Deniz Ülke Arıboğa'nın 'çözüm süreci' raporu

Akil İnsanlar Heyetlerinin Marmara Bölgesi grubu Başkanı Prof.Dr.Deniz Ülke Arıboğan sürece ilişkin kişisel raporunu yayınladı.

Çözüm sürecine ilişkin aktif görev alan akil insanlar heyeti çalışmalarını tamamladı. Heyet Başbakan Erdoğan'la şu sıralarda görüşüp ortak raporu paylaşırken heyet üyelerinden Prof.Dr Deniz Ülke Arıboğan ise kendi görüş ve gözlemlerinden oluşan 'Kişisel süreç raporunu' yayınladı.

İşte Arıboğan'ın o raporundan satır başları:

1- Akil heyet toplantıları sırasında Çözüm/Barış sürecine olumsuz tutum alanlarla olumlu tutum takınanların ortak yönü, referans noktası olarak başbakan Erdoğan’ı almalarıydı. Destekleyenlerin önemli bir kısmı projeyi başlatanın R.Tayyip Erdoğan olması nedeniyle destekçilerken, karşı çıkanlar da yine aynı nedenle karşı çıkmaktaydılar.

2- Barış sürecinin kanımca en kırılgan noktası Türkiye’nin, Cumhuriyet döneminden bu yana şekillenen sosyal ve siyasal yapılanmasına alternatif bir duruş önermesi. Süreç bir tarafın kazanıp, diğer tarafın kaybettiği bir çerçeve içerisinde topluma lanse ediliyor. Bu son derece tehlikeli bir durum, zira çoğunluğun kendisini mağdur hissetmesi saldırganlığı da teşvik edecek bir yeni dönem başlatabilir. Bu konu Türk kimliğinin korunması için bastırılan diğer tüm kimlikler (mesela Aleviler) için de aynı düzeyde risk taşıyan bir durum.

3- Heyet toplantıları boyunca gözlemledik ki, barış sürecine en fazla destek verenler, çatışma ortamından en fazla etkilenenler ve dolayısıyla savaş psikolojisini en derinden yaşayanlardı.

4- Kürt bölgelerinden gelen insanlardaki ağır travma son derece somut ve reel, buna karşın Türkiye’nin batısının yaklaşımı daha ziyade psikolojik ve sanal. Bir tarafta yaşanmışlıklar ağır basıyor, diğer tarafta yaşanabilirlikler.

5- Sorunun köken ve nedenlerine bakış konusunda da yaklaşım farkı bulunuyor. Kürtler, olanlardan ötürü Türkiye Cumhuriyeti devletine (TC diyorlar) karşı olumsuz duygular besler ve devleti suçlarken, Türkler ise PKK’yı ve Kürtçüleri suçluyor. Çatışma temelde arzulanan bir durum değil, aksine barışma konusunda genel bir eğilim var.

6- Batı bölgesinde PKK’nın verdiği ekonomik zararlardan da oldukça şikayet var. Terörle mücadeleye ayrılan bütçenin çocuklarının rızkından kesildiğini ve bu nedenle çatışmanın nedeni olan PKK’nın hem Türk ekonomisini hem de kendi iktisadi pozisyonlarını zedelediğini düşünüyorlar. Buna mukabil Kürtler ise kendilerini ekonomik olarak zayıflatan, zayıf tutan gücün Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendisi olduğuna ve eşitsiz gelişmenin cumhuriyetin başından bu yana sürdüğüne inanıyorlar.

7- Kürtlerin, (genellikle göç mağduru oldukları için de olabilir) en sıklıkla vurguladığı noktalardan birisi de köy baskınları ve yangınlar.

8- 30 yıllık çatışma gerçekten çok ağır tahribat yaratmış ve insanlar bir savaş psikolojisinde yaşadıklarını fark etmeden durumu kanıksamaya başlamışlar.

9- Toplumun bir kesimi uzunca bir zamandır herhangi bir seçim ya da referandum sürecinden zaferle çıkmayı başaramıyor. Kendisini muhalif olarak tanımlayan bir kesimde bunun yarattığı süregiden birkaybediş psikolojisi var. Toplumun bir kesiminin zafer algısı, projenin çöküşü ile ilintilendirilmiş durumda. Akil heyete yönelik tepkinin özünde de bu var. 

10- Çatışma ve barış sürecinin siyaset üzerinden değil, insani hikayeler üzerinden okunması karşılıklı empati duygusunu oldukça güçlendiren bir faktör. Heyetin yaptığı toplantılar sırasında özelikle Kürtlerin kendi hikayelerini anlatmaya başlaması ile birlikte sempati duygusunun arttığı net olarak gözlemlenebiliyor.

11- Barış sürecinin gelişiminde ve sekteye uğramadan yürümesinde medyanın rolü çok önemli. Akil heyet çalışmaları süresince ana akım medyanın sadece protestolara odaklanması ve yoğun katılımı göz ardı etmesi, heyetin çalışmalarını aksatan en önemli faktör oldu.

12- Siyasi partilerin sürece yaklaşımları konusunda çok büyük farklılıklar olduğu söylenemez. Türk kimliği ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yapısına dair endişeler BDP hariç tüm parti tabanlarında aynı ölçüde kaygı yaratabiliyor. BDP’de endişe yaratmamasının sebebinin “o endişelerin hayata geçmesinden duydukları memnuniyet değil, öyle bir endişeye mahal yok rahatlığının verdiği özgüvenden kaynaklandığını” düşünüyorum.

