Jandarma 'Tufan'ı nasıl 30 askerin üzerine yıktı?

ZEYNEP KURAY -ANF (1. Bölümü burada >>>)

İSTANBUL - Hayata Dönüş Operasyonu’nda, Bayrampaşa Cezaevi’nde Uzman Jandarma Çavuş olarak görevli olan Altan Sabsız, türlü oyunlarla katliamı 30 erin üzerine yıkmaya çalışan Jandarma Genel Komutanlığı’nın 30 ere “Bayrampaşa operasyonunda görev yaptığınız esnada görevi kötüye kullanmaktan ve adam öldürmekten dolayı yargılanıyorsunuz. Biz size avukat tuttuk onu vekil olarak tayin edin” yazılı evrak gönderdiğini söyledi.

Sabsız, “Bayrampaşa cezaevinde görev yapan bölük komutanım Hüseyin Pir’le bir karşılaşmamda Genel Komutanlığın operasyondan ötürü bizi suçladığını ve yargılandığımızı söyledim. O da bana, ‘Altan, ben senin komutanındım, operasyonun başında ben de vardım. Sakın Jandarma Genel Komutanlığının göstereceği avukata böyle bir vekalet verme. Çünkü bu vekaleti verdikten sonra sana mahkemede konuşma hakkı verilmeyecek. Bu şekilde suçu bizim üzerimize atacaklar’ diyerek beni uyardı” dedi.

Röportajımızın dün yayınlanan birinci bölümünde eski asker Altan Sabsız katliamın nasıl gerçekleştirildiğini, tanıklıklarını, operasyonu hangi birimlerin gerçekleştirdiğini, operasyonu yöneten rütbelilerin isimlerini, ne tür silahlar kullanıldığını ve koğuşlarda yaşananları anlatmıştı. Sabsız, röportajımızın bugünkü ikinci ve son bölümünde ise operasyonda yer alan askeri ve resmi kurumları, katliamın 30 erin üzerine nasıl atılmaya çalışıldığını, Jandarma Genel Kurmay Komutanlığı’nın oynadığı oyunları açıkladı.

“İSİMLER VE KATILDIKLARI OPERASYONLAR KAYITLIDIR”

*Hem İstanbul Jandarma Komutanlığı, hem de Jandarma Genel Komutanlığı operasyona katılan birimlerin ismini bilmediklerini iddia ediyorlar…

Mümkün olabilir mi hiç sizce? Şimdi size bir örnek vereceğim, ben geçen yıl Nisan ayında askerlik görevinden ayrıldım ve memleketime yerleştim. Onlar beni orada bulup bana ‘Kardeşim tabancanı bize ver’ dediler. Yani beni orada bulan Jandarma Genel Komutanlığı, er olarak orada görev yapanları mı bulamıyor? Dairede herkesin künye defteri vardır. Bugün Jandarma Genel Komutanlığı’na görev yapan biri şu saatte bile arasa ben şurada şu görevi yapıyordum işlem numarasını verse o işlem numarasıyla, dünden bugüne yapmış olduğum her şey, katılmış olduğum her operasyon ortaya çıkar. Dökümü vardır. Hem İl Jandarma Komutanlığı’nda hem de Jandarma Genel Komutanlığı’nda.

Bakın bu Özel Harekat bölümünde görev yapan askerlerin çoğu uzman erbaştır. Bunlar gönüllü olup muvazzaf olmayan fakat sözleşmeli erbaş statüsünde rütbeli olarak görev yapan kişilerdir. Bu dediğim kişiler özelikle JÖAK (Jandarma Özel Arama Kurtarma) birimi dediğim grupta değil de, Jandarma Özel Harekat yani JÖH olarak tabir edilen birimin içindedirler. İşte silahlı olarak operasyonda görev alan Ankara Jandarma Komando Asayiş Komutanlığına bağlı olan JÖAK birimleri ve bu uzman erbaş diye geçen JÖH’lerdi. Bunlar özellikle özel görevlerde, terör ile mücadelede kullanılan birimlerdir.

“OLAYI ÜZERİMİZE YIKTILAR”

* Peki Jandarma Genel Komutanlığı Bayrampaşa’da görev yapan personeli neden suçluyor?

