Cemil Bayık: Fethullahçılar BBP ile ilişki içinde

KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık, ANF’ye önemli değerlendirmelerde bulundu.

2011-2012’de Türk devleti ve PKK arasında tarihinin en büyük çatışmalarının yaşandığını söyleyen Bayık, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Hükümet’in zorlanmasını görerek büyük bir siyasal hamleyle 2013 yılına giriş yaptığını ifade etti.

Bayık, “2013 yılında bu siyasal hamlenin eğer doğru sahiplenilirse, doğru yol ve yöntemlerle yürütülürse Türk devletini ve AKP'yi çözüme mecbur edeceği düşünülmüştür” dedi.

Cemil Bayık istenilen hedeflerin tümüne ulaşılmasa da, görüşmelerin Öcalan ve Kürt Hareketi'nin muhatap alınması ve Türkiye'de Kürt sorununun çözümünün gerçekleşmesi yönündeki eğilimin yükselmesi açısından da önemli sonuçlar yarattığını belirtti.

“Bundan sonra geri çekilme olur mu” sorusuna ise Bayık, “Niye olmasın. Ama artık eskisi gibi olmaz. Ancak çözüm iradesi ortaya konulursa, bu konuda ciddi adımlar atılırsa o zaman gündeme gelebilir. Çünkü biz denedik, Önder Apo test etti; çözüm konusunda niyeti var mı, yok mu? Ama çözüm niyetinin, zihniyetinin olmadığı ortaya çıktı. Bu açıdan çözüm zihniyeti ve politikası olduğu ve atacağı adımlar netleşmeden artık kimse gerilladan geri çekilme beklememelidir” yanıtını verdi.

KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık, sürecin başında gerçekleşen Paris Katliamı’na ilişkin de önemli açıklamalar yaptı. “Katliamda paralel devletin esas rol oynaması en büyük olasılık” diyen Bayık katil zanlısı Ömer Güney’in bağlantılarına dikkat çekti.

Cemil Bayık'ın ANF'ye verdiği söyleşinin konuyla ilişkili kısımlarına dair çarpıcı açıklamaları şöyle:

"PARİS KATLİAMI’NDA PARALEL DEVLETİN ROLÜ BÜYÜK OLASILIK"

"Önder Apo çatışmasızlık yaratarak bir politik hamle yapıp mücadelenin ortaya çıkardığı koşulları Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümüne yöneltmek isterken Paris katliamının gerçekleşmesi bizim açımızdan gerçek anlamda şok edici olmuştur. Bu katliam Kürt Özgürlük Hareketi'nin yönetimini tasfiye etme kararının bir parçası olarak gerçekleşmiştir. Kürt Özgürlük Hareketine bir travma yaşatılmak istenmiştir.

Bu karar yeni alınmamıştır. Belki birkaç yıl önce alınmıştır. Çünkü uzun süreli takip ve sızdırma gerçekleşmiştir. Ancak anlaşılıyor ki Önder Apo'nun süreci başlatmasıyla birlikte bu karar durdurulmamıştır. Bu açıdan bu kararın alınmasında, sürdürülmesinde Türk devletinin, AKP hükümetinin de bilgisi vardır. Çünkü onlar da Kürt Özgürlük Hareketi'nin yönetimini tasfiye etmek istiyorlardı. Ama özellikle de Fetullahçı basın bu konuda daha çok değerlendirme yapıyordu. Bunun psikolojik ve siyasi ortamını yaratmaya çalışıyordu. Mehmet Baransu başta olmak üzere Taraf’ın yazarları bu konuyu sık sık gündeme getiriyorlardı. Anlaşılıyor ki önceden karar alınan böyle bir tasfiye harekatı ve bu yönlü planlamalar Önder Apo’nun başlatmak istediği hamleye rağmen durdurulmamıştır. Bu da Kürt sorununun çözümü konusunda farklı düşünen ya da tamamen Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etmede kararlı olan güçler, Önder Apo’nun bir politik hamle yaparak bu tür çevrelerin politikalarını boşa çıkarıp Kürt sorununun demokratik çözümünü dayatmasının önüne böyle geçmek istemişlerdir.

