Dersim Avrupa Parlamentosu’ndaydı

BRÜKSEL - Avrupa Parlamentosu’nda bu yıl 4. Dersim konferansı düzenledi.

Soykırım ile yüzleşmenin hukuksal, siyasal ve tarihsel olarak ele alındığı konferansta, Türkiye’ye “soykırımla yüzleş” çağrısı yapılırken, günümüzde yaşananlar ile 1930’lu yıllarda yaşananlar arasında paralellikler kuruldu. Konferans’ta Dersim’e katliam öncesi yapılan yol ile bugün Erodoğan’ın sık sık dile getirdiği “duble yol” politikası arasında da benzerlik kurulması dikkat çekti.

Dersim katliamının bir soykırım olarak tanınması, bu katliamla yüzleşme ve uluslararası alana taşınması amacıyla Avrupa Parlamentosu’nda (AP) dördüncüsü yapılan konferansa yoğun bir ilgi gösterildi. “Dersim 38 gerçeği ile tarih, siyaset ve hukuk üçgeninde yüzleşme başlığı altında yapılan konferans, Avrupa Parlamentosu Sol Grup (GUE/NL), Demokratik Aleviler Federasyonu, Dersim'i Yeniden İnşa Cemiyeti ve Kurmeşliler Derneğinin ev sahipliğinde gerçekleşti.

Konferansta tarihçiler ve konunun hem ulusal hem de uluslararası boyuttaki uzmanları, tarihe ışık tutarken, gazeteci, siyasetçi ve yazarlar da güncel gelişmelere dikkat çekti. Konferansta özellikle tarihten günümüze taşınan “ortak terminolojilere” işaret edilerek, Abdulhamit dönemi, İttihatçılar ve Cumhuriyet döneminin ortak yanları anlatıldı.

KÖYLÜCE: GERÇEK BARIŞ İÇİN KATLİAMLA YÜZLEŞMEK GEREK

Konferansın açılışını yapan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Başkanı Ali Köylüce, İttihat Terakki’den itibaren hazırlanmış planlar çerçevesinde tamamen ortadan kaldırmayı amaçlayan bir devlet politikasının Dersim’de uygulandığını belirtti. Köylüce, “Gerçek barış için Türk yetkililerinin bu katliamı kabul etmesi gerektiğini” vurgularken, bunun gelecek nesillere aktarılacak insani bir sorumluluk olduğunu vurguladı.

“Gerçekle yüzleşmenin sağlanması için herkesin çabasını ortaklaştırması gerekiyor” diyen Köylüce, “Aksi halde tek kişilik yas, sessiz ve içimizi kemiren bir dertten öteye geçmeyecektir” şeklinde konuştu.

BİSKY: DİYALOG OLMAZSA BARIŞIN YOLU AÇILMAZ

AP’deki GUE/NL Grubu Başkanı Lothar Bisky, Türkiye parlamentosunda Dersim Katliamı’na onay verildiğini hatırlatarak, bu sorumluluğun bugüne kadar da kabul edilmediğini kaydetti. “Türkiye hükümeti halen de Dersim konusunda davranışını pek değiştirmedi” diyen Bisky, bugün de yaşanan askeri ve polisiye operasyonlara dikkat çekti.

Bisky, “Bir çözüm bulmak gerekiyor” diyerek, “Bir diyalog olmazsa barışın yolu açılmaz” vurgusunu yaptı. Kürt sorununu gündemde tutulması gerektiğini ifade eden Bisky, 12 Haziran genel seçimlerine de işaret ederek, Avrupa Parlamentosu’nun gözlemci göndereceğini söyledi. Bisky, BDP’nin desteklediği bağımsız adayların, bir önceki koltuk sayısının ikiye katlayacağını umduğunu da sözlerine ekledi. Kürt siyasetçilerine yönelik tutuklama ve gözaltılara da değinen Bisky, “Bu gerçekten bizi çok rahatız ediyor” diyerek, “Seçim zamanında da bastırmak için bütün yöntemlerin kullanıldığını görüyoruz” şeklinde konuştu.

Bisky son olarak, yeniden geçmişte yaşananlara işaret ederek, “Türkiye’nin AB’ye katılması gerektiğini düşünüyoruz ama bunun Kürt sorununun barışçıl bir şekilde çözülmesi ile ancak mümkün olduğunu düşünüyoruz (…) Türkiye’nin demokratikleşmesi bu ülkenin geçmişiyle yüzleşmesi ve hatalarını kabul etmesiyle mümkündür” dedi.

