Darbecilerin ceza almasını Gençay Gürsoy mu engelledi?

Kadir Kaçan / Demokrat Haber

Demokrat Haber, Gençay Gürsoy’a, Mahir Kaynak’la ilgili iddiaları sordu. Bir yazıda özetle 9 Mart darbesinin ‘tek tanığı ve dayanağı’ olan Mahir Kaynak’ın aleyhine Gençay Gürsoy’un ifade vermesiyle darbecilerin aklandığı ima ediliyordu.

9 Mart 1971’de yapılması planlanan askeri darbe, içlerinde Mahir Kaynak’ın da olduğu Milli İstihbarat Teşkilatı mensuplarının durumu Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç ve 1. Ordu Komutanı Faik Türün'e haber vermesiyle akamete uğratılmıştı.

9 Mart darbe girişimine ilişkin bir yazıda Gencay Gürsoy’un darbecilerin ceza almasını sağlayacak MİT belgelerinin kaynağı olan Mahir Kaynak’ın aleyhine tanıklık yaptığı iddia ediliyordu.

“Mahkeme heyeti savcının ve MİT’in iddialarının yetersiz olduğuna kanaat getirdi ve sanıkların hepsinin beraatine karar verdi” denilerek de sanki Gencay Gürsoy 9 Mart darbecilerinin ceza almasını engellemiş gibi bir izlenim yaratılıyordu.

“TIBBİ KANAATLERİMİ AÇIKLADIM SADECE”

Gençay Gürsoy bu iddialar hakkındaki Demokrat Haber’in sorusunu şöyle yanıtladı:

Sözü edilen kişinin, “9 Mart cuntasının tek tanığı” olup olmadığını bilmiyorum. Söz konusu olan tanık benim 1971 öncesi Üniversite Asistanları Sendikası (ÜNAS) başkanı olduğum dönemde sendikanın üyesiydi. O sıralarda şimdi ayrıntılarına girmeyi etik olarak doğru bulmadığım bazı şikayetleri nedeniyle Çapa nöroloji kliniğine başvurmuştu. O dönemde kendisinin MİT’le ilişkisi doğal olarak bilinmiyordu. Bugün TV ekranlarında arada görüşlerine başvurulan o kişi, MİT ajanı olduğunun ortaya çıkmasından önce, ÜNAS ve benzeri sendikal örgütlerde en keskin devrimcilerden biri olarak faaliyet gösteriyor, toplantılarda yaptığı bazı konuşmaları, benim ve sendika yönetimindeki çoğu arkadaşın izlemekte olduğu sol siyasetin çok dışında telkinler içeriyordu.

Bahsettiğimiz 40 küsur yıllık konular olduğu için ayrıntılarını bugün anımsamıyorum ama zaman zaman sol siyasetin “elinde güç bulunduran” odaklarla işbirliği yapması gerektiği mealinde ifadeler kullanırdı. Bugün ne yazık ki o döneme tanıklık edebilecek pek az arkadaş kaldı. ÜNAS döneminde benden sonra ya da benden önce başkanlık yapan Bülent Tanör artık hayatta değil.

Sözünü ettiğimiz kişinin bu tür konuşmalarına tanık olan bazı başka arkadaşlar uzun yıllardır yurtdışında yaşıyor. Bu konuşmalara tanıklık eden ve kuşkulanan bizler, bu “tanığın” provokatif konuşmalarından, onun yakın ilişkide bulunduğu çevrelere bilgi vermeye ve uyarmaya çalıştıksa da bizi ciddiye alan olmadı.

İlhan Selçuk ve arkadaşlarının ağır işkence gördüğü ve idamla yargılandığı dava (Madanoğlu davası) esas olarak, Mahir Kaynak’ın, birlikte siyasi faaliyetlerde bulunduğu insanlara ait gizli ses kayıtlarına dayandırılıyordu. Bu kişinin Çapa’da nöropsikiyatrik muayeneden geçtiğini bilen İlhan Selçuk ve arkadaşlarının, mahkemeden benim tanık olarak dinlenmemi talep etmeleri üzerine, mahkeme kararı ile tanıklığıma başvuruldu. O sırada burslu olarak gittiğim Oslo’da üniversite hastanesinde çalışıyordum. İlhan Selçuk’la sadece dostluk ilişkim vardı, onun dışında siyasi olarak hiçbir ortaklığım olmadı. Ben Mehmet Ali Aybar ve arkadaşlarının yönettiği, birçok sol oluşumdan farklı olarak, darbecilikle yakından uzaktan ilişkisi olmayan birinci Türkiye İşçi Partisi üyesiydim ve o geleneğin taşıyıcısıydım, halen de taşıyıcısıyım. Tanıklık etmek üzere Türkiye’ye geldim ve vaktiyle bize başvurmuş olan o kişi hakkında geçirdiği rahatsızlıkla ilgili tıbbi kanaatlerimi açıkladım sadece.

“MADANOĞLU DAVASINDA BERAAT BÖYLE GELDİ”

Bildiğim ve anımsadığım kadarıyla davanın beraatla sonlanmasının asıl nedeni, sanıkların, başlangıçta işin içinde oldukları halde bir şekilde görevlerine devam eden bazı paşaların isimlerini açıklayacaklarını duyurmalarıydı. Nitekim Madanoğlu davasını yakından bilen Hasan Cemal de 25 Mart 2008 tarihli köşe yazısında bu gerçeğe dikkat çekiyor: “Çünkü, işin aslı "hukuk"la pek fazla ilgili değildi. Delillerde yetersizlik olabilirdi. Ama beraat konusunda işin aslı daha çok darbe hukuku ile ilgiliydi. Madanoğlu davası beraatle sonuçlanmak zorundaydı. Zira aksi halde, işin ucu ordunun en tepesine, örneğin Genelkurmay Başkanı Faruk Gürler Paşa’ya, Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur Paşa’ya kadar uzanacaktı. Bunu kimse göze alamadı. Madanoğlu davasında beraat kararı böyle geldi (25.03.2008, Milliyet).

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.