PKK yönetim kadrosunun tasfiye edilmesi hükümetin kararı olsa da, bu konudaki planlamadan haberi bulunsa da süreç başladıktan sonra böyle bir katliamın olması dikkat çekicidir. Bu konuda hükümetin ya da istihbarat örgütlerinin bilgisi olabilir. Ama Kürt Halk Önderinin başlattığı süreçten sonra bu olayın gerçekleşmesi bir gerçeği ortaya koymuştur; AKP hükümeti Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etmede Fetullahçıları ve onların polis ve yargı içindeki güçlerini kullanmaktadır. Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etme politika ve planlamaları içine Fetullahçıların merkezinde yer aldığı paralel devlet fazlasıyla girmiştir. Dolayısıyla bu katliamda da bunların esas rol oynaması en büyük olasılıktır. Fetullahçılar polis içinde güçlüdürler. Emniyet istihbaratı içinde etkili oldukları gibi, kendi bağımsız istihbarat birimleri de bulunmaktadır. Kürdistan'da MİT vardır, Emniyet İstihbaratı vardır, bir de bizzat fetullahçıların örgütlediği bir istihbarat çalışması vardır. Kürdistan'daki MİT örgütlenmeleri içinde de önemli bir yer tuttukları görülmektedir. Hareketimizin yönetiminin daha önce belirttiği gibi fetullahçıların Kürdistan'da ayrı bir istihbarat örgütlenmesi ve psikolojik savaş merkezinin bulunduğu konusunda belgeler vardır. Bir görünürde devlet olduğu, bir de görünür devletin yapamayacağı bazı şeyleri örgütleyen bir paralel yapının olduğu hareketimiz tarafından çok önceleri tespit edilmiştir. Merkezinde fetullahçıların olduğu paralel devlet Kürdistan'da etkili olduğu gibi, başta büyük şehirler olmak üzere Türkiye'de de etkilidirler. Zaten Önder Apo bir paralel devletin olduğunu sık sık vurgulamıştır. Bazı çevreler paralel devlet yoktur diyor, fakat bu bir gerçekliktir. Ama bu paralel devlet eski devletin yıkılması üzerinden devlet içinde örgütlenmeye başlamış, giderek paralel devlet olmaktan öteye çıkıp, devleti ele geçirip devletin derin devleti, hatta esası olmak istemektedir. Böyle değerlendirilirse durum daha iyi anlaşılabilir.

1980 ÖNCESİ MHP’NİN ROLÜNÜ BBP ALDI

Bu katliamı yapan kişinin izleri Fethullahçılarla ilişkili olabileceğini gösteriyor. Büyük Birlik Partisiyle organik ilişki içinde olduğu yönünde önemli belirtiler, hatta deliller vardır. Dikkat edilirse BBP ile fetullahçıların ilişkisi farklılaşmıştır. Aralarında derin bir ilişki vardır. 1980 öncesi devlet MHP’yi kullanırken, 12 Eylül’den sonra devlet içine yerleşip kendisini hegemonya yapmak isteyen paralel devlet de BBP’yi kullanmaya başlamıştır. Devlet içindeki polis ve yargıda fetullahçıların gücü vardır. Bunlar BBP’yle derin ilişki içindedirler. BBP’nin son yıllardaki kirli cinayetlerin arkasında olma gerçeği de bunu göstermektedir. Rahip Sandro’dan tutalım, Hrant Dink’e, Malatya’ya kadar birçok olayda Alperen ocaklarının parmağı olduğu düşünülmektedir.  Paris katliamını yapan kişinin de bu çevreden olduğu yönünde güçlü belirtiler vardır, bilgiler vardır."

ÖCALAN'IN 'İKİNCİ DERSİM KATLİAMI' BENZETMESİ

Devletin, hükümetin şimdiye kadar olan katliamları açıklama içine girmesi durumunda, bunun Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünde adım atma kararına vardığı anlamına geleceğini söyleyen Bayık, Öcalan'ın Paris Katliamı için yaptığı "ikinci Dersim katliamı" benzetmesini hatırlatarak, bu katliamın bütün PKK’yi tasfiye etmeye yönelik yapıldığını söyledi:

"Bir nevi PKK'nin kuruluşundan intikam alınmıştır. PKK'nin kurucularından başlayarak PKK'yi bitirme planının bir parçası olarak gerçekleşmiştir. Bu yönüyle bu katliamı biz hep ciddiye alacağız, hiçbir zaman unutmayacağız, kimse unutturamaz. Bu katliam açığa çıkmadığı müddetçe de Kürt sorununun çözümü, Türkiye'nin demokratikleşmesi konusunda ciddi yol alınamaz. Ancak Hakikatler açığa çıkarılarak Kürt sorununun çözümü, Türkiye'nin demokratikleşmesini sabote eden ve Türkiye'de hegemonik düzen kurmak isteyenlerin önüne geçilebilir."

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.