübnan direnişinin, Irak direnişinin hata Türkiye ve Kürt devrimci hareketinin en yakın dostu, güvenli limanıdır. İşte mesele de budur.

Emperyalist sermaye Akdeniz üzerinden Kafkaslara kadar bu bölgenin, petrol, doğal gaz, stratejik madenleri, tahıl alanları, tatlı su kaynakları ve bunları korumak için askeri üsler elde etmek üzere talan etmek istemektedir. Suriye bölge halkları adına bu talana karşı direnen bir yönetime sahiptir, bunun için yıkmak yıkamazlarsa da köklerinden sökmek istemektedirler.

Suriye’de temel mesele budur. Ne mezhepsel bir çatışma ne de başka bir şey. Bütün mesele emperyalist çıkarlara karşı durma iradesini bağımsızca alabilmiş olmaktır. Bu aynı zamanda İsrail’in güvenliğini sarsan bir durumdur. Yeryüzünün tüm şer güçlerini, Erdoğan dahil Katar, Suudi gibi karanlık akılların mali ve askeri desteğini eli kanlı şebekelere aktarma nedeni de budur. Bu azılı katil sürülerinin bir piyon olarak Suriye üzerine sürülmelerinin de anlamı budur.

Bu durumda Suriye’de açık bir karşı devrim hareketi insanlık dışı bir kıyım ve yıkım süreci var demek yanlış değildir. Suriye halkının ezici çoğunluğun arkasına alan Beşşar Esad yönetiminin 2 yıldır süren tarihin en kapsamlı saldırılarına rağmen dik duruşunun nedeni de budur. Bu yönetimi dünya şer güçleri yıkamadıkça da böylesine azgın vahşetlerle karşı karşıya kalmamız gündeme gelmektir.

Soru 3: Suriye'de ve bölgede savaşı derinleştirmek isteyen güçlere karşı barış seçeneğini nasıl ve hangi bakış açısıyla hayata uyarlayabiliriz?

MİHRAC URAL’IN CEVABI

Barış yaşamdır gelişmedir uygarlıktır. Suriye’de kendi barışını er ya da geç bulacaktır. Bunun önündeki en önemli engel dış müdahaledir: Suriye halkı kendi iç işlerine yabancı güçleri karıştırmadığı sürece iktidarı ve muhalefetiyle ortak vatanı için bulamayacağı hiçbir barışçıl çözüm yoktur.

Suriyeli olma bilinci dünyada çok az ülkede var olan bir algıdır. 7000 yıllık uygarlık beşiği olmanın zaman içinde olgunlaştırdığı bu kimlik Suriye mozaiğini ortak bir dokuda birleştirmiştir. Kürtleriyle Arapları Süryani’siyle, Ermeni ve Asuri’leri hep Suriyeli yapmıştır. Bu tüm dini ve mezhepsel farklılıkların bileşkesi olarak da aynıyla geçerlidir: herkes Suriyelidir ve bu üst kimlik çok kabul gören bir veridir. “Türkiye üst kimliği”ni binlerce yıl farklı kat be kat aşan bir kabuldür. İşte barışı yakalamanın en önemli verisi de budur.

Bu konuda ciddi adımlar da atılmıştır. Beşşar Esard yönetimi yoğun olarak ulusal ölçekte açık toplantılar yapmakta ve vatan çatısı altında yer aldığını iddia eden eli kana bulanmamış tüm muhaliflerle konferanslar verilmekte ve barışın yakalanması için çaba sarf edilmektedir. Yönetimin başarılarından biri de budur. Erdoğan yönetiminin asla kabul etmediği, sivil diktatörlük hezeyanıyla ülkeyi başkanlık sistemi ve maceralarına sürüklediği bu koşulda Suriye’nin gösterdiği uygar tutum esasında tüm bölge için bir örnektir.

Buradan yola çıkarak, ben de kendi adıma bu barış sürecinin önemli bir halkasını oluşturmaya çalıştım. Ulusal barış komitesi dış ilişkiler bürosunun başında bulunarak bir yandan emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı, Suriye vatan savunmasında mücadele ederken diğer yandan barış için elimden elini yapmaya çalışıyorum.

Tarihte de bilindiği gibi, tüm savaşlar sonuçta barış masasında çözüm bulur: Suriye’de de bu olacaktır. Bunun adımları atılmış bulunuyor. Suriye ordusu ülkesinde büyük başarılar kazandıkça, barışı engelleyen terör öbekleri, el Kaide’ci dış güç kuklaları geriledikçe barış da yakınlaşmaktadır.

Suriye farklılıklarıyla güçlü bir ülkedir Kürtlerin hakkını tanıyan bir Suriye daha güçlüdür, Devlet mezhebi Sünni olmasına rağmen, farklı mezheplere özgürlük veren bir Suriye direnme gücünü güçlendirmiş bir Suriye olacaktır. Bütün bunlar hızla ilerleyen barış sürecinin de temel taşları olarak yapılanmaktadır. Suriye barışı, dış güçlerle kirli ve karanlık ilişkisi olmayan Suriyelilerin omzunda hızla gelişen bir süreç olarak ikame edilmektedir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.