Hrant Dink’i tehdit eden MİT’çileri kurtaran 5 hata

SUİKASTE kurban giden Hrant Dink’i öldürülmeden kısa süre önce tehdit ettiği iddia edilen iki MİT görevlisi hakkında Başbakanlık izin vermesine rağmen savcı tarafından dosyalarının kapatıldığı iddiası, Ankara Cumhuriyet Savcısı Murat Demir tarafından 2 MİT görevlisiyle ilgili zaman aşımı gerekçesiyle verilen takipsizlik kararını tekrar gündeme getirdi. Savcı Demir’in takipsizlik kararına itiraz eden Dink Ailesi’nin avukatları, Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’ne sundukları dilekçede, savcının değerlendirmesindeki 5 hatayı tek tek sıralamıştı. Star’ın haberine göre, avukatlar, MİT görevlileri Ö.Y ve H.S.’nin “İhmal yoluyla insan öldürmek” suçunu işlediklerini belirterek savcının hatalarını tek tek sıralamış.

Hrant Dink’i öldürülmeden önce İstanbul Valiliğinde ‘uyaran’ MİT görevlileri Ö.Y.ve H.S. hakkında açılan soruşturma “zaman aşımı süresinin dolduğu” gerekçesiyle kapatılarak kovuşturmaya gerek olmadığı yönünde karar verilmesine yönelik itirazlar hala sonuçlanmadı. Ankara Cumhuriyet Savcısı Murat Demir tarafından verilen kararda, yaklaşık 1 yıldır yürütülen soruşturma sonunda Eylül 2011’de “kovuşturmaya yer olmadığına” hükmedilmişti. Dink’i tehdit etmekle suçlanan iki MİT’çiyi zaman aşımından kurtaran savcının kararına karşı Dink ailesinin avukatları Fethiye Çetin ile Hasan Ürel’in 12 Aralık 2011’de yaptığı itirazın gerekçelerinde savcıya ağır eleştiriler yer alıyor. İşte o 5 ağır eleştiri:

Savcı suç seçimini doğru yapamadı
Savcılığın sanıklar hakkındaki suç tespiti yanlıştır. Şüphelilere isnat edilen suç (ani) anlık bir suç değil temadi eden bir suçtur. Savcılık, suç tarihi olarak şüphelilerin Hrant Dink ile İstanbul Valiliğinde görüştükleri tarihi, yani 24 Şubat 2004 tarihini esas almış, şüphelilerin hukuka aykırı hareketlerinin meydana getirdiği sonucun bu tarihte son bulduğunu varsaymıştır. Oysa şüphelilerin suç oluşturan (ihmali) hareketleri, Dink’in öldürüldüğü 19 Ocak 2007 tarihine kadar devam etmiştir. Yani temadi 19 Ocak 2007 tarihine kadar devam etmiştir. Şüpheliler, 24 Şubat 2004 tarihinde Dink’in yaşamının tehdit altında olduğunu bilmektedirler ve cinayeti engellemek ve koruyucu tedbirler almak gibi kanundan doğan yükümlülüklerini yerine getirmemişlerdir. Bu nedenle, suç tarihi, 24 Şubat 2004 değil, temadinin tamamlandığı tarih olan 19 Ocak 2007 ve öncesi olmalıdır. Suçun biçimini tayinde yaptığı hata, savcılığı, zamanaşımının başlangıcı ve ceza yasalarının zaman bakımından yürürlüğü konularında da hataya sürüklemiştir.

