Fuzûlî’nin 'Kürtçe' şiirleri

Fuzûlî'nin Kürtçe şiirleri gün yüzüne çıkarıldı. Kayıp şiirler, şair Selim Temo tarafından latin alfabesine çevrildi.

“Fuzûlî’nin Azeri de olsa Kürt de olsa Kürtçe bilmesi ve yazması şaşırtıcı değildir” diyen Temo “Kürtçe beyitler doğru ise, belki de Fuzûlî’yi klasik Kurmancî şiirinin -şimdilik- bilinen en eski ismi saymamız gerekecek” tespitinde bulundu.

Fuzûlî Kürtçe yazmışsa bile bu onun Kürt olduğu anlamına gelmediğini ifade eden Temo, “Burada Fuzûlî’nin Kürtlüğünü kanıtlamaya çalışmıyorum zaten. Dikkatimi daha çok çeken şey, Türkolojinin fosil isimlerinin Fuzûlî’nin Kürt olmadığını sayfalarca anlatmalarıdır. Bu beni kuşkulandırıyor işte. Bunlar bir şey saklıyorlar!” dedi.
 
Selim Temo’nun gazeteduvar'da yer alan Fuzuli’nin ‘Kürtçe’ şiirleri başlıklı yazısı şöyle:

Cemal Süreya, ömrü yetse, Fuzûlî’nin “Beng ü Bâde”sini günümüz Türkçesine çevirecekti. “Bu uzun şiir Kürtlerin ve Türklerin kucaklaşması olacaktır” demiş, Fuzûlî’yi “kardeşliğin” simgesi saymıştı. Peki ama neden başka bir şair değil de o? Pek çok kitap ve makalede Fuzûlî’nin Kürt olduğu ve “işte bunlar” denilip gösterilmese de Kürtçe şiirler yazdığı belirtiliyor. Acaba Cemal Süreya bunu biliyor muydu? Eski edebiyata vâkıf bir şair olarak bu şiirleri görmüş müydü?
 
Fuzûlî gibi büyük bir şairi sahiplenmek, bunun maddi temeli olmasa bile anlamlıdır elbette. Ancak pespaye bir ırkçılıkla dolu Türkolojinin tarihi, Kürtler ve Kürtçeye dair her şeyi örtmekle marufken “şayia”yı neden ciddiye almayalım? İhtiyat kaydıyla tabii. İki şeyden söz edeceğim, ihtiyata örnek olsun:
 
1. Yıllarca Nef’î’nin Kürtçe şiirleri olduğu söylendi. Bunu söyleyenler arasında bir zamanların cumhurbaşkanı adayı, şimdilerde MHP milletvekili olan Ekmeleddin İhsanoğlu da var. (http://www.dha.com.tr/kurtce-egitime-taraftarim_725057.html)
 
TEHSÎN ÎBRAHİM DOSKÎ’DEN İLK NÜSHALAR
 
Sonra Güney Kürdistanlı çalışkan bir âlim olan Tehsîn Îbrahîm Doskî bir nüsha buldu ve yayımladı. Bu metin, bilinen Nef’î’ye değil, Türkçe, Farsça, Goranî ve Soranî şiirler yazan Nefaî’ye aitti. Bilinmeyen bir isimdi. Çok da iyi oldu. Bir roman için bir fikir: 1960’larda “ne Kürt ne de Kürtçe vardır” demek zorunda kalıp eski Türk edebiyatında doktora yapan Siverekli bir genç, zamanın elyazmaları kütüphanesinde Nef’î sandığı Nefaî’nin metnini görür. Korkudan sapsarı kesilir. Teknolojik bir araç da yok ki kopyalasın! Hem kopyalasa devletten nasıl saklayacak? Bizim genç kütüphaneden yorgun dizlerle çıkar. Bir gün, politik bir Kürde Nef’î’nin Kürtçe şiirlerini gördüğünü söyler ve şayia yayılır! Bu, tabii, Nef’î’nin Kürtçe şiirlerinin olmadığı anlamına gelmez.
 
DEVLETTEN GİZLENEN EL YAZMALARI
 
2. Ankara’daki Milli Kütüphane’de bir Melayê Cizîrî divanı vardır ama kapağı Fuzulî’nin “Leylî vü Mecnûn”udur! Başka bir roman için başka bir fikir: (Belki de) Kürtçenin yasaklandığı dönemin Milli Eğitim bakanlarından olan Bedirxanî kökenli Hüseyin Vasıf Çınar, bütün elyazmaları devlet tarafından toplanırken, elindeki divanı gizleme gereği duydu, yok edilmesine içi el vermedi. Onu “Leylî vü Mecnûn”un kapağının içine saklayıp teslim etti. Hem bu nüsha öyle böyle bir nüsha değil. Teyar Paşayê Amedî’nin bilinen tek örneği olan kendi hattı (Söz konusu kütüphanenin amirleri nüshayı bulup yakmasınlar hemen, bir kopyasını çoktan aldım!). Belki biri o metni gördü, Fuzûlî’nin Kürtçe şiirler yazdığını sandı!
 