- Jandarma Genel Komutanlığı, ‘ben bu mesuliyetten kurtulayım’ düşüncesinden hareketle, resmen cezaevinde görev yapan 30 erin üzerine suçu attı. Geri kalan ve esas görevde bulunan birimlerin deşifre olmasını engelledi. Çünkü daha sonra Jandarma Genel Komutanlığı’nın ve Genelkurmay’ın yayınlamış olduğu emirlerde, ‘görevi aşmak kastıyla suç işleyen, görevi ihmal eden, adam öldüren, hırsızlık yapan vs kişiler, Avrupa veya yerel ve özel mahkemeler tarafından yargılanır’ deniliyor. Verilecek tazminat cezalarını daha önce Genel Komutanlık karşılarken, bundan sonra şahsi kişilerin üzerine yüklüyorlar bu tazminatları. Böylece hem öldürme sorumluluğundan, hem görev ihmalinden, hem de tazminattan kurtulmak için Jandarma Genel Komutanlığı bu operasyonu bizim üzerimize yıktı.

OPERASYON EMRİNİ TÜRK VERDİ

*Adalet Bakanlığı, ‘Operasyon bilgimiz dışında yapıldı’ diyerek, sorumluluğu üzerinden atıyor…

-Bakın hiçbir jandarma personeli, hiçbir kamu görevlisi, polis dahil olmak üzere, bir cezaevine operasyon düzenlemesi için izin veremez. Cezaevleri, Adalet Bakanlığı’na bağlı olduğu için oralarda yapılacak olan aramalar dahil olmak üzere, bütün operasyonların emri Adalet Bakanlığı’ndan gelir. O dönem Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’tü. Operasyon emrini veren o kişidir. O izin vermemiş olsaydı mümkün değil cezaevine bu şekilde operasyon düzenlenemezdi. Bakın ben 18 yıllık askerim ve size açıkça söylüyorum, böyle bir operasyon Adalet Bakanlığı’nın emri olmadan yapılamaz, mümkün değil. Orada bırakın operasyon yapmayı, arama bile yapılamaz.

Burada askerlerin 8 cezaevine eş zamanlı yaptığı ve 10 bin tane rütbeli askerin katıldığı bir operasyondan söz ediyoruz. Nasıl haberi olmaz? Burada Adalet Bakanlığı’nın, Jandarma Genel Komutanlığı’nın ve Genelkurmay’ın haberi olmaması mümkün değil. Bunlar İl Emniyet Müdürleriyle bir araya gelerek, bir protokol imzalamadan, bir karar almadan, böyle bir operasyon yapamazlar, imkansızdır.

Bayrampaşa’da o zaman bir tabur vardı. O da dört bölükten oluşurdu. Bu yaklaşık 600 kişilik bir birim demektir. Şimdi size soruyorum, bu 600 er ve 100 taneye yakın rütbelinin içerisinde sadece 30 tane er mi girip tek başına bu operasyonu yapmış? Onu yaparken rütbeliler neredeymiş? Tek başlarına 30 kişiyle mi yapmışlar bunu? Öyle mi? Eğer o 30 kişiyle, o Bayrampaşa cezaevine girip, o hale getirdiyseler helal olsun onlara. Demek ki 300 kişiyle girerlerse Amerika’yı bile ele geçirirler!

3-5 RÜTBELİ DEVLETİN UMRUNDA DEĞİL

* Sizce süren davanın sonucu ne olur?

-Bu saatten sonra o şahıslar verdikleri emirlerden dolayı ağır ceza almış olsalar bile belki bir çoğu sağlık durumundan dolayı, yaşlarından dolayı cezaevine girmeyecek. Ama artık adam götüreceğini götürmüş, yapacağını yapmış. Benim bildiğim tek bir şey var, Adalet Bakanlığı veya devletin benim gibi mağdur olan 3-5 rütbeli umurunda değil. Belki bir zaman aşımına uğratırım bu davayı da kapatır giderim hesabındalar. Mutlaka birileri unutur. Bu davanın işleyişi budur.

KOMUTAN UYARDI: JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞINA VEKALET VERME

*Siz yargılandığınızı nasıl öğrendiniz?

