Celalettin Can: Savcının arkasında durulmalı

Türk yargısı, 12 Eylül darbesini yargılamak için ilk adımı attı. Darbecileri soruşturmak için savcı görevlendirildi. 12 Eylül 2010 referandumunun ertesi günü darbecilere karşı suç duyurusu yapan 78'liler Girişimi sözcüsü Celalettin Can, hükümetin, yargı faaliyetlerine destek olmasını istedi. Meclis'in de komisyon kurmasını önerdi.

12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumla darbecilerin yargılanmasını engelleyen 'geçici 15. madde' kaldırıldı. Bu gelişmenin ardından pek çok mağdur, savcılıkların yolunu tuttu. 13 Eylül günü Sultanahmet Savcılığı'na giderek suç duyurusunda bulunan bir isim de ihtilal döneminde 19 yıl cezaevinde kalan Celalettin Can idi. "78'liler Girişimi"nin sözcüsü de olan Can, 12 Eylül'ün yargılanmasına giden yolun Ergenekon davasıyla açıldığını düşünüyor. Ona göre, bu dava ile toplumda askerin dokunulmazlığı yönündeki sosyal ve psikolojik ortam çöktü.

İhtilalin ardından tutuklanarak cezaevine konulan Celalettin Can, 19 yılın ilk kısmını Elazığ, Selimiye, Sağmalcılar ve Sultanahmet cezaevlerinde geçirdi. 1999 yılında kaldığı Bursa Cezaevi'nden çıktıktan sonra da kendi kuşağının örgütlenmesi için çalışmalara başladı. Bu süreçte 78'liler Girişimi'ni kuran ve darbeciler hakkında 2002 yılından itibaren suç duyurularında bulunan Can, gelinen süreçten oldukça memnun. Darbenin üzerinden 31 yıl geçtikten sonra bir savcının çıkarak soruşturma başlattığını ifade eden Can, "Mademki bu savcı isimleri çağırıp ifadesini alacak, siyasî iktidar bu savcının arkasında durmalıdır. Bu korkunç güçleri, bu militarist güçleri bir savcı ile bir hâkimle baş başa bırakmayacaksınız." diyor. Can, işler ters gidince savcının Sarıkaya'nın durumuna düşmemesini istiyor.

Siyasi iradeye dikkat çeken Can, bunun yanı sıra konunun Meclis'e taşınmasını da istiyor. Ona göre, Meclis bünyesinde, '12 Eylül Gerçekleri Araştırma ve Adalet Komisyonu' kurulmalı, bu komisyon Kenan Evren'i çağırarak ifadesini almalı. Savcı Demir'in çalışmaları ile bu komisyonun çalışmaları paralel gitmeli. Can bu süreçte, 5 kişilik cunta başta olmak üzere, o dönemin komuta kademesi, ordu komutanları, komutan yardımcıları, askerî cezaevi müdürleri ve yardımcıları, dönemin emniyet müdürleri, siyasî şube müdürleri, valileri ve bazı ilçelerin kaymakamları ile üniversite rektörlerinin de sorgulanması gerektiğine dikkat çekiyor. Bunun bir savcının yapacağı iş olmadığını belirten Can, bir ekip kurulmasını ve ekibin de Meclis komisyonu ile birleştirilmesini istiyor. Can, ifadesi alınacak kişiler arasına kendisi gibi siyasî mahkumları da ekliyor.

80 öncesi yaşanan olaylar da incelenmeli

Celalettin Can, Savcı Murat Demir'in dile getirdiği 1980-1983 yılları arasındaki incelemenin ilk durağı olarak Diyarbakır Cezaevi'ni işaret ediyor. Hatta bu cezaevi için özel bir ekip oluşturulmasını isteyen Can, bunun yanı sıra Metris, Mamak, Elazığ ve Erzurum cezaevlerinin özel bir incelenmeye tabi tutulmasından yana. Bu dönemdeki tüm işkencelerin ve hak ihlallerinin masaya yatırılması isteyen Can, 80 öncesinde ise mercek altına alınabilecek olayları şöyle sıralıyor: 1 Mayıs 1977 Taksim katliamı, 16 Mart İstanbul Üniversitesi katliamı, Bahçelievler ve Balgat katliamları, Maraş ve Çorum olayları, üniversite hocaları ve demokrat emniyet müdürlerinin öldürülmesi, Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu ve Savcı Doğan Öz'ün öldürülmesi.

ZAMAN

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
mehmet ali temel 6 yıl önce

Türkiye,90 yıldır yaşanan hukuksuzluklarla yüzleşmediği sürece aklanamaz,namus borcunu ödeyemez.12 Eylül yüzleşmenin kırılma noktası olabilir.Özellikle 1980-1983 yılları arasında yaşananların sorgulanması ilk adım olmalı.
Kısacası,hukuksuzluklarla yüzleşmenin ve hesabının sorulmasının kapısı şimdilik aralanmalı ve de mutlaka bu kapı ardına dek açılmalıdır.Aksi taktirde Türkiye asla temize çıkamaz,insan haklarından söz etme hakkını kendinde bulamaz ve de gerçek anlamda barışı sağlayamaz.