Karayılan: Apo'nun görüşmesi yeterli!

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın son dönemde sık sık dile getirdiği PKK'lilerin silah bırakarak Türkiye'yi terk etmesi yönündeki açıklamalarına " Kim kimi ülkesinden kovuyor? Burası bizim ülkemizdir. Siz dışarıdan gelmişsiniz, ülkemizde işgal kuvvetisiniz. Terk edecek olan biri varsa, o da sizsiniz" şeklinde yanıt verdi. Karayılan, İmralı'da gelişen süreci de önemli gördüklerini ifade ederken, pratik adımlar atılmasını istedi. Karayılan, "Mevcut durumda AKP hükümetinde sorunun çözümüne dönük samimi ve güven veren bir yaklaşımı pek göremiyoruz" dedi.

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, ANF'ye verdiği mülakatta güncel siyasal gelişmeleri değerlendirdi. Karayılan, " Eğer gerçekten bir çözüm süreci isteniyorsa artık bu psikolojik savaş üslubunu ve bakış açısını bir tarafa bırakmak gerekiyor. Bu konuda tarafların birbirine saygı duyması ve doğru tanımlaması önemlidir" mesajını verdi.

MEDYA SADECE KENDİNİ ESAS ALIYOR

Karayılan bazı PKK eylemlerinin süreci sabote etmeye yönelik olduğu iddialarına, “Hareketimize dönük gelişen saldırılar var. Bu olayları sıradan görüp, sadece kendi kayıplarını kayıp sayarak, başkasının kayıplarını görmeyen bir tutumla kimse doğruları bulamaz” diye yanıt verdi.

İMRALI'DA GELİŞEN GÖRÜŞME SÜRECİ ÖNEMLİ

Karayılan, Abdullah Öcalan ile devlet yetkilileri arasında başlayan görüşmeler için ise şöyle konuştu:

“Açık ki İmralı’da gelişen diyalog ve görüşme süreci önemli bir süreç. Ve eğer Türk devleti tarafından ciddi bir yaklaşım geliştirilirse bu süreç gerçekten bir demokratik çözüm sürecine dönüşebilir. Mevcut durumda koşullar buna müsaittir. Bu kapsamda gelişecek olan çözüm sürecine dahil olma bakımından herhangi bir sorunumuz söz konusu değildir. Biz her zaman Önderliğimize tam olarak güvendik, şimdi de tam olarak güveniyoruz. Biz, Önderliğimizin Sayın Ahmet Türk ve Sayın Ayla Akat’la yapmış olduğu görüşmede ifade ettiği çerçeveyi doğru ve yerinde görüyoruz. “

“APO’NUN GÖRÜŞMESİ YETERLİ”

Kimi sözleriniz çeşitli kesimler tarafından “sizlerin de görüşmelere katılmak istediğiniz” biçiminde yansıtıldı. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Şimdi bizim bazı söylemlerimize dayanarak “PKK ya da KCK de sürece dahil olmak istiyor” diyen çevreler oldu veya böyle konuşan kişiler var. Bizim adımıza, yani KCK adına Önder Apo’nun görüşmesi yeterlidir. BDP ayrı bir siyasi oluşumdur, o da kendi rolü çerçevesinde elbette sürece ve görüşmelere dahil olabilir ama bizim adımıza Önderliğimizin görüşmeler yapması kendi başına yeterlidir.

Biz, “biz de görüşmelere katılmalıyız” gibi bir şey söylemedik. Ancak bize düşen bölümleri, yani teknik ve uygulama sorunlarını çözmek üzere, İmralı’daki görüşmeler paralelinde elbette ki farklı departmanlar oluşturulabilir.

Bizim söylediğimiz şudur: “Stratejik kararlar ve değişim süreçlerinin uygulanması için Önderliğimizin bizlerle tartışabilme olanağının yaratılması gerekiyor. Yani Önder Apo bizlerle direk diyaloga geçebilmelidir.

Biz Önderliğimizin bizi tam olarak temsil edeceğine inanıyoruz. Ama Önderliğimizin, kararlarını veya görüşmelerde ulaşılan sonuçları, özellikle de stratejik değişim anlamına gelecek konularda tüm yapıyı ikna etmesi gerekmektedir. Onun için de diyaloga geçmesi gereklidir.

BAŞBAKAN İSTER TANISIN İSTER TANIMASIN

* Başbakan’ın Kürt sorununu tanımadığını dile getirmesini böylesi bir süreçte nasıl değerlendirmek gerekir?

İster tanı ister tanıma; TC Devleti’nin bir Kürt sorunu vardır. Bu tarihsel bir gerçekliktir. Bu sorun Kürtlerin bir sorunu değildir, Cumhuriyet'in bir sorunudur.

Eğer devlet istese bu sorunu çözebilir ama çözmesi için öncelikle devletin karar alması gerekiyor. Yani öyle taktiksel, bazı dönemleri kurtarmaya dönük ya da oy hesabıyla yaklaşarak bu sorun köktenci bir biçimde çözülemez. Sorunu çözmek için Türk devletinin, hükümetiyle ve muhalefetiyle stratejik bir karar alması gerekmektedir. Bu sorun Kürtlerin bir sorunu değildir. Sadece bir hükümetin de sorunu değildir. TC Devleti’nin bir sorunudur.

AKP'NİN GÜVEN VEREN BİR YAKLAŞIMI YOK

* Peki, bu konuda mevcut hükümette sorunun çözümüne dönük ciddi bir yaklaşım var mı?

