‘İthal çözüm olmaz Türkiye modeli şart’

Eski Mazlum-Der Genel Başkanı ve Demokratik Anayasa Hareketi üyesi Ayhan Bilgen, Kürt sorununun çözülmesi konusunda farklı ülke deneyimlerinden yararlanabileceğini ama taklit edilemeyeceğini söyledi. Bilgen; "Sosyolojik boyut ve siyasal rejim birlikte ele alındığında belki Güney Afrika, İrlanda, İspanya karışımı bir denklem Türkiye için kurulabilir" dedi.

MURAT AKSOY / SÖYLEŞİ-YORUM / YENİ ŞAFAK

Türkiye'de Kürt sorununun çözülmesi için yıllardan bu yana farklı modeller önerildi. Bask Modeli'nden Güney Afrika Modeli'ne kadar farklı modeller konuşuldu, tartışıldı.

Önceki hafta aralarında AK Parti, CHP ve BDP'li milletvekillerinin de olduğu bir grup gazeteci ve akademisyen İngiltere, İrlanda ve İskoçya'da temaslarda bulunarak; 'çatışma çözümleri' konusunu en yetkili ağızlardan dinlediler. Geziye katılanlardan birisi de Mazlum-Der Eski Genel Başkanı, Demokratik Anayasa hareketi üyesi, yazar Ayhan Bilgen'di. Bilgen Mazlum-Der ve Çatı partisi girişiminden Barış Meclisi'ne, BDP'de MYK üyeliğinden yeni anayasa çalışmalarına kadar pekçok alanda çalıştı ve çalışmaya devam ediyor.

Bu hafta Söyleşi-Yorum'da Bilgen ile geziyi, çatışma çözümü konusundaki deneyimleri ve Türkiye için neler yapılabileceğini konuştuk.

Bir grup milletvekili ve gazeteci olarak İngiltere-İrlanda ve İskoçya'da yaşanan sorunların çözümüne ilişkin bazı temaslarda bulundunuz. Kimler vardı bu ziyarete katılan?

AK Parti, CHP ve BDP'den toplam 8 milletvekili. Gazetenizin yazarı Ali Bayramoğlu, Bejan Matur, Cengiz Çandar, Hasan Cemal, DPI adına çalışmayı organize eden Mithat Sancar, Prof. Dr. Sevtap Yokuş, Yılmaz Ensaroğlu gibi isimler vardı. Ama siyasi partilerden temsilcilerin olması özellikle önemliydi?

Neden?

Çünkü bu ziyarette, İngiltere'nin hem İrlanda ile hem de İskoçya ile yaşadığı sorunları, bu sorunun çözülmesinde başrol oynayan insanların deneyimlerini dinleme imkanı bulduk. Bu deneyimleri siyasi parti temsilcilerinin birinci elden dinlemeleri çok çok önemli. Bugün Kürt sorununun çözülmesi konusunda bu deneyimlerden alınacak çok ders var.

Mesela...

Özellikle sorunların ne olursa olsun görüşülerek, siyasi kanallar işletilerek çözülebileceği konusunda umut verici bir örnek var karşımızda. Siyasetin güvenlik sendromuna teslim olmaması, siyasal aktörlerin çözüm için sorumluluk, risk üstlenmesine dair sonuç alınmış bir deneyimden söz ediyoruz.

KOMİSYONLAR VE ANAYASA ŞANSI

Temaslardan bahsedelim biraz...

Önce Güney Afrika deneyimini Prof. Mervyn Frost'tan dinledik. Frost sadece tarafsız bir akademisyen değil aynı zamanda etkin bir aktivist diliyle paylaştı deneyimlerini. Güney Afrika deneyimi ilginç örneklerle dolu. Tabii Güney Afrika toplumsal durum açısından Türkiye'den oldukça farklı. Açık bir azınlık yönetiminden kaynaklı rejim ve onun uygulamalarından söz ediyoruz.

Nasıl bir süreç işlemiş Güney Afrika'da?

Uzun süren bir direniş var ve bunun ortaya çıkarttığı toplumsal kamplaşma söz konusu. Güney Afrika'da en önemli iki mekanizmadan söz edebiliriz. Yüzleşme, gerçekleri araştırma ve adalet komisyonlarının kamuoyuna açık biçimde işletilmesi ve sonucunda karşılıklı birbirini affetmeye hazır taraflar olarak masaya oturulabilmesi önemli bir örnek. Bir diğer mekanizma ise anayasa yapım süreci. Oldukça geniş halk kitlelerinin uzun soluklu bir yeni anayasa yapım sürecine katılmış olması göz ardı edilmemelidir. Yeni bir sayfa açmak, barışı kalıcı kılmak için her ikisi de son derece önemli. Tabii beyaz ya da melez olduğu halde siyah çoğunluğun sorunlarını kendine dert edinenlerin üstlendiği rol çözüm sürecinde de oldukça dikkat çekici boyutta. Irkçı rejimle işbirliği yapan siyahların hikayesi ise bambaşka...

