22 Kasım 2017 Çarşamba 16:52
Büyükada davasında Taner Kılıç'ın tutukluluğuna devam talebi

11 hak savunucusunun yargılandığı Büyükada davasının 2. duruşmasında Taner Kılıç, Nejat Taştan ve Şeyhmus Özbekli'nin savunmalarının ardından savcı mütalaasını verdi. Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Taner Kılıç'ın tutukluluğunun devamı talep edildi.

Tutuklandıktan 113 gün sonra görülen ilk duruşmada serbest bırakılan Günal Kurşun, İlknur Üstün, İdil Eser, Nalan Erkem, Özlem Dalkıran, Veli Acu , Şeyhmus Özbekli ve Nejat Taştan duruşmaya katıldı.

Cansu Pişkin'in Evrensel'de yer alan haberine göre, Peter Steudtner ve Ali Garawi 26 Ekim’de Türkiye’den ayrılmıştı.

İzmir Şakran Cezaevinde tutuklu bulunan Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Taner Kılıç ise duruşmaya SEGBİS ile katıldı.

‘İLAN EDİLMEYEN HER TOPLANTI YASA DIŞI DEĞİLDİR’

Duruşma, Haziran 2017’den bu yana “Örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklu yargılanan Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Taner Kılıç’ın savunması ile başladı.

Büyükada’daki toplantıya ilişkin savunma yapan Kılıç, sivil toplum kuruluşları içerisinde bu tarz toplantıların sık sık gerçekleştiğine ve bu toplantıların 1 yıl öncesinden organize edildiğini söyledi.

Sivil toplum kuruluşları ve insan hakları örgütlerinin eğitim, istişare, rapor belirleme amacıyla bu tarz toplantıları yaptıklarının altını çizen Kılıç, önceden veya sonradan ilan edilmeyen yüzlerce toplantının da yapıldığını ve Dernekler Mevzuatının bunu öngördüğünü belirterek, Büyükada dosyasının Dernekler Mevzuatına göre hazırlanmadığını söyledi. Kılıç, “Her ilan edilmeyen toplantı yasa dışı değildir”dedi.

Büyükada’dadaki eğitim toplantısından Nisan 2017’den beri haberinin olduğunu ifade eden Kılıç, Büyükada iddianamesinin hak savunucularını kriminalize edici ve itibarsızlaştırmaya dönük olduğunu söyledi.

‘BYLOCK KULLANMADIĞIM RAPORLA ORTAYA ÇIKMIŞTIR’

Kılıç, tutuklanmasından 30 gün sonra gerçekleşen toplantı ile illiyet bağı kurulmaya çalışılmasının düşündürücü olduğunu belirterek, “Derneğin yönetiminden olan İdil Eser ile yönetim kurulu başkanı olarak benim iletişimde bulunmamızdan daha doğal bir şey olamaz” dedi. Hakkındaki “örgüt üyeliği” iddialarına ilişkin de savunma yapan Kılıç, “Hakkımda hazırlanan iddianamede üyelik olarak iki husus öne çıkıyor:

ByLock kullanmak ve Bank Asya hesabı. Bylock kullanmadığım raporlarla ortaya çıkmıştır. Bank Asya’ya para yatırmadığım, para çektiğim de ortaya çıkmıştır. Yıllardır aynı telefonu ve mail adresini kullanıyorum. Oysa örgüt üyeleri sık sık numaralarını ve hesaplarını değiştirir.

Çalıştığım derneklerin FETÖ ile bir ilişkisi olmamıştır. İfadem sırasında kız kardeşimin eşinin bir dönem Zaman gazetesinde çalışmış olduğunu söylemem iddianamede ve basında suç unsuru olarak gösterilmiştir. Ne yapmam bekleniyordu?  27 yıl önce evlenen kızkardeşime ‘bu kişiyle sakın evlenme 26 yıl sonra örgüt üyesi çıkabilir’ demem mi bekleniyordu? Masumiyet karinesi çerçevesinde henüz yargılanmamış bir kişinin bu şekilde lanse edilmesi ve benim örgütle bağlantım olduğunun iddia edilmesi yanlıştır” dedi. ByLock kullandığı yönündeki iddiaların ve tespitlerin doğru olmadığını söyleyen Kılıç, tutuklanmasının ardından avukatlarının savcılık izniyle telefon incelemesinin yapılması için yeminli bilirkişilik yapan Koray Peksayar’dan rapor istediğini anlattı.