Yanlış suç isnadına  yasa uyguladı
Savcılığın suçun biçiminde yanılgıya düşmesi, buna bağlı olarak, şüphelilere hangi yasanın uygulanacağı konusunda hatalı sonuca varmasına yol açmıştır. Savcılık, şüphelilere isnat edilen suçu, ani bir suç olarak niteleyip suç tarihini de 24 Şubat 2004 olarak belirleyince, bu tarihte yürürlükte olan 765 Sayılı TCK hükümlerini uygulamıştır. Oysa şüphelilere isnat edilen suç, her halükarda mütemadi bir suçtur ve bu nedenle, ister failin lehine isterse aleyhine olsun temadinin bittiği an yürürlükte bulunan kanun uygulanacaktır. Temadinin bittiği tarihte 5237 Sayılı TCK yürürlüktedir. Burada düzenlenen zamanaşımı süreleri farklı olduğu gibi şüphelilere isnat edilen suç tipi de farklıdır. Savcılığın, 765 Sayılı Yasa uyarınca zamanaşımı tespiti bu bakımdan doğru değildir.

Zaman aşımının süresini yanlış yerden başlattı

Savcılığın suç tipini tayindeki hatası, zaman aşımının hangi tarihte işlemeye başladığı konusunda da hatalı sonuca varmasına yol açmıştır.  Zira zamanaşımı, mütemadi suçlarda temadinin bitiminden sonra başladığı halde, ani suçlarda başlangıç tarihi, sonucun husule geldiği andır. Bu kural, 5237 Sayılı TCK 66/6 maddesinde düzenlendiği gibi 765 Sayılı TCK 103. Maddesi de aynı kuralı içermektedir. Yani, mütemadi suçlarda temadi eden hareketin kesildiği gün süre başlar ve zamanaşımı bu süreye göre hesap edilir. Bu durumda, zamanaşımının işlemeye başladığı tarih, Hrant Dink’in öldürüldüğü tarih olan 19 Ocak 2007 tarihidir. Bu nedenle de isnat edilen suç, hangi yasayı esas alırsanız alın zamanaşımına uğramamıştır.

Aşımı durduran nedenleri görmedi
Kovuşturmaya yer olmadığı kararında savcı, şüphelilere isnat edilen suçun, 4483 Sayılı Yasa kapsamında izin gerektiren bir suç olduğunu ve Başbakanlık Makamının, 21 Ocak 2011 tarihinde verdiği soruşturma izni ile harekete geçtiğini ifade etmiştir. O halde, izin, zaman aşımını durduran sebep olduğundan zaman aşımı Başbakanlık’ın izin tarihinden itibaren işlemeye başlayacaktır. Nitekim savcılık izin tarihinden sonra tahkikatı yürütmüş, şikayetçi vekili olarak bizden delil talep etmiş ve son belgeleri teslim ettiğimiz 16 Mayıs 2011 tarihinde zamanaşımı dolmadığı düşüncesiyle belgeleri alarak işleme koymuştur. İzin tarihinde zaman aşımı dolmuş olsaydı soruşturmayı yürütmesine gerek yoktu. Kaldı ki izin veren makam zamanaşımı dolduğu düşüncesinde olsaydı, izne gerek duymazdı. Sadece bu nedenle bile savcılık makamının zamanaşımı hesabı hatalıdır.

Suçun tavsifinde de yanlış yaptı
Savcılık, şüphelilere isnat edilen suçun tavsifinde de yanılgıya düştü. Şüphelilerin eylemi, basit bir görevi ihmal ya da suistimal suçu olarak düşünülemez. Şüpheliler Dink cinayetini engellemek, koruyucu ve önleyici tedbirler almakla yükümlüdürler ve bu yükümlülükleri kanundan doğan bir yükümlülüktür. Kanundan doğan yükümlülüklerini yani önleyici tedbir almak şeklindeki icrai bir davranışı gerçekleştirmedikleri için TCK 83 anlamında Dink cinayetinden sorumludurlar. Yasadan kaynaklanan görevlerini yerine getirip önlem almış olsalardı Dink’in öldürülmesine engel olacaklardı. Olmadılar. O halde eylemleri ihmal yoluyla insan öldürmedir. Kasten insan öldürme eylemini ihmali davranışla işlemişlerdir. Bu suçtan yargılanmaları gerekir. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.