Celal Başlangıç: Lice'yi yakıp yıkmak için devletin hep bir sebebi var!

Gazeteci Celal Başlangıç, Diyarbakır'ın Lice İlçesi'ndeki izlenimlerini yazdı.

Başlangıç, "Birkaç yılda bir yapılan "kenevir imha" operasyonu en fazla birkaç yüz asker ve birkaç tarım makinesiyle gerçekleştirildi. Tarlalardan sökülen kenevirler bir alanda toplanıp yakılırdı.

Şimdi ise uçaklarla, helikopterle, kimine göre 10, kimine göre 20 bin polis ve jandarma özel harekat  timleriyle yapılıyordu operasyon” ifadelerini kullandı.

Celal Başlangıç’ın Haberdar’da yayınlanan, Lice'yi yakıp yıkmak için devletin hep bir sebebi var!” başlıklı  şöyle:

Dağlardan yükselen dumanlar gökyüzündeki beyaz bulutlara doğru uzanıyordu.

Sanki sis inmiş gibi görünüyordu Lice'nin dağlarına.

İlçe merkezine yaklaştıkça çevresini kuşatan dumanlar yoğunlaştı.

Bu sefer nasıl bir Lice göreceğimize ilişkin merakımız artıyordu.

Aslında Diyarbakır'a doğru yola çıkarken hiç de Lice'ye gitmek gibi bir amacımız yoktu.

Özgür Gazeteciler Cemiyeti tarafından tutuklu gazetecilere dikkat çekmek amacıyla "Haber Alma Hakkıma Dokunma" sloganıyla Adliye binası önünde gerçekleştirilen "Tanıklık Günleri"ne katılmak amacıyla gelmiştik Diyarbakır'a.

Ancak Lice'den gelen haberler hiç de iç açıcı değildi.

"Dağlarımız, taşlarımız bombalanıyor, kente girişler ve çıkışlar yasaklandı, çevre köyler yasak bölge ilan edildi. Ormanlar yakılıyor, köyler tutuştu, tutuşacak. Telefonlar, internet kesiliyor. Lice merkezinde ve köylerinde katliam yapılması endişesini yaşıyoruz."

Havuz medyasından, biat etmiş merkez medyadan alınan haberlere göre Lice'de "büyük bir uyuşturucu operasyonu yapılıyor"du. "PKK'nin ektirdiği kenevirler imha ediliyor"du.

Ancak bu kez bir tuhaflık vardı.

Birkaç yılda bir yapılan "kenevir imha" operasyonu en fazla birkaç yüz asker ve birkaç tarım makinesiyle gerçekleştirildi. Tarlalardan sökülen kenevirler bir alanda toplanıp yakılırdı.

Şimdi ise uçaklarla, helikopterle, kimine göre 10, kimine göre 20 bin polis ve jandarma özel harekat  timleriyle yapılıyordu operasyon.

Yani alışılmışın bir hayli dışında, olağanüstü bir operasyon vardı Lice'de.

Gelen haberler üzerine, Özgür Gazeteciler Cemiyeti Eşbaşkanı Hakkı Boltan, Fatih Polat, Ayşe Yıldırım ve Mahmut Oral'la yola çıkmıştık Lice'ye doğru.

Bizim için Diyarbakır-Lice karayolu üzerindeki ilk kontrol noktası Mermer Karakolu, aynı zamanda ilçenin kapısı gibiydi. Yıllardır yaşanan olaylarda Lice'ye gitmek için yola çıktığımızda Mermer Karakolu'nu geçersek, Lice'nin kapısı açılmış demekti.

Ancak bu kez önünden geçtiğimiz Mermer Karakolu ıssızdı. Daha doğrusu PKK'nin 25 Mart'ta yaptığı bomba yüklü araçla saldırı sonrasında karakoldan geriye pek birşey kalmamıştı. Tahribatın büyüklüğü görülmesin diye örtülerle kapatılmıştı karakoldan arta kalanlar.

Ama yol boyunca çok sık kontrol noktaları vardı.

Kontrol noktalarının hiç birinde geçişimiz engellenmedi ve kimlikleri göstere göstere, bagajımız arana arama tahminimizden daha kolay vardık Lice'ye.

Lice de ıssızlaşmıştı. Sokaklarda çok az insan vardı.

Artık sokaklarına bakınca yaşanan olağanüstülüğün boyutunu anlayacak kadar çok gelip gitmiştik Lice'ye.

