Hasan Cemal: Erdoğan Türkiye'yi bölüyor

Hasan Cemal T24’teki köşesinde kaleme aldığı, “Ey Başbakan, Türkiye'yi yangın yerine çevirmeye hakkınız yok!” başlıklı yazısında, Erdoğan’ın sağduyudan uzak duruşuna dikkati çekiyor ve kriz halini derinleştirdiğini belirtiyor.

Başbakan’ın Meclis Grup toplantısını hatırlatarak, sürekli aynı şeyleri tekrarladığını ekleyen Cemal, “Erdoğan Türkiye’yi bölüyor” derken, “Kurucu babalar"a da bir çağrıda bulunuyor ve şunu soruyor: “Acaba, başta Cumhurbaşkanı Gül olmak üzere, AK Parti’nin bazı kurucu babaları, örneğin bir Bülent Arınç ve başkaları Tayyip Erdoğan’ı aklıselime davet edemezler mi?”

'Gezi' gözaltılarının başladığına da dikkati çeken Cemal, bunları ‘cadı avı’na benzeterek, “Eski Türkiye'nin yaraları kaşınıyor. ‘Gezi gözaltıları' hızlanıyor, ‘Duran Adamlar’ da içeri alınıp sorgulanıyor. Anlaşılan o ki, bir cadı avı start almış durumda, yazık,” diye belirtiyor ve Erdoğan’a sesleniyor: “Ey Başbakan; Türkiye’yi yangın yerine çevirmeye hakkınız yok.”

İşte Hasan Cemal’in “Ey Başbakan, Türkiye'yi yangın yerine çevirmeye hakkınız yok!” yazısı:

Başbakan Erdoğan, partisinin Meclis Grubu'nda klasik salı konuşmasını yapıyor. Televizyondan izliyorum.

Yeni bir şey yok.

Yine tehlikeli sularda.

‘Kriz hali’ni derinleştirmeye devam ediyor. Günlerdir Türkiye’yi gerdikçe geren, cepheleştiren, toplumu uçlara doğru iten dil ve söyleminde herhangi bir değişiklik yok.

Ne yazık ki öyle.

‘İç medya’yla uluslararası medyanın,  sosyal medyanın, bazı sermaye ve reklam gruplarının, ‘faiz lobisi’nin tertip içinde olduklarını söylüyor.

‘Tertip içinde’ olanlar arasında siyasetçileri, sanatçıları, medya mensuplarını sayıyor.

‘İçerideki hainler’le ‘dışarıdaki işbirlikçileri’ne karşı ‘halkın gücü’nü göstermeye devam edeceklerini belirtiyor. Cuma gününden itibaren Samsun, Kayseri ve Erzurum’da yapacakları mitinglerle ‘halkın gücü’nü sergileyeceklerini tekrarlıyor.

‘İçerideki hainler’in dertlerini halka değil, Trakya’ya değil, Anadolu’ya değil, gidip CNN’e, BBC’ye, Reuters’e, Avrupa Parlamentosu’na İngilizce anlattıklarını söylüyor.

Başpiyonlar, başprovokatörler sözcülerini devreye sokuyor.

CHP’nin, ‘ulusalcılar’ın ‘bölücüler’le yan yana geldiklerini, Atatürk’ün resmiyle bölücü paçavraları, ‘bölücübaşının resmi’ni yan yana getirdiklerini, Türk bayrağının alçakça yakılmasına sessiz kaldıklarını, CHP’nin çıtını çıkarmadığını söylüyor.

Reyhanlı saldırısına sözü getiriyor. ‘Gezi direnişi’ni Reyhanlı’nın devamı olarak niteliyor. Daha da ileri gidip CHP’nin Reyhanlı saldırısını demokratik eylem olarak gördüğünü söyleyebiliyor.

Bu ‘milliyetçi kışkırtmalar’dan sonra o malum dinci kışkırtması başlıyor, dindar ve muhafazakar kesimleri hedef alan.

“Başörtülü kızlarımıza el uzattılar, el uzatmaya devam ediyorlar” dedikten sonra, “Camilere ayakkabılarıyla girdiler, camilerde içki içtiler” diye devam ediyor.

Tencere tava ile dalgasını geçiyor.

Kuğulu Park’ın, Alsancak’ın, Gezi Parkı’nın karşısına ‘halk’ı koyuyor.

Yaktılar, yıktılar diyor.

Biber gazı ile, şiddeti ile polisi öylesine savunuyor ki, demokrasi sınavından geçen polis deyimini bile kullanıyor.

Bağırıyor:

"Teröristler... Anarşistler... İsyancılar..."

AK Parti’nin grup salonu bir anda miting meydanına dönüyor, balkonlardan atılan sloganlarla:

"Vur vur inlesin,

Çapulcular dinlesin!"

Her seferinde yaptığı gibi, yüzde 50 oyuyla ‘milli irade’yi kendi  tekeline alıyor, kendisine karşı olanları da, ‘milli irade ve demokrasi’ karşıtı ilan edebiliyor.