13- Akil heyetin oluşumuna, işlevlerine ve isminin seçimine yönelik eleştirilerin de oldukça olumsuz bir hava yarattığı söylenebilir. 2 ay boyunca toplantıların neredeyse yarısını Akil heyetin neden bir hainler grubu olmadığını, partiler üstü bir oluşum olduğunu ve birilerinin gizli emellerini hayata geçirme gibi bir misyonu olmadığını anlatmaya ayırmak durumunda kaldık.

14- Barış ve çözüm arayışları dünyadaki uygulamaları bakımından da hukuki ve siyasi içerikte gibi görünse de, özü itibariyle psikolojik süreçlerdir. Bu konuda doğru kavramların ve sembollerin kullanılması ya da kullanılmaması; merdivenin doğru basamağından tırmanılmaya başlanması; toplumsal tepkinin kontrol edilerek yol alınması ve süratin ona göre ayarlanması son derece önemlidir.

15- Post modern dünya bir semboller dünyasıdır. Kavramlar, isimler, olaylar sembolleşerek zihinlerdeki yerini almaktadır. Bu çerçevede Uludere/Roboski meselesi son dönemlerin en travmatik sembollerinden birisi olarak değerlendirilebilir.

16- Yanlış tartışmaların barış süreci ile ilişkilendirilecek biçimde gündeme sokulması önemli bir hatadır. Eyalet sistemi gibi, başkanlık sistemi gibi tartışmalar bu sürecin dışında konuşulması gereken konulardır.

17- Süreç olumlu gelişmekle birlikte hala sabotajlara ve geri adımlara açık bir yörüngede ilerlemektedir. Yeni Haburlar, yeni TC krizleri yaşanmaması adına, siyasilerin eylemlerini ve sözlerini kontrollü kullanması, sosyal medyada kuralsız ve kontrolsüz çıkışlardan kaçınılması, ayakta düşünülmeden verilen sözlü röportajlara rağbet edilmemesi ve karşı taraftan kaynaklanan olası kusur ve gaflarda sert çıkışlar yerine yumuşatıcı ve yapıcı tavırlar alınması sürecin sürdürülebilirliği için faydalı olabilir.

18- Ana akım medya kanallarında BDP’yi temsil eden isimlerin ılımlı isimlerin, karşı tarafın duyarlılıklarını da göz önünde bulunduran mesajları son derece pozitif etki yaratmaktadır.

19- Siyasi Parti liderlerinin Salı günleri Grup toplantılarında yaptığı konuşmalar toplumumuzun bütünü tarafından son derece olumsuz karşılanmaktadır.

AKİL HEYET TOPLANTILARINDAN DİĞER GÖZLEMLER

1- Toplumda etnik alandan çok daha ciddi bir kıpırdanma mezhepsel fay hattı üzerinden gelişmektedir. Dünya konjonktürünün de etkisiyle mezhepsel kimlikler ön plana çıkmakta ve kimi yanlış uygulama ve söylemler, bu konuda ciddi bir negatif enerji birikimine neden olmaktadır.

2- Toplumumuzun en önemli unsurlarından olan milyonlarca Alevinin incinmesine yol açan tavır ve söylemlerden kaçınılması, bir arada yaşayan ve yaşamaya devam etmek isteyen halkımızın bu konuda da bir bedel ödememesi adına son derece önemlidir. 3. Köprüye “Yavuz Sultan Selim” isminin verilmesi bir hatadır ve değiştirilmesi yerinde olabilir.

3- Kendisini Atatürkçü ya da Kemalist olarak tanımlayan bir kesimin de ciddi bir gerilim içerisinde olduğu ve kimliğini üzerine bina ettiği tüm yapı taşlarına yönelik bir saldırı altında olduğu hissiyle dolu olduğu gözlemlenebiliyor.

4- Akil Heyet toplantılarında gördük ki, kendisini modern olarak tanımlayan bir kesim (Barış süreci konusunda çekimser destek veriyorlar) kendisinin arzu etmediği bir yaşam formuna göre formatlanmaya çalışıldığı konusunda hassastır.

5- Kadınların başörtüsü ile kamuda istihdam edilememesi konusunda da Akil heyet toplantıları sırasında bazı taleplerin geldiğini gördük. Üniversitelerde bir çözüme kavuşmuş gibi görünen bu sorunun, kadınların üretken nüfusa, yani istihdam alanına katılımında bir engel teşkil ettiği ortadadır.

6- Roman vatandaşlarımızın hemen her toplantıda dile getirdikleri gibi ciddi bir ayrımcılığa maruz bırakıldıkları ve toplum tarafından da devlet tarafından da dışlandıkları görülmektedir.

7- Akil Heyet toplantılarımızın en çarpıcı başlıklarından bir tanesi de Gayri Müslimler dosyasının açılması olacaktır.

8- Kadınların toplumsal statüsünün de bir barış projesi içerisinde vurgulanması önemli olacaktır.

SONUÇ

Sonuçta bir Akil Heyet üyesi olarak yaptığımız toplantılardan edindiğim izlenim Türkiye’nin ciddi bir demokratikleşme hamlesine ihtiyaç duyduğudur. Devletin gücü yumruğunun sertliğinden değil, kucağının şefkatinden gelmelidir. Devlet mekanizmasının kendisini kollamak adına güvenlik tedbiri alma ve şiddete başvurma gereksinimi gücünü değil, zayıflığını gösterir. Bu çerçevede yeni anayasanın hayata geçirilmesi, tamamını değiştirmek mümkün olamıyorsa bile en azından belirli bir kısmının düzenlenmesi elzemdir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.