Kürtlerin arş-ı alaya çağrısı

“Güneş ve rüzgâr kimin daha güçlü olduğunu tartışıyorlarmış. Rüzgâr ben daha güçlü olduğumu kanıtlayacağım. Şu karşıdaki paltolu yaşlı adamı görüyor musun? Paltosunu senden daha hızlı çıkaracağıma bahse girerim demiş. Güneş bir bulutun arkasına çekilmiş ve rüzgâr kasırga şiddetinde esmeye başlamış. O kuvvetle estikçe ihtiyar adam paltosuna daha sıkı sarılıyormuş. Sonunda rüzgâr pes edip durmuş. Bu kez sıra Güneş’e gelmiş. Güneş bulutların arkasından çıkıp yaşlı adama nazikçe gülümsemiş. Çok geçmeden adam alnındaki teri silip paltosunu çıkarmış. Sonra Güneş rüzgâra dönerek nazik ve dostça davranışın, şiddet ve güç gösterisinden daha etkili olduğunu söylemiş.”
Yeni yılın arifesinde gökyüzünden haşmetmeapların emri ile yağan bombalar sonucu yarısı 15 yaşından küçük, diğer yarısı 15 ile 22 yaş arasında 34 kişinin öldürülmesinin üzerinden 5 ay geçti. Kürtler bir kez daha zalimin zulmünü kayda geçirdi. Kürdün acısını yaşamasını ve hesap sormasını büyük bir kabahat olarak gören muktedirler, katliamın yaşandığı günden bu yana yukarıda anlatılan kısa öyküdeki “Rüzgâr”ın hırsı ve kibri ile gerçekleri ters yüz ediyor. İktidarın kendisine sunduğu “kasırga şiddeti”ne güvenen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Roboski’de yaşanan o günden bu yana ilk önce katliamın üstünü kapatmaya çalıştı, ardından olayın üzerine giden namuslu kalemleri susturmaya... Uludere konusunda kendi yarattıkları siyasal çamurda debelenen AKP hükümeti ve Başbakan, katliamı aydınlatmak yerine Kürt siyasal hareketine ve toprağın altına giren 34 Kürdü suçlama aymazlığında bulunacak kadar tuhaf bir halet-i ruhiye ile hareket ediyor.
“Kaçakçılar, niçin sınırda mayına basmıyor” sorusunu ortaya atan Başbakan’ın bu sözü kendisinin ve temsil ettiği partinin Kürtlere karşı artık bilinçaltı değil, bilinç üstünde yatan algısını gayet iyi gösteriyor. Kürtlerin ruh ve siyasal dünyasında bir deprem niteliğinde olan bu katliama ilişkin Başbakan’ın, Kürt siyasal temsilcilerini yerlerde gezinen üslubu ile Kürtlerin kalbine attığı çentiği daha da derinleştiriyor. İktidar tanrısının iksirini kana kana içen Başbakan, Uludere Katliamı’nda bir kez daha insanlık değerlerini kendi kibrine ve politik çıkarlarına kurban etti. 

Kibir retoriği
Katliamın kamuoyunda tartışmasını önlemek için yine maçovari bir üslup ile “Her kürtaj bir Uludere ’dir” sözünü ortaya atan Başbakan’ın bu yaklaşımı, hem gündemi değiştirmeye dönük ve kurnazcaydı hem de kendi zihinsel haritasındaki gerici yaklaşım ile ülkenin sosyal dokusunu değiştirmeye dönüktü. Her şeyden acısı ise, bu kibirli ve mantıksız retoriğin ülkenin pazarında geçer akçe oluşu. Bu muhafazakârlık ruh hali ile Uludere ve kürtaj arasında bağ kuran Başbakan Erdoğan, şunu çok iyi bilmeli: Günışığında güneşi inkâr etmek ne kadar akıl dışı ise bu katliamda kendi hükümetini temize çıkarma girişimi de bir o kadar mantık dışıdır. Ancak tersi bir mantık ile kürtaj ve Uludere arasında bir bağ kurabiliriz: Kadının bedeni üstündeki haklarının gasp edilmesi konusunda pervasız olan Başbakan’ın bu zihniyeti, Kürtlerin demokratik ve kültürel haklarının gasp edilmesinde de bir o kadar pervasız. Başbakan’ın öncülleri ve kendisi yıllardır Kürt halkına bir “ulusal kürtaj” politikasını reva gördü.
Öte yandan bu ülkenin meclis çatısında yer alan bir partiyi tüm zamanların en ağır kavramı -nekrofili- ile itham edecek kadar pervasızlaşan Başbakan’ın öfke ve kin saçan açıklamalarını dehşetle izliyoruz. Başbakan, memleket insanının çoğunluğunun desteğini arkasına almış olmanın verdiği kibir ile camcı dükkanına giren fil misali önüne gelen her şeyi dağıtıyor. “Haşmetler”in içine düştüğü vahim duruma bir ad koymakta zorlansak da yakalandığı bu ruhsal ve siyasal illete dair birkaç şey söylenebilir. Yedi düvel cihana karşı ‘kafa tutma’lardan devşirdiği karizması, demokratik Kürt hareketi karşısında fena çiziliyor. İktidar olmanın sağladığı sınırsız güce, bölgedeki stratejik konumu da eklenerek, Osmanlıcı ütopyaları ne zaman canlansa, karşısına Kürt siyaseti dikiliyor. Üstesinden gelemeyince de siyasi üslubunun freni fena halde boşalıyor. 