-2004 yılında ben Samsun İl Jandarma Komutanlığı’nda göreve başladıktan yaklaşık bir sene sonra, Jandarma Genel Komutanlığı bize bir evrak gönderdi. O zamana kadar böyle bir davadan, böyle bir mahkemeden haberimiz yoktu. Evrakta şöyle yazılıydı; ‘Bayrampaşa operasyonunda görev yaptığınız esnada görevi kötüye kullanmaktan ve adam öldürmekten dolayı yargılanıyorsunuz.’ ‘Biz size avukat tuttuk onu vekil olarak tayin edin’ diye de noterden bir evrak yolladılar. Bir kesimimiz bunu kabul ettik. Diğer kesimimiz ise bunu reddetti. Benim kabul etmememin sebeplerden bir tanesi şuydu, operasyon esnasında Bayrampaşa cezaevinde görev yapan bölük komutanım Hüseyin Pir denetim için benim görevli bulunduğum Samsun’a geldi. Ben de onu görünce ona bu operasyona beraber katıldığımızı, kendisinin bizim amirimiz olduğunu, şimdi Jandarma Genel Komutanlığı operasyondan ötürü bizi suçladığını, adam öldürmekten görevi kötüye kullanmaktan yargılandığımızı söylendiğini aktardım. Bana, “Altan, ben senin komutanındım, operasyonun başında ben de vardım. Bütün görevlilerin evrakları elimde hala mevcut. Sakın Jandarma Genel Komutanlığının göstereceği avukatlara böyle bir vekalet verme. Çünkü bu vekaleti verdikten sonra sana mahkemede konuşma hakkı verilmeyecek, direkt avukat senin yerine savunma yapacak ve diyecek ki ‘Bu şahıslara vur kır emri verilmedi bu şahıslar kendi inisiyatiflerini kullanarak, izin olmadan böyle bir şeye kalkıştılar’ bu şekilde suçu bizim üzerimize atacaklar. Jandarma genel komutanlığı bizi satacak. Bırak ifademiz alınacaksa mahkeme alsın” diyerek beni uyardı.

JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞININ ENTRİKALARI

*Ne zaman tanık olarak ifade vermeye karar verdiniz?

- Nisan 2010’da teşkilattan ayrıldıktan sonra Jandarma Genel Komutanlığı benden ruhsatlı silahlarımı teslim aldı. Gerekçe olarak da bu operasyonu ve davayı gösterdiler. Ben bir süre sonra gerçekten yargılanıp, yargılanmadığımı öğrenmek üzere yılbaşından önce İstanbul Bakırköy 13’üncü Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe yazdım. Bana cevap gelmedi. Tekrar gönderdim. Yine cevap gelmedi. Bu defa faks ile gönderdim yine cevap gelmedi. Sonra telefon açtım ve sordum. Yargılandığım evrakı istediğimizi söyledim. Adliyeden bir yetkili bana, “Kardeşim sen kaşınıyor musun? Sen bu davada yargılanmıyorsun sen sanık değil tanık olarak gözüküyorsun” dediler. İsmim davada sanık olarak geçmemesine rağmen Jandarma Genel Komutanlığı benim sanık olduğumu öne sürerek, benim elimden ruhsatlı silahları aldı düşünebiliyor musunuz? O an uyandım ve bu olayın bizim üzerimize atılacağını anladım.

*Peki Jandarma Genel Komutanlığı’na yargılanmadığınızı belirten bu evrakı yolladınız mı?

-İfade verdikten sonra adliyeden bir fotokopi çekmek suretiyle evrakı aldım. Bir sureti kendime bıraktım, bir suretini ise Jandarma Genel Komutanlığı’na gönderdim. Bu davada yargılanmadığımı söyledim ve bana silahların ruhsatını vermelerini istedim. Hakkımı verin dedim. Daha sonra bu uygulamanın genel bir uygulama olduğunu, bana özel yapılmadığını, birçok rütbeli personelinden silahlarını geri aldıklarını söyleyerek, işin içinden çıktılar.

DİLEKÇELERİM SÜMEN ALTI EDİLDİ

* Neden daha önce değil de, bugün konuşmaya karar verdiniz?

- Bir kere, teşkilatta göreve devam eden hiçbir asker zaten konuşamaz. Ben teşkilattan ayrıldıktan sonra defalarca tanık ifademin alınması için İstanbul Bakırköy 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne dilekçe yolladım. Ancak ne hikmetse dilekçelerime hiçbir zaman cevap gelmedi. Artı ben bu gönderdiğim dilekçede telefon numaramı, adresimi her şeyi mi yazdım. Birileri bu dilekçeyi açıkça sümen altı etti. En sonunda ölen tutuklu ve hükümlülerin avukatı Oya Aslan’ı arayarak, bir gazeteci arkadaş aracılığıyla bu avukat hanıma ulaştım. Benim defalarca ifade vermek talebiyle dilekçe verdiğimi bildirdim. Böyle bir dilekçe geldi mi? diye sordum. Gelmedi dedi. Kendisine rica ettim, bana bir faks numarası vermesini isteyerek, ona derhal dilekçemi yolladım. Bu şekilde dilekçem gereken yere ulaştı.