Kılıç, Koray Peksayar’ın hazırladığı raporda telefonunda ByLock kurulduğuna ya da kurulup kaldırıldığına dair hiçbir ize rastlanmadığının tespit edildiğini aktardı. Kılıç, ByLock raporunu hazırlayan Koray Peksayar’ın mahkeme huzurunda dinlenmesini talep etti.

‘8 KİŞİLİK KOĞUŞTA 24 KİŞİ KALIYORUZ’

8 kişinin kalması gereken koğuşta 24 adli suçluyla kaldığını belirten Kılıç mahkemeden, mağduriyetine son verilmesini istedi. Kılıç, Bank Asya hesabı kullandığı yönündeki suçlamayla ilgili de, “Hesap hareketlerime bakıldığında 2 Ocak 2014’te paramın tamamını çekerek hesabımı kapattım yeni bir hesap da açmadım. Gerekli görüldüğü taktirde Bankacılık alanında yetkili bir kişiden rapor alınmasını talep ediyorum” dedi.

Büyükada gözaltılarından sonra İzmir Cumhuriyet Savcılığı’nca ifadesine başvurulan Kılıç, ifadesi alınırken savcının toplantının yönlendiricisi olarak kendisini  düşündüğünü söylemediğini ifade etti. Kılıç, “Savcı, ‘toplantıdan haberiniz var mı’ diye sordu ben de var dedim. Tanık mı, sanık mı olarak ifade verdiğim bana söylenmedi” dedi. Kılıç, pişman olmasını gerektiren bir durum olmadığından etkin pişmanlık yasasında yararlanmak istemediğini kaydetti. 

TAŞTAN: BU İDDİANAME, MEDYA İDDİANAMESİDİR

Kılıç’ın ardından Eşit Haklar İçin İzleme Derneği’nden Nejat Taştan’ın savunmasına geçildi. Taştan savunmasına, “Hak mücadelesi verdiğimiz için yargılanan ilk insanlar değiliz, muhtemelen son da olmayacağız.

Hatta hak mücadelesi yürüttüğü için faili meçhul cinayetlere kurban giden arkadaşlarımız da oldu” sözleriyle başladı. Savcılık makamının soruşturma evresinde lehe olabilecek hiçbir unsuru dosyaya eklemediğini söyleyen Taştan, gizlilik gerekçesiyle avukatlarına ve kendilerine dosyaya ilişkin bilgi verilmezken medyada çıkan haberlere tepki göstererek, “Düzmece, popülist polisiye haberler çıkmasına rağmen savcı bu hususta bir işlem yapmamıştır. Sonuçta bu iddianame, bir medya iddianamesidir. Masumiyet karinemiz ihlal edilmiştir savcılık makamınca. Yöneltilen suçlamalar ve gösterilen deliller arasında bir illiyet bağı bulunmamaktadır” dedi. 

‘HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA AYKIRI’

İddianameyi hazırlayan Can Tuncay’ın sık sık “hayatın olağan akışına aykırı” cümlesine vurgu yaptığını anımsatan Taştan, “Savcılık makamı bu olağan akışı bizim davranışlarımız meselesinde kullanmıştır. Ancak hepimizi bir araya gelmemiş 3 ayrı örgüte üye olmakla suçlayabilmiştir. Savcılık makamı veri güvenliğini konuşacağımızı toplantıyı neden açık yapmadığımızı sormuştur.

Veri güvenliği ile ilgili toplantıyı açık yapmamız hayatın olağan akışına aykırıdır. Çünkü hak örgütlerine iletilen başvuru ve verilerin paylaşılmasında başvurucuları korumak için gizlilik içeren hususlar olabilir. Başvurucuyu korumak durumundayız” diye konuştu. İddianamede telefonunda ByLock kullanan bir kişi ile görüşmesinin suç unsuru sayıldığını hatırlatan Taştan, “Söz konusu telefon bana değil ayrıldığım eski eşime aittir ve üzerimde yakalanmamıştır. 20 yıldır kullandığım telefon gözaltı süresinde üzerimde bulunuyordu” dedi. 