AZERİCE, KÜRTÇE AKRABALIĞI

 
1483’te doğan Fuzûlî’yi Azeri, dolayısıyla Türk sayan pek çok metin söz konusudur. Birkaç şey atlanır ama. İranî bir dil olan eski Azerice ile Kürtçe arasında sıkı bir ilişki var, akraba diller. Hem “ez” hem “min” vardır bu iki dilde. O “ez” dönüşüp “öz” olur, dilsel bir asimilasyon gerçekleşir. “Azer” (ateş) ise Kürtçeler içinde “adir-agir” (Zazakî-Kurmancî) halinde yaşar ya da tersi. İki toplum akrabadır, ama Azerice asimilasyon sonucu artık “Türkî” bir dildir. Dolayısıyla Fuzûlî’nin Azeri de olsa Kürt de olsa Kürtçe bilmesi ve yazması şaşırtıcı değildir. Alanla ilgili bütün kaynaklarda onun Arapça, Farsça ve Türkçe şiirler yazdığı belirtilir. Peki ya Kürtçe?
 
Kürt edebiyatının yazılı tarihiyle ilgili çalışmalarda genellikle 9. yüzyıl ve sonrasından kalan Goranî metinlerden söz edilir. Bu metinler 19. yüzyılda ya yazıya geçirilmiş ya da eski sayfalar “defter/tezkire” şeklinde düzenlenmiştir Gerçi daha eski tarihli “keşkul/tezkire”ler de var; Anwar Sultanî’nin 1998’de Londra’da yayımladığı, A. M. Mardoukhi’nin (1739-1797) “Keşkulî Şi’r-i Goranî Kurdî/Anthology of Gorani Kurdish Poetry”si gibi.
 
Sözü edilen şiirlerin hemen tamamı “halk şiiri” tarzındadır. Ama “klasik/divan” edebiyatı açısından bakıldığında bilinen en eski metin, Kemal Fuad’ın 1970 tarihli “Kurdische Handschriften” kitabında belirttiğine göre 14. yüzyılda Mele Perîşan tarafından yazılmış sofist bir mesnevidir. Ancak Kurmancî klasik şiiri için bildiğimiz en eski isim, Elî Herîrî’dir.
 
KAYIP DİVAN

Şeref-Xan, 1597 tarihli “Şerefname”sinde Mîr Yaqûbê Zerqî’nin de bir Kürtçe divanının olduğunu söyler. Halen bulunabilmiş bir divan değildir bu. Ama Herîrî ve Zerqî’nin 1500’lü yıllarda yaşadığını kabul edersek Fuzûlî ile yaşıt olduklarını görmemiz gerekecek. Hatta eğer aşağıda aktardığım kaynaklar ve Kürtçe beyitler doğru ise, belki de Fuzûlî’yi klasik Kurmancî şiirinin -şimdilik- bilinen en eski ismi saymamız gerekecek!
 
Elbette Fuzûlî Kürtçe yazmışsa bile bu onun Kürt olduğu anlamına gelmez. Burada Fuzûlî’nin Kürtlüğünü kanıtlamaya çalışmıyorum zaten. Dikkatimi daha çok çeken şey, Türkolojinin fosil isimlerinin Fuzûlî’nin Kürt olmadığını sayfalarca anlatmalarıdır. Bu beni kuşkulandırıyor işte. Bunlar bir şey saklıyorlar!
 
Türkçenin içinden gelip Kürtçe şiirler yazan bir buçuk isimden söz edebiliyoruz ki buçuğu Gelibolulu Âli’dir (1541-1600). 10 dilde yazdığı bir mülemmasında Kürtçe (Kurmancî) bir dize de vardır: “Kürd olan velvele ile bunı îrâd eyler / Dekojim te tu bizânî dirûvê min tu biyâr.” Bir ve tek isim ise İbrahim Halil Soğukoğlu’dur (1901-1952). Divanında 6 tane Kürtçe şiir vardır ama kendisi şairden çok istihbarat ajanı olarak bilinir. Çok karışık olan bu meseleye hiç girmeyeyim. Konsantre imanlı köşe yazarlarından bazıları Rojava’da mesele murat ettikleri çerçeveden çıkınca daha önce denenmiş ve işe yaramış “Soğukoğlu modeli”ni önerdiler bir ara demekle yetineyim!
 
