'Kabataş Yalancısı olarak ömrünün sonuna kadar anılacak'

Geçtiğimiz günlerde Gezi Direnişi sırasında Kabataş’ta başörtülü bir kadına saldırıldığı ve Sümeyye Erdoğan’a suikast yapılacağı gibi iddialarının yalan olduğunu belirten bir açıklama yapan Avukat Fidel Okan’dan yeni açıklamalar geldi.

“Bana göre Elif Çakır baştan sona kadının anlattığı düzmece bir hikaye ve yalanlara inanmış, toplumu da bu yalanların arkasından sürüklemeye çalışmıştır. Zaten yakında gelinin ailesinden birileri konuşmaya başladığında, ki bu olacak… Savunacak hiçbir şeyi kalmayınca 'Kabataş Yalancısı' olarak ömrünün sonuna kadar o gelinle beraber anılacak” diyen Avukat Fidel Okan, “Balçiçek İlter ise kadının vücudundaki morlukları gördüğünü aktarmıştır. Kaldı ki ortada bir doktor raporu var… Şüpheniz olmasın bi zaman geldiğinde o morlukların nasıl oluştuğu da o doktor raporunun nasıl alındığı da ortaya çıkacaktır” ifadelerine yer verdi.

Önceki açıklamalarına yönelik Elif Çakır’ın ve çeşitli kişilerin açıklamalarına yanıt veren Fidel Okan’ın facebook hesabından paylaştığı yazının ilgili bölümü şöyle:

Kabataş Meselesi…

Geçen yazımda Fuat Avni sahte mesajlarının doğuracağı olumsuz sonuçları anlatmak için Kabataş olayını örnek göstermiştim... Bir çok gazete yazımı olduğu gibi yayınlarken bazı gazeteler ise benim Elif Çakır'ın avukatı olduğumu vurgulayıp, yazdıklarımın itiraf olduğunu öne sürüp meseleyi magazinleştirmeyi tercih etmiş. Şu noktanın altını çizmek istiyorum; Ben o yazıda Kabataş Olayı'nı kamuoyuna yansıtan ilk gazeteci olan Elif Çakır'ın bırakın avukatı falan olduğumu yazmayı adını dahi geçirmedim. Tüm bunların üstüne yazıda kendisinden hiç bahsetmediğim Elif Çakır, sosyal medya üzerinden benimle ilgili tuhaf, anlamsız bir açıklama yapmış... Eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk ve bir grup yazar da benim asıl suçluları koruduğumu iddia etmiş… Mehmet Metiner, İsmet Berkan ve Balçiçek İlter ile ilgili bir şey yazmamış olmam da sosyal medyada eleştirilmiş…

Şimdi hem bütün bu iddialara yanıt vereyim… Hem de şahsımla ilgili yapılan bazı acımasız eleştirilerin de neden haksız olduğunu anlatayım…

İlk olarak beni tanımayanlar… Sanki ben bu güne kadar Kabataş olayının doğru olduğunu savunmuşum ve yaşananların hepsini biliyormuşum da susmuşum ve şimdi açıklamışım gibi bir değerlendirme yapmışlar… Halbuki Kabataş meselesi geçtiğimiz hafta bir çok yayında dile getirildi. Konu tekrar gündeme geldi. Gündeme gelen bu olayı ben de herkes gibi tanıdığım insanlarla tartıştım. Fakat sonrasında öyle bilgiler anlatıldı ki, meselenin iç yüzünü ben de geçtiğimiz hafta öğrendim… Hatta şu kadarını söyleyeyim bu bilgilerin kaynağı hem Belediye Başkanı’nın yakın çalışma arkadaşı, hem de aileye yakın bazı kişilerdir. Öyle ki ben bunları duyduğumda kamuoyunun da bildiği birkaç isim de yanımdaydı. Bu nedenle olayın bir itiraf gibi sunulması kadar saçma başka bir şey olamaz…

Ben hayatım boyunca doğruyu ve inandığım değerleri savundum… Sonucu ne olursa olsun, bir yanlışın tarafı olmamaya çalıştım. Her şeyden öte ben bir yıl kadar önce A haberde Canlı Yayında Kabataş olayı ile ilgili olayın sözde mağduru Zehra’ya dava açılması gerektiğini kamuoyu ile paylaştım… Bütün bunları söylemiş bir kişinin önceki beyanlarını dikkate almadan yapılan bazı değerlendirmeler ve yorumlar oldukça insafsız olmuş…

Elif Çakır’ın sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamaya gelirsek... Hanımefendi medyada çıkan bazı haberleri yalanlamamış olmamı manidar bulmuş, bana vekaleti kendi talebimle bu olaylardan sonra bazı suç duyuruları üzerine vermiş ayrıca ben kendisi adına suç duyurusunda bulunduktan sonra soruşturmaları takip etmemişim…

Her şeyden önce insanda biraz vicdan olur…

Birincisi benim kendisinden vekalet istemek gibi bir talebim olmadı. Kabataş görüntüleri yayınlandığı gün akşam üzeri telefonda görüştük. Sosyal medyada linç girişimleri çoktan başlamıştı. Hüngür hüngür ağlıyordu. Her tarafa sorup soruşturduğunu Valiliğe, Emniyete kendisine görüntüler yok dediklerini ondan sonra haber yaptığını söylüyordu. Diğer taraftan da bazı gazetecilerin kendisine Twiter'dan hakaret ettiğini söylüyordu.