‘AVUKATIMA PARA GÖNDERSEM SUÇLU MU SAYILACAK’ 

MASAK raporlarındaki para alışverişine ilişkin iddiaları da çürüten Taştan, “Işıl Demirakın arkadaşım ve görev yaptığım dernekte çalılıyor kendisi yeminli tercümandır hakkında kesinleşmiş mahkeme kararı yok. Naciye Demir’e de yöneltilen bir suçlama yok fakat ona gönderdiğim 700 TL suç unsuru sayıldı. Gözaltına alındığım andan itibaren Naciye Demir yanımdaydı şimdi ona para yatırırsam bu dosyada yargılandığım için o da suçlu mu bulunacak” diye sordu. 

‘AVUKATLIK TARİHİ HAK MÜCADELESİNDE GEÇER’

Hak İnisiyatifi’nden Şeyhmus Özbekli, 3 aya yakın süredir Diyarbakır Barosu’nda aktif olarak avukatlık görevi yürüttüğünü belirterek, “Diyarbakır Barosu kurulduğu günden bu yana hak ihlallerini takip eden yüz akı bir kurumdur. Toplantı esnasında strese sokan konuları çizin denildi. İlk kez uçağa binmemden dolayı bir uçak, asansör fobim olduğundan bir asansör ve kestirdiğim kıvırcık saçlarımı çizdim.

Gizli denilen toplantıya stajyer avukat olmamdan kaynaklı baroda sorumlum olan avukata toplantıya geleceğimi ve izin vermesini rica etmiştim. Gerek görünürse dinlenebilir. Instagram hesabımdan da bisiklet sürdüğüm fotoğrafı paylaşmıştım. Dakika dakika arkadaşlarımla mesajlaşıp toplantı için İstanbul’da olduğumu yazdım. İddianamede Gezi eylemlerini organize ettiğim iddia ediliyor.

İstanbul’a 15 yıldan sonra gelen bir insan olarak Gezi Parkı eylemlerini nasıl organize edebilirim? Parkın yerini bilmezken, birinci Gezi Parkı nedir bilmeyen bir insan ikinci Gezi Parkı eylemini nasıl organize edebilir? Mesleğe yeni başlamış bir avukatım avukatların tarihi insan hakları mücadelesiyle geçer toplantıya tek katılma amacım insan haklarıydı. Hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum. Hukuka dair gördüğüm derslerden insan hakları teorisinden etkilendim ve bu alanda çalışmaya başladım. Yapılan yalan haberlerden dolayı annem 7 defa 16’ya 24 tansiyonla hastaneye kaldırıldı. Beraatimi talep ediyorum” dedi. 

SAVCI MÜTALAASINI VERDİ

Savunmaların ardından duruşma savcısı Selahattin Kanbur mütalaasını verdi. Mütalaasında Taner Kılıç’ın tutukluluğunun devamını istedi. Mütalaadan sonra söz alan avukatlar, müvekkilleri hakkındaki adli kontrol şartının kaldırılmasını ve duruşmalardan vareste tutulmasını istedi.

Saat 16.30 itibarıyla mahkeme yarım saat ara verdi.

NE OLMUŞTU?

5 Temmuz 2017'de Büyükada'da travma/stresle baş etmek ve veri güvenliği üzerine yaptıkları atölye çalışması sırasında gözaltına alınan alınan 11 hak savunucusu 13 gün gözaltında tutulmuştu. Gözaltından sonra çıkarıldıkları mahkemece 8 hak savunucusu tutuklanırken 2’si serbest bırakılmıştı. Hak savunucuları hakkında hazırlanan iddianameye 6 Haziran 2017'de gözaltına alınan ve halen tutuklu bulunan Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Taner Kılıç da eklenmişti.

Taner Kılıç, diğer 10 sanıktan farklı olarak "silahlı terör örgütüne üye olma" suçlamasıyla yargılanan tek isim. Hak savunucuları, “Gezi Parkı olayları benzeri şiddet içeren ve toplumda kaos oluşturacak olaylar” planlamakla suçlanıyor.

Son Güncelleme: 23.11.2017 10:02
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Yorumlardan doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderene aittir.