1990'lı yıllardan bu yana defalarca basılmıştı, yakılıp yıkılmıştı Lice. Bir gazeteci olarak bu sürece yakından tanıklık etmiştik.

Ancak Lice'nin bu yakılıp yıkılması elbette daha eskilere gidiyordu.

1925'teki Şeyh Said isyanına katılmıştı Lice. İsyanın karargahı olmuştu neredeyse.

İsyan kanlı biçimde bastırılır. En büyük zararı da Liceliler ve Lice görür. Yedi bine yakın Liceli öldürülür. 30'dan fazla köyü, binden fazla evi yakılıp yıkılır.

Türkiye Cumhuriyeti tarihine "Şeyh Said İsyanına katılma sabıkası"yla kaydedilen Lice hep baskının sivri ucunun yöneldiği yerleşimlerin başında gelmiştir.

Tarihe, 1978 yılında "PKK'nin kurulduğu yer" olarak geçerek "sabıkasını" daha da pekiştirmiştir.

Ama en ağır darbelerden biri 1993 yılında devlet tarafından vurulur Lice'ye.

LİCE'NİN KARA GÜNÜ: 22 EKİM 1993 VE SONRASI...

Büyük bir gürültüyle güne başlıyor Liceliler.

Toplar patlıyor, panzerler, otomatik silahlar, helikopterler koca bir ilçeyi tarıyorlar.

Tam anlamıyla bir cehenneme dönüşüyor Lice.

Tarih, 22 Ekim 1993.

Bilanço hayli ağır. Resmi rakamlara göre 18, halkın iddiasına göre 30'a yakın ölü, yüzlerce yaralı, 74 gözaltı... 400 ev ve 250 işyeri ya ağır hasar görüyor ya da tamamen yıkılıyor.

İlçe belediyesine ait tüm araçlar da yakılıyor.

Neden sonra anlaşılıyor Lice'nin yakılıp yıkılmasının, bir katliam yapılmasının "görünür"deki nedeni.

O gün sabah ilçeye gelen Diyarbakır İl Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, Lice Tugay Komutanlığı bahçesinde Kanas marka bir suikast silahıyla vurularak öldürülmüştü.

Güvenlik güçlerine göre, generale ilçe içersindeki bir evden ateş açılmıştır.

O günü yaşayanlardan Fahriye Bulut anlatıyor.

"Saat dokuz sıralarıydı. Aniden silah, top sesleri gelmeye başladı. Ne olduğunu anlayamadan kendimizi yere attık. Sesler kulakları sağır ediyordu. Bu sırada mermiler evin içine kadar geliyordu. Sürüne sürüne alt kattaki ahıra girdik. Ahırda kazılmış sığınaklar vardı. Hayvanları dışarı çıkartıp biz girdik oraya. Korkudan bir mum bile yakamadık. Sabah 'imdat' sesleri geliyordu dışarıdan. Daha sonra beş altı asker geldi. Ellerinde büyük silahlar vardı. Hepimizi dışarı çıkarttılar. İki askerin elinde ağzı geniş, lüle şeklinde bir silah vardı. Mermi yerine ateş çıkartıyorlardı. Gözümüzün önünde o silahla evi ateşe verdiler. Dükkanları sırayla yaktılar. Bizi dışarı çıkardıklarında evin önünde iki erkek cesedi var. Ayrıca cadde üzerinde cesetler vardı. Bu cesetleri daha sonra ilçede dolaşarak ceset toplayan traktöre atıyorlardı. O gün Lice'yi duman sarmıştı. Caddeler boş kovanlarla dolmuştu. İlçeden ayrılmamıza izin vermiyorlardı. Altı gün mahsur kaldık."

Resmi açıklamalara göre Bahtiyar Aydın'ı PKK'liler vurmuştu, evleri ve işyerlerini de PKK'liler yakmıştı. Diyarbakır Valisi İbrahim Şahin "İçerde bazı kamu binaları ile evler PKK'lıların açtığı ateş sonucu hasar gördü" diyordu.

İlan edilen sokağa çıkma yasağının süreceğini söylüyordu Olağanüstü Hal Bölge Valisi Ünal Erkan:

"Şehirde arama yapıldı. Terörist evlerin tesbit edildiğine dair bilgi var. Sokağa çıkma yasağı ihtiyaç olduğu sürece devam edecek. Olaydan sonra yakın kırsal tepelerde ve şehir içinde güvenlik kuvvetleri ve halka dönük atışlar yapılıyor. Durum akşam üzeri normale döndü. Vatandaşlarda can kaybı olup olmadığı ve zarar tesbiti yapılıyor. Yiyecek ihtiyaçları giderilmeye çalışılıyor."