Marmara Üniversitesi’nden Prf. Dr. Nurşen Gürboğa, Abdülhamit dönemi, İttihatçılar ve Cumhuriyet dönemi arasındaki benzerlikleri anlattı. Bunları birbirine bağlayan “anahat” olarak değerlendirdiği Kürtlerle olan sorunlarını değerlendiren Gürboğa, Dersim katliamı için “Bunu sadece bir isyanın bastırılması olarak değerlendiremiyoruz” dedi.

KATLİAMDA KULLANILAN TERMİNOLOJİ

Bu bir isyan ise neden 37’de liderlik tasfiye edildikten sonra durmadığı ve 38’de daha geniş bir katliam yapıldığını soran Gürboğa, operasyonlar öncesi bilgi toplama faaliyetlerini de anlatarak Abdülhamit dönemi ile Cumhuriyet dönemi arasındaki bu benzerliğe işaret etti.

“Devletin hafızasında bölgeye ilişkin çok daha fazla bilgi var. Muazzam bir bellek var” diyen Gürboğa, bu bilgi ile yönetmek ve bu doğrultuda şekillendirmenin amaçlandığını söyledi. Askeri operasyonların mantığında ortak bir terminoloji kullanıldığını ifade eden Gürboğa, Abdülhamit’ten kalma “bölgenin kontrol dışı” oluşu, “isyankar” ve “vahşi” , “bir an önce modernleştirilmesi” gerektiği şeklindeki anlayışları hatırlattı. Abdülhamit, İttihat Terakki ve Cumhuriyet döneminde aynı terminolojilerin kullandığını belirten Gürboğa, “tipik bir oryantalist mantık” diyerek, bütün askeri ve siyasi operasyonların bir medeniyet projesine bağlanarak meşrulaştırıldığını kaydetti.

Konuşmasında ilginç bir noktaya da temas eden Gürboğa, “Modern devlet doğası gereği demokratik değildir” diyerek, modern devleti toplumların mücadelesinin demokratikleştirdiğini vurguladı. “Direnç gösteren kesimlerin tarihsel kazanımlarıdır modern devleti demokratikleştiren” diyen Gürboğa, Alevilere biçilen rolün maktül olduğuna da dikkat çekti. Alevilerin modern devletin arzu ettiği vatandaş tipine uymadığını belirtirken, yok etme planı ardındaki modern devlet anlayışını da şöyle özetledi: “Modern devlet ayrıca en düşük maliyetle en yüksek fayda sağlar.”

HÜR: ATATÜRK HER AŞAMADA YER ALDI

Tarihçi Ayşe Hür de devletin Dersim konusundaki kararının 1931’de net olduğunu gösteren raporlar olduğunu anlatarak, Dersim bölgesine yönelik Osmanlı’daki geleneğin Cumhuriyet dönemine aktarıldığını ifade etti. Dersim’in nasıl Tunceli’ye dönüştüğünü de anlatan Hür, isyanın lideri Seyit Rıza’nın nasıl otomobil farları ışığında yargılandığı, sahte tanıklar, yaş küçültme ve büyütme uygulamalarını dile getirdi.

Dersim’de yaşananlara ilişkin “iki olağan şüpheli”nin İsmet İnönü ve Celal Bayar olduğunu ifade eden Hür, her iki tarafın da Mustafa Kemal’i bu katliamdan ayrı tutmak için sözbirliği yaptığına dikkat çekti. Oysa “Mustafa Kemal sürecin her aşamasında yer aldı” diyen Hür, Sabiha Gökçen’in kutlandığını ve Dersim planları üzerinde bizzat Atatürk’ün çalıştığını söyledi. Hür, “Biz tek parti dönemini suçlayarak da kurtulamayız” diyerek sonuçta bütün cumhuriyeti elitleri ve kurucu babalarının yer aldığını kaydetti.

IŞIK: BU İNSANLIĞA KARŞI BİR SUÇTUR

Dersim’i Yeniden İnşa Cemiyeti’nden yazar Haydar Işık, Dersim’de neden katliam olduğunu anlatırken, “Türkiye devleti daima, büyük olayların gölgesinde katliamlar yapmıştır. Birinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde Ermeni halkı katledildi. İkinci Dünya Savaşı geldiğinde Avrupa’da Hitler faşizmi yükselince, faşistler Guernika’yı bombaladığında Türkler aynı tarih diliminde Sabiha Gökçen’i gönderiyor ve Dersim bombalanıyor” dedi.

Türk İslam ideolojisinin bugün de devam ettiğini ifade ederek asimilasyon ile bir çeşit kültürel soykırımın sürdüğünü belirten Işık, “Biz bu devlete bir kötülük yapmadık. Biz Türklerden ne fazla ne de onlardan az bir şey istiyoruz” dedi.