Düşünün karşınızda bir kadın var ve dünya sanki üzerine yıkılmış feryat figan ağlıyor… İnsani olarak kendisine yardım edebileceğim bir konu olursa arayabileceğini söyledim… Hakaret eden bazı kişilere dava açmak istediğini söyledi ben de dava açamayacağını ancak suç duyurusunda bulunabileceğini söyledim… Birkaç gün sonra Zehra Develioğlu’nun avukatının açıklama yaptığı gün telefonla görüştük. Ben bu sırada hem açıklamayı okumuş, hem de görüntüleri sağlıklı bir şekilde birkaç kez seyretmiştim. Elif’e aynen şunu söyledim;

“Bu kadın bir yalancı, kesinlikle seni kandırmış, burada yapılması gereken tek şey var. Suç duyurusunu bu kadın aleyhine yapalım… Çünkü ben bu kadının doğru söylediğine kesinlikle inanmıyorum. Hatta kadının avukatının beyanlarında bu olayın senin tarafından abartıldığı yönünde dolaylı ifadeler var” dedim…

Bana Mustafa Karaalioğlu’nun da başta avukatın beyanlarına şaşırdığını, sonrasında değerlendirme yaptıklarını bu beyanlarla kendisini kastetmediğini, kadına inandığını, yazdıklarını doğrulayacak görüntülerin olduğunu ve yakında onların da ortaya çıkacağını, endişe etmemem gerektiğini, akşam da zaten gelinin kayınbabası olan Belediye Başkanı’nın kendisi ile televizyona çıkacağını söyledi… Tüm bunların üstüne ben Elifle yaşadığım diyaloğu Kabataş konusu açıldığı için 3-5 gün sonra canlı yayında anlattım. Mesele ne eksik ne fazla aynen budur. Şimdi istiyorsa beni yalanlasın… Söylediklerimin doğru olmadığını söylesin. Benim kendisine bu kadın hakkında “Suç Uydurma” suçundan suç duyurusunda bulunmayı teklif etmediğimi söylesin… Ya bunları söylesin ya da sonsuza kadar sussun. Bana göre Elif Çakır baştan sona kadının anlattığı düzmece bir hikaye ve yalanlara inanmış, toplumu da bu yalanların arkasından sürüklemeye çalışmıştır. Zaten yakında gelinin ailesinden birileri konuşmaya başladığında, ki bu olacak… Savunacak hiçbir şeyi kalmayınca 'Kabataş Yalancısı' olarak ömrünün sonuna kadar o gelinle beraber anılacak….Tüm bunlar yaşanmadan belki yapacağı son bir şey vardır… Basit bir şey… Sadece bir özür…

Sami Selçuk ve bazı yazarların iddialarına gelince; Ben bu açıklama ile suçu bir kişinin üstüne atarak birilerini aklama çabası içinde asla olmadım. Bu olayda yaratılmış bir kurgu yok. Basit bir vakıa ve bu vakıanın yalanlarla süslenerek geldiği korkunç bir boyut var… Bir ülkenin Başbakan'ının gerçek olduğuna inandığı hadiseye miting meydanlarında tepki koyması kadar doğal başka bir şey olamaz… Ben Cumhurbaşkanın inandığı hiçbir şeyden geri adım atmadığını biliyorum. O bu olaya inandığı için sahip çıktı. Yalan olduğunu bilseydi asla böyle bir meseleye sahiplik etmeye kalkmazdı.

Bu arada İsmet Berkan hakkında bir şey söylemediğim iddiasında olanlar lütfen Twitter adresimi kontrol etsinler… Aylar öncesinde bile yazdığım şeyler var… İsmet Berkan neyse Mehmet Metiner de odur… Balçiçek İlter ise kadının vücudundaki morlukları gördüğünü aktarmıştır. Kaldı ki ortada bir doktor raporu var… Şüpheniz olmasın bi zaman geldiğinde o morlukların nasıl oluştuğu da o doktor raporunun nasıl alındığı da ortaya çıkacaktır…

Gelinin Kayınpederine Mesaj;

Eyy Belediye Başkanı; bak sen muhafazakar bir adamsın. Neyin ne olduğunu sonradan da olsa öğrendin… Bir toplum, senin gelinin yüzünden ikiye bölündü… Mütedeyyin insanlar bu olayı zamanında savundukları için mesele her açıldığında zor duruma düşüyorlar… Elini vicdanına koy, insanların bir yalanın arkasından sürüklenmesine daha fazla seyirci kalma… Şuna inan ki bu toplumun %95 i bu olaya zaten inanmıyor… Şimdi gerçeği anlatırsak kimsenin yüzüne bakamam diye düşünme… Yarın hakkın huzurunda ne hallere düşeceğini düşün… (Demokrat Haber)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.