Hasan Cemal: Kürt sorununda 1930’ların Dersim mantığı yeniden hortlamış

Gazeteci Hasan Cemal, Cumhuriyet Gazetesi yöneticilerinin evlerine yapılan polis baskınını, muhalif yayınların kapatılmasını ve Diyarbakır Belediye Eş Başkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın tutuklanmasını alınmasını köşesine taşıdı.

Cemal, “Kürt sorununda 1930’ların Dersim mantığı yeniden hortlamış durumda. Eski deyişle, tenkil zihniyetidir bu.‘Düşman’ı toptan ortadan kaldırmak, devlet şiddetiyle yok etmek anlamına gelir. Dersim 1938’de yaşanan budur.” dedi.

Hasan Cemal'in T24'te yayınlanan, "Cumhuriyet'e operasyon, darbe derinleşiyor" başlıklı yazısı şöyle:

Bu sabah erken Cumhuriyet'e operasyon haberleriyle uyandım. Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu gözaltına alınmış. Cumhuriyet Okur Temsilcisi Güray Öz Ankara'da gözaltına alınmış. Cumhuriyet İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay hakkında gözaltı kararı çıkarılmış. Gazetenin sahibi konumundaki Cumhuriyet Vakfı'nın Yönetim Kurulu üyeleri hakkında da operasyon başlatılmış.

Cumhuriyet'e operasyon özgürlüğe ölümcül bir darbedir.

Sivil darbe derinleşiyor! Bu satırları yazdıktan sonra ben de Diktatör bozuntusu başlıklı yazımdan dolayı Çağlayan Adliyesi'ne yargılanmaya gideceğim.

Aşağıda 'Darbe derinleşiyor' başlıklı yazım yer alıyor...

Kürt sorununda 1930’ların Dersim mantığı yeniden hortlamış durumda. Eski deyişle, tenkil zihniyetidir bu. ‘Düşman’ı toptan ortadan kaldırmak, devlet şiddetiyle yok etmek anlamına gelir. Dersim 1938’de yaşanan budur. Alevi Kürtlerin mağaralarda gazla katledilmelerine kadar varan toplu kıyımın adı ‘tenkil’dir.

Rahmetli Mehmet Ali Birand’dan dinlemiştim. 12 Eylül darbesinin önde gelen paşalarından biri ona şöyle demiş: “Askeri yönetimi erken bitirdik. Bu kadar kısa kesmeyip, Dersim benzeri bir tenkili bir süre daha devam ettirseydik, PKK bu kadar güçlenmez, sorun da çözülmüş olurdu.” Bu tenkil ya da kökünü kurutma zihniyeti, Erdoğan eliyle uygulamaya sokulmuş durumda. Bu savaş stratejisi bugün daha çok toptan imha stratejisi diye tarif ediliyor.

1990’larda da topyekun savaş denirdi. Köyler yakılır, köyler boşaltılır, ormanlar yakılır, faili meçhul cinayetler işlenir, Kürt medyası susturulur, hapishaneler Kürt siyasetçilerle doldurulur ve söz konusu vatansa gerisi teferruattır sloganıyla devlet hukuk dışına çıkmayı vazife addederdi. Bugün de aynı yoldayız.

Devletin hoyratlığı ve acımasızlığı gitgide katmerleniyor. En son örneği Gültan Kışanak’la Fırat Anlı olan seçilmişlere dönük devlet darbesi yaygınlaşıyor. Belediyelere kayyım darbeleri, öyle anlaşılıyor ki, devam edecek. HDP milletvekillerine uzanan mahkeme ve hapis yolu her geçen gün kısalıyor.

Kısacası: HDP’nin 6 milyon oyu hiçe sayılıyor, Kürtlerin özgür iradesine ölümcül darbeler indiriliyor. Bunlar yaşanırken Kürt medyası tümden susturuluyor. Kürt gazeteciler hapse atılıyor. Kürt cephesi böyle. Tenkil zihniyeti çoktan harekete geçmiş durumda.

Ama Erdoğan durmak bilmiyor! Üniversiteyi tümüyle ele geçirme yolunda en önemli adımlarından birini daha attı. Artık rektörleri doğrudan atamak için YÖK mekanizmasını rahatça kullanabilecek. Buna bakarak darısı yargının başına diyenler var Erdoğan’ın dünyasında. Oysa, yargı zaten Saray’ın kontrolünde ya da çoktan beri Saray yargısı diye anılıyor.

‘Asker’e gelince...

O da bugün için Erdoğan’a biat etmiş durumda... Yürütmeyle yasama da farklı değil, ipler Saray’ın elinde. Ama ne var ki askeriyle, yargısıyla, üniversitesiyle, meclisiyle, hükümetiyle tüm iktidar iplerini elinde toplamış olan Erdoğan yetinmiyor. Daha fazlasını istiyor.

Üniversitede büyük tasfiye var. Hapisteki Mehmet Altan 30 yıllık öğretim üyeliğinden sonra kapının önüne koyuluyor, Eser Karakaş’ın da görevine son veriliyor.

Askerdeki, yargıdaki, emniyetteki tasfiye va cadı avı durmak bilmiyor. Ama bütün bunlar da yetmiyor. Tayyip Erdoğan şimdi de başkan babalık peşinde. Bir padişah gibi kadir-i mutlak olmanın peşinde...

Meydanlarda idam diye bağırıyor. Savaş söylemi ağzından hiç düşmüyor. Suriye’sinde, Irak’ında kanlı maceralara sürükleyecek ve Amerika’sıyla, Avrupa’sıyla, Rusya’sı, İran’ıyla çatıştıracak yollara itiyor.

Türkiye’yi. 47 yıllık gazeteciyim. Özgürlük ve hukukun bu kadar ölümcül darbeler yediği, insan haklarının bu kadar hiçe sayıldığı, laikliğin birçok alanda bu kadar çiğnendiği, Türkiye’nin demokrasiden bu kadar büyük bir hızla uzaklaştığı bir dönemi anımsamıyorum. Çok hazin!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.