“Bize yardım edin, gerek Avrupa’da gerek Türkiye’de . Bu insanlığa karşı yapılan bir suçtur” diyen Işık, “Eğer Atatürk ve arkadaşları, bugün yaşasalardı bugün Lahey’de yargılanacaklardı” dedi. Haydar, “Bunlar 20. yüzyılın en büyük katliamcılarıdır” diyerek Atatürk’ü Türkiye’ye sembol yapmanın “Türklere en büyük hakaret” olduğunu söyledi.

ÇALIŞLAR: KÜRTLER KÜRT OLARAK YAŞAMAK İSTİYOR

Gazeteci Oral Çalışlar, Abdulhamit döneminden kalan Kürtlere ilişkin projenin son Kürt isyanı ile iflas ettiğini belirterek, “Geldiğimiz nokta ortada, Kürt Kürt olarak, Alevi Alevi olarak, dindar dindar olarak yaşamak istiyor” dedi. Türkiye’nin kültürel ve etnik çeşitliliği kabul edeceğini ya da parçalanma ile yüzyüze kalacağını vurgulayan Çalışlar, Kürt sorununun askeri olarak çözülemeyecek bir düzeye geldiğini söyledi ve “Siyasi olarak halletmek de evrensel haklar çerçevesinde yapılabilir” dedi.

Türkiye’nin geçmişiyle yüzleşmek zorunda olduğunu kaydeden Çalışlar, aynı şekilde Türkiye solunun da, toplumun çeşitli siyasi güçlerinin de tarihle yüzleşmesi gerektiğini söyledi.

NURAY MERT’DEN ÇARPICI BENZETME

Gazeteci Nuray Mert, “Atatürk’ü modern tarihin en büyük ve gaddar diktatörü olarak nitelendirilmesinin talihsiz” olduğunu söyleyerek, “Daha sahici, daha hakkaniyetli olmazsak bu yüzleşmeleri yapamayacağız” dedi.

Kürt sorununa yaklaşımda Avrupalıları da eleştiren Mert, medeni demokratik batı toplumu geçmişle yüzleşse de bugün benzer şeyler cereyan etmesine rağmen, bu kadar cılız seslerin çıkmasına tepki gösterdi. Mert, Batılıların yüzde 10 barajı ve KCK operasyonları konusunda fazla ses çıkarmadığını vurgulayarak, halen devam eden operasyonlarla Kürt siyasi hareketinin seçim çalışması yapamaz duruma getirildiğini belirtti.

“Kürt siyasal hareketi destabilize ediliyor” tepkisinde bulunan Mert, yaşanan tüm bu gelişmelere bakarak Dersim’in bugüne taşınması gerektiğini söyledi. Mert’in, özellikle Dersim katliamı öncesi imar ve yol yapım planlarına dikkat çekerek bugünkü Erdoğan’ın duble yol politikası arasında benzerlik kurması dikkat çekti. Mert bugün şiddetin daha göze batmayan şekilde, Heronlarla, teknolojik yöntemlerle sürdüğüne işaret etti. Mert, “Türkiye’nin demokratikleşme tarihi yazılırken, mevcut muhafazakar iktidara fazlasıyla değer ve pirim veriliyor. Ve bu tarih yazımını da etkiliyor” dedi.

Mert, bugünkü iktidarın Kürt meselesi konusundaki siyasetini anlamak için sağ muhafazakar anlayışın geçmişinin de anlaşılması gerektiğini belirtti.

ÇOBAN: ÇALIŞACAK KİMSE KALMADI

BDP Eşbaşkan Yardımcısı Hatice Çoban da geçmişte çocukların gaz odalarına koyulması ile bugün Kürt çocuklarına uygulanan şiddet arasında paralellik kurdu. Çoban, operasyonların ulaştığı boyutları anlatırken, partilerinde “çalışacak kimse kalmadı”ğı ifadesini kullandı. “Kiminle eşit şartlarda seçim kampanyası yapılabilir?” diye soran Çoban, ayrıca Dersim isyan liderlerine yapılanlar ile Diyarbakır’da KCK davasında yargılananlara reva görülenleri de birbirine benzetti. Çoban, ancak bugün “Kürtler düşünemez, yönetemez, okuyamaz” tezlerinin çürüdüğünü belirterek “Kürtleri Türkiye’de kendi kimliğiyle eşit vatandaşlar olarak yaşamak istiyorlar” dedi.

ANF

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.