“Halk evinde sabırla, itidalle bekledikten sonra Sincan’da, Kazlıçeşme’de meydana çıkınca ‘kaçacak delik arayanlar’dan" söz ediyor.

Üçüncü haftadır aynı şeyleri yazıyorum.

Tayyip Erdoğan’ın bu dili, bu söylemi akıl alır gibi değil.

Çünkü Türkiye’yi gerdikçe geriyor.

Türkiye’yi cepheleştiriyor.

Toplumu gün geçtikçe uçlara itiyor.

İstikrarsızlığa yatırım yapıyor.

Ve hiç kuşkusuz Türkiye’yi gerçekten istikrarsızlaştırmak isteyen güçlerin değirmenine su taşımaya devam ediyor.

Akılla, izanla bağdaşır bir durum değil bu.

Bir başka deyişle:

Erdoğan Türkiye’yi bölüyor!

Acaba bunun ne kadar farkında?

Erdoğan, anlaşılan, sadece kendi duymak istediği seslere kulak veriyor. Ya da yakın çevresi kendisine sadece onun duymak istediklerini söylüyor.

Oysa, yalnız kendi dünyasındaki evet efendimcileri değil, başkalarını da dinlese, Türkiye’nin nasıl hızla cepheleşmekte olduğunu görebilir. Bu kışkırtıcı dili ve söylemiyle toplumun bir kesimini nasıl bilediğini, nasıl öfkelendirdiğini belki anlayabilir.

Gidiş çok kötü!

Erdoğan öyle bir Türkiye’ye yatırım yapıyor ki, Allah korusun, bir tek kıvılcım ya da lanet olası bir provokasyon çok daha büyük ve kanlı toplumsal patlamalara yol açabilir.

Taner Akçam geçen gün T24’teki yazısında, “Türkiye ruhen bölünüyor, ortadan ikiye çatlıyor” dedi.

Sosyolog Nilüfer Göle birkaç gün önce T24’teki yazısında şöyle uyardı AK Parti iktidarını:

“Müslümanlar ve Cumhuriyet arasında onarıldığı düşünülen yara yeniden kaşınıyor. Hem de cumhuriyet sınıflarının yaralandığı, kırılganlaştığı, mağdur olduğu bir ortamda. Müslümanlara mazlum kimliği biçiliyor. Ötekilere terörist muamelesi reva görülüyor.

Birbirine yabancı iki Türkiye’nin en yakınlaştığı, aradaki duvarların kalktığı, seküler ve dini sınırların törpülendiği bir dönemde laiklik ve İslamcılık karşıtlığı yeniden gündeme oturtuluyor.

Birbirine karşı kuşku, derin güvensizlik bizi hızla bölünme, çatışma ortamına sürüklüyor. Eski Türkiye’nin refleksleri bumerang gibi gelip yüzümüze çarpıyor.”

Nilüfer Göle’nin bu uyarısına kulak verebilecek misiniz?..

‘Eski Türkiye’nin refleksleri bugün yeniden gelip yüzümüze çarpıyorsa, ‘Birbirine yabancı iki Türkiye’nin eski yaraları yeniden kaşınmaya başlıyorsa, söyleyin lütfen, bu kimin eseri?..

Evet, kimin eseri?..

Bu sorunun yanıtını Şahin Alpay dün Zaman’daki yazısında şöyle vermişti:

“Kendinizi aldatmayın. Yaşadığımız kriz ‘iç ve dış düşmanlar’ın değil, hiçbir gereği yokken toplumu geren, bölen, kutuplaştıran, kendisine destek verenleri dahi karşısına alan, ‘milli irade’yi kendisiyle özdeşleştirerek bütün gücü kendi elinde toplamaya kalkışan Başbakan Erdoğan’ın kendi eseri.

Milli irade yüzde 50’den ibaret değildir. ‘Milli irade’yi çoğunluğa indirgemek, çoğunluk tahakkümüne kapıyı açar. Oysa ihtiyacımız, farklı kesimlerin karşılıklı saygı içinde yaşamasını güven altına almak.”

Tayyip Erdoğan, izlediğim kadarıyla, sağduyuyu yansıtan bu uyarılara kulak verebilecek durumda gözükmüyor.

Ve kriz hali derinleşiyor.

Acaba, başta Cumhurbaşkanı Gül olmak üzere, AK Parti’nin bazı kurucu babaları, örneğin bir Bülent Arınç ve başkaları Tayyip Erdoğan’ı aklıselime davet edemezler mi? Etkili olamazlar mı Erdoğan üzerinde?

Bilemiyorum.

Yazımı noktalarken, ‘Gezi gözaltıları’nın hızlandığını, ‘Duran Adamlar’ın bile içeri alınarak sorgulandığını, bir ‘cadı avı’nın start almakta olduğunu televizyon haberlerinden öğrendim.

Yazık.

Ey Başbakan;

Türkiye’yi yangın yerine çevirmeye hakkınız yok.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.