Levent Üzümcü: Sessiz kalanlar kötülüğün parçasıdır
Oyuncu Levent Üzümcü, oyunculuktan tiyatroya, çatışmalı süreçten yeni anayasaya kadar yaptığı açıklamalarla dikkat çekiyor.

Manşet Kocaeli gazetesinden Kerim Çelik'in sorularını yanıtlayan oyuncu Levent Üzümcü, Türkiye’de geniş kesimlerin üzerinde baskı olduğunu ifade ederek, “Sessiz kalanlar kötülüğün parçasıdır” dedi.

Hükümet'in yeni anayasa söylemi için 'yalan dolan' ifadelerini kullanan Üzümcü, "Biz biliyoruz kimin yapacağını ve bugüne kadar yaptıklarını da biliyoruz. Bu ülkenin bu imkanıyla ucu ucuna yetiştirdiği akademisyenleri terörist ilan edenler mi yeni anayasa yapacaklar? Yanlış bilmiyorsak öyle olacak. O zaman şimdi sen bu anayasadan ne bekleyebilirsin?" diye konuştu.

Levent Üzümcü ile yapılan röportaj:

*Televizyon, sinema, tiyatro gibi birçok alanda çalışmalarınız bulunuyor. Kendinizi en iyi hangi alanda ifade ettiğinizi düşünüyorsunuz? Ben buraya aitim dediğiniz alan neresidir?

Sinema da başka bir kafa, televizyon asıl paraların döndüğü yer ancak tiyatronun yeri benim için çok ayrı. Tiyatroda kendimi çok daha özgür hissediyorum ve insanlara ulaştırmak istediklerimi direkt olarak verebildiğimi düşünüyorum.

*Oyuncu olmasaydınız ne olurdunuz?

Çok sık sorulan bir soru. Aslında çokta kestirmek zor ama herhalde sualtı fotoğrafçısı olmak isterdim.

*Tiyatroya başladığınız yıllar, daha sonrası ve bugünkü zamanı karşılaştırdığınızda aradaki farklar neler? Sanatsal faaliyetlerde bir değişim, gelişim söz konusu mu?

Eskiye nazaran baktığımızda insanlarımızda artık tahammül yok ve eleştiriye kapalı durumdalar. Bir değişim tabii ki var ancak bu gelişim yönünde gibi görünmüyor. Sanatçılar dünya görüşlerini veyahut insanların dikkatlerini çekmek istedikleri noktaları sergilerken, uygulanan baskılardan kaynaklı çekimser kalabiliyorlar.

*Televizyon alanında da birkaç yapımda yer aldınız ama en uzun süre yer aldığınız yapım ‘Avrupa Yakası’ (6 Sezon). Burada uzun süre yer almanızdaki etkenler nelerdi?

Oradaki hem kadro hem senaryo çok iyiydi. Biz çekimlerimizi gerçekleştirirken aynı zamanda çok eğleniyorduk. Tabi böyle olunca halka da bunu hissettirebiliyorduk. İnsanlar ‘Avrupa Yakası’ndaki esprileri ve karakterleri artık sokağa taşımaya başlamıştı.

*Televizyon mu, tiyatro mu desem? Televizyonun varlığı tiyatroyu etkiliyor mu?

Tabi ki tiyatro, onun yeri her zaman başkadır. Belki biraz etkiliyor olabilir önceden televizyon olmadığında insanlar tiyatro ve sinemaya gidiyordu. Ama sonuçta bu da çağın, teknolojik gelişmelerin bir gereği olarak ortaya çıktı. Olmasaydı diyemeyiz.

*Sanatın, sanatçının politik bir duruşu olması gerektiği düşüncesine sahipsiniz. Niçin böyle olmalıdır?

Yani bizim hayatımızı doğrudan etkileyen şeyler hakkında konuşma hakkımız var ve her insanın vardır. Bir takım insanlar politika yapma diyorlar. Politika nedir? Kimin için yapılır? Tabi ki insanlar için.

*Bu şekilde tavır göstermeyen sanatçılar, onların yaptığı nedir?

Valla ben sana şunu söyleyeyim; kötülükler karşısında onlara karşı tavır almayıp sessiz kalanlar, bu kötülüğün aslında birer parçasıdırlar. Bu kadar da nettir bu aslında. Sessiz kalmak falan da değil bilerek isteyerek belirli çıkarlar doğrultusunda bu kötülüklerin parçası olmaktır.

*Sosyal medyada oldukça etkinsiniz ve gördüğüm kadarıyla söylemlerinize karşı olan hatta hakaret ve tehdit içeren yorumların bile sayfalarınızda görüntülenmesine müsaade ediyorsunuz. Birçok kişi bu gibi durumlarda hakaret davaları açarken bu yorumları sayfalarından silerken, sizin böyle bir tavır sergilemenizin sebebi nedir?