Türkiye'de sorunun çözümünde parlamentonun rol üstlenmesi önemlidir. Yani parlamentonun gerekli anayasal düzenlemeleri yapmasıyla kalıcı barış koşullarının temeli atılmış olunur. Ancak mevcut durumda AKP hükümetinde sorunun çözümüne dönük samimi ve güven veren bir yaklaşımı pek göremiyoruz. Özellikle hükümetin ve Başbakan’ın söylemi ve üslubu, yine İmralı görüşmelerinin açıklanmasından bu yana olan pratiği yan yana getirildiğinde ciddi kuşkuları hissetmemek mümkün değildir. Her şeyden önce Başbakan’ın mevcut durumda bize dayatmak istediği şey ancak tamamen yenilmiş, mücadele ile kazanma şansını kaybetmiş bir örgüte ve halka dayatılacak olan şeylerdir. Yani tek taraflı bir biçimde, “gideceksiniz, silahlı mücadeleyi bırakacaksınız, bırakana kadar da bizim size karşı saldırılarımız devam edecektir” tarzındaki üslup, sorunu çözme üslubu değil, işi yokuşa sürme üslubudur.

KİMİ KİMİN ÜLKESİNDEN KOVUYOR

Kendi ölüm rakamlarını 10 kat düşürerek PKK'ninkini de 5 kat yükselterek sonuçlara gitmek ve bunu da böyle propaganda konusu etmek gerçekleri tümüyle ters yüz etmek olduğu gibi karar almanın verisi haline getirmek ise çok tehlikeli ve yanlış kararların alınmasının işaretidir. Belki de Başbakan’a bunlar sunuluyor, Başbakan da böyle olduğunu anlayarak kalkıp bize, “haydi terk edin burayı” diyor ve bunu dayatıyor. Kim kimi ülkesinden kovuyor? Burası bizim ülkemizdir. Siz dışarıdan gelmişsiniz, ülkemizde işgal kuvvetisiniz. Terk edecek olan biri varsa, o da sizsiniz. Tamamen zora dayanıp sırtını dış güçlere vererek, NATO'ya vererek ve teknik gücüne dayanarak bir halkı dize getireceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bu halk dize getirilemez! Bu halk sizin karşınızda diz çökmez. Bu halk boyun eğmeyecektir, direnecektir, sonuna kadar direnecektir!

BÖLGE KAYNIYOR, AKP ZORLANIYOR, BİLİYORUZ

Açıkça söylüyorum; bölge kaynıyor. Bölgenin bu kaynama süreci içerisinde Türk devletinin de, AKP'nin de zorlandığını biliyoruz. Gerçek bu. Yani AKP'nin ABD, NATO projesi çerçevesinde Ortadoğu'da rol oynaması ve özellikle kendine dair bölgede model bir ülke veya bir bölgesel güç olması için PKK'nin yürüttüğü direnişin durması gerekiyor. Bunun Kürt haklarının verilmesi temelinde durdurulması mümkün ama bunu zorla asla durduramazsınız. Siz PKK'nin mevcut oluşturmuş olduğu direniş rezervlerini 30 yıl daha savaşsanız da ortadan kaldıramazsınız.

Şimdi yoğun bir psikolojik atmosfer yaratılıyor. Bir nevi neredeyse çözümün eşiğine gelinmiş de, her şey Önder Apo'nun karar vermesine ve bir talimatına kalmış gibi gösteriliyor. Halbuki sorun bir halk sorunudur; bir dil ve bir kültür sorunudur.

BÜLENT ARINÇ'IN ÇERÇEVESİ DAHA DOĞRU

Başbakan diyor ki, “1980'lerin işkence ortamında sadece Diyarbakır Zindanı'ndakiler değil, bizler de Türkiye zindanlarında yaşadık ama dağa çıkmayı düşünmedik." Bülent Arınç'a cevaben böyle bir şey söylemişti. Ben de şunu söylüyorum; eğer dilin, kültürün ve gerçeğin yasaklanmış olsaydı, zorla seni Kürt yapmak isteselerdi, sen de dağa çıkmayı düşünebilirdin. Hiç kusura bakma, bu konuda Bülent Arınç'ın empati kurma çerçevesi daha doğrudur.

AVUKATLARIN TUTUKLANMASINI KINIYORUZ

* Geçtiğimiz günlerde devlet güçleri tarafından birçok ilde eş zamanlı olarak gerçekleştirilen operasyonlarda aralarında Çağdaş Hukukçular Derneği’nin de bulunduğu birçok dernek, kültür merkezi, basın kuruluşu ve sivil kurumlara baskınlar düzenlendi. Bu baskınlarda onlarca kişi gözaltına alındı ve aralarında ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın da bulunduğu birçok kişi tutuklandı. Siz bu operasyonları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugün Türkiye'de çeşitli kesimlere karşı sürdürülen operasyonlar vardır. Polis devleti şeklinde şekillenen, AKP'nin geliştirdiği mevcut devlet sistemi tüm muhalif kesimleri sindirmeyi öngören operasyonlar yapmaktadır. DHKP-C adı altında geliştirilen, içinde avukatların ve Grup Yorum üyelerinin de bulunduğu değişik kesimleri hedefleyen ve başta içinde ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı olmak üzere 9'u avukat birçok kişinin tutuklandığı bu operasyonu kınıyoruz. Belli ki AKP, KCK operasyonu benzeri operasyonları tüm muhalefet kesimlerine yaymak istemektedir. Bu yüzden Türkiye sol çevrelerine karşı da zaman zaman bu tür yönelimler yapılmaktadır. Birçok suçsuz insanı ağır ithamlarla suçlayarak haksız yere tutuklamanın hukuk ve ahlakla hiçbir ilişkisi yoktur. Giderek tekleşmeye doğru giden mevcut iktidar anlayışına karşı Türkiye'de demokrasiden yana olan tüm kesimlerin ve sol-sosyalist grupların ortak mücadeleyi yükselterek bu tür uygulamaların önüne geçmesi ancak imkan dahilindedir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.