Gelelim İngiltere-IRA deneyimine...

IRA ile ilgili görüşme sürecinde önemli rol üstlenmiş olan Tony Blair'in danışmanı Jonathan Powell'dan ilk temasların arka planını dinledik. Powell, 1940'lı yıllarda babası öldürülen, daha sonra İngiltere hükümetleri ile çalıştığı için kardeşi tehdit edilen bir isimdi. İlk görüşmede Sinn Fein temsilcilerinin elini sıkmak istememesi böyle bir duygusal arka plana dayanıyordu. Ama sonra barışı düşünüp bu tutumundan vazgeçmiş.

Nasıl bir süreç işlemiş sonra?

Zaman zaman gizli devam eden görüşmeler bir süre sonra kamuoyuna açıklanarak toplumsal ikna ve katılım hedeflenmiş. İngiltere ile birleşme yanlısı siyasal aktörlerin de müzakere sürecine dahil edilmesi bence önemsenmesi gereken bir nokta. Silah bırakmanın da kolay olmadığı ama silah bırakılıp tümüyle siyasal mücadele tercih edildiğinde bile toplumsal gerilimin birden bire sonlanmadığını görüyoruz. Süreci sabote eden saldırı ve çatışmalar, patlayan bombalara rağmen sorunu diyalogla çözmekte kararlı davranıldığını öğreniyoruz. Tabii bizdeki gibi etnik ve dilsel ayrışmadan çok Katolik-Protestan eksenli inançsal ayrışma olmasının özgünlüğü gözden kaçırılmamalı.

Hayırlı Cuma anlaşmasından sonra en şiddetli terör eylemi olmuş ama süreç devam etmiş...

Görüşmelerin sürdürülmesi konusunda bile oldukça zorlanmış taraflar. Ama çözümü diyalog yolu ile sağlamada kararlı, sabırlı ve inatçı davranmanın olumlu sonuç doğurma potansiyelini görüyoruz. Masada konuşulacakları ön şart olarak dayatmamak, daha masaya oturmadan kamuoyu önünde paylaşmamak, ne pahasına olursa olsun masadan kalkmamak. Birbirini tamamlayan davranışlar.

BDP'NİN KANDİL'İ ETKİLEME ŞANSI YOK

Orada Sinn Fein'in önemli rolü var. BDP benzer bir rolü neden üstlenemiyor bu süreçte?

Ben iki örnekteki temel farka dikkat çekmek isterim. Tarihsel arka plan oldukça farklı hatta birbirinin tersi nitelikte. İrlanda da önce siyasal mücadele var, çok güçlü bir sivil haklar hareketi var. Silahlı mücadele çok daha sonra devreye giriyor. Biz de ise sorunu PKK ekseninde ele aldığınızda önce silahlı mücadeleden söz etmemiz, yıllar sonra legal parti mekanizmalarının gündeme alındığını görmemiz gerekiyor. Tabii silahı bırakmamakla birlikte, siyasal bir yapıya dönüşme, örgütlenme modeli ve söylemi bu şekilde yeniden dizayn etme çabalarını da görmezlikten gelmemek gerekiyor. Tarihsel olarak daha önce olanın sonradan ortaya çıkandan etkilenmesi zor. Ya da cümleyi tersinden kuralım. Sonradan ortaya çıkan ve barış sürecini inşa da henüz rüştünü ispatlayamamış olan legal siyasal aktörlerin, daha eski ve güçlü olan silahlı kadrolar nezdinde inisiyatif üstlenmesi kolay değil. Bunu bir kısır döngü olmaktan çıkarmak ve tavuk yumurta hikayesinden kurtarmak için dikkatli olmak ama aynı zamanda risk üstlenmeyi göze almak gerekiyor.

Yeni bir sayfa için yeni aktörler şart

Türkiye şu anda Öcalan ile görüşmeler yapıyor. 2009'dan bu yana açılım projesi hayatta. Bunlar Türkiye modelinin bir parçası mı?