YARGILANMASI GEREKEN ADALET BAKANLIĞI

*Bu davada esas kimler yargılanmalı?

-Ben bir askerim, bizde bir kural vardır, verilen bir emirden dolayı gelecek olan zararlardan, emirleri yerine getiren değil, emri uygulayan değil, emri veren sorumludur. Bu sorumlulukta Adalet Bakanlığı’ndadır. Eğer Adalet Bakanlığı emir vermeseydi, Jandarma Genel Komutanlığı dair hiçbir birimin böyle bir operasyon yapma yetkisi yoktur. Cezaevinin içine ayağınızı bastığınız zaman sorumluluk tamamen ve tamamen Adalet Bakanlığı’na aittir. Oraya hiçbir jandarma personeli, hiçbir emniyet görevlisi silahlı olarak, hele hele bu çaptaki bir operasyon yapmak için Adalet Bakanlığı’nın haberi olmadan giremez. Yani düşünün, içeriye girmek için bile arama yapmak için, cezaevi müdürünün bile Adalet Bakanlığı’na yazılı talep göndermesi lazım.

*Askerlikten istifa etmenizin davayla bir ilgisi var mı?

-Yok. Teşkilatın içindeki bazı şeylerden bıktığım için Nisan 2010’da buradan ayrıldım. En ufak bir harekete ceza veriyorlar, yanındaki bir arkadaşın hafta sonu tatilde memleketi yakın diye il dışına gider, sen gitmeye kalkışırsın ceza alırsın. Askerlikte yıldırmak çok basit bir şeydir. Bakın Ben 18 yıl silahlı kuvvetlerde muvazzaf olarak görev yaptım. Yüksek miktarda da maaş alıyorum. Ama şimdi çocuklarımı doyurmak için inşaatta çalışıyorum. Ben eğer bir şeylere göz yumacak olsaydım zaten teşkilattan ayrılmazdım.

*Bu tanıklığı verdikten sonra hiç tehdit edildiniz mi?

-Hayır, tehdit edilmedim. Ama korkmuyorum dersem yalan olur. Benim açımdan iki tane tehlike var; birincisi Jandarma Genel Komutanlığı personeli tarafından bana veya aileme gayrı resmi bir şekilde zarar verilebilir. Hiç mi verilmedi geçmişte? Hiç mi failli meçhuller olmadı? Çok oldu yine yapabilirler. Bana da zarar verebilirler, eşime de çocuklarıma da verebilirler dolaylı olarak. Bu saatten sonra korkunun ecele bir faydası yok. İkincisi, DHPKP C Türkiye’de bilinen ikinci büyük örgüttür. Bugün yarın veya 10 gün sonra intikam alan bir örgüttür. Bunlar bana, eşime veya çocuklarıma bir zarar verilebilir. Bu da var. Genel komutan benim silahımı almış, savunmasızım. Hiçbir hakkım yok. Hukuki dayanağım yok. Jandarma Genel Komutanlığı, “Operasyona katılan Bayrampaşa cezaevi dışında bir birimim yok” diyor. Peki nereden geldi o kalaşnikof? O maskeli adamlar kimdi? Neden bir savcı, bir hakim, bu fotoğrafları mahkemeye delil olarak sunmuyor? Neden savcı ve hakimler bu şahıslar kim diye sormuyorlar?

OPERASYONU AJKÖAK YAPTI

*Savcılığa giden son cevapta sizin sözünü ettiğiniz jandarma hiçbir sorumluluğu kabul etmiyor, topu İstanbul’a atıyor…

-Evet benim ifade vermemdeki amaçlardan bir tanesi de bu yalandır. Orada özel birim yoksa ben operasyonlar esnasında kendi devrem olan bir rütbeliyle ile görüştüm. İsmini hatırlamadığım o rütbeli de Jandarma Özel Hareket Koruma ve Kurtarma Birimi’nde görev yapıyor. Ankara’dan yönlendirilmiş, orada o bahsettiğim silahlarla operasyona giriyordu. Birim yoksa orada ki neydi? Ben bizzat onunla konuştum.