KÜRT ŞAİRLERİ İÇİN FUZULÎ MÜSTESNASI
 
Klasik dönemde Osmanlı/Türk ve Kürt şairleri birbirlerini şairden saymazlar pek; nazireydi, tahmisti yazmazlar. Ama Kürt şairleri için Fuzûlî müstesnadır. Mesela Pertew Begê Hekarî’nin (1777-1841) bir şiiri, doğrudan doğruya Fuzûlî’nin bir şiirinin çevirisidir. Abdurrahman Adak’ın bir yazısındaki dikkatle ilk beyitlere bakalım: “Menüm tek hîç kim zâr ü perîşân olmasun yâ Rab / Esîr-i derd-i ışk u dâğ-ı hicrân olmasun yâ Rab” (Fuzûlî). “Wekî min qet kesek jar û perişan her nebit ya Reb / Esîr û derd(i)darê daxê hicran her nebit ya Reb” (Pertew Beg). O halde Kürt şairlerinin ona yönelik ilgisi sadece şairliğine mi? Üstelik Pertew Beg Sünni, Fuzûlî ise Şii.
 
Bilmem biliyor musunuz, İran’ın Kuzey Horasan eyaletinde 2 milyona yakın Kürt Alevi-Şii bir nüfus var. Büyük çoğunluğu Malatya, Sivas, Dersim, Erzurum, Ahlat vd. kökenlidir. Uzun mesele bu da, yakında çıkacak “Horasan Kürtleri: Tarih-Edebiyat” kitabımızda geniş bilgiler olacak. Şimdilik şu kadarını söyleyeyim: Bu toplumun Kelîmullah Tewahodî Kanîmal adlı bir kültürel lideri var. Kürtlerin 16. ve 17. yüzyılda anılan bölgelerden Horasan’a göçertilmesini 6 ciltlik kitabında ev ev, aşiret aşiret anlatır. Onun Kanîmal köyündeki bir tür etnografya müzesi olan evinin eşiğine yüz sürmek için gittiğimizde bir kitabını hediye etmişti ki bizi tekrar Fuzûlî bahsine döndürecek bilgileri işte oradan aktaracağım.
 
FUZULÎ’NİN  YOK EDİLEN ŞİİRLERİ
 
Yazarın “Hezâr ve Yek Şeb, Kurmancî, Xorâsân, Felsefe-i Şi’r ve Musîqî-i Kurmancî” adlı Farsça kitabında söz konusu eyaletin başkenti Bocnûrd’a bağlı Elîabad köyünde, Elî Rehmetî Qurdanlû’nun bulduğu bir elyazmasından söz ediliyor (Elî ağabey, eyaletin nüfus müdürlüğünü yürüten kıymetli bir kültür insanıdır aynı zamanda). Kanîmal, Fuzûlî’nin de Ehmedê Xanî ve Horasanlı büyük şair Cafer Qulî Zengelî gibi dört dilde şiirler yazdığını belirtir. Ona göre Fuzûlî’nin Kürtçe şiirleri yok edilmiştir. Aynı şekilde pek çok edebiyat tarihçisi onun Kürtlüğünü anmaz. Ancak A. E. Krimsky, onun Azerbaycan’daki bir Kürt aşiretine mensup olduğunu yazmaktadır. Kanîmal, Baba Merdox’un da benzer bilgiler aktardığını ekler.
 
Yazara göre eline geçen nüsha, defalarca istinsah (elle yazarak kopyalama) edilmesinden kaynaklı olarak okunmaz hale gelmiştir. Söz konusu nüsha Fransız kalemi ve siyah mürekkeple yazılmıştır. 489 beyitten oluşmaktadır. Bunların 320’si Türkçe, 162’si Kürtçedir (Kurmancî). Yazar geri kalan 7 beytin hangi dilde yazıldığını belirtmiyor. Bütün başlıkların Farsça olduğu nüshanın ilk 160 beytinin 149’u Kürtçe, 11’i ise Türkçedir. Yazara göre bu durum, nüshanın ilk halinde daha fazla Kürtçe beyitten söz etmeyi mümkün kılar. Zira Kürtçedeki farklı sekiz harfi bilmeyen müstensihler (nüshayı yeniden yazanlar), zor geldiği için Kürtçeyi görmezden gelip Farsça ve Türkçe beyitleri kopyalamışlardır. Her ne kadar güçlü bir iddia olmasa da böyle diyor yazar.
 
Gelelim Kürtçe beyitlere. Bu Kürtçe beyitlere bakıldığında Kurmancînin Behdînî ağzına yakın oldukları görülür. Horasan Kürtçesinde iyice karmaşıklaşan ergativite ve eril-dişil ayrımı dikkati çeker. Bu durum, onun Horasan Kurmancîsine çeviri olmadığını gösterir büyük ölçüde. Ancak “gep” (konuşma) ve “se/sa” (için, gibi, nedeniyle) sözcükleri onun Horasan Kurmancîsine “çeviri” olabileceğini düşündürür.
 