Aynı gün PKK, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın'a yapılan suikasti üstlenmediğini açıklıyordu. ARGK Ana Karargah Komutanı Cemil Bayık'a göre PKK Lice'ye saldırmamıştı. Bayık'ın iddiasına göre general devlet tarafından öldürülmüştü.

O günler Lice'nin kapıları tüm dünyaya kapatılmıştı. Ne dönemin Başbakanı Tansu Çiller girebilmişti Lice'ye ne de CHP Genel Başkanı Deniz Baykal.

Bu olaydan yaklaşık bir yıl sonra, 4 Ağustos 1994'te yine "çatışma" bahanesiyle 108 ev, iki kahvehane, bir dükkan yakıldı Lice'de. Ölümler oldu.

Tam 16 gün sonra, 20 Ağustos 1994'te 15 ev, 10 işyeri ile bir cami tümüyle yakıldı Lice'de.

İki yıl sonra da, 1996'da bu kez tüm ilçe halkına çok ağır bir "korucu olma" baskısı yapıldı. Zaten üç yıl önceki saldırıdan sonra üç yıl boyunca özellikle gazetecilerin girmeleri yasaklanan Lice'nin kapıları yine sıkı sıkıya kapatılmıştı tüm dünyaya.

İlçenin erkekleri zorla komando taburuna götürülmüş, ellerine silah verilip korucu olmaları için "ikna" edilmeye çalışılıyordu. Ancak ellerine verdikleri "kaleş"lerin mermisi yoktu.

Zar zor girmiştik kadınların, çocukların tabur önünde kocalarını, babalarını bekledikleri ilçeye.

 Büyük bir isyan vardı Lice'de. Direnişleri sonunda bu hoyrat devlet olma anlayışını dize getirmişti Liceliler. Koruculuğu reddetmişlerdi.

 Son üç yıl içersinde üç kez yakılıp yıkılan, zorla koruculaştırma baskısı yaşayan Lice'nin köylerinden yarısından fazlası boşalmıştı. Merkezde 10 bin dolayında kalan nüfus da bu süreçte üç binlere kadar düşmüştü.

 Lice'nin defalarca yakılıp yıkılmasıyla, halkın katledilmesiyle, hatta Türk ordusunun bir generalinin  öldürülmesiyle ilgili ciddi hiçbir soruşturma yapmadı devlet.

 2001'de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde açılan davada devletin sorumluluğunu kabul etmesiyle gidilen "dostane çözüm" çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti "yaşam hakkını ihlal"den Liceliler'e 4,1 trilyon lira tazminata mahkum oldu. (Korku Tapınağı/Celal Başlangıç/ İletişim Yayınları, 2001)

 Lice katliamından 20 yıl sonra, zaman aşımından bir gün önce, 22 Ekim 2013'te Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı bir iddianame hazırlayarak, ikisi subay tüm sorumlular hakkında dava açılmasını sağlıyor.

İddianamede yer alan bir cümle belki de karşı karşıya olduğumuz "devlet olma anlayışı"nın bugüne kadar uzanan durumuna suçüstü yapıyor:

 "Resmi tutanaklarda PKK'nın ilçeye saldırısı nedeniyle bu sonucun meydana geldiği yazılmıştır. Olay günü PKK'nın Lice'ye saldırdığına ve Tuğgeneral Bahtiyar Aydın'ı öldürdüğüne dair bir delil elde edilememiştir."

 BUGÜN DE LİCE HALA YANIYOR

 2015'in Ağustos'unda gitmiştik Lice'ye en son. Aradan neredeyse 10 ay geçmiş. İlçe merkezinde sokağa çıkma yasağı yoktu ama yine de bomboş denecek kadar ıssızdı ilçenin çarşısı.

 Yaklaşık beş gün önce "Bayrak 14" adı verilen bir operasyon başlatılmıştı. Operasyon bölgesi Lice, Kocaköy, Hazro ve Hani ilçelerinin kırsalındaki 39 köye yayılmıştı. 22'si Lice'ye bağlı olan köylerde sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti. Köylerden dışarı çıkmaları yasaktı Licelilerin ama üç köy de boşaltılmıştı.

 DBP ilçe binasında toplanmıştı DBP'liler. Elinde sokağa çıkma yasağı ilan edilen ve boşaltılan köylerin Türkçe ve Kürtçe adlarıyla bir liste yapmıştı HDP Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp.