Medya
İktidarlar tarihten günümüze kadar iktidarı kurumsallaştırma, yayma ve meşrulaştırma açısından medyayı hep kontrol altına almak istedi. Sultan Abdulhamit’in sansür anlayışını bile geride bırakarak medyaya yaklaşan Başbakan’ın da bu tarihsel tecrübeden büyük bir ders aldığı, gazetecilere ilişkin yaptığı açıklamadan da, gayet iyi belli oluyor. Uludere konusunu gündemde tutmaya çalışan kimi vicdanlı gazeteciler için “Tasmalarınızı çıkardık, uluslararası tasma taktınız. Ak tasmalı gazeteciler kadar, dışarıdan yularlı politikacılara, hocalara ve paşalara da karşı duracağız” sözleri, aynı zamanda yakalandığı muktedirlik hastalığının tipik bir dışavurumu. Başbakan’ın konuşmasının devamındaki “Daha düne kadar üniformalılar sizi arayıp yazdıklarınızdan dolayı azarlıyordu. Karşılarında hazırola geçip aldığınız emir doğrultusunda yazı yazıyordunuz. Sizi tasmalarınızdan biz kurtardık” açıklamasından da şunu anlıyoruz: Haşmetmeapları karşısında farklı düşünen, sorgulayan, deyim yerinde ise çatlak bir ses istemiyor. Başbakan askerler karşısında hazırola geçen gazetecilik anlayışını, kendi karşısında da görmek istiyor. Başbakan’ın hiç kaygısı olmasın. İktidar ve medya ilişkisinin dışına çıkmayan anaakım medyanın “iktidar önlüklü ve yandaş medyası” bunu layıkıyla yerine getiriyor. Başbakan’ın bu küçük düşürücü yaklaşımında Türkiye’deki anaakım medyanın büyük bir payı var. Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana başta Kürt sorunu olmak üzere ülkenin diğer sorunları konusunda kayıtsız kalarak gerçekleri örtbas etmede, kimi zaman iktidarları bile geride bırakan anaakım medya, bugün de AKP’nin korku imparatorluğunda aynı rolü oynuyor. Uludere’de yaşanan katliamı ilk 24 saat görmezden gelen anaakım medyanın tavrı, iktidar ile olan göbek bağını net bir şekilde ortaya koydu.
Sonuç olarak Başbakan, Uludere konusunda takındığı bu tavırla hiç sakınmadan dini, toplumsal ve bir bütün olarak insanlık değerlerinin idam fermanını verdi. Ancak Başbakan ve bu katliam karşısında sessiz kalanlar için Uludere Katliamı, bir azap olmaya devam edecek. Türkiye’de demokratik muhalefet yürütme iddiasında olan herkes, Uludere halkı nezdinde tüm Kürtlerin arş-ı alaya daveti olan “hakikat ve adalet” çağrılarına kulak vermeli. Başbakan arkasındaki “kasırga” ile hareket ettikçe Kürtler kendi ulusal değerlerine ve demokratik taleplerine daha sıkı sarılacak. Ancak kendisine samimiyetle yaklaşan herkese Kürtlerin dostça gülümsemeyi esirgemeyeceğinden kimsenin de kuşkusu olmasın. 

FAYSAL SARIYILDIZ:  BDP Şırnak Milletvekili, Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.