Diğer bir dikkat ise, Kanîmal’ın nüshayı matbu harflere aktarırken Soranîye uyarlanmış Arap alfabesi ile yazması ve bazı ifadeleri Horasan ağzına yaklaştırmasıdır. Mesela “li” eki “le” olur, “ji” ise “je” olur. Söz konusu metin bir Türkçe-Kürtçe Leyla ile Mecnun mesnevisidir. Aşağıda bir bölümünü Latin alfabesine çeviriyorum. Bazı bölümlerde Kürtçe ve Türkçe beyitler art arda gelmektedir.
 
Farsça başlıkları ise eklemiyorum (Metnin Farsçası için yardımlarını esirgemeyen Siyaveş Azeri ve Adnan Oktay’a çok teşekkür ederim).
 
Bu beyitler, söz konusu kitabın 153 ve 154. sayfalarından alınmıştır. Ayrıca buraya aldığımız beyitlerden biri Türkiye’de basılan bir nüshada şöyle görünüyor: “Elbette bir od ki düşdi câna / Âhir dutuşup çeker zebâne.” Geri kalan beyitler ise bu düzende değil, ama Türkiye nüshasında da “nüsha farkları”yla var; numaralarını gösterdim. Kürtçesinde ise birtakım vezin sorunları var, bunun çözümünü de daha iyi bilenlere bıraktım.
 
Yani bu şair kesinlikle Fuzûlî. Kürtçe beyitler ise derkenarda değil, metnin içinde. Bu, Kürtçe beyitleri yazanın da Fuzûlî olduğuna ilişkin güçlü bir kanıt. Bütün bunlara karşın belli bir ihtiyat kaydıyla bu metinlerin görülmesi ve tartışılmasını arzuluyorum. Belki bir gün birisi yeniden “Beng ü Bâde”yi hatırlamak ister, iktidara boyun eğmemiş büyük Fuzûlî’nin yankısı her iki dilde yeniden yankılanır, herkes kendi özgürlüğünü yaşar ve Adnan Oktay’ın deyimiyle “Fuzûlî’nin Kürtçe şiir güzeliyle vuslat gerçekleşir.”
 
FUZULÎ’NİN KÜRTÇE – TÜRKÇE LEYLÎ VÛ MECNÛN’DAN BEYİTLERİNDEN ÖRNEKLER
 
Ellah tu bike le min şefeqet
Ez bikem goftarê wî rewayet
 
Leylî ku le me kiteb guzer kir
Eşqî hewes le wê … şerer (okunamıyor)
 
Ew herdu le hev kirin nizare
Yekî çû Qemer, yekî çû Zohre
 
Eşqî dilê wan le wan eser kir
Dûrî felekê le wan xeber kir
 
Elbetde bir od düşende câna
Yanup dutuşur çeker zebâna (869)
 
Dilden dile düşdi bu fesâne
Fâş oldı bu mâcerâ cehâne (643)
 
Bir saf kız oturdı biri oğlan
Cem’ oldı behiştde hûr u gılman (560)
 
Kız nergiz-i mest ile füsûnsâz
Oğlane satende işve vü nâz (562)
 
Ol kızlar içinde bir perîzâd
Kız ile muhabbet itdi bünyâd (564)
 
Kays oni görüb helak buldı
… (okunamadı) O gussa vü derdnâk oldı (581)
 
FARSÇA BAŞLIK
 
Ew çere gepe dikir wekî tîr
Cem Leylîyî hat jinika pîr
 
Got: ew çi (munasibe?) li dîn e
Şîrê derende çi nîr çi mî ne
 
Rûnişt-i li cem degotî qîzê
Golçere nigar-i pir temîzê
 
Me do hod bîst ji felanî
Eşq li te bûye nûcewanî
 
Baqî te debînî, te dekojî
Xûynî te mîna piling dimijî
 
Wekî me negot li me weha kî
Dostan li me, duşmenan tu şa kî
 
Rehmet li te bî, te kar rind kir
Ferhad û Şîrîn karê te nekir
 
Baqî te debînî çunke naga
Serê te debirrî (ew) bê şekwa
 
Tu ar (û ?) namûsê xe nizanî
Tu be qiçik î û ne xizan î
 
Bişîn qedemî xe tu, mere der
Wellah ku debî, cuda je te ser
 
(Se çi rehm nakî li) dê xe ye pîr
Min xeyrî te kes tunîne desgîr

YAZIYI KAYNAĞINDAN OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.