BİR KİŞİNİN BİLE BURNU KANAMAYABİLİRDİ


*Bugün geriye dönüp baktığınızda bunun bir katliam, bir imha operasyonu olduğunu siz de kabul ediyor musunuz?

-Zaten bir çok kişinin görüşü bu yönde. Biz imha etmek gibi bir amaçla girmedik. Benim görevim orada içeriye girmekti. Kapılar açılacaktı, tutuklu ve hükümlüler teslim alınıp, çıkartılacaktı. Olayların gelişimi çok farklı oldu tabii. Bizim haberimiz yoktu. Bil fiil olaylara müdahale edenler zaten biz değildik. Biz olmadığımız için, başka birimlerin işi o. Onlara farklı talimatlar verilmiş olmalı ki, operasyonlar bu şekilde yapıldı. “Bizim öyle birimlerimiz, öyle adamlarımız yok’ diyorlar ya, işte o adamlar ne talimatı aldılarsa onu yaptılar. Bu operasyon bu şekilde yapılmamalıydı. Cezaevinden hiçbir tutuklu ve hükümlünün burnu kanamadan da çıkartılabilirdi bu mümkündü. Çünkü siz başka bir ülkeye girmiyorsunuz, başka bir ülkeye başka topraklara saldırı düzenlemiyorsunuz. Siz zaten dışarıdan herhangi bir sebeple tutukladığınız ve cezaevine koyduğunuz, zaten sizin kontrolünüz altındaki dört duvar arasında bulunan insanlara yapıyorsunuz bunu. O duvarları yıkarsınız, içeriye adım adım giresiniz insanları alıp çıkarsınız. Bir kişinin de burnu bile kanamazdı.

*Böyle bir operasyonu vicdanen nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Şimdi ben emir altında bir kişiyim. Bana kapıda bekle teslim olanı al dediler. Benim görevim bundan ibareti. O demir kapı sonuç itibariyle tank değildi ki. O silahlara ihtiyaç bile olmadan pekala kırılabilirdi. Bu kişiler yanıyorsa bu kişilerin orada itfaiyeler gelir gereken müdahaleyi uygular. O kişiler o dereceye gelmeden oradan alınır. Sonuç itibariyle oraya İstanbul Büyükşehir Belediyesinden getirtilmiş buldozerler vardı. O duvarlar da silahla değil de bu şekilde de yıkılabilirdi. Bunlar hiçbiri yapılmamış demek ki birileri önceden bu operasyonu bu şekilde planlamış. Bakın teşkilata gerçekten görevini yapmanlar vardır bir de, dışarıda herhangi bir şeye sahip olamayan ve teşkilata girdikten sonra, farklı rütbelere, güce sahip olan ve ne yapacağını şaşıran kişiler vardır. Bugün bu Emniyet Teşkilatında da vardır, Türk Silahlı Kuvvetlerinde de vardır, başka mekan ve mevkilerde de bu vardır. Bu kişilerin eline bazı yetkiler, bazı fırsatlar geçtiği zaman, kuralların dışında hareket ederler. Mesela ben bugüne kadar ne bir ere ne sivil bir vatandaşa kötü muamele etmemişimdir çünkü hakkı neyse görevim neyse onu yapmışımdır ama, bunun bilincinde olmayıp da o rütbeyi taktıktan sonra, kendi yetkilerini aşıp farklı davranışlarda bulunan insanlar mutlaka olmuştur. Operasyonda karşılaştığı Özel Harekatçı mesela seneler sonra bana kadın koğuşundaki tutuklu ve hükümlüleri yaktıklarını söylemesi ve bunu bu şekilde anlatması bu örneklerden bir tanesi. Adam girip eğer silah kullanabiliyorsa veya farklı bir eylemde bulunuyorsa, zarar veriyorsa ve oradan ellini kollunu sallayarak hiçbir şey yokmuş gibi çıkıyorsa ve daha sonrada birileri çıkıp da bizim böyle adamlarımız yok böyle birimlerimiz yok diyebiliyorsa demek burada bu görevi kötüye kullanma yetkisini verenler olmuştur. Buna emin olun.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.