12 Ekim 2011 Çarşamba 12:52
Doğan Akhanlı davasında karar

Doğan (Erdoğan) Akhanlı’nın 15 Haziran tarihinde yapılan duruşmasında, savcıdan beraat mütalaası bekleyen avukatları, müebbeden mahkumiyet istemesi karşısında şaşkınlığa uğramıştı.

Doğan Akhanlı, Türkiye’ye giriş yasağı konduğu için kendi savunmasını yapmak için bugünkü mahkemede hazır bulunamadı.

Beşiktaş 11.Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada avukatları savunmalarını yaptılar ve beraat talep ettiler. Akhanlı’nın avukatı Haydar Erol, müvekkilinin olaydan sonra mağdurlarla yüzleştirilmediği ancak 10 gün sonra fotoğraf üzerinden teşhis işlemi yaptırıldığını belirtti.

Bu teşhiste, mağdurların Akhanlı’nın soyguna katılan 3 kişiden biri olmadığını kesin olarak teşhis ettiklerini belirten Avukat Erol, polis tutanaklarında yanıltıcı tabirler kullanıldığını vurguladı. Akhanlı’nın suçlamayla kesinlikle ilgisi olmadığını kaydeden Erol, müvekkilinin beraatini istedi. İddianamede ve savcılık mütalaasında, sıkıyönetim dönemlerini aratmayacak şekilde davranıldığını ifade eden Avukat Ercan Kanar da, müvekkilinin beraatini istedi.

"KESİN DELİL YOK"

Davayı karara bağlayan Mahkeme Heyeti, sanık Erdoğan Akhanlı, hakkında anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan dava açıldığını hatırlattı. Oybirliği ile verilen kararda, sanık Akhanlı’nın atılı suçu işlediğine ilişkin mahkumiyetine yeter ve esas, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı vicdani kanaat oluşturur delil elde edilemediği belirtildi. Atılı suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığını belirten Mahkeme Heyeti, Akhanlı’nın beraatine karar verdi

Avukatları ise ‘delil yetersizliği’ değil, ‘delil yokluğundan’ beraat kararı beklediklerini ifade ettiler.

Beraat kararı davayı izleyen Akhanlı’nın avukatları ve yakınları tarafından sevinçle karşılandı.

NE OLMUŞTU?

Yazar ve İnsan Hakları Aktivisti Erdoğan Akhanlı’nın, 1989’da İstanbul Eminönü’nünde bir döviz bürosunun soyulması talimatını verdiği iddia ediliyordu. İddianamede Akhanlı’nın suç tarihinin 1989 yılı olması nedeniyle eski TCK kapsamında "Türkiye Cumhuriyeti Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men’e cebren teşebbüs etmek" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması isteniyordu.

Akhanlı, ölüm döşeğindeki babasını son kez görebilmek için geldiği Türkiye'de 10 Ağustos 2010’da tutuklanmış, 8 Aralık 2010’da da tahliye edilmişti. Bu sırada görmek için Türkiye'ye dönmeyi bile göze aldığı babası, o tutukluyken hayatını kaybetmişti.

İşte Akhanlı'nın Aralık 2010'da savunma bile yapmadan tahliye olduğu duruşmada avukatına okuttuğu mektup:

“Türkiye'ye gelişimin tek amacı olan babamı görme isteğim, savcının üzerime hoyratça boca ettiği ithamlar ve yargıçların keyfi kararlarıyla mutlak bir tarzda engellendi. Babamın 27.11.2010 tarihindeki vefatı, benim için tamiri mümkün olmayan bir kayıp, sözün bittiği bir an oldu. Herkesin bir miladı vardır. Tahliye, özgürlük, yurt gibi kavramlar milattan önceki anlamını yitirdi. Zamanında verilebilecek bir tahliye, sürgün günlerimin bitişi, Türkçe dili dışında kopmuş olduğum bu ülkeyle yeniden tanışmamda ilk adımı oluşturacaktı. Şimdi verilmesi muhtemel tahliye kararı, benim için bir özgürlükten ziyade, yeni ve son sürgünümün başlangıcı anlamını taşıyacak. Öteki olarak algılandığım ve acımasız bir reddedişle karşılaştığım bu ülkenin kendi yasalarını kötüye kullanan, ön yargılı, kibirli, vurdum duymaz savcılarına ve yargıçlarına söyleyecek sözüm yok artık. Davanın bütün aşamalarında mutlak bir suskunluğu seçiyorum.”

(Yararlanılan kaynak: Radikal) DEMOKRAT HABER

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderene aittir.