Ben iletişim sorunlarının aşılacağı bir görüşme yönteminin geliştirilmesi gerektiği düşüncesindeyim. Bu gün uygulanan yöntem sadece ilk adım niteliğindedir. 1990'lı yıllarda uygulanan kimi dolaylı görüşme kanalları da hayata geçirilmelidir. Akil adamlar, sivil toplumun sürece katılması, dolaylı görüşmeler, doğrudan görüşmeler, gizli görüşmeler, açık görüşmeler gibi tüm mekanizmalar aşamalı olarak devreye sokulmalıdır. Hiçbir şey insan hayatı kadar vazgeçilmez ve korunmaya değer değildir. Sorunun büyüklüğünü biliyorsanız, çözümün karmaşıklığını da kabul etmek zorundasınız.

Silahsızlanma konusu kimle görüşülecek?

Demokratikleşme konusu, legal siyasi aktörler ve Öcalan ile görüşülebilir ama silahsızlanma ve siyasete katılım konusunun muhatapları elinde silahı olanlardır. Kendi gelecekleri ile ilgili kararın alınması süreçlerine önce dolaylı da olsa zamanla doğrudan katılmayı elbette bekleyeceklerdir. Demokratikleşme ve silahların susmasının eş zamanlı yürüyebilmesi için yeniden güven ortamının tesis edilmesi gerekiyor. Sorunun bu iki boyutu paralel ama farklı yöntemlerle ele alınması gerekiyor.

SİLAHLARIN BIRAKILMASI DA ÖNEMLİ

Ne yapılmalı bunun için?

Silahsızlanma ve siyasete katılım birbirini tamamlayan konulardır ve odak grubu silahlı güçlerdir. Bu anlamda siyasal mücadele kanallarının özgürce kullanımı için ikna süreçleri işletilmelidir. Demokratikleşme, hak ve özgürlükler ise toplumsal siyaset zemininde ele alınarak tüm ülke için kapsayıcı olacak bir anayasal değişim paket üzerinden yol alınmalıdır.

Seçimlerden sonra olumlu gelişmelerden sonra neden şiddet yeniden arttı? Kandil'in hedefi ne?

Ben silahla son noktanın konulacağına inanıldığını sanmıyorum. Siyasete katılım ve silahların kalıcı biçimde susması yada bırakılmasının yöntemleri geliştirilemediği için çatışmalar devam ediyor. Zaman zaman eylemsizlik kararları alınırken yeniden yoğun çatışmalı ortama sürükleniyor olmamız herkes açısından çözümsüzlüğün eseri. Silahı bir tercih olmaktan ziyade çaresizliğin sonucu olarak kullanılan bir araç olarak görüyorum. Kimsenin ölmekten yada öldürmekten zevk aldığını düşünerek adım atamayız. Otuz yıldır dağda yaşamanın ne anlama geldiğini görmezlikten gelerek değerlendirme yapmak yanıltıcı olur. Barışın tek alternatif olduğuna ikna olmaları siyasetin etkinliği ile mümkün olacaktır.

Türkiye'de böyle girişimler oldu. Barış Meclisi gibi. Ama hepsi Kürt hareketine neredeyse angaje oldu. Yanılıyor muyum?

Gerilim yükseldiğinde orta bir noktada pozisyon almakta zorlanırsınız ve taraflardan birinin yanına geçer ya da itilirsiniz. Barış guruplarının Türkiye'ye gelmesi ile başlayan ama içinde farklı çevrelerin emek sarf ettiği bir platformdur Barış Meclisi. Tarafların sorunu görüşerek çözmesi gerektiği tezini uzun süredir savunmuş ve bu yönde atılan adımlar artık başka görevler üstlenmeyi zorunlu kılmıştır. Ben daha çok Türk kamuoyuna yönelik çalışmalara ihtiyaç olduğu düşüncesindeyim. Kürt sorununun çözümü için Kürtlerle dayanışma ne kadar önemli, onların acısına ortak olma ne kadar belirleyici ise, Türk kamuoyunu ikna edecek dili geliştirmekte bir o kadar zorunludur.

AKİL ADAMLAR FIRSAT OLABİLİR

Mesela akil adamlar nasıl bir çözüm getirebilir? Ya da başka ne olabilir?