Çünkü fikirlerimize karşı çıkan, aynı ortak fikirleri paylaşmadığımız insanların seviyelerinin herkes tarafından görülmelerini istiyorum. Seninle aynı fikirde olmayan insanın direkt küfreden birisinin olduğunu bilmek, bu insanların şu an kalabalık olduğunu bilmek, senin nasıl bir şeyle karşı karşıya olduğunun en büyük göstergesidir. Herkes neyle karşı karşıya olduğunu çok iyi bilsin diye böyle yapıyorum. Bilmiyorum geçen gün gördünüz mü, üç yaşında bir çocuğun iç çamaşırıyla büyüklerin önüne çıkmaması gerektiğini salık veren birisi var. Yani olurda kendimi kaybedersem üç yaşında çocuğa bir şey yapabilirim diyor. Baya bildiğimiz sapıklık dediğimiz şey, taciz fikri, bir çocuğu taciz etmek kurumsallaşıyor. Kimsenin bununla ilgili dava açtığı yok. Hoş, dava açılsa da dava ile ilgili hakkaniyetli bir karar verecek hakimin başına gelebilecek şeylerde ortada. Rezil bir durum ortaya çıkmaktadır. İşte o hakaret eden insanlar bu konularda yorum yapmazken insanların fikirlerine küfür ve tehditlerle karşılık verebiliyor.

*Ülkenin batısında yaşayan ancak doğusundaki birçok yeri de ziyaret etmiş biri olarak, bölgede yaşananlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Demokratik yoldan çözümü bekleyen insanlar, şimdi ne yaparsın yani demokrasinin olduğu bir ülkede parti kurarsın. Seçimlere girersin değil mi? Adamlar yüzde 10’un üzerinde oy aldıkları için cezalandırılıyorlar. Şimdi herkes terörist görülüyor. Yani toplumun çok büyük bir kesiminin kafasında bütün Kürtler terörist, HDP terörist bir örgüt ve bunu söyleyen insanlar, “Bizim muhatabımız Abdullah Öcalan’dır” diyorlar. Bu da çok komik bir hal alıyor yani anlatabiliyor muyum neler oluyor. Kurulmuş bir siyasi partiyi terörist ilan ediyorlar. Aslında bakarsak bütün hikaye oy dağılımı ile ilgilidir. İstedikleri oylar alınmadı, işler olmadı, kolay kolay her şey halledilemediği için oluyor bunlar. Öyle olsaydı bu olaylar ortaya çıkar mıydı? Bu kadar insan ölür müydü?

*Buna bağlı olarak geçtiğimiz ay ‘Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi’ tarafından yayımlanan bildiri ve bu bildiriye imza atan akademisyenlerin gördüğü tepkiler hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

Bu ülkenin okumamış insanları, okumamış insanların hepsinden bahsetmiyorum. Aile içi eğitimden yana müthiş eksiği olan insanların, bu ülkenin tarihinde okumuşlar ile ilgili her zaman çok ciddi sıkıntıları oldu. Ve bu sıkıntıları her türlü kaba şekilde dile getirebilme şımarıklığına da sahipler. Bu böyle sürüp gidiyor ve buna karşı çıkabilecek bir şey görmüyorum. Çünkü buna adalet karşı çıkar. Koskoca ülkenin en üst düzeyinden akademisyenler ‘terörist’ olmakla itham edildiler. Ne diyebiliriz ki artık bundan sonra? Bu kadar fazla dezenformasyonun olduğu bir ülkede hakkın, hakkaniyetin, gerçeğin, doğrunun peşinden koşmak inanın çok zor olmasına rağmen yapılması elzem bir şey.

*Son olarak, yeni anayasa çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Mevcut anayasa ülke için yeterli midir?

Burası bir dezenformasyon cehennemi, onun için şöyle söyleyeyim; mesela kim yapacak yeni anayasayı? Bir isim alabilir miyiz? Gerçekten demokratik olan kişi yada kurumlar mı yapacak yeni anayasayı? Biz biliyoruz kimin yapacağını ve bugüne kadar yaptıklarını da biliyoruz. Bu ülkenin bu imkanıyla ucu ucuna yetiştirdiği akademisyenleri terörist ilan edenler mi yeni anayasa yapacaklar? Yanlış bilmiyorsak öyle olacak. O zaman şimdi sen bu anayasadan ne bekleyebilirsin? Demokrasi mi? Kendimizi mi kandıralım hep birlikte şimdi? Ya arkadaş sen bugüne kadar ne yaptıysan bugünden sonrada aynısını yapacaksın. Ne olacak ki yine halkı kandırmaya devam edecekler. Halkta zaten kandırılacak yer arıyor, inanıyor, iyi şeyler olsun istiyor. Mesela ben ne yapayım şimdi? Bunları konuşmayayım mı? O yapılacak anayasa sadece toplumun yarısı için yapılacak bir anayasa mıdır? Şimdi ben bunu dediğimde, vay efendim biz demokratik anayasa yapacaktık bunlar karşı çıkıyor. İstemezükçüler bunlar diyecekler. Yeni anayasa da adalet güzel işleyecek mi? Kuvvetler ayrılığı olacak mı? Cumhurbaşkanı tarafsız olacak mı? ‘Başkan’ tarafsız olacak mı? Asıl mesele bunlardır. Geçelim bunları yalan dolan bunların hepsi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.