F-16 uçakları ve Skorsky helikopterden açılan ateş sonucu ormanlık alanların yanmaya başladığını, yangınların köylere yaklaştığını, yangını söndürmeye çalışan köylülerin askerler tarafından engellendiğini anlatıyor Yiğitalp.

 Sonunda Lice Kaymakamı'nı aramış, yanma tehlikesiyle karşı karşıya olan köylere itfaiye göndermesini istemiş. Yiğitalp'in aktardığına göre "Güvenlik bölgesi olduğu için itfaiye gönderemem" karşılığını veren Kaymakama sorumluluğunu hatırlatmış:

 "Orada siviller var, müdahale etmezseniz sivil halk ölürse sorumlu sizsiniz."

 HDP Kayapınar Eşbaşkanı Abbas Ercan'ın da yaşanılanlara itirazı var:

 "Batı burada uyuşturucu operasyonu var sanıyor ama aslında göçertme planı bu. Evet uyuşturucu ekilmiş ama o uyuşturucular ekilirken kimse görmedi mi, yıllardır ekimine neden izin verildi. Uyuşturucuya biz de karşıyız. Burada bir tugay var. O tugay da mı görmedi  uyuşturucu ekildiğini. Şimdi gelmiş 'uyuşturucu imha ediyoruz' diyorlar. Savaş uçaklarıyla bomba atarak mı imha edilir? Gerekli araçlarla girer, söker, imha edersin. 17-20 bin arası asker ve polisle uyuşturucu operasyonu mu olur? Ayrıca uyuşturucu tarlalarının olduğu yerleri bile değil, yerleşim alanlarına yakın yerleri bombalıyorlar. Lice bir katliam tehlikesiyle karşı karşıya."

 Parti binasında toplanan Liceliler daha önce de uyuşturucu operasyonları yapıldığını anlatıyorlar:

 "Mesela Ekim 2013'te çözüm süreci devam ederken yine 'dev operasyon' diye lanse etmişlerdi. Sadece 500 civarında güvenlik görevlisiyle yapıldı bu operasyon. Hiçbir yer bombalanmadı. Tek bir silah atılmadı. 23 ton esrara el konuldu. Bu operasyon o günkü gazetelerde 'rekor kırıldı, Türkiye tarihinin en yüksek rakamı' başlığıyla verildi. Sorumlular hakkında yasal işlem yapıldı. Ama köylüler bundan hiçbir zarar görmedi. Şimdi tarım da hayvancılık da bitiriliyor. Köylüler tarlalarına bile gidemiyor, ölümle tehdit ediliyorlar."

 Lice'de HDP ve DBP bileşenleri kamuoyunun dikkatini çekmek için bir basın açıklaması yapıyordu o gün:

"Yapılan askeri yığınaklardan dolayı Lice, Kulp, Kocaköy ve Hani merkezleri ve köyleri adeta kapalı cezaevine dönüştürülmüştür. Lice'ye giriş ve çıkaşta yapılan aramalar hayatı durdurma noktasına getirmiştir. Yaşanan bombardıman sonucundan dolayı köylerde yaşayan sivil halkımızın can ve mal güvenliği kalmamaktadır. Sivil halka yapılan bu baskı sindirmeye dönük olduğunu ve 1990'larda olduğu gibi göçertme politikasıyla baş başayız."

2016 Haziran'ının Lice'sinde bugün yaşananlar bunlar.

Bırakın 1925'leri, 1990'lardan bu yana Lice ağır baskı altında. Eline fırsat geçtikçe Lice'yi yakıp yıkan bir devlet olma anlayışıyla karşı karşıyayız.

1990'larda Lice'nin kırsalında PKK'li gerillalar var mıydı? Evet vardı.

O günden bu yana uygulanan politikaların sonucu neyi getirdi biliyor musunuz; Lice'nin kırsalında bugün daha çok PKK'li var!

Devletin her dönemde Lice'yi yakıp yıkmak için hep bir sebebi olmuş.

Ama devlet yakıp yıktıkça  Lice'nin kırsalındaki PKK'lilerin sayısı da, Licelilerin özgürlük talebi de, örgütlülüğü de, direnişi de artmış.

"Eski Türkiye"de "ayağına sıkan" devlet olma biçimi, AKP'nin "Yeni Türkiye"sinde "kafasına sıkan" devlete dönüşmüş!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.