Bu Gezi'de neler gördük, neler öğrendik?

 Mesut Onatlı / Demokrat Haber

Gezi Parkı’nı koruma ile başlayan eylemlerin genel bir kalkışmaya dönüşmesinin temel nedeninin iktidarın “ben yaptım oldu” tutumuna yönelik tavır olduğunu gördük.

Bu eylemlerde genel anlamda üç katılım grubunun olduğunu gördük. Eylemleri başlatan ve şu anda da hala gezi parkında olan çevreciler, anarşistler, lgbtt bireyler, feministler, kimi anti-kapitalistlerin içinde bulunduğu “özgürlükçü” gruplar. Şu an genelde meydanda ve istiklalde bulunan “sol fraksiyonlar.” Ve genel anlamda Taksim’den çekilip eylemleri semtlerde ve mahallelerde cumhuriyet savunusuna dönüştüren “cumhuriyetçi kesimler.”

İlk gruptakilerin sayılarının ve saygınlıklarının arttığını, onlara yönelik olumsuz eleştirilerin azaldığını ve takdir toplandıklarını gördük. Oluşturdukları forumlarla, kütüphaneyle, yiyecek içecek açık büfeleriyle, çöplerini toplama vd. ile gezi parkını bir komüne dönüştürdüklerini gördük.

“Marjinal” denilen ikinci gruptaki “sol fraksiyonların” hakikaten marjinal olduklarını gördük. Yine kendilerini göstermeye çalıştıklarını, değişen dünyayı, içinde bulundukları toplumu okumaktan uzak olduklarını, slogan ve pankartlar itibariyle çok arkaik kaldıklarını gördük. Ciddi anlamda yenilenmeye ihtiyaçları olduklarını gördük.

“z kuşağı” denilen yeni nesil gençliğin özgürlüklerine düşkün olduğunu ve aslında onları sokağa döken asıl sebebin kendi hayat tarzlarına yönelik iktidarın müdahalesi olduğunu gördük.

Bu gençliği ikiye ayırmak mümkün. Sayıca daha az olan bir grup “anarşizan” bir tutum içerisinde. Mizahla arası iyi. Az da olsa okuyan, sosyal medyayı iyi kullanan, yukarda bahsi geçen “özgürlükçü” gruba dahil edilebilecek bir gençlik.

Sayıca daha fazla olan ikinci grup gençliğin ise okumayla arası kötü, teknoloji ve futbol ile iyi. Bunlar da dilediklerince yaşamak istiyorlar fakat bu gruptakiler ne söylenildiği gibi gerçek anlamda özgürlükçü ne de politik. Şöyle ki bu gençlerin kendileri gibi olanlarla sorunları yok. Kimse onlara karışmasın istiyorlar ama onlar başkasına her an karışabiliyorlar. Örneğin hala türbanlılara, Kürtçe konuşanlara, Ermenilere, eşcinsellere alerjileri ciddi boyutlarda. Politik olma durumları ise söylenildiği gibi “biz apolitik diyorduk bakın nasıl da politiklermiş” boyutunda değil. Belki de tam da apolitik oldukları için sokağa döküldüler. Bir şey onlara dokunduğu için döküldüler. Hala başkası için bir şey yapacak bilince sahip değiller. Okumaları ve politik olma seviyeleri “Atatürk bizi kurtardı”nın ötesinde değil. O yüzden sığındıkları sembollerin Atatürk, bayrak ve marşlar olduğunu gördük.

Üçüncü gruptaki cumhuriyetçilerin meseleyi kendileri için “ambulansın arkasından giden kurnaz taksici” edasıyla ölüm kalım savaşına dönüştürdüklerini ve tekrar iktidar olabilmek için tüm güçleriyle yüklendiklerini gördük. Eylemlerin diğer semt ve şehirlere bu nedenle yayıldığını gördük.

Liberal denilen kesimlerin her an taraf değiştirebileceklerini gördük. Eylem öncesine kadar bariz bir şekilde iktidar tarafında olan ve hatta iktidarın bu denli otoriterleşmesinde ciddi anlamda payı olan liberal çevrelerin eylemlerle beraber iktidar karşıtı bir pozisyon aldıklarını gördük. Yine “ortada” bir yerde duran kişilerin böylesi durumlarda ibrenin döndüğü tarafa meylettiklerini gördük.

Kürtlerin kararsız kaldıklarını gördük. İktidara karşı durmak isterken müzakere sürecinin sekteye uğrayabileceğinden ve eylemlerin cumhuriyetçi renge bürünmesinden kaygılandıklarını bu nedenle eylemlere “ekoloji ve özgürlükler için evet ama cumhuriyetçi bir kalkışma için hayır” tavrıyla kısmi bir katılım gösterdiklerini gördük.

Alevilerin bu eylemlere yoğun bir katılım gösterdiklerini gördük. Alevi Kürtlerin ise Kürtlük hassasiyetlerini kaybettiklerini ve onların da hiç kaygılanmadan eylemlere cumhuriyetçi bir perspektifle katıldıklarını gördük.

Kimi Müslüman grupların genel muhafazakar kitlelerden zihnen ve fiziken koptuklarını gördük.

Hem sendikaların hem de sol örgütlerin kitlelere öncülük yapacak güçten uzak olduklarını ancak kitleleri takip edebildiklerini gördük.

Küfrün kimi ağızlarda sakız olduğunu, mizahın da küfürden kurtulamadığını gördük. O.Ç, ibne, piç ve amk’ın temel küfürler olduğunu gördük.

Kadın hassasiyetinin yüksek olduğunu gördük. Hem eylemlere yoğun bir şekilde katıldıklarını hem de erkeklere nazaran daha olgun hareket ettiklerini, erkeklerin yazdıkları küfürleri sildiklerini gördük.

Basının genel anlamda kimin basını olduğunu gördük.

Velhasıl çok şey gördük, çok şey öğrendik… anlayana derslerle dolu bir Gezi oldu.











Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.