Ben yeni bir sayfa açmak için yeni aktörlerin sahneye çıkmasının zorunlu olduğuna inanıyorum. En azından daha sağlıklı bir sürecin başlatılabilmesi için bu gerekiyor. Rol kapma hevesi ile insan hayatını pazarlık konusu yapmayacak bir sivil vicdan hareketi ya da İrlanda'da, ABD'de olduğu gibi sivil haklar hareketi inisiyatif almalıdır. İrlanda sorununda kilisenin oynadığı rolü herkes yeniden gözden geçirmeli ve Türkiye açısından bakınca ne kadar ters bir pozisyonda kaldığımızı kabul ederek işe başlamalıyız. Çözümden yana katkı sunacak, çatışmanın tarafları dışında aktörlerin zayıflığı Türkiye için en büyük risktir. Aracı rol üstlenmek, tarafların adına hareket edecek, söz söyleyecek yetkiyi kendinde görmeyi gerektirmez. Nihai karar ve tercih çatışan taraflara aittir. Kolaylaştırıcı olacağım derken işi zorlaştıran, küçük hesaplarla pozisyon yakalamaya çalışanlar akil adamlar sorumluluğunu taşıyamazlar. Tarafların güveneceği, çıkarlarının korunmasına özen göstereceğine inandığı aktörlerin görev üstlenmesi gerekir. Belki sadece bir geçiş dönemi planlaması yapmak sonrası için taraflara şans tanımak gerekir. Böylesi süreçlerde herkes değişebilir ve öğrenmeye açık olmak zayıflık değil özgüven göstergesidir.

Türkiye modeli yeni anayasa içinden çıkabilir

Türkiye için hangi model daha yakın?

Aslında ilginç biçimde görüştüğümüz herkes, her sorunun özgünlüğünden bahsederek söze başladı ve hiç bir ülkenin bir başkası için aynen taklit edilecek model olamayacağı vurgusunu yaptı. Dahası bir başka ülkenin, çözüm yolu tavsiyesinin bile doğru olmayacağı, en fazla, yapılan yanlışlardan ders çıkartmak gerektiği özenle dile getirildi. Silahlı hareket siyasal yapı ilişkisi İrlanda da farklı tarihsel arka plana dayanıyor. Biraz önce de ifade etmeye çalıştığım gibi önce siyasal mücadele ve çok sonraları ortaya çıkan silahlı direniş söz konusu. Bizde ise önce silahlı mücadele ve çok sonra legal siyasal partinin ortaya çıkmış olması dikkate alınmalıdır.

Güney Afrika deneyimi mesela...

Güney Afrika'daki gibi bir azınlık yönetimi ve bunun karşısında örgütlenen çoğunluktan da söz edemeyiz Türkiye için. Sosyolojik boyut ve siyasal rejim birlikte ele alındığında belki Güney Afrika, İrlanda, İspanya karışımı bir denklem Türkiye için kurulabilir. Çatışma çözümleri konusunda ciddi bir deneyime sahip olan ve bir dönem kendi hükümeti ile de yol ayrımı yaşayan eski Ankara Büyükelçisi Sir Kieran Prendergast, çatışma çözümlerinde her ülkenin kendi koşullarını dikkate alması gerektiği yönündeki tecrübesini ısrarla ifade etme ihtiyacı hissetti. Türkiye, toplumsal çatışma potansiyeli açısından Kuzey İrlanda deneyiminden daha avantajlı gözüküyor. Silahlı güçler anlaşsa da Belfast sokaklarında toplumsal gerilimin zaman zaman yeniden gündeme geliyor olması ilginç bir durum. Siyasal aktörlerin cesareti açısından ise sanki daha yolun başında ve en azından bugün için dezavantajlı gibi gözüküyoruz. İskoçya, yüzyıllar öncesinde çatışma ve şiddet ihtimalini gündem dışına itmeyi başarmış. En aykırı görüşlerin, ayrılma talebinin bile ifade özgürlüğü kapsamında savunulabiliyor olması, belki de şiddet sarmalına sürüklenmemenin güvencesi gibi gözüküyor. Bu nedenle ben benzemeyen yönlerine dikkat etmenin daha ciddi katkı sunacağını düşünüyorum.

Neden?

Farklı toplumsal ve siyasal gerçekleri dikkate aldığınızda benzer yanlışları yapmaktan daha kolay kurtulursunuz. Bu nedenle özellikle IRA sorununda en önemli farkın, siyasal temsilcilerin silahlı çatışma sürecini sonlandırmada etkin rolü olduğunu düşünüyorum. Daha önce bizzat silahlı mücadelede öncü konumunda bulunan ve yıllarca cezaevinde kalan isimlerin görüşme sürecinde ne kadar öz güvenli ve ikna edici rol üstlendiklerini asla göz ardı etmemek gerekiyor. Böyle isimlerin siyasal ve diplomatik zeminde de "kazan kazan" stratejisini ne kadar başarılı işlettiğini, ne pahasına olursa olsun masayı terk etmeme konusunda ki kararlılığını gözlemledik.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.